Etiket: Tüketimi

  • (Özel haber) Uzmanından konserve tüketimi için uyarılar

    Adana’da yaşanan ve 4 kişinin ölümü ile sonuçlanan konserve faciasının ardından konuyu değerlendiren Uzman Diyetisyen Ümran Canlı, “Besin zehirlenmelerinin yüzde 52’si toksit madde içeren sebze konservelerinden meydana geliyor” dedi.

    Adana’da el yapımı domates konservesinden yapılan menemeni yedikleri iddia edilen anne, baba, oğul ve teyze 1.5 ay içerisinde hayatını kaybetti. Sadece menemeni yiyen 4 kişinin ölmesi nedeniyle evde yapılan konservelerin nasıl yapılıp ne şekilde tüketileceği sorusu sorulurken Uzman Diyetisyen Ümran Canlı konuya ilişkin açıklamalarda bulundu. Diyetisyen Canlı, “Besin zehirlenmelerinin yüzde 52’si toksit madde içeren sebze konservelerinden meydana geliyor” şeklinde konuştu.

    Besin zehirlenmelerinde sebze konservelerinin rolü

    Besin zehirlenmelerinde konservelerin önemli bir bölümü oluşturduğuna dikkat çeken Diyetisyen Ümran Canlı, “Besin zehirlenmelerinin yüzde 52’si toksit madde içeren sebze konservelerinden meydana geliyor. Konserve hazırlarken sebzelere dikkat etmemiz gerekiyor. Meyve ve sebzelerimizin taze ve küflü olmaması gerekiyor. Bunları temizleyip parçaladıktan sonra gerekirse pişirme işlemi yapılmalıdır. Pişirme işleminin ardından konulacak cam kaplar ve kapakları kontrol edilerek saklama koşullarına göre hazırlanmalıdır. Konserveyi açtıktan sonra da uzun süre açık kalmamalıdır. Gün içinde yahut birkaç gün içerisinde tüketilmelidir. Çünkü bakteri üremesi fazlaca oluşmaktadır” dedi.

    Konserve yaparken ve alırken kapağa dikkat

    Oluşan bakterinin konservede bombe meydana getirdiğini belirten Diyetisyen Canlı, “Clostridium Botulinum dediğimiz bir bakteri var ve bu konservelerin baş düşmanıdır. Bunlar konservelerde fazlaca üreyebiliyorlar ve konservede bombe şeklinde oluştuğu gözlemlenebiliyor. Özellikle satın alırken ya da evde yaptığınız konserveleri kapak kısımlarına bakmamız gerekiyor. Bombe varsa kesinlikle tüketmemeliyiz, bu bakteri oluştuğunun işaretidir. Bunu tüketirsek zehirlenme kaçınılmaz olacaktır” diye konuştu.

    “Evde yapılan konservelerde kapağın şişmemesi gerekiyor”

    Zehirlenmenin çeşitli belirtileri olduğunu vurgulayan Canlı, “12 ile 36 saat arasında bağırsak fonksiyonlarında bozulmalar ve kusmalar gerçekleşebilir. Bu durumda hastaneye başvurmak gerekiyor. Bunun sebebi de Clostridium Botulinum denilen bakteriden kaynaklıdır. Evde yapılan konservelerde kapağın şişmemesine dikkat etmek gerekiyor. Kapağı açarken suyun fışkırmaması önemli. Konservenin kendine has kokusu ve tadında olduğu kontrol edilmelidir. Herhangi bir şüphe unsuru varsa konserve kesinlikle tüketilmemelidir. Botulinum denilen bakterinin ortadan kalkması için de 80 derecede 10 – 30 dakika arasında pişirilmesi gereklidir” ifadelerini kullandı.

  • Kahve tüketimi kalp ritmi bozukluğuna neden oluyor

    Medicana Sivas Hastanesi’nde görevli Uzman Doktor İsmail Erdoğu kahve tüketimiyle ilgili, “Kahve içindeki bazı moleküller sağlığa yararlı olsa da, bazı moleküller insan sağlığına zarar vererek kalp ritmi bozukluğuna neden oluyor” dedi.

