Etiket: Topyekün

  • Bakan Elvan: “Topyekun bir kalkınmayı hedef ediniyoruz”

    Erzincan’da Cazibe Merkezleri Bilgilendirme Toplantısına katılan Kalkınma Bakanı Lütfi Elvan, topyekun bir kalkınmayı hedeflediklerini söyledi.

    Erzincan Hilton Garden Inn Otel’de düzenlenen toplantıya Kalkınma Bakanı Lütfi Elvan’ın yanı sıra Erzincan Valisi Ali Arslantaş, Erzincan Milletvekili Serkan Bayram, Erzincan Belediye Başkanı Cemalettin Başsoy ve yatırımcı iş adamları katıldı.

    Topyekun bir kalkınmayı hedef edindiklerini belirten Bakan Elvan, “Geçmişte hatalar oldu bir fabrikaya açıldı iki sene üç sene sonra o fabrikanın sürdürülebilirliği kalmadığı için atıl duruma düştü. Birçok küçük ölçekli yatırımcı bunlar hayatlarına devam ettiremediler. Bunun çok değişik nedenleri var bunların hepsini teker teker sayamayız ama buradaki hepimiz için geçmişteki tecrübeleri dikkate alarak geçmişte yapılan yanlışlıkları dikkate alarak gerçek anlamda ilin kalkınmasında gelişmesine katkı sağlayabilecek bir mekanizmayı oluşturmalıyız. Biz bunu yaptık. Zaten bugüne kadarki sizlerin başvuruları talepleri sonunda ne kadar doğru ne kadar rasyonel bir yaklaşım olduğunu ortaya koyuyor” dedi.

    “Proje miktarı 23 milyar lirayı geçti”

    Cazibe Merkezi Programının diğer programlardan önemli farklılıkları olduğunu söyleyen Bakan Elvan, “Proje hazırlama aşamasında arsa tahsisine, arsa tahsisinde bina yapımına, bina yapımından makine teçhizat desteğine, makine teçhizat desteğinden alacağınız elemanların eğitimine, alacağınız elemanların eğitiminden işletme sermayesine, kredisi verilmesine kadar olan tüm süreci birlikte yöneteceğiz birlikte yürüteceğiz. Tüm süreçlerde devletimiz hükümetimiz sizleri desteklemektedir. Bu destekleri sizlerle paylaşacağız. Kalkınma Ajansımıza KUDAKA’ya bağlı yatırım destek ofisine başvurabilirsiniz. Erzincan’da yatırım destek ofisimiz var. İkincisi de kalkınma bankasına doğrudan başvuru yapabiliyorsunuz. Memnuniyetle ifade etmeliyim ki dün akşam itibariyle başvuran iş dünyası temsilcilerimizin toplam proje miktarı 23 milyar lirayı geçti. Bildiğimiz kadarıyla Erzincan içinde aşağı yukarı bir buçuk milyar lira üzerinde bu da büyük bir rakam. İşin başında biraz önce ifade ettiğim gibi danışmanlık desteği vereceğiz ve bu desteğimiz üretim aşamasına kadar devam edecektir. Bu programın bir başka özelliği ise yol haritasını yani biz yatırımcı ile yatırım yapmak isteyen iş adamlarımızla oturacağız konuşacağız ve bu işin nasıl ve ne şekilde yapılacağına birlikte karar vereceğiz. Biz kendisine destek olacağız ki ilk kez böyle bir tarihi uygulamayı yürürlüğe koyuyoruz” ifadelerini kaydetti.

    “Topyekun bir kalkınmayı hedef ediniyoruz”

    Her ilin belirli bir alanda uzmanlaşmışını arzu ettiklerini söyleyen Bakan Elvan, “Bu uzmanlaşma sağlanırsa bir kümelenme olur, kümelenme demek bir anlamda çok sayıda aynı sektörde faaliyet gösteren çok sayıda işletmenin bir arada bulunması demektir. Bu da maliyetlerin düşmesine, rekabet gücünün artmasına sebep olacaktır. Vermiş olduğumuz rol çerçevesinde bu noktada biz üniversitemizi destekleyeceğiz. Biz üniversitelerimizin sanayi ile iç içe olmasını arzuluyoruz. Üniversitemizin sanayici insan ihtiyaçlarını karşılamasını istiyoruz. Bu alanda üniversitenin eksikliklerini gidereceğiz. Makine teçhizat eksikliği varsa gideceğiz, laboratuvar eksiği varsa gidereceğiz ve üniversiteler artık sizden kopuk sizden ayrı bir çalışma veya uygulama yapma yöntemini benimseyecek. Üniversitelerin başarısında özellikle Anadolu’daki üniversitelerimizin başarısı bu noktada çok önemli. Eğer sanayileşme olacaksa, bu üniversitelerin önü açıktır. Bu üniversiteler daha hızlı gelişir, daha hızlı kalkınır. Yine bu ile vermiş olduğumuz rol çerçevesinde diğer bazı bakanlıklarımızın yapması gereken işler varsa o anlamda da biz öncelik sağlayacağız. Biz burada topyekun bir kalkınmayı hedef ediniyoruz” diye konuştu.

