Etiket: Toplumsal

  • Ümit Boyner: “Toplumsal cinsiyet eşitliği için öncelikle dil ve zihniyet dönüşümü gerekli”

    Boyner Grup Yönetim Kurulu Üyesi Ümit Boyner, 8 Mart Dünya Kadınlar Günüyle ilgili yaptığı açıklamada, “Toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda öncelikle dil ve zihniyet değişimine ihtiyacımız var. Daha eşitlikçi ve özgürlükçü bir topluma ve hukuka geçiş için öncelikle dil ve zihniyet dönüşümünün başlaması ve bunu yaygınlaştırabilmemiz gerekiyor” dedi.

    Boyner Grup Yönetim Kurulu Üyesi Ümit Boyner 8 Mart Dünya Kadınlar Günü özelinde bir açıklama yayınladı. Açıklamasında kadınların ekonomik, siyasal ve toplumsal alana katılımının yaşamsal önemini ve kökten bir değişime duyulan ihtiyacın bu günlerde tüm yakıcılığıyla hissedildiğini belirten Boyner, “8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün yaklaşmasıyla birlikte kadınların ekonomik, siyasal ve toplumsal alana katılımı konusu tüm dünyayla birlikte ülkemizde de gündemin ön sıralarında yerini aldı. Paylaşılan gelişmeler ve iyi örneklerin yanısıra tüm yıl boyunca özellikle kadına yönelik şiddet ve farklı cinsiyet kimliklerine yönelik ayrımcılık haberleriyle konunun yaşamsal önemini, kapsamlı ve kökten bir değişime duyulan ihtiyacı tüm yakıcılığıyla hissediyoruz” dedi.

    “Eşitsizliklerden sadece kadınlar değil tüm toplum zarar görüyor”

    Ümit Boyner açıklamasına şöyle devam etti: “Ülke olarak kadınların hayatın her alanına eşit katılımları için hedeflediğimiz seviyenin gerisinde kalmaya devam ediyoruz. Bu durumdan sadece kadınların değil tüm toplum olarak hepimizin zarar gördüğünü fark edebilmemiz bence önemli bir değişimin başlangıcı olacak. Toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda öncelikle dil ve zihniyet değişimine ihtiyacımız var. Kadınların her alanda erkeklerle eşit hakları kullanabilmesi ve toplumsal yaşama katılımlarının türlü yollarla kısıtlandığı ve düzenlendiği toplumsal yapıdan, daha eşitlikçi ve özgürlükçü bir topluma ve hukuka geçiş için öncelikle dil ve zihniyet dönüşümünün başlaması ve bunu yaygınlaştırabilmemiz gerekiyor”.

    Boyner Grup’un bu yılki 8 Mart ilanına değinen Ümit Boyner, “Bu ihtiyaçtan hareketle 2009’dan bu yana her yıl 8 Mart’larda toplumsal cinsiyet eşitliğini gündeme taşıdığımız ilanlarımızın bir devamı olarak bu yılki kampanyamızda; toplumda kadınlar tanımlanırken, hatta bazen kadınların kendilerini anlatırken kullanmaktan ve yüksek sesle söylemekten imtina ettikleri “KADIN” kelimesini ön plana taşımak istedik. Kadınlara tüm diğer kimliklerinden önce “kadın” demenin, aynı zamanda kadınların eşitlik ve özgürlük taleplerine kulak, hatta ses vermenin; farklı toplumsal cinsiyet kimliklerine saygı göstererek insani haklarını tanımanın ilk adımı olduğunu düşündük ve ilanımızın sonunda “Bize kadın deyin” dedik” ifadelerini kullandı.

    “Cinsiyet eşitliği bir demokrasi meselesi”

    Boyner Grup’un iş yaşamında toplumsal cinsiyet eşitliğini tesis etmeyi sadece bir ’kadın’ meselesi değil, bir ’demokrasi’ meselesi olarak gördüklerini hatırlatan Boyner, “Kadın çalışan oranımız yüzde 49, kadın yönetici oranımız ise yüzde 44 ile Türkiye ve dünya ortalamalarının oldukça üstünde yer alıyor. Bununla birlikte şirketlerimiz, iş ortaklarımız, çalışanlarımız ve ekosistemimiz içerisinde geliştirebileceğimiz pek çok alana odaklanıyoruz. İş dünyası olarak kültür ve zihniyet dönüşümünde sadece kendi şirketlerimizle sınırlı olmayan önemli sorumluluklarımız da var. Bu sorumlulukların başında ise ’eşit işe eşit ücret’ konusu geliyor. Çünkü istatistikler kadınların hangi seviyede olursa olsun erkeklerden ortalamada daha az kazandığını ortaya koyuyor” değerlendirmesinde bulundu.

