Etiket: Turgut Özal

  • Özal’ın ölümü, çözüldükçe kördüğüm oluyor

    Laboratuvar sonuçları kayıp, Özal aynı anda iki acil serviste görünüyor, ölmeden önce ‘öldü’ anonsu yapılıyor.

     

    Sekizinci Cumhurbaşkanı Turgut Özal‘ın ölümüyle ilgili Ankara TMK. 10. maddesiyle Yetkili Cumhuriyet Başsavcı vekilliğinin talimatıyla naaşından alınan numuneleri inceleyen Adli Tıp Kurumu‘nun 21.11.2012’de hazırladığı raporda, Özal’ın ölümüne ilişkin Hacettepe Hastanesi‘nde yapılan eksikliklere dikkat çekildi. Gözden kaçan detaylara gazeteniz Türkiye ulaştı. Rapora göre; Özal’ın ölümüne dair hastane kayıtlarının akıbeti belli değil. İhmal, eksiklik ve hatalar raporda şöyle özetlendi…> Özal’a ilk müdahalenin intörn olarak ifade edilen tıp fakültesinin 5 ve 6.sınıf öğrencilerinden oluşan bir ekip tarafından yapıldığı tespit edilmiştir.

     

     
    >  Özal’ın vefat ettiği saat 14.30’da açıklanmasına rağmen alınan beyanlarda saat 11.15-11.30’da radyolarda ölüm haberinin duyulduğu ifade edilmiştir.

     

     
    >  Özal’ın Hacettepe Hastanesi büyük acil servisine getirildiği anda tespit edilen sağlık durumunda olan bir kişinin (tansiyon ve nabzın alınmaması, solunumunun olmaması vb.) Cumhurbaşkanı olması bir yana kim olursa olsun acil serviste bir saati aşkın süre bekletilmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu anlaşılmaktadır.
    >  İnceleme sırasında görevi başında vefat eden 1. Cumhurbaşkanı M. Kemal Atatürk ve 4. Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in ölümüne müteakip yapılan tahnit işleminde, hangi müdahalelerin kullanıldığı ve kimler tarafından yapıldığına dair tutanak düzenlendiği görülmüştür. Özal’a ölü muayene ve otopsi işlemlerinin şüpheli ölümlerde ölen kişinin ailesinin istediğine bağlı olmadan yasa gereği yapılması gereken adli bir olgu olduğu da aşikardır.
    >  Özal’a ait kan örneklerinin laboratuvarda ne şekilde teslim alındığı, teslim alınan kan örneğinin hangi tetkiklerinin ne amaçla, ne zaman çalışıldığı ve ne tür sonuçlara ulaşıldığı, çıkan sonucun talep birime\doktora iletilip iletilmediği, iletilmiş ise de ne şekilde iletildiği, hasta dosyasında bulunmadığı anlaşılan ve laboratuar teknisyeni Hatice Güngör’ün beyanına göre yaklaşık 8 sayfa olduğu belirtilen sonuçların akıbetinin ne olduğunun tespit edilebilmesi eldeki bilgi ve belgeler ışığında mümkün olmamıştır.

     

    GÖZDEN KAÇAN DETAYLARA TÜRKİYE ULAŞTI

    Hastane süreci bilmece gibi

    Özal’ın hangi hastanenin acil servisine hangi saat aralıklarında gittiği tam bir muamma.  

    Adli Tıp Kurumu’nun raporunda Turgut Özal’ın ölümüne dair hastane kayıtları çelişkili. Raporda bu durum şöyle vurgulanıyor: “Özal’ın Hacettepe Hastanesi büyük acil servisine giriş saatinin 11.15 olarak kayıtlı olduğu görülmüştür. Söz konusu hasta dosyasında yer alan 17.4.1993 tarihli, el yazısı ile ‘Turgut Özal’ yazan kan gazı sonuç çıktısında ise saatin 10.50 olduğu tespit edilmiştir. Bilgisine başvurulan kişiler beyanlarında, aracın Köşk’ten GATA’ya hareket saatini 10.00 ila 11.00, Hacettepe Hastanesi’ne varışın 10.17 ila 11.15 aralığında farklı saatler olarak ifade edilmiştir.” Özal’a acil servislerde hangi sağlık görevlilerinin işlem yaptığı da tam bir bilmece. Evraklarda Özal’a müdahalede bulunan hiçbir sağlık görevlisinin ismi geçmiyor. Raporda bu konu için de, “Özal’a acil serviste yapılan ilk tıbbi müdahalelerde hangi işlemin kim ya da kimler tarafından yapıldığına dair kayıt olmadığından bu yöndeki beyanlarda tutarsızlık görülmektedir” denildi.

