Etiket: Toprağı

  • Sarıgöl’de pekmez toprağı 2.50 TL

    Sarıgöl’de pekmez yapımında kullanılan pekmez toprağının kilosu 2.50 TL’den satılmaya başlandı.

    Pekmez yapımında mayalanmayı sağlayan halk arasında kepir toprak olarak bilinen ve çevrede pekmez yapımında kullanılan pekmez toprağının satışını gerçekleştiren Ersin Özlü, “Bu toprak ender rastlanan bir toprak. Beyaz kepir topraktır. Selimiye Mahallesi kırsalından getirmekteyiz. Pekmez yapımında yaş üzümlerin içerisine konularak, üzümle birlikte ezilerek değerlendirilir. Şıranın tortusunu dibe inmesini sağlar. Mutlaka pekmezde kullanılır yoksa pekmez fazla dayanmaz. Pekmez yapacak olanlar mutlaka yapacakları oranda bu topraktan satın alırlar.” dedi.

  • Toprağı suyla buluşturan proje ekonomiye 54 milyon lira katkı sağlayacak

    Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından yürütülen ve Çorum ve Çankırı’daki tarım arazilerini bereketlendirecek olan Kızılırmak Tımarlı Sulaması 2. Kısım proje inşaatında çalışmalar devam ediyor.

    Sulama projeleri alanları dışında kalan kırsal kesimlerde kısa sürede sulu tarıma geçilmesi ve civardaki içme kullanma suyu ihtiyaçlarının karşılanması hedeflenen “GÖLSU” projesi kapsamında Çorum’da nasibini aldı.

    Tımarlı Sulaması 2. Kısım inşaatının tamamlanması ile Çankırı’da 13 bin 350 dekar ve Çorum’da ise 63 bin 700 dekar olmak üzere toplam 77 bin 50 dekar alanın cazibe ile sulanması sağlanacak. Ayrıca bölgede yapılacak sulu tarım ile birlikte bölge insanının ekonomik olarak gelişmesine katkı sunulacak.

    Orman ve Su İşleri Bakanı Prof. Dr. Veysel Eroğlu, Çankırı ve Çorum için önemli bir projeyi daha hayata geçirdiklerini kaydederek, “185 milyon 327 bin TL yatırım bedelli bu dev proje ile münbit topraklarımızı modern sulama sistemine kavuştururken, çiftçilerimizin yüzlerini de güldürmeye devam edeceğiz. Ayrıca ülke ekonomisine yılda 54 milyon TL zirai gelir artışı sağlanacak ve 15.500 bin kişiye de doğrudan istihdam kapısı açılacak” dedi.

  • Hediyelik Eşya Tasarım Yarışması’nın birincisi ‘Çukurova Toprağı’ oldu

    Çukurova Kalkınma Ajansı’nın düzenlediği Çukurova Hediyelik Eşya Tasarım Yarışması’nda birinci, ‘Çukurova Toprağı’ adlı çalışması ile Elif Erdoğdu oldu. Çukurova Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Lütfi Altunsu, “Geleneksel hale getirmeyi düşündüğümüz bu yarışma neticesinde unutulmaya yüz tutmuş birçok sanat ve zanaatımızın tekrar canlanacağı ve bölgemiz tanıtımı için güzel bir vesile olacağı düşüncesindeyiz” dedi.

    Çukurova Kalkınma Ajansı tarafından ilk kez düzenlenen Çukurova Hediyelik Eşya Tasarım Yarışması’nın ödül töreni, Adana Müzesi’nde gerçekleştirildi. Katıldıkları ulusal ve uluslararası fuarlarda ‘Çukurova’ denilince akla gelecek hediyelik eşya konusunda bir ihtiyaç olduğunu fark ederek yarışma düzenlemeye karar verdiklerini belirten Altunsu, “Geleneksel hale getirmeyi düşündüğümüz bu yarışma neticesinde unutulmaya yüz tutmuş birçok sanat ve zanaatımızın tekrar canlanacağı ve bölgemiz tanıtımı için güzel bir vesile olacağı düşüncesindeyiz” diye konuştu.

    Birinci olan eser hakkında konuşan Altunsu, “Halk arasında ‘Adam diksen biter’ sözüyle verimliliği anlatan dünyanın en önemli 3 ovasından biri kabul edilen Çukurova’nın toprağını, geri dönüştürülebilir saksı ve insan şeklindeki biber tohumuyla sunumudur. Çukurova’nın verimli toprağını biber tohumu ile birlikte hediye etmek düşüncesinin düşük maliyetli, taşınması kolay akıllarda kalan bir hediye olacağını düşünmekteyiz” ifadelerini kullandı.