    Kahvenin içerisindeki bazı moleküllerin insanı uyanık tutan aynı zamanda enerji verdiğini, dikkatini arttırdığını bazı moleküller ise, kafein gibi kalbin kalp hızını artırdığını ifade eden Uzman Doktor İsmail Erdoğu, “Günümüzde çay ve kahve tüketen insanlar ihtiyaçtan daha öte kültürümüz içerisine girmiş bir şey gibi gözüküyor. Çok fazla miktarda kahvaltıda veya misafirliklerde veya uğradığınız yerlerde ve her yerde en kolay ulaşabileceğimiz içecek türü aslında çay yada kahve, bazı işi çok stresli gece çalışan bir çok insanda dikkatini arttırmak için kahveyi fazla miktarda tercih ediyor. Ritm bozukluğu olan insanlarda kalp istemsiz olarak hızlı çalışıyor. Dolayısıyla bu kişiler de çay yada kahvenin fazla tüketilmesi sonucu hastalarda çarpıntı şikayetleri artıyor” dedi.

    “Günde 1 kez tüketmek yeterli”

    Kalp ritm bozukluğu olan insanlar kahve tüketimlerini azaltmaları günde, 1 tane kahve içmek hastalarda bir sıkıntı oluşturmazken sabah saatlerinde kullanılabilir olduğunu söyleyen Erdoğu, “Tok karınla alınabilir ama örneğin gece geç saatlerde kahvenin tüketilmesi gece boyunca uykusuzluk, uykunun gelmemesine çarpıntının gece boyunca sürmesine sebep olabilir” diye konuştu.

    Gün içerisinde kahve tüketiminin kişiden kişiye değiştiğine değinen Erdoğu, “Uykusuzluk sorunları varsa kahve tüketimi akşam 5-6’dan sonraya bırakmaması lazım. Kahve tüketimini biraz daha günün erken saatlerinde tüketmesinde fayda var. Burada kişiden kişiye kahvenin yapmış olacağı reaksiyonlar değişir. Kişi bir kahvede çarpıntı hissediyorsa ona bir taneyi bile yasaklıyoruz ama kişi örneğin 3 tane içiyor bir sıkıntısı olmuyorsa bizde gerçekten onun kalp muayenesinde ciddi bir şey görmüyorsak hastaya bunu yasaklamadığımız da oluyor. Bir de şunlara dikkat etmek lazım örneğin bazı genetik rahatsızlıklar var toplumda oldukça seyrek olarak görülüyor. Örneğin pil takılmış kalbi hızlı çalışıyor, birtakım bayılma nöbetleri yaşayan insanlarda kahvenin ve çayın alınmamasında fayda” ifadelerini kullandı.

    “Portakal suyu tüketilmeli”

    Kahve veya çay tüketilmesinin kalp tıkanıklığına sebep olmadığını belirten Erdoğu, “Sağlıklı şeyler mi? değiller yani kişi kahve yada çay tüketeceğine portakal suyu tüketmesi çok daha sağlıklı. Kalp de ritm bozukluklarına sebep olabilir ama kalp damarını tıkamak gibi bir etkisi olup olmadığını bilmiyoruz biz bunu yok olarak kabul ediyoruz” şeklinde konuştu.

  • Unutulan tehlike gizli tuz tüketimi

    Erzincan Halk Sağlığı Müdürü Dr. Mesut Turan “Tuza Dikkat Haftası” kapsamında bir açıklama yaptı.