  • Ahmet Özal Turgut Özal’ı zehirleyenleri işaret etti

    Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal’n oğlu Ahmet Özal babasının şüpheli ölümüne ilişkin yeni açıklamalarda bulundu.

     

     

    8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın şüpheli ölümüne ilişkin yürütülen soruşturma sonucunda önemli bulgulara ulaşılıp dava açıldı. Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın oğlu Ahmet Özal, Eylül ayında ilk duruşması yapılacak olan dava öncesi Cihan Haber Ajansı’na çarpıcı açıklamalarda bulundu. Ahmet Özal, babasının ölümünden sonra bile, Özal ailesi üzerindeki operasyonun devam ettiğini dile getirdi.

     

     

     

    Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın oğlu Ahmet Özal, sadece babasının ölümünün değil, Mumcu, Kahveci, Eşref Bitlis Paşa’yı ortadan kaldıranların aynı el olduğunu iddia etti.

     

     

     

    Ahmet Özal, “19 sene boyunca bu olayı kimse ciddiye almadı. 1999 yılında milletvekili olduğumda babamın ölümünün araştırılması için Meclis Araştırma Komisyonu’nun kurulması için önerge verdim. ‘Sadece babamın olayı değil, 93 yılı incelensin’ demiştim. Hala 93 yılının incelenmesi gerektiğini söylüyorum. Uğur Mumcu, Adnan Kahveci, Eşref Bitlis Paşa ve babamın ölümü faili meçhul olarak tarihe geçti. CHP’lilere ‘Uğur Mumcu sizin sevdiğiniz bir insandır ilgilenin’ dedim oralı olmadılar. Cumhuriyet gazetesi bunu haber bile yapmadı. Kendi yazarlarıydı oysaki. Gerisini siz düşünün.

     

     

     

    Türkiye’de bu kadar yıldır televizyonlarda bağıra bağıra konuşuyorum. Uğur Mumcu’nun adını sayıklayarak başlıyorum, fakat Türkiye’deki sol düşünce yapısında olan insanlardan en küçük bir destek görmedim. Bu cinayetlerin hepsi aynı elden yapılmıştır. Babamınki ile Uğur Mumcu farklı değil. Hatta Ahmet Taner Kışlalı, Çetin Emeç, Bahriye Üçok’a kadar bunların hepsi aynı kalemden çıkmıştır.” ifadelerini kullandı.

     

     

     

    ‘TURGUT ÖZAL’I RESİMDEN ÇIKARTARAK HER TÜRLÜ OYUNU OYNADILAR’

    1993 yılında siyasette dizaynı yapıldığını söyleyen eski milletvekili Ahmet Özal, babasının öldürülmesinin en büyük sebebinin Kürt meselesini çözmek istemesi olduğunu belirtti. Ahmet Özal, şu ifadeleri kullandı: “Turgut Özal’ın öldürülmesinin en büyük nedenlerden biri Kürt meselesidir. Babam siyasete dönmüş olsaydı Kürt meselesi bitmiş olacaktı. AB süreci de bu kadar uzamazdı. Belki de şu an birliğin içindeydik. Yan nedenleri de Orta Asya’da Türk devletlerinin birleştirilmesi projesi vardı. Türk devletleri birliği…

     

     

     

    Babamın ölümüyle o dönem fırsatı kaçırdı Türkiye. Ayrıca müthiş bir siyaset dizaynı yapıldı 1993’de. Düşünün, Özal’ı öldürmemiş olsalardı, Süleyman Demirel cumhurbaşkanı, Tansu Çiller’de başbakan olamayacaktı. Dolayısıyla 28 Şubat süreci yaşanmayacaktı. Babamın ölümünden sonra da operasyon aile üzerinde devam etti. Aile olarak siyasetten uzak durmamızı sağladılar. ‘Turgut Özal’dan kurtulduk, bir de oğlu başımıza çıkmasın’ dediler. Çünkü arkanda kitle taşıyabilme ihtimalinden korktular. Turgut Özal’ın resimden çıkartılmasıyla her türlü oyunu oynadılar. Bu oyun 2002’ye kadar sürdü. AK Parti de bu oyunu bozdu. Merkez sağ liderleri partilerini çökertti.”