    Eşitlik çalışmaları ile ilgili olarak Boyner değerlendirmesine şöyle devam etti: “Bu yıl 8 Mart’a Birleşmiş Milletler ve Uluslararası İş Örgütü’nün biraraya gelerek oluşturdukları ’Eşit İşe Eşit Ücret Küresel Koalisyonu’nun (Global Coalition on Equal Pay for Work of Equal Value) başlatacağı uluslararası kampanyada küresel temsilci ve sözcüler arasında yer almanın heyecanıyla giriyorum. Önümüzdeki günlerde başlayacak küresel kampanyanın Türkiye’de de etkili olması için Boyner Grup olarak önemli görevler üstleneceğiz. Cinsiyetler arası ücret ayrımının ortadan kaldırılması konusunda farkındalığı artırma çalışmalarına yerel ve küresel düzeyde destek vereceğiz”.

    8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlayan Boyner mesajını, ’kadın’ kelimesiyle birlikte ona her zaman eşlik eden eşitlik, özgürlük, demokrasi, umut, sevgi, cesaret, adalet, barış ve yaşam kelimelerinin de dilden dile yayılması ve daha yüksek sesle söylenmesi dileğiyle bitirdi.

  • Ardahan Ak Parti’de Toplumsal Eşitlik Cinsiyet Toplantısı yapıldı

    Ak Parti Ardahan İl Başkanlığında, Ak Parti İl ve İlçe personellerine yönelik ’Bilgi, deneyim paylaşımı ve farkındalık artırma’ konusunda eğitim ve bilgilendirme toplantısı düzenlendi.

    Toplantıya TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu Başkanı Kocaeli Milletvekili Radiye Sezer Katırcıoğlu, Kadın ve Erkek Fırsat Eşitliği komisyon üyesi Afyonkarahisar Milletvekili Hatice Dudu, Ardahan Belediye Başkanı Faruk Köksoy eşi Cevriye Köksoy, İl Başkanı Yusuf Demirci, İlçe Belediye Başkanları, Kadın Kolları Başkanı Leyla Kargı, İlçe Başkanları ve çok sayıda partili eşlik etti. Katırcıoğlu yaptığı konuşmada, ’’Cinsiyet adaletsizliğinin hala var olması, kaynakların kadınlar ve erkekler arasında adilce dağıtılması meselesini önemli bir politika hedefi haline getirmektedir. Devletler politikalarına temel oluşturan bütçelerini yaparken o ülkedeki kadın erkek arasındaki her türlü adaletsizlik makasını açıp açmadıklarını kontrol etmelidir.’’

    Katırcıoğlu, cinsiyete duyarlı olmayan kamusal hizmet politikalarının gelişmiş ülkelerde terk edildiğine, kadın ve erkeklerin ihtiyaçlarını göz önüne alarak politikaların oluşturulduğunu söyleyerek, ’’ Cinsiyet duyarlı bütçeleme anlayışını, tüm ana plan ve politikalara dahil etmemiz, yerelde ve merkezde sürekli olarak göz önünde bulundurmamız gerekir.’’ dedi.

    Toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda farkındalığı arttırma ve bu alanda deneyimlerin paylaşılması amacıyla Ardahan, AK Parti İl Başkanlığında gerçekleştirilen toplantıdan sonra esnaf ziyareti gerçekleşti.

  • Süel: “Toplumsal gelişim için 1 yılda 1 milyon TL’lik yatırım yapıldı”

    Türkiye Vodafone Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Süel, Vodafone olarak toplumsal gelişim için 1 yılda 1 milyon TL’lik yatırım yaptıklarını açıkladı.

    Türkiye Vodafone Vakfı, 8 yıl önce Alternatif Yaşam Derneği (AYDER) işbirliğiyle hayata geçirdiği Düşler Akademisi projesinde yapılan çalışmalar ve projenin gelecek hedefleri,Türkiye Vodafone Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Süel ve Düşler Akademisi Kurucusu Ercan Tutal’ın katılımıyla Düşler Akademisi Kaş’ta düzenlenen bir toplantıyla paylaşıldı.

