Etiket: Tüketimine

  • Çocuklar bakliyat ürünleri tüketimine yönlendirilecek

    Mersin Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) 3 No’lu Hububat ve Bakliyatın İşlenmesi ve Ticareti Meslek Komitesi Başkanı Burhanettin Kılıç, insan sağlığı açısından çok önemli bir besin kaynağı olan bakliyat ürünlerinin çocuklar tarafından daha çok tüketilmesini sağlamak amacıyla okullarda bakliyat tanıtımı yapacaklarını söyledi.

    Mersin’de bakliyat sektörü temsilcileri yönünü çocuklara çevirdi. Hedef, bir taraftan çocuklar arasında giderek artan obeziteye karşı mücadele ederken diğer taraftan çocukları bakliyatla tanıştırıp, sevdirerek gelecek kuşaklarda bakliyat tüketimini artırmak.

    MTSO 3 No’lu Hububat ve Bakliyatın İşlenmesi ve Ticareti Meslek Komitesi Başkanı Kılıç, 2018 yılının bakliyat ürünlerinin büyük bölümü için bolluk yılı olduğunu söyledi. Sadece unluk buğdayda bir kalite düşüklüğü yaşandığını ancak verimin iyi olduğunu ifade eden Kılıç, bakliyat ve hububat ihracatında yaklaşık yüzde 30’lara varan artış yaşandığını kaydetti.

    Ülkede yerli malı üretiminin de tüketiminin de teşvik edilmesi gerektiğini belirten Kılıç, komite olarak bu yönde bir çalışma organize edeceklerini açıklayarak, hedef olarak okulları seçtiklerini, Dünya Bakliyat Günü olan 10 Şubat itibariyle de bu yönde adımlar atacaklarını söyledi.

    “Her cuma okullarda bakliyat tanıtımı yapılacak”

    10 Şubat’tan itibaren her cuma dezavantajlı bölgelerde seçilecek okullarda çocukları bakliyat ile tanıştırmak istediklerini dile getiren Kılıç, “Bakliyat insan sağlığı açısından çok önemli bir besin maddesi. Ancak günümüzde fastfoodürünlerin hızla yayılmaya başlamasıyla birlikte maalesef çocuklarımız bu önemli besin maddesinden uzaklaşmaya başladı. Paralelinde obezite de çocuklar arasında gün geçtikçe artan bir soruna dönüştü. Unutulmamalı ki sağlık sorunları ile mücadelede baklagiller en etkin besin kaynakları arasında gösteriliyor.Çünkü protein açısından oldukça zengin. Önemli bir lif kaynağı. Temel vitamin ve mineralleri ihtiva ediyor. Kuru baklagillerde kolesterol bulunmuyor. Gluten içermiyor ve anti alerjik gıdalar. Üstelik hayvansal protein içeren diğer gıdalara kıyasla daha uzun süre bozulmadan korunabiliyor. Bu nedenle tüketimi

    artırılmalı. Bizim de amacımız, çocuklara bakliyatı sevdirip daha fazla tüketmelerine katkı sağlamak” dedi.

    Dezavantajlı bölgelerdeki okulları hedef alarak şubat ve mart aylarında her cuma birkaç okulda öğrencilere mercimek çorbası, kısır, pilav üzeri nohut ya da kuru fasulye gibi bakliyattan yapılmış gıdalar ikram edeceklerini bildiren Kılıç, bu uygulamaya önümüzdeki süreçte de devam edebileceklerini belirtti.

    “Organik buğday ihracatının önü açılmalı”