     

     

     

    ’88 SUİKASTINI KİMLER YAPTIYSA, BABAMI ZEHİRLEYENLER DE ONLAR’

    Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın öldürülmesinin arkasında uluslar arası bir gücün olmadığını söyleyen Ahmet Özal, 88 yılındaki suikastın arkasındakilerin bu işi organize ettiğini savundu. Ahmet Özal’ın tespiti şöyle: “Turgut Özal’ın ölümünün uluslar arası bir operasyon olduğunu düşünmüyorum. Dış mihraklar lafına pek inanmıyorum. Bu iş içerden yapıldı. Dış mihraklar diyerek bu anlamda komplo teorisi aramak paranoyakça.

     

     

     

    Türkiye o kadar zayıf bir ülke değil. Babamın ölümü ile ilgili mesele incelenirken, bağlantılar, 88 suikastı ile birleşecek. O suikastın arkasında çıkanlar 2-3 sene sonra bunu yaptılar zaten. Babama birkaç suikast girişimi oldu. Dolayısıyla hem suikast hem de ölümüyle ilgili gerek kozmik odalarda, gerek devletin arşivlerinde, zamanında yapılmış bütün araştırmalar var. Bunlar zamanla ortaya çıkacak.”

     

     

     

    ‘OTOPSİ HEYETİNDE SEVİL ATASOY’UN OLMASINI İSTEDİM AMA KABUL ETTİREMEDİM’

    Adli Tıp Kurumu’nun feth-i kabir işlemi ve sonrasındaki otopsi heyetinde Prof. Dr. Sevil Atasoy’un olmasını istediğini ama kabul ettiremediğini söyleyen Ahmet Özal, ‘tansiyon ilacından öldürüldü’ tespitinin çok önemli olduğunu dile getirdi. Ahmet Özal, “Gerek feth-i kabir gerekse otopsi sırasında Sevil Atasoy’un heyetin içinde yer almasını istedim. Fakat bunu kabul ettiremedim. Niye istemediler açıkçası çok merak ediyorum. Sayın Atasoy’un heyete girmesi lazımdı bence. Aslında yabancı adli tıpçıların da olmasını istedim. Fakat isteğim kabul edilmedi.

     

     

     

    Rusya, Avrupa, Amerika’da bu işin gerçekten uzmanlarını getirtmek istedim. Bu isteğim de kabul görmedi. Ama raporda bir yığın hataların yapıldığı ortaya çıktı. Ayrıca Sevil Atasoy’un ‘tansiyon ilacıyla öldürüldü’ tespiti çok önemli. Eğer sen birini öldürmek istiyorsan ve arkanda iz bırakmak istemiyorsan ne yaparsın? Tansiyon ilacı buna çok güzel bir örnek. Tansiyon ilacını fazla fazla verirsin ve adamı zehirleyerek öldürürsün. Ama ilginç olan Adli Tıp Kurumu bunu nasıl gözden kaçırıyor? Akıl alır gibi değil.” ifadelerini kullandı.

     

     

     

    ‘ADLİ TIPTA BU İŞİ ENGELLEMEYE ÇALIŞTILAR’

    Turgut Özal’ın cenazesinin çok büyük bir bölümünün bozulmadan kabirden çıkmasını ‘Allah’ın bedeni sakladığı’ şeklinde yorumlayan Ahmet Özal, bu olayda artık hiçbir şeyin gizli kalamayacağını kaydetti.

     

     

     

    Özal, şu ifadeleri kullandı: “Soruşturma selametle tamamlanacak. Savcının elinde çok güçlü deliller olduğunu düşünüyorum. Kendisi kararlı ve düzgün bir insan… Adli Tıp’ta da bu işi engellemeye çalıştılar ama engelleyemediler. Bunun üstünü kapatmaya çalışsalar bile başarılı olamayacaklar. Neden olamayacaklar? Bir insanın vücudu öldükten 5 sene sonra kemik kalıyor. Babamın vücudunda 19 yıl sonra bile beyni dahil birçok organını yerinde buluyorlar. Eğer 19 sene çürümesi gereken bir ceset çürümediyse, bunu ancak Allah yapabilir.