    Bakan Elvan konuşmasının ardından yatırımcı iş adamlarıyla, yatırım yapmak istedikleri alanlara ilişkin istişarede bulundu.

  • Bursa’da Polisi’nden uyuşturucu ile topyekün seferberlik

    Uyuşturucu ile mücadelede başarılı operasyonlara imza atan Bursa Emniyet Müdürlüğü Narkotik Şube Müdürlüğü ekipleri, alarm seviyesini en üst seviyeye çıkardı. Uyuşturucu belasıyla ilgili belirlenen 6 bölgede 125 polis 7 gün 24 saat görev yapacak. Bursa Emniyet Müdürü Selami Yıldız’ın talimatıyla Uyuşturucuyla Mücadele Şube emrine 13 yeni motosikletli tim tahsis edildi. Bursa Büyükşehir Belediyesi de Beyazıt Mahallesi’nde 6 noktaya zırhlı mobese sistemi kuracak. Ayrıca merkez 3 ilçedeki tespit edilen 179 metruk binanın da acilen yıkılması isteniyor.

    Bursa’da 2016 yılında bonzaiden dolayı 5 bin içici hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 191.maddesi uyarınca işlem yapıldı. Ancak bu kişilerden hiç birisi tutuklanmadı. Son günlerde ölüm olaylarının yaşanması üzerine bir yılda 255 ayrı operasyonda 218 kişinin tutuklanmasını sağlayan Bursa Emniyet Müdürlüğü 6 mahalleyi sivil görevlilerle abluka altında tutacak.

    Bu kapsamda Uyuşturucuyla Mücadele Şube Müdürlüğü’nün personel sayısı arttırıldı. İlk kurulduğunda 87 olan personel mevcudu 125 kişiye çıkarıldı. Bursa Emniyet Müdürü Selami Yıldız, çöküntü bölgelerini gezerek bölgedeki vatandaşlardan bilgi aldı. Yıldırım ilçesi Beyazıt Mahallesi’nde 6 noktaya ise zırhlı mobese sistemi kurulacak, gece bölgenin aydınlatılması sağlanacak. 2017 yılında ise genel bütçeden Bursa’ya 179 yeni mobese kamerası kurulacak.

    5 bin içiciye işlem yapıldı

    Bursa Emniyet Müdürlüğü ekipleri 2016 yılında şehir genelinde 4 bin 999 kişi hakkında bonzai içmekten dolayı işlem yaptı. Bunların 877’sinin yaşı 18’den küçük. Bonzai kullananların yüzde 93’ünü erkekler, yüzde 7’sini ise bayanlar oluşturuyor. Bugüne kadar bonzai kullanan kişilerden hiç kimsenin tutuklanmaması ve tedavi durumunun kendi rızalarına bırakılması ise mücadeleyi akamete uğratıyor.

    Bursa Polisi, bundan sonra bonzai satıcılarına olduğu gibi kullanıcılara da yaptırım uygulayıp gerekirse gözaltına alacak. Narkotik dedektifleri Yıldırım’da 97, Osmangazi’de 78 ve Nilüfer’de ise 24 metruk bina tespit etti. Bu binalardan 20 tanesi yıkıldı, 179 tanesi ise yıkılmayı bekliyor.

    Bursa Valiliği’nin de uyuşturucuyla mücadelede yeni yasal düzenleme yapılması amacıyla Başbakanlık, Adalet ve İçişleri Bakanlığı nezdinde girişimlerde bulunduğu öğrenildi.