    Sözlerini ihracata yönelik değerlendirmeleriyle sürdüren Kılıç, ilk olarak yasaklı ürünlere değindi. İç piyasadaki fiyat dengesinin korunabilmesi adına ekim ayı başında pirinç ihracatının yasaklandığını anlatan Kılıç, “Bu uygulama ile birlikte Osmancık pirincinin kilo fiyatı yurt içinde 5 TL’den 4.5 TL’ye kadar gerilemiş oldu” ifadelerini kullandı. Türkiye’nin orta tane pirinçte ihracatçı olduğunu ve halen sezonda olunması nedeniyle dünya genelinde pirinç talebi bulunduğunu bildiren Kılıç, pirincin ihracata kapalı olması nedeniyle yurtdışına ağırlıklı olarak bulgur gönderdiklerini açıkladı. Pirinç ihracatının bu dönemde yasaklanmış olmasını yerinde bir uygulama olarak görmelerine rağmen aynı yasağın organik ürünlere de uygulanmasını doğru bulmadıklarına dikkat çeken Kılıç, “Bir ihracat kalemini de organik ürünler oluşturuyor. Üretimi yapılan organik buğday, yemlik mısır gibi ürünlerde ön izne tabi ihracat vardı ama son uygulama ile birlikte o da iptal oldu. Bununla birlikte de küçük bir sıkıntı oluştu. İhracatçılar çiftçilerle anlaşmalı ekim yaptırmıştı. Anlaşmalı buğday ektirildi. Bu ürünlerin pazarı da belli, önceden kontratlar yapılmıştı. En azından organik ürünlere ihracat izni verilmesi beklentimiz var. Özellikle buğday ve yemlik mısır konusunda. Bu ürünlerin alıcıları da tamamen farklı. İç pazarda çok fazla satışı yapılmıyor. Organik ürünlerin ülkeye kazandıracağı döviz diğer ürünlere göre 1.5 kat daha fazla. Katmadeğeri yüksek olan bu ürünlerde en azından ihracatın devam etmesini talep ediyoruz” diye konuştu.

    “İyi bir planlama önemli”

    Tüm sektörlerde olduğu gibi bakliyatta da kazancı artırmak için iyi bir planlamanın önemli olduğuna dikkat çeken Kılıç, yurtdışındaki ülkelerin uydu aracılığıyla tüm dünyayı takip edip, nerede, hangi dönemde, hangi ürünlerin yetiştiğini görerek kendi planlamasını ona göre yaptığını belirtti. Türkiye’nin de tarımda benzer bir uygulama ile doğru planlama yapıp ürün desenini ona göre belirlemesi gerektiğine işaret eden Kılıç, rekoltelere ilişkin şu açıklamaları yaptı: “Bu yıl yaklaşık 400 bin ton nohut, 400 bin ton ise kırmızı mercimek üretimi oldu. Türkiye’nin tüketimi için bu rakamlar yeterli. Fazlası ise ihraç ediliyor. Bizde bazı ürünler rakiplerimize oranla daha erken çıkıyor. Bu da bir avantaj. Rekoltenin iyi olması, erkenci ürünler ve kurun etkisi birleşince sezona iyi bir başlangıç yaptık. Rekoltedeki artış iç pazarda da fiyatların düşmesini beraberinde getirdi.”

    “İnovatif ürünlere yönelik çalışmalar yeni yeni başladı”

    Sektörde katmadeğerli ürün ihracatı için de son dönemlerde yeni yeni adımlar atıldığına değinen Kılıç, bu yöndeki çalışmaların henüz istenilen düzeyde olmadığını bildirdi. Artık Amerika ve Avrupa’da da bakliyat tüketiminin artmaya başladığını, bu ülkelerde farklı kullanım alanlarına yönelim olduğunu bildiren Kılıç, “Örneğin biz Avrupa’ya pirinç satıyoruz onlar pirinç unu yaparak bebek mamalarında kullanıyor. Aynı şekilde biz nohut ihraç ediyoruz onlar nohut unu yaparak farklı sektörlerde kullanıyor” dedi. Türkiye’de de bu yöndeki yeni ürünlerin üretimine yönelik deneme çalışmalarının başladığını dile getiren Kılıç, önümüzdeki yıllarda bu alandaki yatırımların daha da artacağına inandığını söyledi.

  • Dövizde artış vatandaşları bio yakıt ve pelet tüketimine yöneltti

    Enerji ve kömür ihtiyacının dış ülkelerden sağlanmasının ve döviz kurunun artmasının ardından vatandaşlar, pelet tüketimine yöneldi.

    Enerji ve kömür fiyatlarına gelen zamlardan sonra vatandaşlar yerli üretim olan pelet yakıtına yöneldi. Kömürden neredeyse yüzde 60 daha uygun olan ve ısınmada daha kolaylık sağlayan yerli yakacak peletin vatandaşların bütçesine ciddi katkı sağlayacağı ifade edildi.