    İkinci olan eserin, Puduhepa olarak bilinen ve Kadeş Antlaşması’nın imzalanmasına vesile olan Adanalı Kraliçeyi anlattığını belirten Altunsu, “Bu eserin bölge insanımız tarafından da yeterince bilinmeyen bir değerin tanınmasına vesile olacağı ümidindeyiz. Ödül ve sergileme kazanan eserlere bakıldığında Taşköprü, Ulucami, Muğdat Camii, folklor ekibi, muz salkımı, portakal, turaç, yalıçapkını gibi birçok değerimizin bu eserlerde hayat bulduğunu görmek bizi mutlu etti” diye konuştu.

    20 Ocak 2018’de ilan edilen yarışmanın, son başvuru tarihinin 20 Nisan 2018 olduğunu kaydeden Altunsu, yarışmaya 149 geçerli eserin başvurduğunu söyledi. 5 Mayıs 2018 tarihinde toplanan seçici kurulun, Adana ve Mersin İl Kültür ve Turizm Müdürlükleri, Olgunlaşma Enstitüleri, Güzel Sanatlar Fakülteleri, El Sanatları Derneği ve Çukurova Kalkınma Ajansı temsilcilerinden oluştuğunu belirten Altunsu, “Eserler değerlendirilirken Çukurova Bölgesi’nin değerlerini barındırması, tasarımı, görsellik ve estetik, ürünün tekniği ve seri üretime uygunluğu göz önünde bulundurulmuştur” dedi.

    Konuşmaların ardından ödül almaya hak kazananlara ödüllerini Adana Valisi Mahmut Demirtaş ve Adana Cumhuriyet Başsavcısı Ali Yeldan takdim etti. Ödül töreninin ardından kent protokolü yarışmaya katılan eserleri inceledi.

    Ödül törenine Adana İl Kültür ve Turizm Müdürü Sabri Tari, Yüreğir Kaymakamı Fatih Genel ve çok sayıda ziyaretçi katıldı.

  • Bu atölyenin taşı toprağı ’altın’

    Kuyumcu imalatçılarının çalıştığı atölyeler, “Taşı toprağı altın” deyimini tam anlamıyla karşılıyor. Altın parçalarının yerlere sıçradığı atölyede, yürümek dahi dikkat istiyor.

    Dünyanın en değerli madenlerinden olan, Türkiye’de de takı denilince ilk akla ilk gelen ’altın’ın fiyatı kadar tasarımı ve işlemeleri de önem arz ediyor. Ham halde bulunan altın, sıcaklığı 950 ile bin 500 dereceye kadar yükselen özel ocaklarda eritilerek, deneyimli ustaların elinde şekillenip bilezik, kolye, küpe ve yüzüğe dönüşerek, kuyumcu vitrinlerini süslüyor.

    Makineler ve el işçiliğinin birleşmesiyle birlikte ziynet eşyaları haline gelen bilezikler, desenine ve boyutuna göre yaklaşık 2 saatlik çalışmanın sonucu hazır hale gelebiliyor. Makinede işlenip desen verilen bilezikler, bu sırada etrafa altın tortuları saçıyor. Özel olarak kapatılan ve herkesin giremediği atölye, altın tortularıyla dolarken, burada çalışanlar kendi yöntemleriyle tedbirlerini alıyor. Tabanı özel malzemeler ile kaplanan altın atölyesi, belirli aralıklarla temizlenerek, içerisindeki altınlar ayrıştırılıyor.

    Ordu’da yaklaşık 30 yıldır altın imalathanesinde çalışan Zeki Bilikçi, mesleğin her geçen gün yenilendiğini belirterek, “1989 yılından beri bu mesleğin içerisindeyim. Mesleğin gerektirdiği ve olması gereken detayları hala bildiğime inanmıyorum. Çok tecrübeliyim ama bu meslekte hiçbir zaman ‘ben ustayım’ diyemiyorum. Çünkü altın var olduğu, insanlardan talep gördüğü ve sürekli yenilendiği müddetçe herkes kendi dalının ustası oluyor. Yeni yapılan ürünlerde herkes işçiliklerini göstererek, o işin ustası oluyor” dedi.

