Etiket: Töreni

  • Atatürk’ü Anma Töreni

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Cumhuriyetin ilk dönemlerinde hassasiyetleri ve endişeleri anlıyoruz. Bu endişelerin ürünü olan pek çok uygulamanın Cumhuriyetin benimsenmesi ve güçlenmesi sürecini uzattığını da kabul etmek durumundayız. Ama artık bunları geride bırakmamız gerekiyor” dedi.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ebediyete intikalinin 77. yıl dönümü dolayısıyla Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu tarafından ATO Congresium’da düzenlenen anma töreninde yaptığı konuşmada, “Vefatının 77. yıl dönümünde Kurtuluş Savaşımızın Başkomutanı, Cumhuriyetimizin banisi, ilk Cumhurbaşkanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü rahmet, tazimle yad ediyorum” ifadelerini kullandı.

    Gazi Mustafa Kemal Atatürk’le birlikte ahirete irtihal eden tüm gazilere ve şehitlere minnettarlığını ifade eden Erdoğan, “Malazgirt’ten günümüze kadar bin yıla yakın zamandır bu toprakları bize vatan yapmak için canlarını feda eden şehitlerimizin her biri bizim gururumuzdur. Bugün de şehitlerimizin, gerektiğinde canlarını vermekten çekinmeyen kahraman evlatlarımızın sayesinde vatan topraklarında yaşamaya devam ediyoruz. Rahmetli Arif Nihat Asya, ’Bizi sen sevgisiz, susuz, havasız ve vatansız bırakma Allahım’ derken ifade ettiği işte bu ruhtur, bu azimdir, bu inanıştır. Bunun için Rabbimize ne kadar hamd etsek azdır. Gazi Mustafa Kemal’in 1919’da başlayıp 1923’te cumhuriyeti kurarak taçlandırdığı o büyük mücadelesi de milletimizi vatansız bırakmaması mücadelesi değil miydi?” dedi.

    “AMAÇ BİZİ ANADOLU’DA BOĞMAKTI”

    Avrupa’nın içlerinden Afrika’nın ortalarına kadar uzanan Osmanlı’yı yok etme çabasının son ve nihai hedefinin Anadolu olduğunu anlatan Erdoğan, “Amaç, bizi Anadolu’ya sıkıştırmak değil bizi Anadolu’da boğmaktı. Bizi vatansız bırakmak isteyenleri Gazi Mustafa Kemal’in önderliğinde verdiğimiz o büyük mücadele sayesinde kanımızla, canımızla, yüreğimizle durdurduk” dedi.

    Osmalı-Rus Savaşı, Balkan Savaşı, Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı’nda verilen asker ve sivil kayıpların toplam sayısının milyonlarla ifade edildiğini hatırlatan Erdoğan, şunları söyledi:

    “Dikkatinizi çekiyorum, cumhuriyetimizi kurduğumuzda ülkemizin nüfusu yaklaşık 10 milyon civarındaydı. Sadece Balkanlar’daki kaybımız 2 milyondu. Rus harbi sonrasındaki kayıtlarda yine milyon rakamıyla ifade edilir. Birinci Dünya Savaşı’nı, Kurtuluş Savaşımızı saymıyorum bile. Vatanımızı yani bugün üzerinde yaşadığımız toprakları çok ağır bedeller karşılığında kurtarabildik. Ama hamd olsun kurtarabildik, burası önemli. Vatansızlığın ne anlama geldiğini işte yakın çevremizde yaşanan hadiseler bize çok çarpıcı şekilde gösteriyor. Bugün de vatanımızı korumak için bedel ödemeye devam ediyoruz. Sadece son 3-4 ayda 165 şehit verdik. Yüzlerce yaralımız, gazimiz var.”

    “GELECEĞİMİZİ ÜSTÜNDE KURACAĞIMIZ 4 TEMEL SÜTUN”

    Şair Mithat Cemal Kuntay’ın “On Beş Yılı Karşılarken” adlı şiirindeki “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır” dizesini okuyan Erdoğan, “İşte vatan olmanın bilinciyle bu evlatlarımız şu anda bu destanı bir daha yazıyorlar. Gerektiğinde canımızı vermekten, kanımızı akıtmaktan, uğrunda hiçbir fedakarlıktan kaçınmayacağımız bu topraklar bizim vatanımız. Onun için ben her vesileyle bir şey söylüyorum, ’Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet’ diyorum. Bu dört ilke, ülke ve millet olarak bizim geleceğimizi üzerinde kuracağımız aslında dört temel sütundur. Bunların hiçbirinde taviz veremeyiz, hiçbirini ihmal edemeyiz. Gazi Mustafa Kemal’in bize emaneti olan cumhuriyetimizi ilelebet muhafaza etmek, ülkemizi dünyanın en gelişmiş ülkeleri seviyesine yükseltmek için bu dört ilkeye sıkı sıkıya sahip çıkacağız. 2023 hedeflerimiz işte bunu ifade ediyor” şeklinde konuştu.

    “BU DEVLETLERİN HEPSİ BİRBİRİNİN DEVAMIDIR, BU BİR ZİNCİRDİR”

    Türk milletinin tarihin derinliklerine uzanan çok köklü bir geçmişi olduğunu vurgulayan Erdoğan, “Medeniyet ve kültür bağları bakımından çok farklı istikametlere uzanan bu tarihi en iyi şekilde araştırmak elbette gereklidir, önemlidir. Bununla birlikte bizim bu topraklarda da bir geçmişimiz var. Diğer bağlara göre daha taze olmakla birlikte bin yılı bulan bu geçmişe de çok iyi sahip çıkmalıyız. Buradan taviz veremeyiz. Üstelik bu sadece Anadolu toplumlardan bir toplum olarak yaşadığımız sıradan bir geçmiş değildir. Bu bir devlet geçmişidir. Bu yıl 29 Ekim’de cumhuriyetimizin 92. yıl dönümünü coşkuyla kutladık. Hamd olsun farklı kutladık, bundan sonra daha farklı kutladık. Ama bu yıl aynı zamanda Osmanlı Devleti’nin 716. kuruluş yıl dönümüydü. Yine bu yıl Anadolu topraklarındaki ilk devletimiz olan Selçuklu Devleti’nin kuruluşunun 940. yıl dönümüydü. Bu devletlerin hepsi de birbirinin devamıdır, bu bir zincirdir” ifadelerini kullandı.