     

     

    Allah bunu saklayıp senin önüne çıkarıyor. Dolayısıyla bu olayda artık gizli kalamaz. Eğer sen bunu gizlemeye çalışırsan, Allah’ın gazabına uğrarsın ve engelleyemezsin.”

    ‘BAŞBAKAN’I DEVLETİMİZE ZARAR VERİRİZ DÜŞÜNCESİYLE YÖNLENDİRDİLER’

    Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Afrika seyahatine hareketinden önce kullandığı ‘Özal’ı zehirlediler’ sözünü de değerlendiren Ahmet Özal, Başbakan’ın ‘devletimize zarar veririz’ düşüncesiyle yönlendirildiğini iddia etti. Ahmet Özal, “Sayın Başbakan Fas’a giderken basın toplantısında ‘zehirlediler’ kelimesini kullandı. Tayyip Bey bu konuda bir şey biliyor ki söyledi. Adli Tıp Kurumu başkan ve ekibi görevden alındı. Bunlar tesadüf değil herhalde. Başbakan bu işe ağırlığını verirse gerçekler ortaya çıkar.

     

     

     

    Hükümetten Tayyip Bey’e de ‘bu konuyu kapatalım’ diye baskı gelmiş olabilir. En yakınındaki isimler, hatta kabinedeki partili arkadaşları tarafından. Bazı bakanlar, yıllardır bakanlık yapıyor ya da önemli görevde bulunuyorlar. Bu isimler derin yapının adamlarıdır. Bugün Tayyip Bey’in yanındaki adamlardır bunlar. Onlar bir dönem babamın yanında da vardı. Bu isimler, ‘devletimize zarar veririz’ düşüncesiyle Tayyip Bey’i yönlendirmiş olabilirler. Amaç burada devlete zarar vermek falan değil, derin yapıyı korumaktır. Bence bir noktaya kadar Tayyip Erdoğan’ı tutabildiler. Bu olay ortaya çıkmazsa Başbakanımızın, Cumhurbaşkanımızın başına gelmeyeceğini kim söyleyebilir. Tayyip Erdoğan’ın ‘zehirlediler’ sözünden şunu anlıyorum: ‘Bu olayın aydınlanması için sonuna kadar gidin’ talimatı verdi.” şeklinde konuştu.

  • Vahit Bingöl; Özal’ı unutmayacağız

    Vahit Bingöl; Özal’ı unutmayacağız

    Ölüm yıldönümünde Turgut Özal hakkında bir açıklama yapan Anavatan Partisi eski Erzurum İl Başkanı Vahit Bingöl, Anavatan Partisinin kurucusu ve doğal lideri Turgut Özal’ı unutmayacaklarını, zira yerinin aradan geçen yıllara rağmen doldurulamadığını söyledi.
    Ülkenin bugün gelinen noktasında, başta Atatürk olmak üzere, onun gibi ileriyi gören, çaplı ve cesaret sahibi liderlere her zamankinden daha çok ihtiyacımız olduğunu kaydeden Vahit Bingöl, sözlerine şöyle devam etti.
    “Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana devam eden bazı iç ve dış meselelere Özal zamanında parmak basıldı ve el atıldı. Bürokrasideki başarı çizgisini siyasette de devam ettiren Özal, “Benim iki gömleğim var; biri bayramlık, diğeri idamlık” diyerek, girişimci, büyük reformcu tavrını ortaya koymuştur. Toplumun çeşitli kesimleriyle, çocuklarla, gençlerle, sanatçılarla, sporcularla ilişki kurmasını becerebilen ender kişilerden biri olmuştur Turgut Özal… Bazıları, onun bu tavrını taklitten öteye gidememişlerdir hiçbir zaman. Türk toplumunun Atatürk’ten sonra yetiştirdiği uluslararası lider ve siyasetçi nitelemesini de yapabiliriz onun için.”
    Vahit Bingöl, sözlerinin devamında şunları dedi:

     