    “Cepsiz kıyafetler tercih ediliyor, en küçük toz parçası dışarıya çıkartılmıyor”

    Atölyeye gireceği zaman başını bandana ile kapattığını ve çalışırken cepsiz kıyafetler giydiğini belirten Bilikçi, şöyle konuştu:

    “Saçlarımın içine o incecik altın parçaları bir şekilde girip, kayıp olabiliyor. Bu bir tedbir, bu altının tozu ve en küçük parçası dahi para. Bunlar milli servet, kolay kazanılmıyor, çıkartılmıyor ve bu hale getirilmiyor. Burada yaptığın işteki en iyi kar edebilmenin yolu, az fire vermektir. Fire demek de altındaki kayıptır. Mümkün olduğu kadar az fire verirsen, yaptığın işten kar edersin. Çalıştığımız mekanlarda, özellikle bu bölümde herhangi bir delik yok. En küçük altın tozunun dışarıya kaçmaması için tedbir alıyoruz. Atölyede cepli olan kıyafetleri tercih etmiyorum. Çünkü altın parçaları cebine gider, kalır ve gözden kaçar. Onun haricinde giydiğimiz özel bir kıyafet yok. Son olarak atölyeden çıkarken hava ile üzerimizde kalan çapakları temizlemeye çalışıyoruz. Altının diğer madenlerden en önemli özelliği mıknatıs çekmiyor. Dünyadaki en iyi iletken ve işlenebilirliği en kolay madenlerden bir tanesi. Atölyeyi genellikle fırça ile temizliyoruz, bu şekilde üretimdeki hayatı en aza indirmeye çalışıyoruz.”

  • MNG Yönetim Hizmetleri Genel Müdürü Dr. Aydoğan Süer; “Doğu’nun Taşı Toprağı Altın”

    Erzurum MNG Alışveriş ve Yaşam Merkezi, Eylül ayı sonunda görkemli bir açılışla ziyaretçilerini ağırlamaya başladı. Aylardır alışveriş merkezinin kuruluş çalışmalarını koordine eden ve merkezin tam dolulukla açılmasını sağlayan MNG Yönetim Hizmetleri Genel Müdürü Dr. Aydoğan Süer, Türkiye’nin en büyük 5. alışveriş merkezini ve Doğu illerinde sektörün taşıdığı yüksek potansiyeli anlattı. Süer’e göre Doğu’da tüketicinin alışveriş iştahı çok yüksek, sosyal aktivitelere ve tanınan markalara ilgisi çok büyük ve alışveriş yapmaktan duyduğu memnuniyet yüzünden okunuyor.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımı ve Murat Boz’un şarkılarıyla unutulmaz bir güne dönüşen Erzurum MNG Alışveriş ve Yaşam Merkezi’nin açılışında, görülmemiş bir kalabalık ve ilgi vardı. Doğu’nun Paris’i olarak anılan ve kış turizminin gözde şehri olan Erzurum’da, 400 Milyon liralık bu dev yatırımın yönetiminde sektörün deneyimli isimlerinden biri var. “Alışveriş ve Perakendede Sürdürülebilirlik” ve “AVM’lerin Geleceği” kitaplarının da yazarı olan Dr. Aydoğan Süer, yeni açılan alışveriş merkezini, Anadolu ve Doğu illerindeki alışveriş alışkanlarını ve alışveriş merkezleri açısından Doğu’daki büyük potansiyeli anlattı.

    – Erzurumluların alışveriş merkezinize ilgisi nasıl?

    Açılış gününde, başta Cumhurbaşkanımızın katılımı olmak üzere, Murat Boz ve diğer sanatçı konuklarımızı görmek ve alışveriş merkezine girmek isteyen binlerce kişinin alışveriş merkezimize akın ettiğini dile getiren Süer açıklamasında şunları söyledi; “İlk gün 250 bin kişinin gezdiği alışveriş merkezinde, Erzurum ve çevre şehirlerden gelen ziyaretçiler ile büyük bir coşkuya şahit olduk. Doğrusunu söylemek gerekirse bu kadar büyük bir alışveriş merkezini açarken, kapıların kırılacağını, asansörlerin zarar göreceğini hiç düşünmemiştik. Ama bu ilgi bizi mutlu etti. Biz ekip olarak kiralama çalışmaları dolayısıyla bir yıla yakın zamandır buradayız ve diyebilirim ki kış turizminin gözdesi Erzurum’da, havanın soğukluğuna tezat bir şekilde, bölge insanı son derece sıcak ve ilgili

    Şehrin en büyüğü, ülkemizin ise 5. büyüğü olan bir alışveriş merkezi yatırımını hayata geçirmenin mutluluğunu yaşıyoruz. Tema parkımız, atlı karıncası dönme dolabı ve sürprizleriyle başlı başına bir eğlence merkezi gibi Tiyatromuz, sinemamız, sanat galerilerimizle kültür-sanat hayatına da renk katacağız. Erzurum dışında Erzincan, Iğdır gibi merkezlerden de yoğun ziyaretçi akınına uğramamız sebebiyle, sadece şehrin değil tüm bölgenin, MNG Alışveriş ve Yaşam Merkezi’ne büyük ilgi gösterdiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

    Büyük şehirlerde alışveriş merkezlerine karşı bir doymuşluk olduğunu dile getiren Dr. Aydoğan Süer, “Ancak Erzurum’da böyle büyük yatırımlar, şehre hareket kazandırıyor. Normalde alışveriş merkezleri hafta sonları çok daha kalabalık olur. Ancak burada hafta içi günlerde de yoğunluk görüyoruz. Ayrıca alışveriş merkezi yönetimi olarak bizim de sadece hafta sonlarına değil hafta içi günlere de etkinlikler yerleştirerek yaşama renk katmak gibi özel bir gayretimiz var.