    “NE OSMANLI’YI NE SELÇUKLU’YU REDDEDEMEYİZ”

    “Cumhuriyeti savunurken ne Osmanlı’yı ne Selçuklu’yu bir kenara koyamayız, reddedemeyiz. Biz bir kabile devleti değiliz, biz asil ecdadın devamı olan bir devletiz” diyen Erdoğan, şöyle devam etti:

    “Elbette son devletimiz cumhuriyetimize tüm gücümüzle sahip çıkacağız. Aynı zamanda Anadolu’daki devlet varlığımızın 940 yıllık geçmişini de unutmayacağız. Cumhuriyetimizin kuruluş yıl dönümüyle birlikte bu topraklardaki devlet varlığımızın yıl dönümlerini coşkuyla kutlamalıyız. Maalesef bugün özel bir tarih okuması yapmamış herhangi birisi neredeyse Anadolu’ya cumhuriyetle birlikte geldiğimizi sanır. Bu derece zayıf bir tarih bilincinin olduğunu da üzüntüyle müşahede ediyoruz. Artık tarihimizle ilgili, milletimizle ilgili, medeniyetimizle ilgili bariyerlerimizi kaldırma zamanı gelmiştir. Bunu böyle bilmeliyiz. Şundan emin olun, Türkiye Cumhuriyeti 78 milyonun tamamının sahip çıktığı, benimsediği, kendini vatandaşı olarak gördüğü devletimizin adıdır. Bundan geriye gidiş asla söz konusu değildir. Tam tersine cumhuriyetimizi büyütmek, güçlendirmek, geliştirmek için hep birlikte tüm gücümüzle, tüm imkanlarımızla, tüm samimiyetimizle çalışıyoruz. Çalışmaya devam edeceğiz. Aynı şekilde demokrasi, insan hakları, hukuk devleti ilkeleri konusunda da en küçük bir şüphe, en küçük bir tehdit söz konusu değildir, yoktur. Bu konuda da geriye gidiş kesinlikle söz konusu olamaz.”

    “GÖĞSÜMÜZÜ GERE GERE İFADE EDELİM”

    “Cumhuriyetin ilk dönemlerinde hassasiyetleri ve endişeleri anlıyoruz” diye konuşan Erdoğan, “Bu endişelerin ürünü olan pek çok uygulamanın Cumhuriyetin benimsenmesi ve güçlenmesi sürecini uzattığını da kabul etmek durumundayız. Ama artık bunları geride bırakmamız gerekiyor. Türkiye Cumhuriyeti 92 yıllık tarihinin en büyük başarılarını son 13 yılda hayata geçirmiştir. Peki bu dönemde cumhuriyetimiz en küçük bir kayıp yaşadı mı? Bunu birileri bize ispatlasın, görelim. Öyle bir tehdide maruz kaldı mı? Öyleyse artık rejim endişelerini gündemimizden çıkarmalıyız. Bunları konuşarak birbirimizi yormaya gerek yok. Artık geleceğe kilitlenme zamanıdır. Bunu başarmamız lazım. Uzun yıllar boyunca bu endişeyi kendisine siper ederek ülkenin ve milletin adeta kanını, iliğini sömüren, milleti tahkir ederek vesayet düzenlerini sürdürmek isteyenlerin foyası ortaya çıktı. Biz diyoruz ki ’Gelin, tarihimizle, medeniyetimizle, kültürümüzle yeniden barışalım. Bu coğrafyadaki devlet varlığımızın öyle 100 yıl, 200 yıl değil bin yıllık bir geçmişe dayandığını göğsümüzü gere gere ifade edelim” diye konuştu.

    “İDARE-İ MASLAHATÇILAR ESASLI İNKILAP YAPAMAZ”

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, Anadolu’daki tüm devletlerin kuruluş yıl dönümlerinin, önemli isimlerinin, önemli olaylarının yeni nesillere en güzel şekilde anlatılması gerektiğine işaret ederek, şöyle devam etti:

    “Kökü olmayanın geleceği olmaz. Tarihçilerimizle, eğitimcilerimizle, kültür adamlarımızla bu konuyu enine boyuna konuşalım, tartışalım ve millete mal olmuş bir devlet politikası ortaya koyalım. Bunun Gazi Mustafa Kemal’in arzusu olduğundan da şüphe duymuyorum. Ne diyor Gazi, ’İdare-i maslahatçılar esaslı inkılap yapamaz.’ Öyleyse artık idari maslahatçılığı bir kenara bırakalım. 1 Kasım seçimleri Türkiye’nin önünde 4 yıllık bir istikrar ve güven dönemi açtı. Bu dönemi yeni anayasa başta olmak üzere ülkemizin ve milletimizin ihtiyaçlarını en ileri düzeyde karşılayacak reformların hayata geçirildiği bir dönem haline getirildi. Hiçbir şeyi konuşmaktan, tartışmaktan çekinmeyelim. Cumhuriyetin ve demokrasinin bir gereği olarak sonuçta kararı verecek olan milletimizdir, milletimiz olmalıdır ve millete güvenelim. Önce bunu yaşamamız lazım. Bu ülkenin siyasetçileri, yöneticileri olarak bizler üzerimize düşeni yapalım. Nihai kararı milletimize bırakalım. Bu düşüncelerle vefatının 77. yıl dönümünde bir kez daha Gazi Mustafa Kemal’i rahmet ve tazimle yad ediyorum. Kurtuluş Savaşımızı veren, cumhuriyetimizi kuran asker, sivil tüm kadroyu hürmetle anıyorum. Şehitlerimize ve ebediyete irtihal etmiş olan gazilerimize Allah’tan rahmet ve sizlere sevgi, saygılar sunuyorum.”