    Konuyla alakalı bir açıklama yapan Türkiye’nin ilk yerli anahtar teslimi pelet üretim tesislerini kuran Alternatif Enerji’nin CEO’su Atakan Ayvaz, “Dolar kurundan hiçbir zaman etkilenmeyen ve TL bazında satışı sürdürülen yerli üretimimiz pelet bu yıl vatandaşlarımızın bütçesine ciddi katkı sağlayacaktır.”

    Bütün katı yakıt kazanlarında ve sobalarda kullanılabilen, yüksek kalori oranına sahip olan peletin yıl boyunca asla döviz kurlarından etkilenmeyeceğini ifade eden Ayvaz, “Döviz kurunun artmasıyla dışarıdan ithal ettiğimiz kömür ve benzeri yakıt ürünlerinde ciddi fiyat artışları meydana gelmiştir. Bu artış direk vatandaşlarımızın ödeyeceği tutarlara yansıtılmış, geçen sene yaklaşık 2 bin 500 TL ödeyen bir aile sahibi bu yıl 5 bin 500 TL tutarında ödeme yapması gerekecektir. Sene boyunca sürekli fiyat artışı sağlayan bu yakıt türlerine tek alternatif yerli üretimimiz olan ve döviz kurundan asla etkilenmeyen pelettir. Yanma sonunda hiçbir zehirli gaz meydana çıkarmayan, kalori açısından oldukça yüksek olan ve her türlü katı kazanlarda kullanabilen pelet hem ülke ekonomisine katkı sağlamaktadır, hem de dışa bağımlılığı ortadan kaldırmaktadır. Site yöneticileri ve katı yakıt kullanan hane sahiplerinin birçoğu bu yıl pelet tüketimine geçmiştir. İleri süreçlerde pelet tüketiminin pazarın büyük bir oranına sahip olacağını, vatandaşların yerli ve milli yakıta sahip çıkacağını tahmin ediyoruz. Her türlü odun, odun artığı ve ormansal artıkların öğütüldükten sonra kurutularak yüksek basınçla preslenerek sıkıştırılması suretiyle yoğunluğu arttırılarak enerji elde etmek maksadıyla kullanılan küçük parçacıklardan oluşan bio yakıt peletin verimi yüksek, fiyatı ise düşük” diye fade etti.

  • Aydın Ticaret Odası İlkokulu öğrencileri yerli malı tüketimine vurgu yaptı

    Aydın’ın Efeler ilçesinde, Aydın Ticaret Odası İlkokulu öğrencileri, Tutum, Yatırım ve Türk Malları Haftası nedeniyle düzenlenen etkinlikte yerli malı tüketiminin önemine vurgu yaptı.

    Her yıl 12-18 Aralık tarihleri arasında kutlanan Tutum, Yatırım ve Türk Malları Haftası kapsamında Ticaret Odası İlkokulu 2-S sınıfı öğrencileri, sınıf öğretmenleri Şeniz Dilek öncülüğünde etkinlik düzenledi. Getirdikleri yiyecekleri arkadaşları ile paylaşan öğrenciler yerli malı kullanmanın önemini öğrendi. Öğrencilere tutumlu olmanın, yatırım yapmanın ve yerli malı kullanmanın önemi vurgulanırken, tüketilecek ürünlerin ülkede üretilen ürünlerden seçilmesinin gerekliliği anlatılarak, bilinçli tüketicilik konuları ile ilgili öğrenciler bilinçlendirildi.

    Okulda düzenlenen etkinliğe Aydın Ticaret Odası İlkokulu Müdürü Mehmet Korkmaz, Müdür Yardımcıları Bilgehan Evran, Hacı Yıldız, Recai Sonuzun, Mehmet Öztürk öğretmenler, öğrenciler ve veliler katıldı.

  • Bayramda dişler için et tüketimine dikkat

    Kurban Bayramına sayılı günler kala diş hekimi Kerem Kurttaş, sağlıklı dişler için doğru pişirilmiş ve uygun miktarda et tüketme uyarısında bulundu.

