Etiket: TÜP

  • Tüp Bebekler, 20. Yıl Etkinliğinde Buluştu

    Bugün en büyüğü 19 yaşını dolduran Eskişehir’den, Sivas’tan, Ordu’dan Türkiye’nin dört bir yanından onlarca farklı yaştaki “kıymetli bebekler” Bahçeci Sağlık Grubu’nun 20. yıl etkinliğinde ilk kez birbirleriyle tanıştılar. Tüp bebek sektöründe 20.yılını dolduran Bahçeci Sağlık Grubu 7 ülkede 9 merkezde 24 bin tüp bebek doğumuna imza attı.

    Amerika’da tüp bebek üzerine üst ihtisas çalışmaları gerçekleştiren Prof. Dr. Mustafa Bahçeci, 31 yıldır kadın hastalıkları ve doğum uzmanı ve 20 yıldır da çocuk umuduyla yanıp tutuşan çiftlere tüp bebek tedavisi yapıyor. Prof. Dr. Bahçeci’nin tedavisiyle dünyaya gelen bebeklerin sayısı 24 bine neredeyse Avrupa’da bir ülkenin nüfusuna eş değer rakama ulaştı.

    İstanbul’da Alman Hastanesi Tüp Bebek Merkezi’ni kuran daha sonra sektörde Bahçeci Sağlık Grubu olarak hizmet vermeye başlayan Prof. Dr. Mustafa Bahçeci, 20 yılda 24 binden fazla bebeğin hayata gelmesine vesile oldu. Günümüzde 300 çalışana ulaşan 7 ülkede 9 merkezde bulunan Bahçeci Sağlık Grubu hizmet vermeye devam ediyor.

    Tüp bebek tedavilerinde başarıya giden yolun öncelikle doğru teşhis ve bu teşhise uygun ve başarısı kanıtlanmış tedavi yöntemleri olduğunu belirten Prof.Dr.Mustafa Bahçeci, standart yumurta geliştirme ve embriyo transferi uygulamalarının tedavi başarısını ancak bir seviyeye kadar arttırabildiğini, özellikle anne olma yaşının ertelenmesi ile birlikte artık çok daha ilgi ve çaba isteyen bir tedavi grubunun oluşmaya başladığını ifade ederek, tedavilerin artık bu gruplara özel olarak tasarlanması gerektiğini önemle vurguladı. Sadece kendi bünyelerinde uyguladıkları rahmi dinlendirme tekniğinden de bahseden Prof. Dr. Bahçeci “Anne adayının aldığı ilaçlar sonucunda rahim duvarı inceliyor buda iyi kalite embriyo transfer edilmesine rağmen tutunma ihtimalini düşürüyor. Bu yüzden oluşan embriyoyu donduruyoruz ve anne adayının rahmi dinlendikten sonra transferi yapıyoruz. Böylece embriyonun rahme tutunma şansı da artmış oluyor” dedi.

    Prof. Dr. Bahçeci’nin üzerinde önemle durduğu konulardan biri, özellikle laboratuvarda kullanılan yeni teknolojilerin çiftlerin tedavi maliyetlerinde ek bir yük oluşturmaması. “Bazı merkezlerin hastalarına daha iyi hizmet verme amacı ile bünyelerinde kullanmaya başladıkları yeni cihaz ve teknolojilerin yatırım maliyetini hastalara ek bir ücret karşılığında sunduğunu görüyoruz. Teknolojiye yatırım zaten tedavi gören çiftlerimize sunmak zorunda olduğumuz yüksek başarı ve hizmetin bir gereği. Bunun maliyetini hastalarımızın ödememesi gerek” diyen Bahçeci, kendilerinin grup bünyesinde kullandıkları dinamik embriyo görüntüleme sistemleri, IMSI, rahmi dinlendirme tekniği gibi uygulamaları çiftlerin tedavilerinde ek bir uygulama gibi görmeyip standart bir hizmet olarak değerlendirdiklerini ifade etti.