    TÖRENE DEVLETİN ZİRVESİ KATILDI

    Törene Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Meclis Başkanı İsmet Yılmaz, Başbakan Ahmet Davutoğlu, Başbakan Yardımcıları Tuğrul Türkeş, Yalçın Akdoğan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar ve komuta kademesi, Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan, Danıştay Başkanı Zerrin Güngör, Yargıtay Başkanı İsmail Rüştü Cirit, Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, Kültür ve Turizm Bakanı Yalçın Topçu, Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, Gümrük ve Ticaret Bakanı Cenap Aşçı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Ali Rıza Alaboyun, Başbakanlık Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanı Prof. Dr. Derya Örs ile diğer yetkililer katıldı.

  • Kayseri Şeker’de 10 Kasım Töreni Fabrika Meydanında Yapıldı

    Kayseri Şeker’de 10 Kasım töreni fabrika meydanında bulunan Atatürk anıtı önünde fabrika yöneticileri ve çalışanların katılımıyla yapıldı.

    Kayseri Şeker fabrikası Genel Müdürü Levent Benli tarafından Atatürk anıtına çelenk konularak meş’aleler ateşlendi.

    Saat 09.05 de çalan siren sesleri eşliğinde yapılan saygı duruşu ardından İstiklal Marşı’nın okunmasından sonra tören sona erdi.

  • Gazi Caddesi Kentsel Yenileme Proje Yarışması Ödül Töreni Düzenlendi

    Elazığ Belediyesi’nin düzenlediği “Gazi Caddesi Kentsel Yenileme ve Cephe Rehabilitasyonu Mimarı” proje yarışmasının ödül töreni yapıldı.

    Elazığ Kültür Park Mamürat-Ül Aziz Toplantı Salonu’nda yapılan ödül törenine Belediye Başkanı Mücahit Yanılmaz, Mimarlar Odası Şube Başkanı Kazım Sanaç, jüri başkanı yüksek mimar Cafer Bozkurt, diğer jüri üyeleri, başkan yardımcıları ve proje sahipleri katıldı. Törende konuşan Yanılmaz, Elazığ’ı çok daha ileriye götürmek, yaşanabilir bir şehir haline getirmek ve kent estetiğinin her alanda uygulandığı bir şehir haline getirmek için 30 Mart’tan sonra yoğun bir şekilde çalıştıklarını ifade etti. Çalışmaların çevrede kendisini göstermeye başladığını belirten Yanılmaz, “Tabi bu çalışmaları yaparken, yaptığımız her proje aynı zamanda özgün ve Elazığ’a bir katma değer katacak bir proje olma yolunda ilerliyor. Elazığ elbette örnek alınan bir kent haline getirmenin mücadelesi içindeyiz. Örnek alınacak bir kent olurken bu şehirde yaşayan insanların kolay ve kaliteli yaşadığı bir şehir oluşturmanın mücadelesindeyiz. Uçuk, ucube insanların yaşamını kolaylaştıracak hiçbir projeyi Elazığ’da uygulamayacağız. Dolayısıyla bizim yaptığımız bütün çalışmaların odak noktasında insanımızın huzur ve refahı var. Bu açıdan baktığımızda kentin estetiğini, yaşam rahatlığıyla özleştirmek ana hedeflerimizden biridir. Bir şehirde en fakir en yoksul insan ne kadar huzur içinde yaşayabiliyor ise o şehir o kadar mutluluğun dorukta olduğu şehir olmuş olur. Elazığ nüfusuyla metropol bir şehir yapmaya niyetimiz yok. Ancak Elazığ’ı caddesiyle, sokağıyla, bulvarıyla, meydanlarıyla ve yaşam kalitesiyle bir metropol şehir niyetimiz var” dedi

    Jüri başkanı Yüksek Mimar Cafer Bozkurt ise, “Bu yarışmada bizim bir ilkemiz vardı. Seçtiğimiz projelerde detayda uygulanabilirlik birinci ilkemizdi. İkinci konu özgünlüktü ve üçüncüsü ise eksikliklerdi. Yani işletme ve yönetim modeli, katılım boyutuyla ilgili özellikle yarışma içinde sona kalan, derece vermek ve 3 mansiyon vermek için seçtiğimiz projelerde hiçbirinde tam olmayan bir şey vardı. İstediğimiz halde işletme ve yönetim modeli yoktu. Katılım boyutu yoktu. Projelerin hepsinde bu eksikti. Buna rağmen sıralamaya sokmak durumunda kaldık. Bu sefer idarenin bizden istediği uygulanabilirlik projedir. Çünkü bu uygulama yapmak için seçilen projeydi” diye konuştu.

    Konuşmalarının ardından Elazığ Belediye Başkanı Mücahit Yanılmaz, jüri üyelerine ve dereceye giren proje sahiplerine plaket verdi.

  • Atatürk Üniversitesi 2015-2016 Akademik Yılı Açılış Töreni

    Atatürk Üniversitesi 2015-2016 Akademik Yılı Açılış Töreni, sabah saatlerinde kampüs içerisinde bulunan Atatürk Üniversitesi Gençlik ve Bilim Anıtı’na çelenk konulmasıyla başladı.

    Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hikmet Koçak’ın çelenk sunumuyla başlayan açılış töreni, Kültür Merkezi A Salonu’nda devam etti.

    Sayıştay Başkanı Doç. Dr. Recai Akyel’in açılış dersini verdiği törende ilk olarak, öğrenciler adına Hukuk Fakültesi öğrencisi Elifnur Abuşoğlu konuştu.

    “Bir akademik yılın daha açılışını sizlerle birlikte gerçekleştiriyor olmanın heyecanını ve kıvancını yaşıyor, değerli katılımlarınız için hepinize teşekkür ediyorum. Bugün aramızda, kendilerini ağırlamaktan mutluluk duyduğumuz Sayıştay Başkanı sayın Doç. Dr. Recai Akyel beyefendiler de bulunmaktalar. Davetimizi kabul ederek hem törenimizi onurlandıran, hem de yeni akademik yılımızın açılış dersini verecek olan Sayın Akyel’e de teşekkür ediyor, kendilerine ve sizlere hoş geldiniz diyorum” sözleriyle konuşmasına başlayan Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hikmet Koçak, kapsamlı bir değerlendirmede bulundu.