    Kurban bayramındaki beslenmenin diş sağlığını tehdit edebileceğini belirten Diş hekimi Kerem Kurttaş, dişlerin beslenme sırasında ve sonrasında nasıl korunabileceğini ve ağız sağlığı için neler yapılması gerektiği konusunda bilgiler verdi.

    Kurban bayramında fazla tüketilen şeker ve tatlılar sonrasında sızlayan dişlerin çürüklere işaret ettiğini belirten Kurttaş, “Asitli içeceklere karşı da dişler duyarlılık gösteriyorsa bu durum önemsenmelidir. Yapılan diş temizliği sonrası oluşan diş eti kanamaları, ağız ve diş sağlığının bozulmaya başladığını gösterebilir. Pestil gibi sert şekerlemelerin uzun süre ağızda emilerek kalmasının bakterileri besleyeceği unutulmamalıdır. Bayramda tüketilen etin diş aralarına gömülmesi sonucu kürdanla temizlemeye çalışırız. Ancak et parçasının ya da farklı yiyeceklerin diş aralarına girdiği durumlarda kürdan kullanılmamalıdır. Bu tarz durumlarda daha çok diş ipi tercih edilmelidir. Diş ipiyle ileri-geri ya da aşağı-yukarı hareketlerle artık malzemenin çıkarılması daha uygundur” ifadelerini kullandı.

    Genellikle Kurban Bayramı’nda tüketilen kırmızı etin, ağız ve diş sağlığı konusunda riskleri de beraberinde getirdiğini ancak doğru tüketimde diş sağlığına fayda sağladığının altını çizen Kurttaş, “Oysaki doğru pişirilen ve uygun miktarda tüketilen kırmızı et, diş sağlığı için faydalıdır. Çünkü 100 gram kırmızı et yaklaşık olarak 286 mg fosfor içermektedir. Özellikle büyüme ve gelişme çağında, ağız ve diş sağlığı için tüketilen gıdalarda kalsiyum ve fosfor olması gerekir. Fosfor için en zengin kaynak, protein içeriği yüksek olan et ürünleridir. Kuru yemişler içindeki doğal yağlar, diş minesinin güçlenmesine yardımcı olarak çürümelere karşı daha dayanıklı olmasını sağlamaktadır. İçindeki doğal yağlar dişi kaplar ve bakterilere karşı koruyucu bir tabaka oluşturur. Yine kuruyemişler, dişlerin daha sağlam ve kuvvetli olmasında önemli rol oynamaktadır. Fındık, dişlerin gelişimi için gerekli çinko açısından en iyi besindir. Kuru üzüm de diş çürümelerine karşı engelleyici özelliktedir” diye konuştu.

  • Ülker, 2,1 milyon kişinin günlük su tüketimine denk gelen tasarruf sağladı

    Kuruluşunun 80’inci yıldönümüne denk gelen 2024 yılına yönelik sürdürülebilirlik ilke ve hedeflerini açıklayan Ülker, bu konudaki çalışma ve ilerlemeleri anlatan Sürdürülebilirlik Raporu’nun ikincisini yayımladı. Ülker, son iki yılda birim üretim başına su tüketimini yüzde 15 azaltarak, 2024 yılı için hedeflediği yüzde 30 azaltım hedefinin yarısına ulaştı. Ülker, iki yılda 2,1 milyon kişinin günlük su tüketimine denk gelen bir tasarruf sağladı.

    Ülker, geçtiğimiz yıl yaptığı çalışmalarla küresel sürdürülebilirlik endeksi olan FTSE4Good Gelişmekte Olan Piyasalar Endeksi’ne girerek, önemli bir başarıya da imza attı. FTSE4Good’un 2016 yılında ilk kez hayata geçirilen “Gelişmekte Olan Piyasalar Endeksi”, şirketlerin çevresel, sosyal ve yönetim konusundaki performansını ölçüyor. Ülker CEO’su Mehmet Tütüncü, 2024 yılına kadar Ülker fabrikalarında “karbon salım artışı” olmadan büyüme, enerji verimliliğini yüzde 25 artırma, ambalaj fire miktarında yüzde 50 azaltım ve esnek ambalajlarda plastik kullanımını yüzde 20 azaltım hedeflediklerini söyledi.