    Bonzai içmenin 5 yıla kadar hapis cezası var

    Bursa Barosu Başkanı Gürkan Altun, Türk Ceza Kanunu’nun 191.maddesi gereğinde uyuşturucu ve uyandırıcı madde kullananlarla ilgili özel bir düzenleme olduğunu, 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası istendiğini belirterek, “Uyuşturucu kullananlar adliyeye gidip serbest kalmıyor. Eğer hakkında bir kovuşturma varsa buna ilişkin erteleme kararı ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı veriliyor. Henüz soruşturma aşamasındaysa 5 yıllık bir denetim süresi veriliyor. Kamu davası açılmasının 5 yıl süreyle ertelenmesi kararı veriliyor. Bu, kullanımı kolay madde ve işlenmesi kolay bir suç olduğu için bunu kullananlara bir imkan ve tedavi olması için fırsat sağlamak için veriliyor. 5 yıllık denetim süresi başı boş bırakılmıyor. Öncelikle bir yıl süreyle denetimli serbestlik hükümleri uygulanıyor. Bu denetimli serbestlik içerisinde kamu yararına çalışma, her gün imza atma, doktor kontrolüne belli aralıklarla gitme ve bunun yanında Amatem’lerde belli sürelerle tedavi altına girme zorunluluğu getiriliyor. Kişi bu sürede bu tedaviye gitmezse, cevap vermezse 5 yıllık süre beklenmeden hakkında dava açılıyor. Müsnet suçtan deliller yeterliyse cezalandırılıyor. Bunun cezası da 2 yıldan 5 yıla kadar. Bu suç cami, okul, hastane önünde gibi toplumun yaygın bulunduğu yerlerde işlenmesi özendirme de olduğu için yarı oranında suçun cezası arttırılıyor. Denetim süresine uymakla birlikte, tedaviye de gitti, denetimli serbestlik ilkelerine de uydu. Ancak uyuşturucu kullanıldığı tespit edildi. Bu defa hiç denetim koşullarına uyup uymamışlığı gözetmeksizin yine dava açılıyor. Bu tarihten sonra işleyeceği bütün suçlarda denetim süresi gözetmeksizin hepsi hakkında ayrı ayrı dava açılıyor. Her vatandaşın sadece 1 defaya mahsus olmak üzere davanın 5 yıla kadar ertelenmesi hükmünden yararlanma hakkı var. Bu sınırsız ve sonsuz değil. Kuralları var. Bu kuralların uyulup uyulmadığını takip eden adalet mekanizmasının kurumları var. Bunlar da denetliyor. 1 yıllık denetimli serbestlik süresi de savcının kararıyla 3’er aylık sürelerle 1 yıl uzatabiliyor. 5 yıllık denetim süresinin 2 senesi sürekli denetimle, tedaviyle, kamu yararına çalışmayla, imza atmakla geçiyor. Vatandaş sürekli kendisini yargısız otoriteye göstermek ve ikna etmek zorunda. Uyuşturucu kullanmadığına ve tedavi olduğuna dair. Kalan 3 yıllık sürede de bu ve benzeri suçu işlememisi gerekiyor. Suçu işlerse dava açılıyor. Toplumda bu anlamdaki yargı doğru değil. Yargıya haksızlık etmemek gerekiyor” diye konuştu.

  • Prof. Dr. Ferman: “Topyekun saldırı varsa topyekun mücadele de olmalı”

    Cumhurbaşkanı’nın ‘Yatırımcının önünü açın’ talimatına rağmen, ‘Bugünlerde kredi musluklarını kapayanlar, basit meselelerde geri kredi çağıranlar ihanet etmiş sayılır’ değerlendirmesine karşın kamu kuruluşu Vakıfbank’ın aksi tutumunu Işık Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Ferman da eleştirdi.

    TGRT Haber’de Gülden Demirtaş’ın sunduğu “Konuşacak Çok Şey Var” programına konuk olan Ferman, yatırımcıya destek olmayan Vakıfbank’ı ‘milli duruş sergilememek’ ile suçladı. Türkiye’nin topyekûn bir saldırı altında olduğuna dikkatleri çeken Prof. Ferman, topyekûn de bir mücadele verilmesi gerektiğinin altını çizerek kamu bankalarını yatırımcıya kolaylık sağlamaya çağırdı.