    KOÇAK: ÜLKEMİZDE VE BÖLGEMİZDE YAŞANAN TERÖR OLAYLARI HEPİMİZİ DERİNDEN ETKİLEDİ

    Prof. Dr. Hikmet Koçak, konuşmasında “Gerek bölgemizde cereyan eden olaylarda, gerekse ülke içinde patlak veren terör olaylarında çok sayıda vatandaşımızın yaşamını yitirmesi ve çok sayıda asker ve polisimizin şehadet şerbeti içerek, dar-ı bekaya irtihal etmesi hepimizi derinden yaraladı.

    Buradan yaşamını yitirenlere Allah’tan rahmet diliyor, kahraman şehitlerimizin aziz hatıraları karşısında saygıyla eğiliyorum. Zira şahit olduğumuz kanlı olaylarla hepimiz derinden sarsılmıştık.

    Uykusunda şehit edilen polislerimizin, eşinin ve çocuğunun yanında kurşunlara dizilen komutanlarımızın, tonlarca bombalara hedef edilen yiğit Mehmetçiklerimizin, canlarına kastedilen masum gençlerimizin, diri diri yakılan 16’lık Yasinlerimizin, cesedi kıyıya vuran Aylan bebeklerimizin ve daha binlerce insanımızın trajik hikâyeleriyle sarsılmıştık.

    Sarsıldık ama şunun da bilincindeyiz; içinde yaşadığımız coğrafya, tarih boyunca dünyanın en gözde coğrafyasıdır.

    Bu topraklar güzelliği ve bereketli oluşuyla, neşet ettirdiği onlarca medeniyet ve çok boyutlu kadim kültür unsurlarıyla; derin sosyo-kültürel potansiyeline paralel, tarihin en güçlü sosyo-ekonomik ve jeopolitik merkezi oluşuyla, neredeyse tüm bir insanlığın beslenme kaynağı, tüm bir insanlığın dolaylı-dolaysız yaşam alanı olmuştur.

    TOPRAKLARIMIZ TARİH BOYUNCA MÜTECAVİZ GİRİŞİMLERE SAHNE OLMUŞTUR

    Bu durum, kuşkusuz coğrafyamızın, topraklarımızın sıklıkla mütecaviz girişimlere sahne oluşunu da beraberinde getirmiştir.

    Şunu söyleyebiliriz ki, bin yılı aşkın bir süredir bu topraklarda yaşadığımız gibi, bin yılı aşkın bir süredir de bu topraklara karşı gerçekleştirilen her türlü saldırıyı bertaraf etmenin çabası içinde olmuş, vatan bellenen bu topraklar bin yıldır yüce milletimiz tarafından şerefle ve onurla müdafaa edilmiştir.

    TÜRK MİLLETİ HER ZAMAN MAZLUMUN YANINDA OLACAKTIR

    Bunu şöyle de ifade edebiliriz; Türk Milleti bin yıldır ve aralıksız olarak, bu topraklarda hem onurlu bir direniş, hem de kutlu diriliş mücadelesi vermiş, sergilenen hainliklerin, kurulan alçakça tezgâhların, sinsi planların, pusuların, kumpasların önünde vatanını kahramanca savunmasını bilmiştir.

    Ve bilinmelidir ki, dualarıyla yanımızda olan ve bizden imdat dileyen, başta coğrafyamızdaki mazlum halklar olmak üzere, tüm ezilenler tarih boyunca, kendilerine sahip olarak başta yüce Allah’ı, sonrasında da aziz milletimizi bulmuşlardır, bundan sonra da bulacaklardır.

    Bu itibarla, Atatürk Üniversitesi olarak, milletimizin birlik ve beraberliğini, devletimizin bölünmez bütünlüğünü ve bölgemizdeki insanların huzur ve saadetini hedef alan her türlü saldırıyı esefle kınadığımızı, üniversitemizin, -tüm mensuplarıyla- devletimizin ve milletimizin âli menfaatlerinin tarafı olduğunu, buradan kamuoyuna duyurmak isterim.

    Bu beyanın, ayrıca Türkiye’deki 193 Üniversite arasında, öncül ve özellikli konumda yer alan ve ülkemizin gelişimindeki lokomotif kurumlardan biri olan Atatürk Üniversitesinin, menfur olaylara ilişkin yapmış olduğu bir irade beyanı olarak da kabul edilmesini dilerim.

    Rektör olarak, bugün burada, görev süremin bitimine bir yıldan daha az bir zaman kalması hasebiyle, son akademik yıl açılış töreni konuşmamı gerçekleştiriyorum.

    8 yıla yakın bir zamandır, burada Rektörlük görevimi ifa ederken, bu süre içerisinde, yeni kurulan Bayburt Üniversitesi ile Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesinin de rektörlüklerini tedviren yapan birisi olarak, hocalığın ve hekimliğin yanı sıra, yöneticiliğin de “hizmet etme sorumluluğunu tüm boyutlarıyla tatmış, yaşamış biriyim.

    İki dönemdir şahsım ve mesai arkadaşlarım, Atatürk Üniversitesi gibi köklü bir eğitim çınarı altında, oldukça seçkin bir topluluğa; niteliği yüksek akademisyen ve öğrenciler ile idari personelden müteşekkil bir topluluğa hizmet etmeye çalıştık.

    Üniversitemiz için, eski ifadeyle ‘kaht-ı rical’, yani ehil adam eksikliği söz konusu değildir. Öyle ki, Atatürk Üniversitesinin 59 yıllık geçmişindeki en baskın özelliği nitelikli insan yetiştirmek ve niteliği yüksek mensuplara sahip olmaktır.

    ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ GİBİ SEÇKİN BİR ÜNİVERSİTEYE HİZMET ETMEK BÜYÜK BİR SORUMLULUKTUR

    Bu açıdan bakıldığında, böylesine seçkin bir zümreye hizmet edebilmek, böylesi bir kurumu yönetebilmek, kuşkusuz büyük sorumluluk ve özveriler gerektirmektedir.

    7 yılımızın bu bilinç ve hassasiyetle geçtiğini söyleyebilirim. Bununla birlikte, nitelikliler zümresi olan üniversitemizde, eğitsel, sosyal, bilimsel ve teknik sorunları çözme gücüne sahip ciddi bir birikim ve alt yapı bulunduğunu; bunun da, yönetim erki olarak bizlere ciddi imkânlar ve rahatlıklar sağladığını belirtmek isterim.