    Sürdürülebilirlik ilke ve hedeflerini “Bu Dünya Bizim” söylemi altında birleştiren Ülker, “Sürdürülebilirlik Raporu”nun ikincisini yayımladı. Raporda Ülker’in 2016 yılında sürdürülebilirlik alanında yaptığı çalışmalar, ilerlemeler ve yatırımlar hakkında detaylı bilgi veriliyor.

    Ülker, 2014 yılında, kuruluşunun 80’inci yıldönümü olan 2024 yılını işaret eden 10 yıllık Sürdürülebilirlik Hedefleri’ni açıklamış ve bu konudaki çalışmaları da “Çevre”, “Değer Zinciri”, “İnovasyon”, “Çalışanlar”, “Toplumsal Sorumluluk” ve “Liderlik” başlıkları altında toplamıştı. Raporda Ülker’in, 2016 yılındaki sürdürülebilirlik çalışmaları ile küresel sürdürülebilirlik endeksi olan FTSE4Good “Gelişmekte Olan Piyasalar Endeksi”ne girmesine de dikkat çekiliyor. Londra Borsası ve Financial Times’ın ortak sahipliğindeki bağımsız organizasyon FTSE’nin (Financial Times Sustainability Index) 2016 yılında ilk kez hayata geçirilen ”Gelişmekte Olan Piyasalar Endeksi”, şirketlerin çevresel, sosyal ve yönetim konusundaki performansını ölçüyor. FTSE4Good, sorumlu yatırım yapmaya önem veren kurumların kaynak olarak aldıkları dünya çapında önemli endekslerden biri olarak kabul görüyor. Ülker, endekse dâhil olan Türkiye’deki birkaç şirketten birisi oldu.

    “Bizi cesaretlendiren sonuçlar aldık”

    Kurucusu Sabri Ülker’in “israfsız şirket modeli” üzerine inşa edilen Ülker’in sürdürülebilirlik çalışmalarını, iş hayatının her alanını kapsayacak şekilde ele aldıklarına işaret eden Ülker CEO’su Mehmet Tütüncü, “Hedeflerimize doğru giden yolda bizi cesaretlendiren sonuçlar aldık. Paydaşlarımızla yaptığımız çalıştaylar sonunda ortaya çıkan öncelikli konular Ar-Ge ve inovasyon, gıda güvenliği ve kalitesi, su riskleri ve su yönetimi, risk yönetimi, iklim değişikliği ve enerji ile iş sağlığı ve güvenliği öncelikli konular olarak belirlendi” dedi.

    Ülker’in sürdürülebilirlik çalışmalarında, dünya liderlerinin üzerinde anlaştığı “Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri”nin yol gösterici olduğuna dikkat çeken Tütüncü gelişmelerle ilgili şu bilgileri aktardı: “İki yılda birim üretim başına su tüketimini yüzde 15 azalttık. 2024 yılı için belirlediğimiz yüzde 30 azaltım hedefinin yarısına ulaştık. Böylece, iki yılda 2,1 milyon kişinin günlük su tüketimine denk gelen bir tasarruf sağlamış olduk. Enerji verimliliğini yüzde 25 artırma hedefimiz kapsamında da 9.3 bin MWh enerji tasarrufu gerçekleştirdik. Bu da yaklaşık 1,1 milyon kişinin günlük elektrik tüketimini ifade ediyor. Lojistik alanında yaptığımız araç doluluk oranları, tır kullanımı ve palet verimliliği gibi çalışmalarla sefer sayılarını azalttık. 2014 yılından bu yana fabrikalardan distribütörlerimize yapılan sevkiyatlarda karbon salımını yaklaşık 430 ton azalttık. Böylece, 2015 yılına göre aynı miktarda ürünü 2 milyon km daha az yol yaparak tüketiciye ulaştırdık. Diğer yandan raporda paylaştığımız ve sürdürülebilirlik hedefleri açısından önemli bir yere sahip olan 6 fabrikamızın elektrik ve doğalgaz tüketim verilerine uluslararası bağımsız bir denetim şirketi tarafından güvence verildi.”