    Turan açıklamasında: “Yediğimiz tuzun büyük bir kısmı satın aldığımız hazır gıdaların içinde gizlidir. Gıdaların etiketlerini kontrol edin ve daha az tuz tüketimi için tercihlerinizi değiştirin. Beslenme; sağlığı korumak, geliştirmek ve yaşam kalitesini yükseltmek için vücudun gereksinimi olan besin öğelerini yeterli miktarlarda ve uygun zamanlarda almak için bilinçli yapılması gereken bir davranıştır. Bireylerin yeterli ve dengeli beslenmesi; başta kronik hastalıklar olmak üzere hastalıkların görülme riskinin azalması, protein enerji malnütrisyonun, vitamin-mineral yetersizliklerinin önlenmesi vb. sağlık sorunlarının en aza indirilmesinde rol oynayan koruyucu etmenlerden biridir. Tüm dünyada yeterli ve dengeli beslenme ile besin tüketimini iyileştirmeye yönelik stratejilerden birisi de Ulusal Beslenme Rehberlerinin hazırlanması ve kullanılmasıdır. Beslenme Rehberleri topluma yeterli ve dengeli beslenme konusunda bilgi vermek ve beslenme ile ilgili tüm koşulları açıklamak amacıyla oluşturulmuş bir dizi öneriyi içerir, toplumun beslenme ile ilgili hedeflerine ulaşmasının pratik yolunu gösterir, sağlıklı yaşam biçimini geliştirilmesine katkıda bulunur. Bu rehberler geleneksel beslenme alışkanlıklarını göz önünde bulundurur ve hangi bakış açılarının değiştirilmesi gerektiğine dikkati çeker. Rehberler toplumun yaşadığı ekolojik çevreyi, sosyoekonomik ve kültürel etmenler ile biyolojik ve fiziksel çevreyi de dikkate alır. Günümüzde beslenme ve sağlıkla ilgili birçok kaynaktan bilgi ve öğütler alınabilmektedir. Ayrıca besin etiketlerinden de birçok ayrıntılı bilgi elde edilebilmektedir. Elde edilen bilgilerin çoğu karmaşık olabilmekte ve tüketicinin çoğunluğu tarafından anlaşılamamaktadır. Bu bilgiler aile menüleri oluşturulurken sınırlı olarak kullanılmaktadır. Bundan dolayı tüketicilerin anlayabileceği bilimsel beslenme önerilerinin hazırlanma ihtiyacına cevap vermek için Bakanlığımızca da Türkiye Beslenme Rehberi (TÜBER) sağlık profesyonelleri ve halkımız için doğru bilgiler elde etmeleri sağlanarak sağlık okuryazarlığına katkı sağlaması ve pratik uygulamalarda yol gösterici olması için hazırlanmıştır. Bu rehber içerisinde “sağlıklı yemek tabağı” ve “fiziksel aktivite ve beslenme piramidi” geliştirilmiştir.

    Ülkemiz için geliştirdiğimiz rehberde; Besin Grupları, Sağlıklı Vücut Ağırlığının Sağlanması ve Korunması, Tüketimi artırılması ve Azaltılması Gerekli Besinler, Besin Güvenliği ve ilkeler, Anne Sütünün Korunması ve Tamamlayıcı Besinler, Yaşam Süresinde Beslenme ( Okul öncesi, gebelik, yaşlılık ) Özel durumlar (şişmanlık, işçi ve sporcu beslenmesi, vejeteryan beslenme) ve Ekler bölümlerinden oluşmaktadır. Ekler bölümü TBSA 2010 veri tabanına dayalı ileri analizler yapılarak veriler değerlendirilmiş, besin gruplarına göre porsiyon ölçüleri/miktarları belirlenmiş, ülkemiz için yeterli olduğu kabul edilen kalori ve besin ögesi referans değerlerini karşılayacak beslenme örüntüleri hazırlanmıştır. Türkiye için kalori ve besin ögeleri referans değerleri AB ülkeleri için EFSA ve ABD IOM raporları dikkate alınarak belirlenmiştir. Bazı besin ögelerinin referans değerleri TBSA 2010 veri tabanı, ölçülmüş boy uzunluğu ve vücut ağırlığı değerleri ile besin tüketim verileri kullanılarak ülkemize uyarlanmıştır.

    Rehberde aşırı tuz içeren besinler ve tuz tüketimi konusunda öneriler yer almaktadır. Söz konusu öneriler doğrultusunda sağlıklı beslenmenin teşvik edilmesi çalışmalarımızdan birisi de Tuz Azaltma Programının uygulanmasıdır.

    Aşırı tuz tüketimi yüksek tansiyon, kalp hastalıkları, böbrek hastalıkları başta olmak üzere şişmanlık, şeker hastalığı ve bazı kanser türleri başta olmak üzere önemli halk sağlığı sorunlarına neden olmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü; hastalıklardan korunmak amacıyla tüketilmesi gereken tuz miktarını günde 5 gram (tepeleme bir çay kaşığı veya silme bir tatlı kaşığı) olarak önermektedir.

    Ülkemizde Türk Hipertansiyon ve Böbrek Hastalıkları Derneği’nin 2008’de 14 ilde gerçekleştirdiği SALTurk-1 Çalışması’nda günlük tuz tüketim miktarının 18 g/gün olduğu saptanmıştır. 2012’de yine Türk Hipertansiyon ve Böbrek Hastalıkları Derneğince 4 ilde (İstanbul, Ankara, İzmir ve Konya) 657 kişide tekrarlanan “Türkiye’de Tuz Tüketimi Çalışmasında (SALTurk 2)” kişi başı günlük tuz tüketimi 15 g/gün bulunmuştur.