    Görev süreci boyunca özellikle şu başlıklara azami ölçüde önem gösterdiğimizi de vurgulamak yerinde olacaktır.

    Çaba, üretme, güven ve başarı her daim el üstünde tutulmuş ve bu hasletler takdire ve taltiflere mazhar kılınmıştır.

    Kişiler yapabildikleriyle değerlendirilmiş, bir başkasının yaptıkları sayesinde kişilere değerler atfedilmemiştir.

    Nitelik, başarı ve katma değer üretme çaba ve çalışmaları her şeyin üzerinde tutulmuştur.

    Herkesin eşit imkânlara sahip olmasına ve kişinin herkesle aynı noktadan başlayıp, yetenek ve çabalarının kendisini götürdüğü yere kadar götürmesine imkânlar sunulmuştur.

    Yönetim erki olarak gerçekleştirmeye özen gösterdiğimiz bu düsturlar, zaman zaman bazı sorunların yaşanmasına rağmen, büyük ölçüde, bir ‘liyakat sistemi’ halinde başarıyla uygulanmıştır.

    Bu vesileyle, buradan 7 yıl boyunca birlikte çalıştığım tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyor, ayrıca geçmiş yıllarda büyük emek ve özverilerde bulunan tüm eski rektörlerimize ve hocalarımıza da derin minnetlerimi iletiyorum.

    İzninizle ‘7 yılın değerlendirmesi’ başlığı altında üniversitemizin nereden nereye geldiğini, hangi kazanımları elde ettiğini, velhasıl gelişiminin hangi boyuta çıktığını, bir takım veriler ışığında ele almak istiyorum.

    Öncelikle birimlerimiz bazında; Göreve geldiğimiz 2008 yılı itibariyle Atatürk Üniversitesinde 13 fakülte vardı, bugün ise fakülte sayımız 22,

    2008’de 8 meslek yüksekokuluna sahip iken bugün üniversitemizde 12 meslek yüksekokulu bulunmakta, 2008’de üniversitemizde 6 enstitü varken, bugün 7 enstitüye sahibiz, 2008’de toplam 16 araştırma merkezi bulunurken, bugün toplam 23 araştırma merkezimiz hizmet vermekte, bilim üretmektedir. Tüm bunlara ek olarak, üniversitemizde ayrıca, konservatuvarımızın kurulduğunu da belirtelim.

    ÖĞRETİM ÜYESİ SAYIMIZ 2610

    Üniversitemiz “üniversiteler kuran üniversite” unvanı gereği, çok sayıda üniversitenin kurulmasında aktif rol almasına ve çok sayıda kurulu üniversiteye de yetişmiş akademisyen desteği vermesine rağmen, öğretim elemanı sayısı azalmamış, aksine artış göstermiştir.

    Bugün ki öğretim elemanı sayımız 2 bin 610’dur. Öğrenci Sayımız 209 bin 729. 2008 yılı itibariyle 5 bin 879’u önlisans, 24 bin 149’u lisans, 2 bin 701’i lisansüstü olmak üzere toplam öğrenci sayımız 32 bin 729’di. Bugün ise Atatürk Üniversitesinin öğrenci sayısı, gururla ifade etmek gerekirse, 137 bin 685’i Açık Öğretim, 71 bin 377 örgün olmak kaydıyla, toplam 209 bin 62’dir. Bu rakam içinde, 101 bin 490’ı açıköğretimde olmak kaydıyla 114 bin 854 öğrenci önlisans, yine 36 bin 195’i açıköğretimde olmak kaydıyla 81 bin 703 öğrenci lisans, 12 bin 505 öğrenci de lisansüstü düzeyinde eğitimlerini gerçekleştirmektedirler.

    Bu rakamlar içinde, 74 farklı ülkeden, toplam 2 bin 111 yabancı öğrencimizde eğitim almaktadır. Şu bilgiyi de paylaşmak isterim ki,

    Bugünkü toplam öğrenci sayımız, 1957’den beri üniversitemizden mezun olanların toplam sayısına neredeyse denktir.Bir başka ifadeyle, Atatürk Üniversitesi mezunlarıyla birlikte, bugün sayıları 500 bine yaklaşan büyük bir aile konumundadır.

    Yine, 2008-2009 öğretim yılında üniversitemize kayıt yaptıran öğrenci sayımız 9 bin 506 iken, 2015-2016 öğretim yılında kayıt yaptıran öğrenci sayımız, 69 bin 368’i açık öğretim olmak üzere toplamda 85 bin 854’tür.

    Bir önemli veriyi daha paylaşmak gerekirse, Atatürk Üniversitesi, üniversiteye giriş sınavlarında ‘tercih edilme sayısı’ bakımından Türkiye’deki tüm üniversiteler arasında 2. sırada yer almıştır.

    ÜNİVERSİTEMİZDE Kİ NİCELİKSEL GELİŞİM, NİTELİĞİ GERİLETMEMİŞTİR

    Kuşkusuz, üniversitemizin bu mevcut durumu ve yakalamış olduğu bu gelişim ivmesi, Atatürk Üniversitesi ailesi olarak hepimizin övünç kaynağıdır. Bu noktada dikkatlerinizi çekmek istediğim çok önemli bir unsur söz konusudur. Bu unsur, Atatürk Üniversitesinin sayısal verilerinde böylesine önemli değişimler yaşanırken, kalitesinden ve başarısından asla ödün vermediği gerçeğidir. Yani, Atatürk Üniversitesi yatay olarak büyük bir gelişim ivmesi yakalamışken, bu başarı ivmesini dikey gelişiminde de gerçekleştirmiştir. Bu itibarla şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, üniversitemiz niteliği niceliğe boğdurmamış; niceliksel gelişim, niteliğimizi asla geriletmemiştir.

    Bu nokta çok önemlidir. Atatürk Üniversitesi olarak, bizlerin en büyük başarısı budur bence. Normalde bir kurumun ya da bir yapının yatay olarak büyümesini gerçekleştirirken, dikey gelişiminden ödün vermesi, niteliğini ve değerini yitirmesi beklenir.