     
    “Onu sevmeyenlerin bazı sebepleri vardı. Çünkü o halka yakın olan, açıkça halktan yana olan bir liderdi. Onun kafasında devlet, bir hizmet aracı idi, bir baskı aracı değil. Halkının moral değerlerini yakından bilen, modernlikle dindarlığı bağdaştırmış, demokrat bir liderdi. İnanç kimliğiyle evrensel değerleri uzlaştırdı; Türk milletine, “iman, özgürlük ve bilimin ışığında kendi kapasitesini keşfetme imkânını” yeniden sağladı. Pratik zekasının ve sezgilerinin açtığı yolda, kararlılıkla yürüdü ve cumhuriyet dönemi Türk siyasetinin geleneksel tarzını ve rotasını ciddi ölçüde sarsmış bir lider olarak ayrıldı aramızdan. Ekonomide, yönetimde ve siyasette yaptığı, devrim diyebileceğimiz zihniyet ve uygulama değişiklikleriyle; yıllardan beri durağanlığın esiri olmuş, adeta kendi içine kapanmış, açıklıktan ve şeffaflıktan korkar hale gelmiş, kompleksleri altında ezilen Türk insanını kendine getirmiş, önünde yeni ufuklar açmıştır. Ne yazık ki ondan sonra, bu geniş görüşün devamı getirilememiş ve hızla geriye gidilmiştir. Tarihimizin büyüklüğünü gösterdiği ve bu büyük tarihten alacağımız güçle 21. yüzyılda büyük işler başarabileceğimizi işaret etti. Turgut Özal “tarihe ve Allah’a hesap vereceğini” bilerek yaşadı. Yaşadığı süre içinde oluşturduğu felsefeden yeni bir insan, lider bir ülke ve dünyada kendine yakışan yeri almayı başarmış bir Türkiye çıkarmaya çalıştı.

     
    Gelecek nesillerin kendisini daha iyi değerlendireceğine, hakkını teslim edeceğine inanıyor, “Beni daha sonra anlayacaklar” diyordu. Bugün ölüm yılında yapılan konuşmalar, yazılan yazılar, yaptıklarına sahip çıkmalar, söylediğinin çıkmaya başladığının bir göstergesidir. Anlaşılmaya ve bıraktığı mirasın bilincine varılmaya başlandığı söylenebilir. O, en çok ihtiyacımız olduğu zamanda geldi. Bazıları kabul etmeseler dahi, bu ülkede yaşayan herkes, onun yaptıklarından bir pay aldı ve ona şükran borçları var.”

     
    Vahit Bingöl, sözlerinin sonunda şunları söyledi:
    “Hayatta iken söylediklerine karşı çıkanlar, fikirlerine destek olmayanlar, şimdi bir çok konuda onu haklı görüyorlar ama, ne yazık ki iş işten geçti. Çünkü, yaşarken onu anlamaya gayret etmedik. Hatta öne attığı bazı fikirlerinden dolayı onu suçladık bile. Eğer anlayabilseydik, sağlığında onu bu kadar hırpalamazdık. Değerini bilirdik. Yaşarken sövmek, öldükten sonra övmek çelişkisine düşmezdik. Yerini dolduramadığımız, ufuklu bir devlet adamını kaybetmiş olmanın üzüntüsünü hala yaşamaktayız. Allah rahmet etsin.”

  • Saklanın

    Saklanın

    Turgut Özal’ın hakkında bilinmeyen anıları sağ kolu Pakdemirli anlattı. Özal’ın Fethullah Gülen’i darbe öncesi uyardığı ve yurtdışına gitmeyi tavsiye ettiği, Cengiz Çandar’ı Öcalan ile görüşmeye onun yolladığı ortaya çıktı.  İşte Özal’ın hakkında gün yüzüne çıkmamış ayrıntılar…

     

    Özal döneminin önde gelen isimlerinden eski bakan Ekrem Pakdemirli, anılarını “Özal’ın Mirası” adıyla kitaplaştırdı. Pakdemirli dönemin Cumhurbaşkanı Evren’le arasında geçen bir diyaloğu şöyle anlattı: “Enflasyon konusunda beni birkaç defa makamına çağırdı. ‘Niye düşmüyor bu enflasyon? Emir veriyorum düşsün şu enflasyon’ dedi”

     

     

     

    Gazete Habertürk’ten Bülent Günal’ın haberine göre Merhum Turgut Özal’ın başbakanlığı döneminde sağ kolu olan eski bakan Prof. Dr. Ekrem Pakdemirli, anılarını “Özal’ın Mirası” adıyla kitaplaştırdı. Turgay Yavuz’un kaleme aldığı ve Ufuk Yayınları’ndan çıkan kitapta Pakdemirli, tartışma yaratacak birçok konuyu da gündeme taşırken, bir döneme de ışık tutuyor.