    “FITCH, S&P, MOODY’S AYMAZLIK YAPIYOR”

    Türkiye’nin birçok badire karşısında gösterdiği dayanıklılığının ‘ekonomik fazilet’ olarak kabul edilmesi gerektiğine vurgu yapan Ferman, “Fitch, S&P ve Moody’s gibi üç büyük kredi derecelendirme kuruluşu, kendi değerlendirmelerinin zaten siyasal olduğunu saklamıyor; bunu söylüyor. Raporların içinde siyasi vurgular olması da sadece Türkiye’ye has bir şey de değil. Ancak Türkiye özelindeki durum şöyle; 18 yıl ‘yatırım yapılabilir’ notu için uğraştık. Bu eşit olmayan bir rekabet ve geç verilmiş bir hükümdü aslında… Çok önce hak ettiğimiz derece, çok geç verildi ve çok kolay da alındı. Türkiye ile mukayese edilemeyecek ülkeler için ‘yatırım yapılabilir’ notu geçmişte çok cömert dağıtıldı. Mesela Yunanistan… Yunanistan için artık, ‘muflis’ dememek için nezaket sahibi değil; aymaz olmak lazım. Fransa’nın haline bakın, diğerlerinin durumuna bakın. Almanya’ya bakın, Avrupa Birliği’ne bakın, Amerika’daki duruma bakın… Türkiye bunların yanında; çok iyi durumda… Subjektif kararlar ile Türkiye cezalandırılıyor. ” ifadelerini kullandı.

    “BANKALAR BİRLİĞİ BAŞKANI OLMAK İLE BU İŞLER OLMAZ”

    Bankalar için kötü müşteriyi, ‘kredi kartı borcunu tam zamanında ve tam olarak ödeyendir’ diye örnekleyen Ferman, “Hiçbir zaman faiz, gecikme, temerrüt kullanmayan bu müşteriler, bankacılık için sicili bozuk kötülerdir. Kredi kartından nakit çekenler, birinin minimumunu alıp öbürünün bilmem nesi ile ödeyenler ise ‘en iyi müşteri’ sayılır. Buradan bakınca; bankacılıktaki iş modelinin değiştirilmesi gerektiği çarpıcı şekilde görülüyor. Öte yandan kamu bankaları da reformist olmalı; öncü rolü oynayıp, paradigma değiştirmeli… Uzun bir direnç sonunda kredi artışını yüzde 20’nin üzerine çıkardılar galiba… Fakat özel sektör çok daha dinamik, kısa sürede yüzde 15’i yakaladı. Oysa; burada kamu bankalarının daha cevval olması gerekiyordu. Kamu bankaları daha atak olmalıydı. Özel sektörün değil; kamu bankalarının öncü olması lazım gelirdi. Kamu bankaları da kâr etsin elbette; ama onların atalete düşmemesi gerekirdi. Yatırımcının önünü açacak kredileri vermekte uyuşuk, gevşek, tembel davranmaması gerekirdi. Daha çevik, önde ve yol açan olması gerekirdi. Nitekim, uluslararası derecelendirme kuruluşlarının değerlendirmelerinden sonra ‘sermaye yeterliliği’ bakımından en çok sıkıntıyı yine malûm iki kamu kuruluşları çekecek. Medyada bu problemi sadece Türkiye Gazetesi haberleştiriyor nedense… Gayet de güzel dikkat çekiyor. Yani; kendi içimizde de tutarlı olmamız lazım. Bunlara da eğilmek gerekiyor. Öyle sadece söz ile, Bankalar Birliği Başkanlığı yaparak bu işler olmaz. Türkiye hakikaten topyekûn bir saldırı altındayken; topyekûn de bir mücadele içinde olmalıyız” diye hatırlatmada bulundu.

    “BANKALARIN ÖNÜMÜZÜ AÇMASI LAZIM”

    ‘Mevcut bankacılık sisteminde kredi değerlendirme mekanizması avukat kafasıyla, riskleri minimize etme yaklaşımıyla artık tıkanmıştır’ diye sözlerini sürdüren Işık Üniversitesi Öğretim Üyesi Murat Ferman, “Özellikle böyle dönemlerde, üretken değerlendirme sistemlerine geçilmesi lazım. Şu anda davranışsal ekonomi, yani nöroekonomi ön plana çıkıyor. Dünyanın en değerli unsurlarından biri sevgidir. Misal; eşinizi kaç ton seviyorsunuz, evladınızı kaç metre kucaklıyorsunuz? Bunu en iyi çocuklar tarif edebilir. Kollarını iki yana açar ve ‘Dünyalar kadar seviyorum’ der. İşte bu… Sevgi objektif midir? Netice itibariyle her şey objektif ölçülemez. Ekonomi de böyle… Kamu bankaları bazen de olaylara, durumlara sübjektif yaklaşabilmeli… Buyurunuz; uluslararası siyasi kararlar sonucu, ekonomide rasyonel olmayan davranışlar var. Bu yüzden güven, güven, güven… Bir poşet teminat ile, ufak bir sıkıntı ile ‘geri çağırma’ ile ekonomi döndürülemez. Daha kreatif bankacılığa, finans tekniklerine, iş modellerini değiştirmeye yoğunlaşmak gerekiyor. Bankacılık risk müessesidir. Bankaların önümüzü açması lazım” diye konuştu.