    Oysa bu durum, üniversitemiz için böyle olmayıp, niceliksel artışların meydana getireceği hantallık ya da ağır iş yükü, bilim ve eğitim noktasındaki değer üretimimizin önüne geçmemiştir. Başta Üniversitemiz olmak üzere, ülkemiz yükseköğretimine, bölgemize ve Erzurum’a sağlanmış en büyük kazanımlardan birinin, dönemimizde kurulan Açık Öğretim Fakültesi olduğunu söylemek istiyorum.

    Kuruluşunun üzerinden kısa bir süre geçmesine rağmen, bugün hem bizlerin, hem de Erzurum’un yüz akı olabilen Açık Öğretim Fakültemiz, 3 lisans ve 21 önlisans programlarıyla, 140 bine dayanan öğrenciye sahiptir.

    Fakültemize ait bu rakamın, ülkemizdeki 193 üniversiteden 190’ının öğrenci sayısından daha fazla olduğunu dikkatlerinize sunmak istiyorum.

    Gerçekten de göğsümüzü kabartacak gelişmelere imza atan bu fakültemiz, sadece öğrenci sayısıyla değil, eğitim standartlarını çağdaş gerekliliklerin seviyesine taşıyabilmesi ile teknik ve teknolojik alt yapı ve donanımını oldukça üst düzeylere çıkarmış olmasıyla da her övgüyü hak edecek duruma gelmiştir.

    Erzurum’daki öğrenci iletişim merkezine ek olarak Ankara’da ve İstanbul’da da öğrenci iletişim merkezleri açmak üzere olan fakültemiz, bugün itibariyle biri Bakü’de olmak kaydıyla, toplam 70 sınav merkezinde sınavlar yapmaktadır.

    Bilindiği üzere, Açık Öğretim Fakültemiz, “ikinci üniversite” fırsatı sloganı altında önlisans ve lisans öğrencisi olan ya da mezun durumda bulunan herkese de sınavsız ikinci bir üniversite okuma imkânı sunmaktadır.

    YILDA ORTALAMA 1 MİLYON HASTA KABUL EDİYORUZ

    Yine, Üniversitemizin özellikli yanlarından biri de, sadece Erzurum değil, bölgemizdeki ve yakın coğrafyadaki hastalara da sağlık hizmeti sunan bir Araştırma Hastanesine sahip olmasıdır.

    Bölgeye hizmet veren Hastanemizde yıllık yatak doluluk oranı ortalama yüzde 90 olup, polikliniklerimize ortalama 1 milyon hasta müracaat etmekte ve yıllık yaklaşık 75 bin hastaya yataklı tedavi hizmeti sunulmaktadır.

    Yine bugün hastanemizde 600’e yakını öğretim üyesi olmak kaydıyla 3 bini aşkın personel görev yapmaktadır.

    Yeni sağlık kompleksimizde Radyoloji, Büyük/Çocuk acil klinikleri ve merkezi laboratuvarımız gerek fiziki mekân, gerekse donanım olarak tamamen yeniden planlanmış ve ciddi yatırımlar gerçekleştirilerek ülkemizin en ileri ve örnek gösterilen üniteleri haline getirilmişlerdir.

    Hastanemizde her biri başlı başına dev yatırımlar gerektiren Organ Nakli Merkezi, Kalp Merkezi, Hiperbarik Oksijen Tedavi Merkezi, Tüp Bebek Merkezi, Kemik İliği Nakli Merkezi, Ayaktan Kemoterapi Merkezi, Günübirlik Tedavi Ünitesi, Algoloji Ünitesi, Akupunktur ve Tamamlayıcı Tıp Yöntemleri Araştırma Merkezi ve tam otomatik robotize akıllı eczane gibi birimler görev süremiz içinde kazandırılmıştır.

    Yapılan çalışmaların ve sağlanan kazanımların hepsini buradan anlatmanın mümkün değil.

    Ancak kısaca şunu belirtmek isterim ki, Üniversitemizin ülke genelindeki ve küresel çaptaki görünürlüğü, bilinirliği, tanınırlığı ve itibarı düne oranla bugün çok daha geniştir, büyüktür.

    Geleceğe sahip olmak, geleceğin dünyasında yer alabilmek, aktif ve belirleyici konumlarda olabilmek adına, hep birlikte çalıştık, çabaladık.

    Bizler şimdiye kadar olduğu gibi, bundan sonra da sadece akademik eğitim, bilimsel çalışmalar ve bilimsel üretimlerin gerçekleşmesi için değil, aynı zamanda ülkemizin bölgesinde ve küresel ölçekte önemli bir aktör olabilmesinin yol ve yöntemleri üzerinde de mesai harcamaya devam edeceğiz.

    Temel hedefimiz “üniversitemizi, akademik alanda tanınan, uluslararası entegrasyona uyumlu, rekabet edebilen, disiplinler arası işbirliğine yatkın, kalite güvencesine sahip, bölgeyle ve toplumla bağlarını genişletip, güçlendiren, sanayi ile işbirliği yapabilen, değişen çevre şartlarına, yeni ortaklara ve ortamlara uyum sağlayabilen” özelliklerimizi daha da pekiştirip, ideal olana doğru hızla ilerlemektir.

    Üniversitemizin çok değerli öğretim elemanları; Sözlerimin sonuna yaklaşmışken, üniversitemizin bugün ki duruma gelebilmesinde sizlerin etkin ve saygıya değer çaba ve çalışmalarınızı şükranla karşıladığımı bilmenizi isterim.

    Bir yükseköğretim kurumunun başarısı, şüphesiz akademik kadrosunun iyi yetişmiş olmasına bağlıdır. Onların imkânları ve fırsatları doğru bir şekilde değerlendirmelerine ve yarar üretimlerindeki ısrarlı çabalarına bağlıdır.