     

     

     

    ‘EVREN BIYIKLARIMI SEVMEZDİ’

    ANAP döneminde Ulaştırma ve Maliye Bakanlığı ile Başbakan Yardımcılığı yapan Pakdemirli, kitapta dönemin Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in bıyıklarını hiç sevmediğini anlatıyor: “Onun için bana çok sempatik davrandığını söyleyemem. Benim kararnamelerimi hiç imzalamazdı. Turgut Bey benim kararnamelerin akıbetini sorduğu zaman da ‘O imzalanacak kararname göndermedi’ derdi.

     

     

    Ben de makamına gider, durumu anlatırdım. İkna edici konuştuğum zaman fikrinde çok ısrar etmezdi. En iyi tarafı buydu. Enflasyon konusunda beni birkaç defa makamına çağırdı. ‘Niye düşmüyor bu enflasyon? Emir veriyorum, düşsün şu enflasyon’ dedi. Ben de kendisine ‘Tabii ki inmez Paşam, mesela sizin kaç tane eviniz var, 3 tane, ama siz gittiniz İzmir Karşıyaka’dan 4’üncü evi de aldınız. Mala talep yarattınız, talep artınca fiyatlar da artıyor. Mala talepler azalsa kimse zam yapamayacak, mala talep azalacağı yerde artıyor. O zaman da mal sahipleri zam yapıyor. Türkiye’de uzun zamandır her ürün bulunamıyordu, şimdi insanlar istediği gibi ürünleri bulunca sanki bedava kabul edip mala hücum ettiler’ dedim.”

     

     

     

    “ÖZAL’I DAHA ÖNCE DE ÖLDÜRMEK İSTEDİLER”

    Özal’ın ölümünü suikast olarak düşünmemin sebebi daha önce de onu öldürmek istemiş olmalarıydı. Özal yeni bir uçak almıştı. Bu uçak 21 milyon dolara alınmıştı. Ben alınmasına karşı çıkmıştım. Bu iki motorlu bir uçaktı. VIP yolcuları taşıyan uçakların en az üç motorlu olması lazımdı. Özal bu uçakla bir seyahatte iken elektrik sistemi aniden sıfırlandı.

    Uçağı Pakistanlı bir pilot kullanıyordu. Onun mahareti ile uçak kazasız belasız indirildi. Sonradan bu durumun, bir farenin uçağın kablolarını kemirmesinden kaynaklandığı söylendi. O zaman bunun bir suikast tertibi olduğuna kanaat getirdim. Çünkü Başbakan’ın kullandığı böyle bir uçağın bu tür olaylara karşı gerekli tedbirlerinin alınmış olması lazımdı. İlk operasyonda denediler başarılı olamadılar, bundan sonra başka senaryoları devreye soktular diye düşünüyorum.”

     

     

     

    ‘EMİN ÇÖLAŞAN GİZLİ EVRAKLARI CUMHURİYET’E SATIYORMUŞ’

    “DPT’de grup başkanı iken Emin Çölaşan da DPT’de uzman yardımcısı olarak çalışıyordu. Bir ara baktık ki Cumhuriyet Gazetesi’nde bizim, hizmete özel olan gizli evraklar yayınlanıyor. Bu evrakları kimin verdiğini bir türlü bulamıyorduk. Bu evrakları kimin verdiğini bulmak için bir teklifte bulundum.

     

     

    Bir tane gizli evrakı, var olan 4 dairemize birer harfini değiştirerek verelim; böylelikle hangi daireden çıktığını kolaylıkla buluruz dedim. Evrakları dağıttık. Ertesi gün Cumhuriyet Gazetesi’nde Sosyal Planlama’ya gönderdiğimiz evrak yayınlandı. Sosyal Planlama Daire Başkanı o zaman Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş idi. Yalçıntaş’a evrakın kendi dairesinden çıktığını söyledik. O da evrakın akışından hangi şubeden çıktığını tespit etti. Sosyal Planlama’dan evrakı Emin Çölaşan’ın çıkardığını anladık. (…) Sonradan biz Cumhuriyet Gazetesi’nin sahibinden öğrendik ki Çölaşan bütün bu hizmete özel gizli evrakları para karşılığında Cumhuriyet Gazetesi’ne satıyormuş.”

     

     

     

    KİTAPTAN PAKDEMİRLİ’NİN ANILARI

    ‘Karısına söz geçirmeyen tek erkek benmiyim?’