    Metropollerde ziyaretçiler trafik yoğunluğuna göre AVM’de kalma sürelerini ayarlıyorlar. Akşam trafiğine girmek yerine AVM’de daha uzun vakit geçirmeyi tercih edebiliyorlar örneğin. Hatta geçtiğimiz yıllarda kimi alışveriş merkezleri, trafikte takılma AVM’de takıl sloganları ile çeşitli kampanyalar yapmışlardı. Erzurum’da ise yeni bir AVM olduğumuz için öncelikle büyük bir merak ve alışveriş konusunda iştah gözlemliyoruz. Kaliteli markaları bir arada bulmak, daha çok seçeneğe ulaşabilmek cazip geliyor. İstanbul’daki bir hanımefendi, aradığı tüm markalara kolayca ulaşma şansına sahip. Oysa yakın zamana kadar başka şehirlere ya da yurt dışına alışveriş yapmaya giden yüksek gelir seviyesine sahip kimi tüketiciler için, bir Fransız kozmetik markasını kendi ilçesinde görmek, adeta bir film yıldızı ile aynı yaşam standardına sahip olmak gibi Ve biz, Türkiye’deki her bireyin bu konforu hak ettiğine inanıyoruz.

    Anadolu ve Doğu illerinde ziyaretçilerin her an alışveriş merkezine gitme imkanları veya alışkanlıkları yok. Bu nedenle büyük şehirdekilere göre daha az AVM’de bulunup daha çok harcama yapıyorlar. Bugün İstanbul’da biri, gün içinde 3 kez alışveriş merkezine gidip hiç kıyafet ya da market alışverişi yapmadan çıkabilir. Oysa Doğu’da gördüğümüz davranış modeli, ailece toplanıp tüm ihtiyaçları birlikte satın alacak şekilde uzun soluklu bir ziyaret.” dedi.

    “İstanbul’da son sözü anneler, Erzurum’da babalar söylüyor.

    Anadolu insanının marka ve kaliteye çok önem verdiğini belirten Dr. Aydoğan Süer, açıklamasını şöyle sürdürdü;

    “En çok satan markalar ve ürün grupları, şehirlere göre farklılık gösterebilir. Modeller, renkler hatta ayak numaraları bile değişebiliyor. Bunun arkasında yaşam biçiminden, beğeni ve zevklerden kaynaklanan bir farklılaşma var. Alım gücü nedeniyle oluşan bir fark değil bu çünkü Erzurum zengin bir şehir Bir de Doğu’da ailelerin daha kalabalık olması belirgin bir özellik. Aile kalabalıklaştıkça ihtiyaçlar çeşitleniyor. Küçük çocuklar, gençler ve yetişkinler birlikte alışverişe çıktığında, geçmişte annede olduğunu düşündüğümüz karar yetkisi, çocuklara ya da babalara geçebiliyor. Aslına bakılırsa, benim şahsi gözlemim, İstanbul’da alışverişte son sözü anneler söylerken, Doğu’da babaların söylediği yönünde. Bu da tabii, çocukların ısrarcılığı ile doğru orantılı olarak gelişiyor. Bir ürünü çok isteyen bir çocuğa karşı koymak, Doğu’da da Batı’da da imkansıza yakın!

    Alışveriş merkezi yatırımlarının sağlıklı yürümesi için ihtiyaç analizlerinin doğru yapılması gerekiyor. Yatırımlar bakir alanlara kaydırılmalı. Böylece Anadolu şehirlerindeki insanlara da yenilikçi ürünlere ulaşma imkânı sağlanmış olur. Alışveriş merkezleri ve perakende sektörünü birlikte düşündüğümüzde 3 milyon kişilik bir istihdamdan bahsediyoruz. Ekonomimizde önem taşıyan bir alan. Önümüzdeki yıl ülkemizdeki AVM sayısı 450’yi bulur. Bu merkezleri ihtiyaç olan şehirlere yapmak gerekiyor. İstanbul’un olduğu kadar Anadolu’nun, Doğu’nun da taşı toprağı altın. Ağrı ve Muş gibi iller de AVM yatırımları açısından oldukça bakir. Devlet tarafından kimi illerde teşvikler olduğu da göz önünde bulundurulduğunda, Doğu’daki yatırımların artması hiç sürpriz olmaz.”