    Biyoçeşitlilik ve “Sürdürülebilir Fındık Tarımı” projesi

    Tarım yapılan toprağın üretkenliğini etkileyen biyoçeşitliliğin korunmasını öncelikli konular arasında gördüklerini belirten Tütüncü, 2015 yılında Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF) ile başlattıkları “Giresun’da Sürdürülebilir Fındık Tarımı Projesi”nin ilk etabını tamamladıklarını kaydetti. Türkiye’nin en önemli tarım ihraç maddeleri arasında yer alan ve Ülker’in de ana hammaddelerinden olan fındık tarımını sosyo-ekonomik ve ekolojik açıdan ele aldıklarını ifade eden Tütüncü, “Hedefimiz, kalitesi ile dünyada eşsiz bir ürün olan Giresun fındığının üretiminin doğayla uyum içinde sürdürülmesi için gerekli çözüm önerilerini ortaya koymak. Giresun’da seçilen pilot bahçelerde iyi tarım uygulaması ve kapasite geliştirme çalışmalarına başladık” diye konuştu.

    “Ana hammaddemizin yarısını buğday oluşturuyor”

    Kakao, fındık ve buğdayın tarladan tüketiciye ürün olarak ulaşmasını sağlayan değer zincirinin sürdürülebilirlik konuları arasındaki en önemli maddelerden biri olduğuna dikkat çeken Tütüncü, şöyle devam etti: “Sürdürülebilirlik ilkeleri bu yolculuğun her aşamasında çalışma şeklimize yön veriyor. Ürünlerin tüketicilere ulaşana kadar ambalajlanma, taşınma ve dağıtım safhalarında çevresel, sosyal ve ekonomik etkilerini gözetiyoruz. Tedarik Zinciri Politikası oluşturarak, tedarikçilerin de sürdürülebilir iş pratiklerini benimsemesi için ilk adımı attık. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), BirleşmişMilletler Küresel İlkeler Sözleşmesi gibi uluslararası anlaşmalara dayanan politikamız, tedarikçilerin uluslararası sertifikasyon sistemlerine katılımlarını destekliyor ve teşvik ediyoruz. Özellikle gıda ve ambalaj satın alımı yaptığımız tedarikçilerin uluslararası standartlara uyumunu değerlendirerek denetimler düzenliyoruz. Denetimler sayesinde gelişime açık alanlarda iyileştirmeler talep edebiliyor, tedarikçilerin küresel üretim standartlarına uygun üretim yapmasını güvence altına alıyoruz.”

    Ülker’in yıl boyunca kullandığı ana hammaddenin yarısını oluşturan “buğday”a yönelik özel bir çalışma yürütüldüğünü anlatan Tütüncü, “Mümkün olduğu kadar yerel ürünleri tedarik etme anlayışımızla buğday ihtiyacımızın yüzde 80’ini yurtiçinden alıyoruz. Bahri Dağdaş Uluslararası Tarımsal Araştırmalar Enstitüsü ile 10 yıldır bisküvide kullanmak üzere ideal buğday üretmek için ıslah çalışmaları yapıyoruz. Bu çalışmalarımızın sonucunda Ali Ağa adını verdiğimiz yüksek verimli bir buğday türü geliştirdik. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Tohumluk Tescil ve Sertifikasyon Merkez Müdürlüğü tarafından tescillendi. Bundan sonra Ali Ağa’nın yaygınlaşması için çalışacağız” diye konuştu.