    Toplantıda konuşan Türkiye Vodafone Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Süel, Vodafone’un Türkiye’deki 10’uncu yılında ekonomik ve sosyal kalkınmaya destek olmak için başlattığı Dijital Kalkınma Seferberliği kapsamında sosyal yatırımlarına hız verdiğini söyledi. Süel, “Bugüne kadar 5 bin gencin hayatına dokunan ve başarılı sosyal girişim modeliyle dünyaya örnek olan Düşler Akademisi’nin bir benzeri Kanada’da “Sesini Bul Sanat Akademisi” adıyla faaliyet göstermeye başladı.Düşler Akademisi projesinin bir devamı olarak 2 yıl önce Antalya’da kurulan, Türkiye’nin en büyük engelsiz yaşam alanı Düşler Akademisi Kaş ise engelli bireylerin sosyal entegrasyonunu sağlayarak yaşam kalitelerini kalıcı çözümlerle yükseltmeyi sürdürüyor. Türkiye’nin her yerinden gönüllü katılımcı ve eğitimcilerin yönetiminde eğitim, sanat ve spor programlarının uygulandığı merkezde, bugüne kadar bin 37 öğrenci, 582 gönüllü ve eğitmen ile 9 bin 77 ziyaretçi ağırlandı” dedi.

    “Engelli bireyler için toplam 4 milyon TL yatırım”

    Türkiye Vodafone Vakfı ayrıca, Düşler Akademisi projesiyle elde ettiği başarıyı Anadolu’da yeni yatırımlarla devam ettirmeye hazırlandığını dile getiren Süel, “Vakıf, AYDER işbirliğiyle, engelli ve sosyal dezavantajlı bireylerin ekonomik ve sosyal hayata eşit katılımına destek olmak üzere bu mali yılda 1 milyon TL’lik yatırım daha yapıyor. Böylece, bu alanda yapılan yatırımların toplam tutarı 4 milyon TL’yi bulacak” şeklinde konuştu.

    “Sosyal yatırımlarımız 29 milyon TL’ye ulaştı”

    Çifte sorumluluk anlayışıyla ticari faaliyetleri kadar sosyal sorumluluklarını da önceliklendirdiklerini belirten Süel, “Dijital Dönüşüm vizyonumuz doğrultusunda gerçekleştirdiğimiz faaliyetlerin en anlamlı geri dönüşlerini, kurumsal sosyal sorumluluk projeleriyle toplumsal sorunlara karşı sunduğumuz kalıcı çözümler ve toplumsal algıda yarattığımız dönüşüm ile elde ettiğimize inanıyoruz. Türkiye Vodafone Vakfı çatısı altında engelliler, kadınlar ve çocuklar olmak üzere sosyal ihtiyaç haritamızın öncelikli kesimleri için önemli sosyal yatırımlar yapıyoruz. Vakıf çatısı altında bugüne kadar yaptığımız sosyal yatırımlar 29 milyon TL’yi bulurken, gerçekleştirdiğimiz projelerle yaklaşık 4 milyon vatandaşımızın hayatına dokunduk. Engelli bireyler özelinde baktığımızda, bu vatandaşlarımızın hayatlarını kolaylaştıracak ürün ve servislerimizle bugüne kadar toplam 140 binden fazla engelli ve dezavantajlı bireye ulaştık” ifadelerini kullandı.

    “Düşler Akademisi ile gençlerimize gelir modelleri sunuyoruz”

    Tam 8 yıl önce Alternatif Yaşam Derneği ile birlikte Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ortaklığında Düşler Akademisi yolculuğuna çıktıklarını ifade eden Süel, “Sosyal girişimcilik alanında öncü bir proje olan Düşler Akademisi, yepyeni bir yaşam yolculuğu ile toplumsal hayata eşit ve aktif katılımın örneğini ortaya koyuyor. Engelli ve sosyal dezavantajlı bireyleri sanat yoluyla topluma kazandırmayı hedefleyen bu projemiz ile bugüne kadar 5 bin gencimizin hayatına dokunduk. İstanbul Ataşehir’deki merkezimizde engelli bireylere özel sanat atölyelerinin yanı sıra iş hayatına hazırlık, iletişim becerileri gibi kişisel gelişim atölyeleri bulunuyor. Bu atölyelerden mezun gençlere profesyonel sanat kariyeri yolu açarak aslında birer gelir modeli sunuyoruz. Böylece, bağış toplamak yerine engellileri sosyal hayata kazandırarak kendi ayakları üzerlerinde durmalarına olanak veriyoruz. Yarattığımız bu etkileşimle toplum da engellilerin neler yapabileceğini görmüş oluyor ve bilinçleniyor” dedi.