    Yakın bir süre önce revize edilen ÜYTE yönetmeliği kapsamında erken menopoz riski bulunan bekar anne adaylarının da, çok düşük sayıda sperm hücresi üreten baba adaylarının da yumurta veya sperm hücrelerinin etkin yöntemler ile dondurularak uzun süreli saklanmaları da mümkün. Prof. Mustafa Bahçeci, adayların gecikmeden bu konuda hizmet veren ve tecrübeli bir uzman hekime danışmaları ve detaylı bilgilendirilmeleri sonrasında kendileri için en uygun yumurta ve sperm saklama şekline karar vererek üreme hücrelerini/dokularını saklatmaları çağrısında da bulundu.

    Çocuk sahibi olma hayallerini öteleyerek belirli bir yaşa gelmiş evli anne adayları için özellikle yeni geliştirilen dinamik embriyo kültür sistemleri, kapsamlı kromozom veya gen düzeyinde gerçekleştirilebilen genetik tanı gibi uygulamalarının tedavide başarıya önemli katkılar sağladığını ifade eden Prof. Dr. Bahçeci, bu gruba giren çiftlerde hizmet alınan laboratuar koşullarının önemine de dikkat çekti. İyi hizmet veren tüp bebek merkezlerinin seçimindeki en önemli kriterin laboratuvar hizmetleri ve özellikle yumurta, sperm ve embriyo dondurma/çözme tedavilerindeki başarı oranları olduğunu önemle vurguladı.

    Bahçeci Sağlık Grubu Genel Müdür Yardımcısı Ahmet Hamdi Bahçeci de, “Kurulduğumuz günden bu yana yatırımlarımıza hız kesmeden devam ediyoruz. Bizim amacımız salt büyüme değil “kaliteli büyümedir”. Yurt içi ve yurt dışı olmak üzere 9 merkezimizde aynı kalitede hizmet veriyor. Bahçeci Umut Tüp Merkezi’ni yeni yerine taşımamızın en büyük sebebi yeni teknolojik uygulamaları hastalarımıza daha rahat sunmak istediğimizden dolayıdır. Başarılı tüp bebek sonuçları almak konusunda kendimizle yarışmaya devam edeceğiz” dedi.

  • Obezite Cerrahide Tüp Mide Ameliyatı Tercih Ediliyor

    Obeziteyi çağımızın çok sık görülen hastalığı olarak nitelendiren uzmanlar, obezite ameliyatlarında tüp mide yönteminin önemine vurgu yapıyor.

    Medicana Konya Hastanesi doktorlarından Genel Cerrahi Op. Dr. Yusuf Tanrıkulu, egzersiz ve diyetle obezite hastalığı düzeltilemeyen hastalarda, şeker, tansiyon hastalarında obezite cerrahisinin yapılabildiğini söyleyerek, “Bununla birlikte medikal tedaviden başarı sağlayamayana, kendi isteğiyle kilo veremeyenlere, kilo verip kısa zamanda tekrar kilo alana obezite cerrahisi uygulanıyor. Vücut kitle indeksi 40’ın üstünde olan tüm hastalara obezite cerrahisi uygulanabilir. Bunun dışında vücut kitle indeksi 30’un üzerinde olan şeker, tansiyon hastalarına da bu işlem yapılabilir” dedi.

    Obezite cerrahisi yöntemi hakkında bilgi veren Dr. Tanrıkulu, “Mideye balon yerleştirerek yapılan bir yöntem var. Diğer taraftan günümüzde en sık kullanılan tüp mide ameliyatı yöntemi var. Tüp mide ameliyatının bir avantajı iştah hormonu çıkarılan mideyle birlikte azaldığından dolayı hastanın iştahı azalıyor. Bu da kilo vermeye artı bir avantaj sağlıyor. Bunun haricinde metabolik cerrahide çok sık kullanılan baypas ameliyatları bulunuyor. Bu ameliyatların arasındaki farklar tüp mide ameliyatı hastaya daha az zarar veriyor. Ölüm oranları diğerine göre daha az. Baypas ameliyatları daha komplike ameliyatlar. Daha uzman ellerde yapılması gerekiyor. Her ikisinin de birbirine göre üstünlükleri ve dezavantajları var” diye konuştu.