    “Ar-ge yatırımlarımızı bir önceki yıla göre yüzde 40 artırdık”

    Ar – Ge ve inovasyonun önemine vurgu yapılan açıklamada, “Artı değer üretirken sürdürülebilir bir büyümenin sağlanması adına inovasyon kritik önem taşıyor. Tüketicilerin istek ve ihtiyaçlarına cevap veren çözümler üretmeye odaklanıyoruz. İnovasyonu 2024 sürdürülebilirlik hedeflerimize uzanan yolda sosyal ve çevresel performansımızı geliştirecek bir araç olarak kullanıyoruz. Ar-ge yatırımlarımızı bir önceki yıla göre yüzde 40 artırdık. Ar-ge birimi çalışmaları kapsamında bu yıl yeni ürün geliştirme, mevcut ürün iyileştirme, proses ve kalite geliştirme gibi alanlarda 1000’in üzerinde projede çalıştık. İnovasyon süreçlerimize tüketicilerin yanı sıra her birim ve seviyeden tüm çalışanları dahil ediyoruz. Bu yıl çalışanlarımızdan 8.373 öneri aldık. Bu önerilerin yüzde 8.3’ünü hayata geçirdik. Geçen seneye göre öneri sayısında yüzde 3 artış oldu. Çalışanlardan gelen fikirler doğrultusunda Cocostar üretim prosesinde yapılan iyileştirme sonucunda 270 dakika olan hazırlık süresi 70 dakikaya indi. Böylece hem işçilikten hem de enerjiden tasarruf sağlandı. pladis Türkiye Çikolata Ar-Ge Departmanı, Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’ndan “Ar-Ge Merkezi” belgesi aldı” denildi.

    Çöp sahalarına giden atık oranı düşüyor

    Açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Doğal kaynak verimliliğini sağlamada, sürdürülebilir üretim ve tüketim alışkanlıklarının yaygınlaşmasında atık yönetiminin önemli bir yeri olduğuna inanıyoruz. Daha az atık oluşturarak ve atıkları geri dönüştürerek doğal kaynak kullanımını azaltmayı hedefliyoruz. “Yüzde 100 geri dönüşüm ile düzenli depolama sahalarında sıfır atık” hedefiyle çalışmalarımıza devam ediyoruz. Her sene daha fazla atığı geri dönüştürüyor ve atık sahasına daha az çöp yolluyoruz. Çöp sahalarına giden atık oranı yüzde 9’a düşürüldü.”

    2016’da neler yapıldı?

    Birim üretim başına su tüketimi yüzde 10 azaldı. Böylece iki yıllık su tasarrufu yüzde 15’e ulaştı. Ar-Ge yatırımları, yaklaşık yüzde 40 artırıldı. pladis Türkiye Çikolata Ar-Ge Departmanı, Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’ndan “Ar-Ge Merkezi” belgesi aldı.

    2016 yılında her kademedeki Ülker çalışanlarından 8.373 öneri toplandı. Bu önerilerin yüzde 8.3’ ü hayata geçti. Geçen seneye göre öneri sayısında yüzde 3 artış oldu. Ambalaj kullanımı konusunda yenilikçi uygulamalar geliştirilerek 1 milyon TL’nin üzerinde tasarruf sağlandı. Çalışan başına eğitimler ortalama 17 saatten 22 saate çıktı. Sevkiyatlarda tır kullanma yüzde 78’den yüzde 82’ye, çift katlı tır kullanma ise yüzde 35’ten yüzde 43’e yükseldi. Çöp sahalarına giden atık oranı yüzde 9’a düştü. FTSE4Good Gelişmekte olan Piyasalar Endeksi’ne girildi. 2015 yılında ilk gıda şirketi olarak dahil olunan Borsa İstanbul (BIST) Sürdürülebilirlik Endeksi’ndeki yer almaya devam edildi.

    2024 sürdürülebilirlik hedefleri

    Salım artışı olmadan büyümek, birim üretim başına karbon salımını yüzde 40 azaltmak, enerji verimliliğini yüzde 25 artırmak, birim üretim başına su kullanımını yüzde 30 azaltmak, yüzde 100 geri dönüşüm ile düzenli depolama sahalarına sıfır atık göndermek, Lojistik kaynaklı karbon salımlarını yüzde 20 azaltmak, Kişi başı eğitim saatini yüzde 40 artırmak, Koli ve kutularda kâğıt kullanımını yüzde 20 azaltmak, Gün kayıplı iş kazalarını sıfırlamak, Alanında lider kurumlarla toplum sağlığı ve geleceğine yönelik proje ve işbirliklerine devam etmek, Personel değişimini yüzde 3.5 seviyelerine düşürmek, Çalışan bağlılığını yüzde 85 seviyesine yükseltmek.