    Düşler Akademisi’nin sadece Türkiye’de değil yurt dışında da ses getirdiğine dikkat çeken Süel, “Düşler Akademisi, Birleşmiş Milletler’in Eylül 2013’te New York’ta gerçekleştirdiği ‘Engellilik ve Kalkınma’ konulu toplantı kapsamında ‘Innovation Enables’ başlıklı etkinlikte örnek proje olarak tüm dünyaya tanıtıldı” diye konuştu.

    Düşler Akademisi’nin yerel bir proje olmaktan çıkıp dünyaya ilham veren bir başarı hikayesine dönüştüğünü söyleyen Süel, şunları kaydetti: “Düşler Akademisi, kuruluşundan beri birçok girişimin model aldığı bir uygulama oldu. Açık kaynak olarak her türlü bilgi ve deneyimini paylaşan akademi başka ülkelerden gelen gönüllülere ilham verdi. Düşler Akademisi’nde kurduğumuz model, Kanadalı müzisyen Joelle’in ilham kaynağı oldu. Bugün bu gönüllümüzün girişimiyle Düşler Akademisi’nin bir benzeri Kanada’da faaliyet gösteriyor. Joelle, müzisyen bir gönüllü olarak Düşler Akademisi’nde bulunduğu 1 aylık süre boyunca bir yandan Social Inclusion Band kadrosunda aktif görev aldı, bir yandan da benzer bir akademinin Kanada’da kurulması hayalini nasıl bir zemine oturtacağı konusunda bilgi edindi. Ülkesine döner dönmez harekete geçti ve ‘Sesini Bul Sanat Akademisi’ni kurdu”.

    “Dünya nüfusunun yüzde 10’u, Türkiye nüfusunun yüzde 13’ü engelli”

    Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 10’unun en az bir tür engellilik hali yaşadığına, Türkiye’de bu oranın yaklaşık yüzde 13 olduğuna dikkat çeken Düşler Akademisi Kurucusu Ercan Tutal, “Engelli bireylerin yaşam alanlarında olmaları gereken yer ile gerçekte bırakıldıkları yer arasında büyük bir uçurum var. Düşler Akademisi bu uçurumun kapanması için herkesin en yakın halkadan başlayarak bir çözüm üretmesi gerekliliğinden doğdu. Sanatın büyüleyici enerjisini ve dönüştürücü gücünü kullanarak toplumun dış kulvarlarında unutulmuş büyük azınlığı yeniden sosyal yaşama dahil eden girişimlere imza attı. Engelli bireylere metropol sokaklarında sanatçı bir kimlikle yeniden yaşamlarını kurma imkânı sağladı. Şimdi de Türkiye’nin zengin coğrafyasından renk alarak doğanın besleyiciliğini ve köyün gücünü engelsiz yaşam düşlerini gerçekleştirmek için kullanıyor. Çukurbağ Köyü, dünya sosyal girişimcilik ekosistemine yeni bir yaşam biçiminin ve engelsizliğin uygulanabilir bir örneğini sunuyor. Düşler Akademisi olarak, iş ortaklarımızla birlikte daha iyi bir gelecek için engelleri aşarak koşar adımlarla ilerlemenin mutluluğunu yaşıyoruz” dedi.

    “Engelli bireylere yönelik en geniş kapsamlı yaşam alanı”