    Ameliyat sonrasında hastaların beslenme şekillerinin çok önemli olduğunu dile getiren Yusuf Tanrıkulu, şunları söyledi:

    “Mide hacminin çok büyük bir kısmını çıkardığımız için hastanın beslenme alışkanlığını tamamen değiştiriyoruz. Öncelikle ilk 3-4 haftalık zaman dilimi içerisinde daha çok sulu gıdayla başlayıp yavaş yavaş arttırarak mümkün oldukça protein destekli gıdalarla beslenmeleri gerekiyor. En fazla kilo kaybının olduğu dönem ilk 6 aylık süreçtir. Obezite ameliyatlarında önemli olan hastanın aşırı kilo vermesi değil hastanın dengeli bir kilo vermesi. Yani 140 kilodan direk 90 kiloya düşmesi değil zamanla kilo vermesi gerekiyor. Bunun dışında hastalarımız ameliyatlardan sonra egzersiz programlarına dikkat etmeli. Tabi ağır olmayacak ve hastayı yormayacak şekilde olmalı.”

    Ameliyat sonrasında hastalığın kendini tekrarlaması konusunda ise Tanrıkulu, “Hasta kendini kilo almaya uydurursa adaptasyonunu o şekilde sağlarsa hasta kilo almaya başlar. Diyete çok iyi uyulması lazım. Kesinlikle karbonhidrat ve yağ içeriğini iyice düşürmesi gerekli” ifadelerini kullandı.

  • Tüp Bebek Tedavisi Her Çifte Uygulanmıyor

    Op. Dr. Ali Osman Koyuncuoğlu, Türkiye’de her yüz çiftten on beşinin tıbbi yardım almadan çocuk sahibi olamadığını belirterek, ”Tüp bebek tedavisi, her çifte uygulanmaz” dedi.

    Koyuncuoğlu, bu tedaviye uygunluğu belirlemek için çeşitli test ve tetkiklerin yapılması gerektiğini belirterek, “Tüp bebek tedavisi için uygulama merkezlerine gelen çiftlerden erkek bireye ilk olarak sperm tahlili yapılır. Bu tahlil sonrası baba adayının spermi analiz edilir. Bu sayede spermin şekli, hareketliliği ve sayısı hakkında bilgi edinilebilir. Tüp bebek tedavisi olmak isteyen anne adaylarının yapılan tetkik ise, adet düzenlerinin sorgulanması ile başlar. Bu aşamadan sonra gerek duyulursa rahim filmi ve hormon analizi istenir. Unutulmaması gereken en önemli etkenlerden birisi de tüp bebek tedavisi olacak çiftlerin tedavi hakkında yeterli bilgi sahibi olmalarıdır. Bunun için çiftler ve tedaviyi sürdürecek doktorlar her aşamada iletişim halinde olmaları gerekir” dedi.

    “TÜP BEBEK TEDAVİSİ İÇİN ÇİFTLERİN UYMASI GEREKEN KRİTERLER VARDIR”