    Bakanlığımız tarafından Kasım 2011 yılından beri “Türkiye Aşırı Tuz Tüketiminin Azaltılması Programı” yürütülmektedir. Program kapsamında tuzun aşırı tüketilmesinin önlenmesi amacıyla farklı sektörlerle işbirliği çalışmaları yapılması öncelikler arasında yer almaktadır.

    Uygulamakta olduğumuz Tuz Azaltma Programı kapsamında ve TUBER önerileri doğrultusunda fazla tuz tüketiminin sağlık üzerine olumsuz etkilerine yönelik kamuda farkındalık oluşturulması ve bilgilendirme yapılması, aşırı tuz tüketiminin azaltılması amacıyla her yıl “Tuza Dikkat Haftası” etkinlikleri yapılmaktadır. Her yıl belirlenen tarihte gerçekleştirilen “Tuza Dikkat Haftası” bu yıl 20-26 Mart 2017 tarihleri arasında olacaktır.

    Aşırı Tuz Tüketimini Azaltmak İçin Öneriler

    Satın alınan işlenmiş ürünlerin etiket bilgisi mutlaka okunmalı, tuzsuz ya da tuzu azaltılmış ürünler tercih edilmelidir.

    Ambalajlı tüketime sunulan gıdaların içeriği etiket bilgisinden okunmalı ve benzer gıdalarda tuz ve tuz yerine geçen maddelerin miktarları daha düşük olanlar tercih edilmelidir.

    Hazır soslar (soya sosu, ketçap sos, barbekü sos, tartar sos, salsa sos, hardal, makarna sosu gibi), atıştırmalık ürünler (cips, tahıl bazlı bar, meyve bazlı bar, ekstrüde ürünler, patlamış mısır gibi), tuzlanmış kuruyemişler (fındık, fıstık, ceviz, badem, leblebi, kavurga, kabak ve ayçiçeği çekirdeği, her türlü çekirdek içi vb.), turşu ve salamura (siyah ve yeşil zeytin, sebze turşuları), balık konserveleri, tuzlanmış, tütsülenmiş ve/veya salamura edilmiş et ve balık ürünleri ile aromalı/aromasız, doğal/doğal olmayan mineralli içecekler yüksek miktarda tuz içermeleri nedeniyle az tüketilmelidir.

    Ambalajlı besinlerin besin etiketinde yer alan mono sodyum glutamat, sodyum nitrat, sodyum bikarbonat, sodyum sitrat, sodyum askorbat vb. tüm sodyumlu bileşiklerin tüketimine dikkat edilmelidir. Çünkü bunlar besinin tuz/sodyum içeriğini artırmaktadır.

    Taze sebze ve meyve tüketimini artırılmalı, fast food tüketimi azaltılmalıdır.

    Tuz oranı yüksek olan kavrulmuş kuruyemişleri değil taze olanları tercih edin.

    Yemek hazırlama, pişirme ve tüketim sırasında ilave edilen tuz miktarı azaltılmalıdır. Hatta besinlerin bileşiminde sodyum bulunması nedeniyle hazırlama ve pişirme sırasında mümkünse tuz eklenmemelidir.

    Tuz tüketimi azaltılmalıdır. Günlük olarak 5 gramı (1 tepeleme çay kaşığı veya1 silme tatlı kaşığı) geçmemeli ve iyotlu tuz kullanılmalıdır.

    Sofrada yemeklere tuz ilavesi yapılmamalı ve sofradan tuzluk kaldırılmalıdır.

    Geleneksel olarak evlerde hazırlanan turşu, salça, tarhana, kurut, yaprak salamurası vb. yiyeceklerin tuz içeriği fazladır. Bu nedenle daha az tüketilmeli ve hazırlarken yüksek miktarda tuz kullanımından kaçınılmalıdır.

    Peynir, zeytin, salamura ürünlerin tuz içeriğinin azaltılması için yemeden ve kullanmadan önce suda yıkama ve bekletme gibi işlemler uygulanabilir.

    Ev dışı beslenmede yemeklerin ve besinlerin içindeki tuz miktarı öğrenilerek mümkünse az tuzlu veya tuzsuz hazırlanması istenmelidir.

    Tuz yerine doğal lezzet arttırıcılar (soğan, sarımsak, baharatlar, limon, sirke, biber, nane, kekik, maydanoz, dereotu, fesleğen vb.) kullanılmalıdır.