    “KREDİ VERMEZSEK EKONOMİ DÖNMEZ”

    FED eski Araştırmalar Direktörü Erkin Şahinöz de ‘Kredi vermezsek, ekonomimizin çarklarının dönme şansı yok’ dedi ve devam etti: “KOBİ olarak da tarif edilen küçük ve orta gelir hacmi olan işletmeler, Türkiye ekonomisinin yüzde 70’ini oluşturuyor. Türkiye’deki istihdamı bu küçük, orta ölçekli işletmeler karşılıyor. Türkiye’de bugün katma değer oluşturabiliyorsak; bunun yarısı yine bu firmalar sayesinde… Buna karşın; hâlâ KOBİ’lerin para bulma, finansmana erişim konusunda problemleri var. Bizim yaşadığımız küresel ölçekli problemleri eve, hane halkına yansıtmamamız gerekiyor. Dolayısıyla çok ciddi derecede KOBİ’lere yönelik, önlem planı çıkarılması, ‘kredi garanti fonu’nun şartsız, güçlük çıkarmadan uygulanması gerekiyor.”

  • Bakan Arslan: “1915 Çanakkale Köprüsü bölgenin sanayisinin, endüstrisinin topyekün kalkınması demektir”

    Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan, “Ülkemiz üzerinden taşıma koridorları gerçekleştiriyoruz. Tekirdağ’a ne rol düşüyor. Tekirdağ’a düşen rol demiryolu anlamında güzergahın tamamlayıcısı olmak, özellikle Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nden sonra 1915 Çanakkale Köprüsü’nü ve devamındaki otoyollarını da bitirerek Marmara Denizi etrafında bir ring oluşturmak. 1915 Çanakkale Köprüsü bölgenin sanayisinin, endüstrisinin topyekün kalkınması, büyümesi ve ülkemize katma değer oluşturması demektir” dedi.

    Bir dizi ziyaret ve inceleme için Tekirdağ’a gelen Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan, Tekirdağ Valiliğini ziyaret ettikten sonra basın mensuplarıyla bir otelde kahvaltı programında buluştu. Bakan Arslan burada yaptığı açıklamada, “Ülkemiz üzerinden taşıma koridorları gerçekleştiriyoruz. Nasıl gerçekleştiriyoruz. Bölünmüş yollarla gerçekleştiriyoruz. Hızlı trenle, demiryolları hatlarıyla gerçekleştiriyoruz. Keza ülkemizin her yerine hava limanları yapmak ve bununla da yetinmeyerek, İstanbul’da dünyanın en büyük havalimanını gerçekleştirerek, inşallah yerine getirmiş olacağız. Tabi bu konuda Tekirdağ’a ne rol düşüyor. Tekirdağ’a düşen rol demiryolu anlamında güzergahın tamamlayıcısı olmak, özellikle Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nden sonra 1915 Çanakkale Köprüsü’nü ve devamındaki otoyollarını da bitirerek Marmara Denizi etrafında bir ring oluşturmak. Bu konuda çok önemli çalışmalarımız var. Tekirdağ da keza bundan payını alıyor. Tekirdağ’ın ilçelerini gerek karayoluyla, gerek demiryolu ağlarıyla örmek gibi bir hedefimiz var. Bu kapsamda ne yapıyoruz. Tekirdağ-Muratlı yolu ülkemizde yaklaşık 40 yıl sonra ilk defa bir ilin ana ağa bağlandığı bir yer oldu. 39 kilometrelik Tekirdağ limanından Muratlı’ya, Büyükkarıştıran’a kadar Avrupa’ya giden ana koridora biz bağlamış olduk. Bununla yetinmedik, biz istiyoruz ki İstanbul’u Kapıkule’ye Tekirdağ’ın sınırlarından da geçen hızlı trenle buluşturmak. Ülkemiz dünyanın 8., Avrupa’nın 6. yüksek hızlı tren işletmeciliği yapan bir ülke. Artık ülkenin her yerini gerçek demiryolu ağlarıyla örmek adına Halkalı-Kapıkule Demiryolu Projesi’nde de son aşamaya geldik. Özellikle Halkalı’dan Çerkezköy’e, yani 80 kilometrelik proje çalışması bitmek üzere ve onu biz bu sene içerisinde özkaynakla ihalesini yapıp işe başlamış olacağız” dedi.