    Tüp bebek tedavisi için uyulması gereken kriterleri sıralayan Koyuncuoğlu, “Tüp bebek tedavisi, doğal yollardan çocuk sahibi olamayan çiftlere çocuk sahibi olabilmeleri için uygulanan bir tedavi yöntemidir. Ancak bu tedavinin olunabilmesi için kadınların ve erkeklerin uyması gereken kriterler vardır. Anne adayı 35 yaşından küçükse, bir sene boyunca düzenli ve korunmasız ilişkiye rağmen gebe kalamadıysa mutlaka bir uzmana başvurması gerekmektedir. Fakat anne adayı 35 yaşından büyükse bekleme süresi 6 aya düşmektedir. 6 ay içerisinde düzenli ve korunmasız cinsel ilişkiye rağmen gebelik sağlanamıyorsa mutlaka bir uzmana başvurmak gerekmektedir. Çünkü 35 yaş üstü kadınların doğurganlıkları azalabilmekte ve bu durum da yumurtalıklardaki yumurta oluşumunu olumsuz yönde etkilemektedir. Bu yüzden 35 yaş üstü kadınların bir sene beklemeden çocuk sahibi olamamaları halinde 6 ay içerisinde tüp bebek tedavisinin uygulandığı merkeze gelip tedavilerini gerçekleştirmeleri gerekmektedir. Şayet anne adayı 40 yaş ve üzerinde ise doğal yollardan gebe kalmak için beklemesine gerek yoktur. Zaman kaybetmeden bir uzmana başvurması ve gerekli tedavilere başlaması önerilmektedir. Bunun yanısıra anne ya da baba adayında genetik geçişli bir hastalık söz konusu ise doğal yollardan gebe kalma şansı olsa da, bu hastalık çocuğa geçebilir. Bu sebeple de tüp bebek tedavisine başvurmak gerekebilir. Bu yüzden genetik geçişli hastalık taşıyan çiftlerin de tüp bebek tedavisi yöntemi ile çocuk sahibi olmaları hem bebekleri hem de kendileri açısından daha sağlıklı olacaktır” şeklinde konuştu.

  • Tüp Bebekte Tekrar Şansı Artırıyor

    Memorial Antalya Hastanesi Tüp Bebek Merkezi Sorumlusu Op. Dr. Mehmet Öztürkmen, çiftlerin tüp bebek tedavisinde ilk denemelerin ardından umutsuzluğa kapılmamaları gerektiğini belirterek, “Tüp bebek tedavisi tekrarlandıkça başarı şansı artmaktadır” dedi.

    Op. Dr. Mehmet Öztürkmen, tüp bebek tedavisinde doğru bilinen yanlışlar hakkında bilgi verdi. Tüp bebeğin ne zor ne de ağrılı bir tedavi yöntemi olduğunu dile getiren Op. Dr. Öztürkmen, ileri teknoloji ve gelişen tekniklerle başarı şansının arttığını kaydetti.

    Tüp bebek işleminde karın bölgesi cilt altına çok ince bir iğne uygulandığını aktaran Op. Dr. Öztürkmen, “Hasta, bu iğneler uygulanırken hiçbir ağrı hissetmez. Yumurta toplama sürecine geçildiğinde, anestezi altında 10 dakika süren bu işlem hasta için ağrısızdır. Son olarak, embriyo transferi de basit bir muayene şeklinde gerçekleşir. Hastanın tedavi sürecinde sarf etmesi gereken özen ve dikkat, herhangi bir aşılama tedavisinden farklı değildir. İşlem sonrası hastaların büyük kısmı, 1-1,5 saat sonra taburcu edilmektedir” dedi.

    “GÜNLÜK YAŞAMA DEVAM”

    Yumurta büyüme evresinde hastaların normal yaşamlarına devam ettiğinin altını çizen Op. Dr .Öztürkmen, “Yumurta transferi sonrasında hastanın bir gün dinlenmesi önerilir. Bu dönemde olay mikroskobik düzeyde devam etmektedir. Sürekli yatar pozisyonda olmak, erişkin bir bireyin hareketini kısıtlar halde durması, böbrek üstü bezlerinde stres hormonlarını artırır ve gebeliğin gelişmesini olumsuz etkiler. Bu nedenle, hastalara ağır olmayan iş ve günlük yaşantılarına dönmeleri özellikle tavsiye edilir” diye konuştu.