    Türkiye’nin engelli bireylere yönelik en geniş kapsamlı yaşam alanı ve Avrupa’nın en büyük outdoor engelli kampı olarak Haziran 2014’te açılan Düşler Akademisi Kaş’ın,tarihsel ve doğal dokusu korunarak restore edilen 70 yıllık Çukurbağ İlkokulu’nun binasında faaliyet gösterdiğini belirten Tutal şunları aktardı: “Yıl boyunca binlerce engelliye ücretsiz hizmet veren merkezde, Türkiye’nin her yerinden gönüllü katılımcı ve eğitimcilerin yönetiminde eğitim, sanat ve spor programları uygulanıyor. Sanat altında resim, müzik, dans, heykel ve tiyatro dersleri verilirken, sporda yelkenden dalışa, tenisten biniciliğe, farklı alanlarda gönüllüler ders veriyor. Eğitim alanında da kişisel gelişim, işaret dili, yabancı dil, fotoğraf, kamera ve senaryo konularında dersler yapılıyor. Düşler Akademisi Kaş, aynı zamanda, çalışanlarına farklı bir deneyim yaşatmak isteyen firmaları ağırlıyor ve uluslararası sosyal girişimcilik buluşmalarına evsahipliği yapıyor. Düşler Akademisi Kaş, 2015 yılında SKD Türkiye tarafından düzenlenen 2’nci İnovatif Sürdürülebilirlik Uygulamaları Ödülleri’nde “İnovatif Sürdürülebilirlik Uygulamaları Yarışması 2015, Kobi Kategorisi En İyi Sosyal İnovatif Uygulama” ödülüne layık görüldü”.

  • Denizli’de “15 Temmuz Darbesi ve Toplumsal Etkileri” paneli

    Pamukkale Üniversitesi’nde “15 Temmuz Darbesi ve Toplumsal Etkileri” konulu panel düzenlendi. Vali Ahmet Altıparmak ve Cumhuriyet Başsavcısı Mustafa Alper, darbe girişimi gecesi yaşananları ve süreci nasıl yönettiklerini ilk kez anlattı.

    Kongre ve Kültür Merkezinde yapılan panele öğrenciler yoğun ilgi gösterirken, Denizli Valisi Ahmet Altıparmak, Cumhuriyet Başsavcısı Mustafa Alper, Dumlupınar Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hüseyin İnanç, Pamukkale Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü Araştırma Görevlisi Doç. Dr. Ferhat Ağırman ve Pamukkale Üniversitesi Rektör Danışmanı İbrahim Akman konuşmacı olarak katıldı.

    Panel öncesi genel hatlarıyla yaşanan süreci değerlendiren ve 15 Temmuz gecesi yaşananların çok tartışıldığını belirten moderatör Dumlupınar Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hüseyin İnanç, bu kalkışmanın darbeden çok iç savaşı andırdığını kaydetti. Yakın tarihte değişen dünya düzeninde Türkiye’nin yeri, dönüm noktası kabul edilen gelişmeler ve bu sürece Osmanlı ve Türkiye’nin dahil edilmemesini, nedenleri ve sonuçlarıyla anlattı.

    Salonun beklediğinden çok daha kalabalık olması nedeniyle konuşmasına hem soru hem de teşekkürle başlayan Vali Ahmet Altıparmak, 15 Temmuz sürecini Vali’den öte yaşamı boyunca Ahmet Altıparmak olarak öğrenciliğinden bu yana yaşadıkları ve izlenimleriyle değerlendireceğini söyledi.

    “Günümüze evirilmiş haçlı seferi”

    12 Eylül’deki plan neyse, 15 Temmuz’da ortaya konmak istenen senaryonun aynı olduğunu ifade eden Vali Altıparmak, “Cumhuriyet Savcıları dava açacaklarsa FETÖ’ye ülkenin en zeki çocuklarını alıp, kendi çıkarları için şahsiyetsizleştirdiği için de dava açmalılar. 12 Eylül’de olduğu gibi amaçları beşeri sermayemizi yok etmek istediler. İster tapınak şövalyeleri deyin, ister illüminati deyin, günümüze evirilmiş bir haçlı seferidir. Bu İngiltere’de yetişmiş, Amerikan genlerine sahip bir Yahudi işidir. Bu burada bitmeyecektir, devam edecektir. Belki oyuncular zamanla değişecek, kurbanları Türk ve Müslüman olacak. Bu yapılanmayı 1980’li yıllardan sonra bu tanıyoruz. Asla fikirlerini beyan etmezler, sadece dinlerler. Nasıl bir talimat aldılarsa kendilerini asla ortaya koymuyorlardı. Ta ki 2010’a kadar. Bu tarihten sonra cesaretlendiler ve konuşmaya başladılar. 90’lı yıllarda bakanlıktayken cemaatten olduğunu bildiğim bir arkadaşım geldi, ‘cemaat ile ilgili çok konuşuyorsun. Ben seni seviyorum, ne söylersen kaydediliyor’ dedi. Mademki inandığınızı söylüyorsunuz, kendi dar çerçeveniz dışında kalan herkesi harcıyorsunuz. Kendinizden olanı her türlü ahlaki kurallardan yoksun olsa da sahipleniyorsunuz. İnandığınızı iddia ettiğiniz dinin gereklerini yerine getirmiyorsanız ya siz sahtekarsınız, ya da dininiz sahte. Böyle bir resim ile karşı karşıyadır, nasıl bir insan diye soruyorduk. Nasıl bir şeytani plan içinde olduklarını gördük” dedi.