    Tuz tüketiminin azaltılması konusunda bir süre ısrarlı davranıldığında, kişinin tuzu azaltılmış beslenme biçimine alışabileceği unutulmamalıdır” dedi

  • “Günlük su tüketimi kadar, içtiğiniz suyun güvenli olması da önemli”

    QNET Ürün Pazarlama Müdürü Berni Bernhard Gaksch, 22 Mart Dünya Su Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, sağlıklı su kullanımına dikkat çekerek, “Günlük su tüketim miktarının yanı sıra, içilen suyun güvenli olması ve sağlığımız için yararlı mineraller bakımından zengin olması oldukça önemli” dedi.

    Musluklardan akan suyun içinde gizli tehlikelerin olduğundan bahseden QNET Ürün Pazarlama Müdürü Berni Bernhard Gaksch, su arıtma cihazlarının artık şehir hayatının zorunluluğu olduğunu belirterek, sağlıklı ve güvenli suya ulaşmanın her geçen gün zorlaşacağına dikkat çekti. Berni Gaksch, “Sağlık için gün içinde tüketilen suyun miktarı kadar tükettiğimiz suyun güvenli ve temiz olması, vücudumuzun ihtiyacı olan minerallere sahip olması da çok önemlidir. Özellikle evlerimizde kullandığımız musluk sularının zamanla paslanan borular yüzünden hastalıklara neden olduğunu unutmamamız gerekiyor. Paslanan borularla birlikte zararlı bakterilerin de sadece içtiğimiz su ile değil gündelik kullandığımız su ile de vücudumuza kolayca girebildiğinin farkında olmalıyız” dedi.

    Günümüzde su arıtmanın, hem var olan kaynaklarımızı korumak hem de sağlıklı su tüketmek için hayati öneme sahip olduğunu ifade eden Berni Gaksch, “Aşırı su tüketiminden kaçınarak, vücudumuzun PH dengesini düzenlemenize yardımcı olacak alkalin suyu da tüketmek gerekmektedir. Su arıtma cihazımız Homepure ile dünyaya güvenli temiz içme suyu verebiliyoruz. ABD merkezli Uluslararası Hijyen Vakfı NSF belgeli Homepure, ultra Filtrasyon Teknolojisiyle kokusuz, temiz suya sahip olmanızı garanti etmekle kalmayıp aynı zamanda vücudunuzun ihtiyaç duyduğu tüm minerallerin de suda kalmasını sağlıyoruz” şeklinde konuştu.

  • En fazla sigara tüketimi uzun yol şoförlerinde

    Manisa Halk Sağlığı Müdürlüğü tarafından düzenlenen programda konuşan Manisa Devlet Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doktor Osman Altıparmak, sigara tüketiminin en fazla olduğu meslek gruplarının başta uzun yol şoförleri ve fabrika işçileri olduğunu söyledi.

    Manisa Halk Sağlığı Müdürlüğü tarafından 9 Şubat Dünya Sigarayı Bırakma günü dolayısıyla etkinlik düzenlendi. Düzenlenen etkinlik kapsamında Manisa Kent Ormanı girişinde buluşan sigarayı bırakan vatandaşlar, burada bulunan parkurda sabah yürüyüşü yaptı. Sigarayı bırakan 13 vatandaşla birlikte Manisa Vali Yardımcısı Mesut Eser, Halk Sağlığı Müdürü Dr. Engin Yıldırım, Manisa Devlet Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doktor Osman Altıparmak ve sağlık çalışanları katıldı. Yürüyüşün ardından protokol ve sigarayı bırakan vatandaşlar burada birlikte kahvaltı yaptı. Etkinlikte konuşan Halk Sağlığı Müdürü Dr. Engin Yıldırım, Türkiye’de 15 yaş üzeri 15 milyon kişinin sigara içtiğini belirterek, “Biz 1 yıl içerisinde 100 bin vatandaşımızı sigaraya bağlı akciğer hastalıkları, kalp damar hastalıkları ve inme sebebiyle kaybetmekteyiz. Bu toplam ölümlerin yüzde 23’ü demek. Biz eğer sigarayla ilgili tedbirlerimizi almazsak bunun 2030 yılında 240 bine ulaşması öngörülmekte. Sigarayla ilgili sigara içmeyenlerin en önemli dayanağı dumansız hava sahası. Bunu korumakla ilgili çalışmalarımızı bakanlık olarak ciddi bir şekilde yapmaktayız. Burada biz toplam 411 ihlal saptadık. Bunların 25 adetinde kapatma cezası, diğer 386 adetinde para cezası, toplamda 800 bin liranın üzerinde bir para cezası uygulandı. Bizim yıl içerisinde yaptığımız çalışmalarda 11 bin 511 kişiye hem psikolojik hem de ilaç desteği verildi. Bu kişilerden bin 921’i 1 yıl temiz kalmak suretiyle sigarayı bıraktılar” dedi.