    “Semra Hanım, Özal’a çok iyi bakıyordu. Özellikle hasta olduğu dönemde Turgut Ağabey’e çok iyi baktı. Zamanla etrafında çok insan toplanmasından dolayı başı biraz sersemlemiş olabilir. Bazı kadınlar yanına geliyordu. ‘Efendim siz bugün çok yoruldunuz’ deyip ayaklarını yıkıyor, sonra da kuruluyordu. Böyle olunca tabii Semra Hanım da bu durumdan etkilendi. Sonra bazı programlara katıldı. Orda ona ‘Sesiniz güzel’ dendi. Bir mikrofon uzattılar, başladı şarkı söylemeye, tabii bu durum Özal’a biraz zarar verdi. Biz Turgut Ağabey’e bu durum üzerine biraz yüklendik. Ağabey dedik ‘Siz Bülent Ulusu’nun veya Süleyman Demirel’in karısının çıkıp şarkı söylediğini gördünüz mü?’ Bu sözlerimiz üzerine rahmetli, gözleri dolarak ‘Karısına söz geçiremeyen tek erkek ben miyim?’ dedi.”

     

     

     

    ‘Sadri Alışık’ın tedavisi için örtülü ödenekten 3 milyon dolar ödedik’

    “Sanatçıyı ve sanatkârı Özal her zaman korumuştur. Onların bütün isteklerini yerine getirdi. Alışık siroz olmuştu. Karaciğerinin değişmesi için 3 milyon dolar lazımdı. Özal, ‘Sadri Alışık’a 3 milyon dolar ver’ dedi. Ben de ‘Ağabey 3 milyon dolar veremem‘ dedim. Turgut Ağabey bana ‘Osmanlı bütün sanatkârlarını sarayda muhafaza edip korumuştu. Yani onlara sahip çıkmıştı. Büyük devlet, sanatçısına sahip çıkan devlettir. Sadri Beyefendi kendini frenleyememiş, biraz fazla içmiş, karaciğeri çökmüş. Olsun, o sanatçımızdır. Ona sahip çıkacağız’ dedi. Parayı verdik, Sadri Alışık bu ameliyattan sonra 15 yıl yaşadı.’’

     

     

     

    ‘İhtilalden önce Gülen’e saklanmasını tavsiye ettik’

    “Fethullah Gülen Hocaefendi ile İzmir’de tanıştık. Hocaefendi, Bornova Merkez Camii’nde vaiz idi. Ben de üniversitede hocaydım. 1980 ihtilali yaklaşırken Turgut Özal, Hacı Kemal Erimez ve Fethullah Gülen’in de aralarında bulunduğu kişilerle beraber Ankara’da benim evimde bir araya geldik. Bu toplantıda Fethullah Gülen’e askerlerin söz dinlemediği, darbe yapacaklarının kesinleştiği, kendisinin saklanmasının iyi olacağını tavsiye ettik.”

     

     

     

    ‘Naim için 7milyon $ verdik’

    “Maliye Bakanı idim. Örtülü ödeneğin harcama evrakları bendeydi. Turgut Ağabey dedi ki ‘Naim Süleymanoğlu’nu Türk vatandaşı yapacağız ama 7 milyon dolar istiyorlar.’ Ben ‘Vermem’ dedim. ‘Ben bu 7 milyon dolar ile 70 köye su götürürüm.’ Bana dedi ki ‘Naim Süleymanoğlu’nu aldık, olimpiyatlara gitti, Türk bayrağıyla yarıştı ve şampiyon oldu. Türk bayrağı göndere çekilerek İstiklal Marşı okundu. Bu İstiklal Marşı’nın yurtdışında okunması için kaç para verirsin?’ Bunu anlatınca gözlerim doldu. ‘Verelim be ağabey o zaman’ dedim. Bulgar istihbaratına 7 milyon doları çantaya koyup gönderdik.”

     

     

     

    ‘Çandar’ı Öcalan’a gönderdi’

    “Cengiz Çandar, Özal’a çevreden bilgiler getiriyordu. Bu yüzden Özal onunla arkadaşlığına önem veriyordu. Özal’ın, Çandar’ı bir kez de Öcalan’a terörle bir yere varılamayacağını anlatmak için gönderdiğini hatırlıyorum.”

     

     

     

    ‘Kabinenin şakıyan bülbülüydü’

    “ANAP çok renkli bir partiydi. Mesela Sanayi ve Ticaret Bakanı olan Cahit Aral masondu. Özal’ın ilk kabinesinin şakıyan bülbülüydü. Yani basına en çok demeç veren bakanıydı.”