    “Bir gün kafatasçı milliyetçi, bir gün Fetullahçı dediler”

    2002 yılında İçişleri Bakanlığı Özel Kalemi’ne atandığından itibaren farklı bir sürecin başladığını anlatan Vali Altıparmak, “Etrafımda anlamadığım bir fırtına kopmaya başladı. Bir anda bize selam verenler farklı bir renge büründüler, bizlerden hummalı gibi kaçmaya başladılar. Fırtına neden o atandı diye sormaya başladılar. Hakkımda ne tür yayınlar varsa bakana götürmeye başladılar. Bir gün kafatasçı milliyetçi oluyorum, bir gün doğudan göçen biri, bir başka gün Fetullahçı oluyorum. Bunlara karşı devlet, devlet olma refleksini çok hızlı göstermesi gerekir. Bu refleksi gösterirken devletin acımasız olması gerekir. Aksi halde bu coğrafyada tutunmamız mümkün değil. Suyun kaynağının özümüzde olduğunu bilmemiz lazım” diye konuştu.

    “Eşimle helalleştim ve çıktım”

    15 Temmuz akşamı bir vali olarak gerekeni yapması gerektiğinin bilincinde olduğunu anlatan Vali Altıparmak, abdestini aldığını, eşi ile helalleştiğini ve akrabalarının yanına gitmesini istediğini ifade etti. Daha sonra valiler için özel ekipler oluşturduklarını ve infaz kararı verdiklerinin görüldüğünü belirten Vali Altıparmak, o gece yaşananları ilk kez paylaştı. Çardak Havaalanı’nda hareketlenme yaşandığını ve bunun için önlemler aldıklarını belirten Vali Altıparmak, Cumhurbaşkanı’nın televizyondan yaptığı konuşmanın da kendilerine umut ve cesaret verdiğini kaydetti.

    “Halk Tugay’a geliyor dedik”

    Meydanlarda halkın toplanmaya başladığını öğrendikten sonra cesaretlerinin daha da arttığını dile getiren Vali Altıparmak, “FETÖ’cü grubun girişimi olduğunu anladık ve bunun başarısız olması için tüm gücümüzü ortaya koymamız gerekiyordu. Bu doğrultuda çalışmaya başladık. Toplanan halkın Tugay’a yürümemesi gerekiyordu, kan akabilirdi. Bunun engellenmesi için ilgililerle temasa geçtik. Aynı anda Tugay’a da bin 5¬20 bin kişinin toplandığını, oraya yöneldiğini, hemen tankları içeri çekmeleri gerektiğini, aksi halde çok kan akacağı tehdidinde bulunduk. Onlar da tankları içeri çektiler. Kalkınmanın içinde olduğuna yüzde 100 emin olduğumuz halde, değilmiş gibi Tugay Komutanı ile görüşmelerimizi sürdürdük, o da hiçbir zaman saygısızlık etmeden sabaha kadar konuştuk” şeklinde konuştu.

    1980 ihtilalini yapanların yargılanmasının önemli olduğunu belirten Denizli Cumhuriyet Başsavcısı Mustafa Alper, yargılanmalarının ardından bir daha bunların olmayacağını tahmin ettiklerini söyledi. Bu süreçlerde hukukun öneminin ortaya çıktığını dile getiren Başsavcı Alper, 1961 Anayasası’nı hazırlayan bir hukukçunun sözlerini paylaştı. Alper, “Hukukçular monarşiye karşı hukuk devletini savunurlar. 1961 Anayasası’nı hazırlayan hocalardan birinin ‘siz bir ihtilal yaptınız, ceza kanunu ihlal ettiniz. Bunun cezası idamdır. Eğer siz bunları asmazsanız, yarın sizi yargılarlar’ diyor. 1980 darbesini gerçekleştirenlerin yargılanarak ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmış olması çok önemliydi. Bir daha darbe girişimi olmayacağına inanıyorduk” dedi.