    “Yaşam kalitesi yüzde 40 düşüyor”

    Etkinlikte konuşan Manisa Devlet Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doktor Osman Altıparmak, “2011 yılında yatırıma 50 bin lira bütçe ayrıldı. Sigaraya verdiğimiz para ise 51 bin lira. Sigara içen bir kişinin yaklaşık olarak ömür boyunca sigara içtikten sonra nefes darlığına yakalandığında bir kişinin maliyeti yaklaşık olarak 750 bin liradır. Dolayısıyla bir ekonomik boyutu da var. Sağlık boyutunda sigara içen birinin yaşam kalitesi yaklaşık olarak yüzde 40 normal insana göre daha düşüktür. Sabah kalktığında baş ağrısıyla kalkar. Günlük performansı düşer. Ailesel, sosyal ve toplumsal ilişkilerinde daha sinirli, gergin, uyumsuz ve huzursuzdur” diye konuştu.

    Sigara içen vatandaşların yaşamdaki bütün duyguları sigarayla bütünleştirdiğini ve bu durumun yanlış olduğunu sözlerine ekleyen Altıparmak, “Net vurgu olarak sigara içen bir insan tüm hayatındaki zevkleri sigarayla bütünleştirmiş oluyorlar. Kızgınlıklarını, kırgınlıklarını, sevinçlerini noktalandırdıklarını, ’Sigara içtim tam zevk aldım’, ’Sigara içtim sakinleştim’ deniyor. Bu konuda sigarayı bırakanların daha mutlu olduklarını ve daha sakin olduklarını bıraktıkları zaman görecekler” dedi.

    En fazla sigara tüketimi uzun yol şoförlerinde

    En fazla sigara tüketen meslekleri açıklayan Altıparmak, “Benim tecrübelerime dayanarak en çok gördüğüm meslek grubu şoförler çok yoğun kullanıyor. Fabrikada çalışan işçi grubu ki ilimizde Türkiye’nin önde gelen sanayileri kuruluşlarının yoğun olduğu bölge. Özellikle sanayide çalışan işçi grubunda çok yoğun olarak kullanılıyor. İşin sosyal ve psikolojik boyutu var. Sonuçta özellikle uzun yol şoförleri, araçlarında trafikteler. Sosyal olarak psikolojik olarak yalnızlar. Dolayısıyla paylaşım olarak görüyorlar. Bir de trafiğin kendisine yapmış olduğu psikolojik stres” diye konuştu.

    “Dostum diyordum ama değilmiş”

    40 yıl sigara içtikten sonra bırakan ve 4 yıldır sigara içmeyen 59 yaşındaki Şerafettin Ülgen ise, “Dostum arkadaşım diyordum ama değilmiş. Düşmanımmış meğerse. Günde 3 paket sigara içiyordum. Doktor bırakacaksın diyordu ben bırakmayacağım diyordum. 40 yıl boyunca sigara içtim. Şoförlük yapıyordum, mesleğim nedeniyle içtikçe içiyordum. Biraz zor oldu ama zoru başardım” dedi.

    “Kızım onunla kurduğum hayalleri görememe ihtimalim olduğunu söylüyordu”

    22 yıl sigara içtikten sonra sigarayı bırakan ve aynı zamanda sağlık çalışanı olan Filiz Sezer ise, sigarayı bırakmada ailesinin büyük desteği olduğunu belirtti. Sezer, “22 yıl boyunca sigara içtim. 11 aydan beri de sigarayı bıraktım. Sağ olsun Osman beyin desteği çok oldu. Kızım ve eşim bu konuda çok ciddi destekliyorlardı. Eşim 16 yıl olmuştu sigarayı bırakalı. Kızım onunla kurduğum hayalleri görememe ihtimalim olduğunu söylüyordu bana. O da bana çok dokunuyordu. Sonra ben de bir karar aldım ve ilaç kullanmadan sigarayı bıraktım” diye konuştu.

    Konuşmaların ardından Manisa Vali Yardımcısı Mesut Eser, Halk Sağlığı Müdürü Engin Yıldırım ve Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doktor Osman Altıparmak sigarayı bırakmayı başaranlara hediyelerini verdi.