    “İKİZ VE ÜÇÜZ GEBELİK YANLIŞ BİLİNEN İFADE”

    Tüp bebek tedavisinde uyulması gereken kriterler olduğuna değinen Op. Dr. Öztürkmen şu ifadeleri kaydetti:

    “Sadece 35 yaş üstü hastalara, daha önce transfer olmuş ve başarısızlıkla sonuçlanmış adaylara iki embriyo transfer edilmektedir. Diğer tüm hastalar için tek embriyo transferi önerilmektedir. Tüp bebek tedavisinde asıl hedef, sağlıklı tek gebelik elde etmektir ve iki tane embriyo transfer edilse bile, gebelik geliştiğinde bunun ikiz olma ihtimali ancak yüzde 3’lerdedir. Tüp bebek tedavisinde, sayı garanti edilemez. İkiz ve üçüz gebelik tercihi, tüp bebek tedavisinde yanlış bilinen ifadelerden biridir.”

    “KARIŞMA SÖZ KONUSU DEĞİL”

    Tüp bebek tedavisinde özel tanıma sistemlerinin kullanıldığını vurgulayan Op. Dr. Öztürkmen, “Bu teknolojik gelişme sayesinde, her hastanın işlemi kendisine ait kodlu bölümlerde saklanmaktadır. Çoklu doğrulama yöntemleriyle emin bir şekilde gerçekleştirilen işlemlerde, hiçbir hastanın hücrelerinin diğer hastanınkiyle karışması söz konusu değildir” dedi.

    “TEKRARLANDIKÇA BAŞARI ARTAR”

    Op. Dr. Öztürkmen, tüp bebek tedavisindeki en az sayıda ve tekrarda embriyoyu transfer ederek, ilk denemede gebeliği elde etmenin önemli olduğunu ifade ederek, “Fakat bir önceki denemede uygulanan tedavi başarısızlıkla sonuçlandıysa, sonraki işlemde başarı şansını artıracak yöntemler geliştirilebilir. Düşünülenin aksine, tüp bebek tedavisi tekrarlandıkça başarı şansı artmaktadır. Yapılan araştırmalarda 18-19 kez tüp bebek yaptırmış hastaların oranlarına bakıldığında, tekrar sayısından bağımsız olarak tüp bebek tedavisi başarı şansının yüzde 80-90’lara ulaştığı görülmüştür” ifadelerine yer verdi.

    YAŞIN ÖNEMİ

    40 yaşından sonra tüp bebek başarı oranlarının düştüğüne değinen Op. Dr. Öztürkmen, “Hastaların kaliteli yumurta rezervlerinin tükenmeden, 42 yaşından önce tüp bebek tedavisine başlamaları önerilmektedir. Fakat yine de 45-47 yaşına kadar başarıyla sonuçlanmış gebeliklerle karşılaşılmakta ve o yaş grubundaki hastalar da tedaviden yararlanmaktadır” dedi.

    Op. Dr. Öztürkmen, tüp bebek tedavisinde erken menopoza yol açacak herhangi bir işlem uygulanmadığının da altını çizdi.

  • Erkek Kısırlığında Tüp Bebek İle Başarı Elde Edilebilir Mi?

    Erkek kısırlığında tüp bebek tedavisi hakkında bilgi veren Prof. Dr. Bülent Tıraş, “Menisinde sperm olmayan ya da yetersiz olan baba adayları için ’tüp bebek’ yöntemleri oldukça geliştirilmiştir. Bunun için Genellikle Mikro Tese yöntemi ile erkek adayların testislerinde sperm hücreleri elde edilir. Tek bir sperm hücresi ile dahi çocuk sahibi olmak mümkündür” dedi.

    Erkeklerde kısırlık sorunlarının daha kısıtlı gruplarda incelendiğini belirten Prof. Dr. Bülent Tıraş, “Kadınların kısırlık sebeplerine göre erkeklerin kısırlık sebepleri daha kolay tespit edilebilmektedir. Çoğunlukla erkeklerde iktidarsızlık ya da boşalma ile ilgili sorunlar kısırlığa yol açmaktadır. Bunun dışında sperm sayısının yetersiz olması ya da hiç olmaması genellikle yaşanan kısırlık sorunları arasındadır” açıklamalarında bulundu.