    ATATÜRK ÜNİVERSİTELİ OLMAK BİR AYRICALIKTIR

    Sevgili öğrencilerim; Hepiniz Atatürk Üniversitelisiniz ve bu ayrıcalığınız, artık kayıt yaptırdığınız andan başlayıp, bir ömür boyu sürecek bir ayrıcalıktır. Öncelikle sizlerden bu ayrıcalığın bilincinde olmanızı istiyorum. Bununla birlikte, ailelerinizin, milletimizin ve insanlığın sizlerden çok şey beklediğinin bilincinde de olmanız gerekmektedir.

    Bu toprakların geleceğini ve milletimizin tarihini sizler yazacaksınız. “Sizler geleceğin daha çağdaş, güçlü, bağımsız ve demokratik Türkiye’sinin mimarları olacaksınız”.

    Sizlere düşen, üniversite olarak sunduğumuz bütün imkânlardan, şartlardan ve fırsatlardan azami ölçüde faydalanıp, mezuniyet sonrasındaki yaşam kurgunuzu şimdiden inşa etmenizdir.

    Açılışını gerçekleştirdiğimiz yeni akademik yılın bir kez daha, üniversitemize, milletimize ve insanlığa hayırlar getirmesini diliyor, üniversitemize şimdiye kadar hizmet etmiş, üniversitemizin gelişip büyümesinde katkıda bulmuş, hayatta olan ve olmayan tüm hocalarıma ve personelimize bilhassa şükran ve minnet duygularımı ifade ediyorum” şeklinde konuştu.

    BAŞKAN SEKMEN: ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ ERZURUM’UN EN ÖNEMLİ DEĞERLERİNDEN BİRİDİR

    Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen ise Atatürk Üniversitesi’nin Erzurum’un en kıymetli değerlerinden biri olduğunu vurguladı. Eğitim alan öğrencilerin geleceğe en güzel şekilde hazırlanmaları gerektiğini belirten Sekmen, konuşmasına şöyle devam etti: “Öğrenciler iyi eğitim almalılar ki devletin ve milletin yönetimini onlara bırakalım. Ülkemizdeki üniversitelerde son yıllarda çok başarılı eğitimler veriliyor. Fakat benim şahsen gördüğüm bir eksiği burada belirtmek istiyorum. Bu da öğrencilerimizin nazari olarak iyi yetiştirildiğini, fakat uygulamaya çok az imkân tanındığını görüyorum. Her fırsat buldukça da bunu gündeme taşıyorum. Diyorum ki gençlerimiz seçtikleri branşlarda, nazari olarak aldıkları bilgileri, uygulamalı olaraktan mutlaka piyasada yapmaları gerektiğini ifade ediyorum. Elbette üniversiteler sizlere birer diploma verecekler. Fakat hayatta başarılı olmak istiyorsanız hangi mesleği seçtiyseniz ona uygun uygulama yapmanız gerekiyor” dedi.

    VALİ ALTIPARMAK: BU ŞEHRİN İKLİMİ SOĞUK AMA MİLLİ MANEVİ DEĞERLERİNE BAĞLI İNSANLARI OLDUKÇA SICAKTIR

    Atatürk Üniversitesi’ni tercih edip Erzurum’da öğrenim görmeye başlayan öğrencileri tebrik eden Erzurum Valisi Dr. Ahmet Altıparmak, öğrencilerin başarılı ve güzel bir tercihte bulunduklarını vurguladı. Vali Altıparmak: “Çok farklı şehirlerden gelip Erzurum’u tercih eden öğrencileri görmek, bu ilin valisi olarak beni de ziyadesiyle memnun ediyor. Bazı öğrenciler kütüphanesi, bazıları marka olmuş hocaları ve bölümleri, bazıları da bu şehir huzurlu diye Erzurum’u tercih ediyor. Hatta ara sınıflardan yatay geçişle gelen öğrenciler var. Bu şehirde hakikaten iklimi soğuk ama milli ve manevi değerlerine bağlı, sıcak insanların olduğunu görmekte herhalde bu tercihlerinde önemli bir etken olarak görünüyor. Öğrenim görürken en büyük iddianız, hocalardan daha fazla ne kadar bilgi alabilirim ve yararlanabilirim olsun. Zira siz de biliyorsunuz ki öğrenmeyi bırakan yirmisinde de olsa, yetmişinde de olsa yaşlıdır. Herhalde hiçbiriniz bu kadar erken yaşlanmayı istemezsiniz. Bizlerin ortak yaşama kültürü noktasında çok hassas olmamız lazım. Hakkı biraz da karşı tarafın fikrinde aramayı bilmemiz lazım” şeklinde konuştu.

    Açılış konuşmalarının ardından Atatürk Üniversitesi’ndeki fakültelerini birincilikle kazanan öğrencilere, Rektör Koçak tarafından tablet hediye edildi.

    2015-2016 Akademik Yılı ilk dersini, Sayıştay Başkanı Doç. Dr. Recai Akyel verdi. Akyel, ‘Kurumlarda Kalite’ konusunu öğrencilere anlattı.

    Doç. Dr. Akyel: “Her kurum yaptığı işi kalite şartlarına uygun yapmalıdır. Eksik, hatalı ve yanlış yapılan işlerin çok boyutlu olumsuz etkileri vardır. Kaliteye aykırı gerçekleştirilen karar, işlem ve eylemler bireyleri mutsuz, toplumu huzursuz ve kurumu başarısız kılmaktadır.

    Kurumların işlerini kalite şartlarına uygun yapmaları beklenir. Kurumların işlerini doğru yapıp yapmadıklarının tespiti için kalite kontrol ve kalite güvence sistemleri kurulmuştur. İç kontrol ve iç denetim kalite kontrol fonksiyonunu, dış denetim ve yargı ise kalite güvence fonksiyonunu yerine getirmektedir. Kurumlar Kontrol, Kalite ve Güvence Sistemlerini kurmalıdır.

    Tüm kamu yönetiminde uyulması istenen ortak genel ilkeler bulunmaktadır. Bu genel ilkelere uyulması halinde genel anlamda, kamu yönetiminin kaliteye uygun davrandığı kabul edilmektedir. Bu genel ilkeler bütüncül olarak kamunun kaliteli iş yapmasının da gereklilikleridir.