    “Bazıları ekmek almaya gidiyorlardı”

    Darbe girişimini öğrendiği anda lojmandan aşağı indiğini belirten Başsavcı Alper, “Biz bazı meslektaşlarımız ile darbe girişimine karşı ne yapabileceğimizi konuşurken, bazı meslektaşlarımız da ekmek almaya gidiyordu. Günlerce dışarı çıkamayacağız diyordu. Biz ülkemizi düşünüyorduk, onlar farklı düşünüyordu. Zaman içinde Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 32 hakim ve cumhuriyet savcısını meslekten ihraç etti. Bu yapıdan olmayan meslektaşlarımızla görev bölümü yaptık, başımıza her şey gelebilirdi, görevlendirmeleri de yaptık. Geri dönmesek de önemli değildi. Bilinçli bir cesaret vardı, öldürülebileceğimi düşünüyordum. Bu doğal bir sonuçtu. Gün gelir bizi demokrasi şehidi olarak, demokrasi mezarlığına gömerlerdi. Denizli halkı ve görev yapanlar bir destan yazdı. Gece yarısı ihtilale karışan subay ve astsubaylar hakkında gözaltı kararı aldım” ifadelerini kullandı.

    “Masumiyet karinesi önemli”

    Bu süreçte masumiyeti ön planda tuttuklarını anlatan Başsavcı Alper, “Karar alma yetkisi olmayan, işlene suça karışmayanları ayrı bir yere koyduk. Buna göre davrandık. Türkiye’de ilk defa olmak üzere iddianameyi hazırladık, mahkemeye sunduk. Kabul ettikleri andan itibaren yargılama başlayacak” diye konuştu.

    Soruşturmayı yalnızca askerler için yapmadıklarını belirten Başsavcı Alper, bu suça karışanlar, bu yapının içinde olanlar ile ilgili de soruşturma yürüttüklerini kaydetti. Alper, “Delil olmadan hiç kimse hakkında işlem yapılmıyor. Hak ve adalet duyguları içinde hareket ediyoruz. Süreci, uzun yıllardır terör çalışmış, görev ve sorumluluklarının farkında olan savcılar yönetiyor” dedi.

    Pamukkale Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü Araştırma Görevlisi Doç. Dr. Ferhat Ağırman ve Pamukkale Üniversitesi Rektör Danışmanı İbrahim Akman da darbe girişimini farklı yönleriyle ele aldı. Konuşmaların ardından panelistlere plaketleri sunuldu.

  • BESYO’dan Toplumsal Hizmet dersi

    Ardahan Üniversitesi (ARÜ) Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu (BESYO) Beden Eğitimi ve Spor Öğretmenliği Bölümü öğrencileri Topluma Hizmet Uygulamaları dersi kapsamında hazırladıkları projeleri hayata geçirmeye başladılar. Hazırladıkları ilk projeleri ise “Kampus alanını temizleme” etkinliği oldu.

    BESYO öğretim üyesi Yrd. Doç.Dr. Talha Murathan, Topluma Hizmet Uygulamaları dersinin öğretmen adaylarına toplumsal duyarlılık, farkındalık, sorumluluk bilinci, işbirliği, evrensel toplum değerleriyle buluşturmak, sosyal dayanışmayı desteklemek, yüksek değerlere sahip dünya insanı olabilme özelliklerini geliştirmelerine destek olmak olduğunu ifade etti. Yrd. Doç. Dr. Murathan, ayrıca öğrencilerin bireysel ve ekip halinde çalışmayı öğrenmek, etkili iletişim ve öz değerlendirme becerilerini desteklemek, girişimci yanlarını ön plana çıkarmayı hedeflediğini belirtti.

    Yrd. Doç.Dr. Talha Murathan, “Öğrencilerin verimli olacakları proje konularını belirledik. Ders kapsamında kampüs alanını temizleme, etkinliği ile başladı. Dönem sonuna kadar bardakta çorba günü, ihtiyaç sahiplerine kıyafet ve eşya yardımı, şehit ailelerini ziyaret, kardeş okul kampanyası ile kırtasiye ve kitap yardımı, çocuk ve kadınlara şiddeti anlatan tiyatro etkinlikleri yapmayı planladık” dedi.