    Erkek kaynaklı kısırlıklarda sorun tespit edildikten sonra probleme uygun bir tedavi protokülü uygulanarak tedavide başarı elde etmenin mümkün olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tıraş, açıklamalarına şöyle devam etti:

    “Ancak bunun için erkeğin testislerinden sperm elde etmek gerekmektedir. Testislerinde dahi sperm hücresi bulunamayan erkeklerin tedaviden başarı sağlama olanağı pek fazla değildir.”

    “TÜP BEBEK TEDAVİSİ İLE YÜZDE 80 ORANINDA KISIRLIK TEDAVİ EDİLEBİLİR”

    Tüp bebek tedavisiyle kısırlık sorunlarının günümüzde yüzde 80 oranında tedavi edilebildiğini söyleyen Prof. Dr. Tıraş, “Çift kısırlık sebebiyle doktora başvurduğu zaman eşler eş zamanlı olarak değerlendirilir ve sorunun kaynağı tespit edilir. Şayet sorun erkekte ise, soruna yönelik bir tedavi planı hazırlanır ve tedaviye başlanır” diye konuştu.

    ERKEK İLE ALAKALI GELİŞİM GÖSTEREN KISIRLIK SEBEPLERİ NELERDİR?

    Erkek ile ilgili gelişim gösteren kısırlık sebeplerine değinen Prof. Dr. Tıraş, “Erkek kaynaklı kısırlık sorunlarında en yaygın sebep spermdeki bozukluklardır. Erkek kaynaklı kısırlıklarda, yaklaşık yüzde 75 civarında sperm sorunu teşhis edilmektedir. Sperm sayısının az olması, sperm sayısının doğal yöntemlerle gebelik sağlamaya yeterli olmaması da yaygın kısırlık sorunları arasındadır. Spermde hareketsizlik, spermlerde hareketlik olmaması durumunda, sperm ve yumurtanın birleşmesi mümkün olmamaktadır. Bu durumda da tüp bebek tedavisine başvurulabilir. Yapı açısından bozuk sperm, çeşitli durumlarda spermlerin yapısı gerekli yapıda olmayabilir. Bu durumda da tüp bebek tedavisine başvurmak gerekebilir. Bu gibi durumlarda spermlerin gebeliğe elverişli olmadığı görülmektedir. Sperm üretimi doğru bir şekilde gerçekleşse dahi menide sperm hücresine rastlanmayabilir. Bu durum enfeksiyon veya alınan darbeler sonucunda, tüplerin tıkanması ile alakalı olarak ortaya çıkmaktadır. Testisler, sperm üretimi testislerde oluşur. Testislerin herhangi bir sebepten dolayı zarar görmesi sonucunda, meni kalite bakımından olumsuz bir şekilde etkilenir” açıklamalarında bulundu.

    TESTİSLER HANGİ DURUMLARDA ZARAR GÖREBİLİR?

    Prof. Dr. Tıraş, “Testislerde meydana gelen kitleler, testis ile alakalı kanser, doğumsal sorunlar, testislerde gerçekleştirilen cerrahi müdahaleler, testislerde meydana gelen enfeksiyonlar, inmemiş testis, kullanılan ilaç ve alkol, bazı ilaçların uzun vadede kullanılması ya da alkol tüketiminin alkolizm oranında olması da sperm sayı ve kalitesini etkilemektedir. Kemoterapi tedavisi gören erkeklerde de, sperm üretimi azalabilir veya bazı durumlarda tamamen ortadan kalkabilir. Kullanılması gereken ilaçlar, muhakkak bir doktora danışarak kullanılmalıdır. Vasektomi, vasektomi meni yollarında uygulanan cerrahi bir girişimdir. Bu girişim, spermin meniye geçmesini engeller. Bu sebeple de kısırlık meydana gelebilir. Boşalma ile alakalı problemler, boşalamama gibi sorunlarda da kısırlık durumu görülmektedir. Hipegonadizm ise sperm üretimi hormonlar aracılığı ile gerçekleşmektedir. Ancak hormonal durumlar sebebiyle sperm üretimi meydana gelmeyebilir” ifadelerini kaydetti.