    “1915 Çanakkale Köprüsü bölgenin sanayisini, endüstrisini topyekün kalkındıracak”

    Bakan Ahmet Arslan, “1915 Çanakkale Köprüsü Avrupa’yı Malkara üzerinden, Çanakkale üzerinden ülkemizin batısına bağlamakla yetinen bir proje değil. Bölgenin sanayisinin, endüstrisinin topyekün kalkınması, büyümesi ve ülkemize katma değer oluşturması demektir. Bu projeyi bu gözle görüp yola çıktık” ifadelerini kullandı.

    Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Bakan Arslan, “Geçmişte Türk Hava Yolları havacılık sektörü serbestleşmeden önce şöyle bir karar alınıyordu; bakanlık Türk Hava Yollarına şuraya uç diyordu. Ama gördük ki ne Türk Hava Yolları bir dünya markası olabiliyordu ne de biz insanımızı hava yoluyla tanıştırabiliyorduk. Ancak serbestleşmeden sonra rekabet ortamına bu sektörü açtıktan sonra Türk Hava Yolları dünya markası oldu ama onunla yetinmedik, 3 tane daha değerli dünya çapında hizmet veren firmamız var artık. Yapacağımız şu özellikle Trabzon, İzmir ve Antalya’yla ilgili bir çalışma yaptıracağım. Bu dediğim yerlere yeteri kadar yolcu çıkar mı. Ya işte 20 kişi, 30 kişi her gün Trabzon’a uçuyor. Ama her gün Trabzon’a buradan bir uçak kalkabilmesi için 130-140 kişilik asgari uçağı dolduracak bir yolculuk olması gerekir. Bunun analizini yaptıracağız olursa memnuniyetle” diye konuştu.

    Tekirdağ’da 4 kişinin ölümüyle sonuçlanan kazanın ardından kapanan eski limanla ilgili konuşan Bakan Arslan, “Eski limanla ilgili özellikle yapı kontrolleri devam ediyor. Bu kontroller biter bitmez TDY ve Özelleştirme İdaresi de bu konuyu takip ediyor. Onun da gereği yapılacak” dedi.

  • Vatan Partisi’nden ‘FETÖ/PDY ve PKK’ya karşı topyekün mücadele’ kampanyası

    Vatan Partisi Antalya İl Teşkilatı, ‘Fethullahçı ve bölücü teröre karşı topyekün mücadele’ adı altında imza kampanyası başlattı.

    Antalya’nın Muratpaşa ilçesi Cumhuriyet Caddesi üzerinde imza kampanyası için stant kuran Vatan Partisi üyeleri yaklaşık 40 kişi bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Kurulan stantta hem FETÖ/PDY hem de PKK’ya karşı imza kampanyası başlattılar.

    Vatan Partisi Antalya İl Başkanı Ahmet Özbay, yaptığı açıklamada, “ABD’nin 50 eyaleti var. Eğer darbe girişimi başarılı olsaydı 16 Temmuz’da Amerika’nın 51. eyaleti olacaktık. Bu kalkışmayı, İstiklal Savaşı ruhuyla, millet-ordu birliğiyle püskürttük. İkinci İstiklal Savaşımız, başlamıştır. Şunu herkes görsün ki Türkiye Amerika ile savaşıyor. Türkiye’nin kaderini teyit edecek olan bir dönemde düşmanın adını saklamak Türkiye’ye büyük bir kötülüktür. Düşman Amerikan emperyalizmi ve onun maşaları olan PKK ve FETÖ’dür” dedi.

    Vatan Partisi Antalya İl Teşkilatı üyesi grup basın açıklamasının ardından olaysız bir şekilde dağılırken, imza kampanyası için stant yerinde durmaya devam ediyor.