     

     

     

    ‘Eşref Bitlis yüzde yüz öldürüldü’

    “1993’te Eşref Bitlis, Jandarma Genel Komutanı’ydı. Kasıtlı öldürülmüştür. Bundan yüzde yüz eminim. Bir pilot olarak söylüyorum. O uçağın siparişini ben verdim, havada kolay kolay düşmesi mümkün değildi.”

  • Özal zehirlenerek öldürüldü

    Özal zehirlenerek öldürüldü

    Ankara Savcısı Kemal Çetin, Özal’ın ölümüne ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında Ergenekon davasının sanığı emekli Tuğgeneral Levent Ersöz’ün ‘şüpheli’ sıfatıyla ifadesini aldı. Hazırlanan sorularda Turgut Özal’ın zehirlenerek öldürüldüğü belirtildi.

     

    Adli Tıp Kurumu’nun ‘mevcut bilgi ve bulgular ile kesim ölüm sebebinin tespit edilememiştir” raporuna rağmen Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, şüpheli Levent Ersöz’e sorulması için gönderdiği sorularda Özal’ın öldürüldüğünü vurguladı.

     

     

     

    İfade tutanağında “Soruşturma kapsamında ‘Görevde bulunan Cumhurbaşkanına suikast ve Cumhurbaşkanını öldürmek’ suçlarından şüpheli olarak ifadenize başvurulmak için burada bulunmaktasınız” denildi.

    Cumhurbaşkanının köşkte rahatsızlandığını, kendisine müdahale edecek doktorun bulunmadığının belirtildiği ifade tutanağında, “Merhum Cumhurbaşkanının belirtilen tarihte Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nde rahatsızlanarak vefat etmesi sürecindeki olaylar ve temel konularda ifadeler arasındaki çelişkiler gözetildiğinde merhum Cumhurbaşkanının organize bir şekilde işlenen cinayeti kurban gitti yönünde kuvvetli şüpheler bulunmaktadır” ifade edildi.

     

     

    SAVCI “ERGENEKON”A DİKKAT ÇEKTİ

    Malatya Zirve Yayınevi davasında ifade veren İlker Çınar isimli şahsın ‘Özal’ın öldürüldüğüne’ ilişkin anlatımlarının da yer aldığı tutanakta, ölümün ardından otopsi yapılmadığı için günümüzde Özal’ın kesin ölüm nedeninin tespit edilemediği yönündeki Adli TIP Raporu’na da atıf yapıldı. Özal’ın öldürüldüğüne ilişkin tanık beyanlarının ve dosyadaki belgelerin varlığına vurgu yapan Savcılık, Özal’ın ölümünden henüz örgüt olup olmadığı yönünde kesinleşmiş bir karar bulunmayan ‘Ergenekon’ olduğunu anlattı.

     

     

     

    İfade tutanağında Ersöz’e, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Ergenekon davasında hükümeti yıkmaya teşebbüs suçlamasıyla yargılandığı hatırlatılarak, “İçerisinde faaliyet gösterdiğiniz yasadışı silahlı terör örgütünün faaliyeti kapsamında 17 Nisan 1993 tarihinde Türkiye’nin 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın zehirlenmek suretiyle öldürülmesi suçuna iştirak ettiğiniz sonucunu varılmıştır. Bu suçlama ile ilgili ifade veriniz?” denildi.

     

     

    ERSÖZ SUÇLAMALARI REDDETTİ

    Şüpheli Levent Ersöz ise suçlamaları kabul etmedi. Ersöz’ün avukatı Serkan Günel de ifadede, suçlamaların asılsız olduğunu belirterek, “Sorulan sorular çerçevesinde gizli yürüyen soruşturmaya baktığımızda sağlık raporlarında merhum Cumhurbaşkanının bilimsel raporlarla zehirlenerek öldürüldüğüne ilişkin şüphe doğuracak tek bir rapor bile yokken zehirlendiğine dair kanıt olmadığından böyle bir soruşturmaya başlanması hukukun geldiği nokta açısından çok vahimdir” dedi. Yaklaşık üç saat süren ifade işlemi, Ersöz’ün tedavi gördüğü Çapa Tıp Fakültesi’nde gerçekleştirildi.

     

    Seda KILIÇ/AKŞAM