    Kurumlar Hesap verme sorumluluğu ve saydamlık çerçevesinde çalışmalıdır. Kurumlar etkili, ekonomik, verimli ve hukuka uygun olarak çalışmalıdır. Kurumlar; kaynakların elde edilmesi, muhafaza edilmesi ve kullanılmasında öngörülen amaç, hedef, kanunlar ve diğer hukuki düzenlemelere uygun davranmalıdır” dedi.

    Akyel, konuşmasının sonunda 2015-2016 Akademik yılının Atatürk Üniversitesine hayırlı ve uğurlu olmasını diledi.

  • “Sivas Günleri 2015” Açılış Töreni

    Sancaktepe Belediyesi tarafından geleneksel olarak düzenlenen Sivas Günleri 2015’in açılış töreni TBMM Başkanı İsmet Yılmaz’ın katılımıyla gerçekleştirildi. Yılmaz, “Bizi diğerlerinden farklı kılan, bizi diğerlerinden ayırt eden üstün kılmayan ancak zengin kılan şey bizim kültürümüzdür” dedi.

    Her yıl binlerce insan tarafından ziyaret edilen ve bu yıl 6’ıncısı düzenlenen Sivas Günleri 2015’in açılış töreni gerçekleştirildi. Sivas’ın tüm ilçelerinin stant tanıtımının gerçekleştirildiği organizasyona, TBMM Başkanı İsmet Yılmaz’ın yanı sıra, İstanbul Valisi Vasip Şahin, Sivas Valisi Alim Barut, Sivas Belediye Başkanı Sami Aydın, Bilecik Belediye Başkanı Selim Yağcı, Sancaktepe Belediye Başkanı İsmail Erdem, Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen ve Ümraniye Belediye Başkanı Hasan Can katıldı.

    “İSTANBUL’DA SİVAS KÜLTÜRÜ KONUŞULACAK”

    Sancaktepe Belediye Başkanı İsmail Erdem, yaptığı konuşmada, “Sivas tanıtım günlerinin 6’ıncısını gerçekleştiriyoruz. 5 yıl Feshane’de bu güzellikleri yaşadık, bu yıl Maltepe Meydanı’ndayız. Aslında bu kültürel bir program, Sivas’ı İstanbul’a taşımış oluyoruz. Tüm kültürel çevresi ile beraber, Sivas tarihi, kültür mirası yüksek olan bir şehrimiz. Selçuklu’nun başkenti olmakla beraber, Türkiye Cumhuriyeti’nin de temellerinin atıldığı topraklar. Sivas’ın kültürel mirası içinde, Sivas Ulu Cami’den, medreselerimize, 4 Eylül Kongre Binası’ndan, Vilayet Binası’na kadar çok farklı tarihi eserler var” şeklinde konuştu.

    Hedeflerinin aynı zamanda Sivas’ın turizmine katkıda bulunmak olduğunu belirten Erdem, “Tüm farklılıkları burada başta Sivaslı komşularımız ve İstanbullular ile buluşmaya gayret ediyoruz. Sivas’ı tanıtarak Sivas’ın kültürünü İstanbul’daki gençler ile buluşturarak, Sivas’ın turizmine katkıda bulunmak istiyoruz. Çünkü İstanbul’da doğup büyüyen Sivaslılar arasında hala memleketini görememiş olanlar var. Burada bir memleket özlemi de oluşturuluyor” diye konuştu.

    “Bir hafta boyunca İstanbul’da Sivas kültürü konuşulacak” diyen Başkan Erdem konuşmasına şöyle devam etti:

    “Sivaslıları ve Sivaslı dostlarını Maltepe sahiline bekliyoruz. Burada sosyal bir buluşma sağlanırken, belki yıllarca komşular, akrabalar birbirini göremeyen Tuzla’dan Silivri’ye kadar tüm İstanbul bu kopukluğu burada gidermiş olacak.”

    MECLİS BAŞKANI YILMAZ’DAN 2023 VURGUSU

    TBMM Başkanı İsmet Yılmaz ise, yaptığı konuşmada Türkiye’nin 2023 hedeflerine dikkat çekti. Organizasyonun kültürel açıdan önemine dikkat çeken Yılmaz, “Bizi diğerlerinden farklı kılan, bizi diğerlerinden ayırt eden üstün kılmayan ancak zengin kılan şey bizim kültürümüzdür. İşte o kültürü yaşatabilmek için mutlaka kültürün arzı olması lazım ama arz da talebe bağlıdır. Çünkü marifet iltifata tabidir derler, dolayısı ile sunulan şeyin talep edilmesi lazım. Görüyorum ki bugün Sivas’ın bütün renkleri arz edilmiş durumda. Ama aynı arz Sivaslı hemşerilerim tarafından da talep edilmiş durumda” şeklinde konuştu.

    Türkiye’nin 2023 hedeflerine ulaşması bakımından şehir merkezlerindeki nüfus oranlarına dikkat çeken Yılmaz, “Sivas’ta kırsal kesimde yaşayan nüfus yüzde 22’dir. Amerika’da bu nüfus kaçtır? Yüzde 3’tür, 5’tir. Dolayısı ile bizim köylerde, şehir merkezlerimizin nüfusu boşalmadı. Sivas’ın merkez nüfusu eskiye nazaran arttı. Ama boşalan yerler var. Neresi bu? Köylerimiz boşaldı. Peki köylerdeki nüfusu tutabilmek mümkün mü? Zor. Neden zor? Amerika’da köy nüfusu yüzde 2 ya da 3 iken, Avrupa’da köy nüfusu yüzde 2 ya da 3 iken, siz yüzde 22 köy nüfusunu eğer köyde tutarsanız gelişmenizi tamamlayamazsınız. 2023 yılında dünyanın en büyük 10 ekonomisinden birisi olamazsınız. Dolayısıyla bu köyden kente akış, sadece Türkiye’ye özgü bir konu değildir” diye konuştu.

    Yılmaz, konuşmasının sonunda açılış törenine katılan tüm vatandaşlara teşekkür etti. Sivas’ın tüm ürünlerinin tanıtıldığı Geleneksel Sivas Günleri, 8 Kasım akşamına kadar Maltepe sahilindeki etkinlik alanında ziyaretçilerini bekliyor.