Etiket: Tetikliyor

  • Sigara kullanımı astımı tetikliyor

    Hasan Kalyoncu Üniversitesi (HKÜ), Sağlık Bilimleri Yüksekokulu (SBYO) Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü (FTR) Öğretim Görevlisi Dilek Yamak, günümüzün en tehlikeli bağımlılıklarından biri olan sigaranın zararlarını açıklarken, soğuk havalarla beraber sigaraya bağlı astım hastalığı ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu.

    HKÜ Öğretim Görevlisi Dilek Yamak, astım hastalığı olan kişilerin sigara içmesinin özellikle akciğerlerinde kalıcı ciddi hasarlara yol açabileceğini belirterek, “Sigara dumanı solunum yollarını irrite eder. Solunum yolunun şişmesine, daralmasına ve yapışkan bir mukus ile dolmasına sebep olur. Aynı bulgular astım krizlerinde de tespit edilir. Yoğun sigara dumanı bulunan ortamlarda daha sık ve daha ciddi astım krizleri ortaya çıkar. Bu alevlenmeler çok şiddetli olursa,kontrol edilmesi çok güç olabilir. Eğer sigara içilen bir ortamda bulunuyorsanız, bu ortamdan ayrılmak astımınızın iyileşmesine katkı sağlar” dedi.

    “Astımı olanlar soğuğa dikkat”

    Sigara kullanmamasına rağmen yoğun sigara dumanı altında kalan kişilerle ilgili risk unsurlarına da değinen Yamak, “Astımlı iseniz ve sigara içmiyorsanız bol sigara dumanı bulunan toplu yerler ve hatta evinizin bir odası sizi sıkıntıya sokabilir. Bu durumda size pasif içici (ikinci el içici) denir ve astımınız tetiklenir. Eğer odanızı havalandırmak istiyorsanız, Ozon’un zararlı etkilerini azaltmak için sabah erken saatlerde odanızı havalandırmalısınız. Kış aylarında bir odada kapalı kaldığınızda akarlar, tozlar, şömine ateşi, soba dumanı ve sigara dumanı astım ataklarını ortaya çıkarır veya şiddetlendirir. Soğuk havada dışarı çıkmak, bu havayı solumak ve bu ortamda sigara içmek ölümcül etkide bulunabilir. Artan soğuk nedeniyle kapalı mekanlarda daha çok zaman geçirilmesi, artan soğuk nedeniyle kapalı mekanlarda daha çok zaman geçirilmesi, yakıtlardan çıkan kirleticiler, ev tozları, sigara dumanı, grip gibi viral enfeksiyonlar astım krizinin ortaya çıkmasını ve alevlenmesini kolaylaştırır. Astım hastalarının çok gerekmedikçe soğuk havalarda dışarı çıkmamaları, toplu ve kapalı alanlarda kalmamaları, ev içinde sigara içiminin yasaklanması ve ilaçların düzenli alınması gerekmektedir. Dış ortamda hava kirliliğinin yoğun olduğu günlerde gereksiz aktivitelerden kaçınılmalı, evin pencereleri kapalı tutulmalı, evde sigara içilmemeli ve dışarı çıkılmamalıdır” diyerek dikkat edilmesi gereken konuları anlattı.

  • Duruş bozuklukları bel ağrılarını tetikliyor

    Kayseri Özel Dünyam Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümünden Uzm. Dr. Hamdi Koç, yanlış duruş bozuklukları düzeltildiğinde, cerrahi yöntem kullanılmaya gerek kalmaksızın, bazı bel ağrısı sorunlarının ortadan kalkacağını söyledi.

    Bel ağrılarının her yaştan insanın sorunu olabileceğine değinen Uzm. Dr. Hamdi Koç, halk arasında bel fıtığı olarak ağrıların oranının bilinenin aksine, tüm bel ağrıları içinde yüzde 5’i geçmediğine, bel fıtığının da çok azında cerrahi müdahaleye ihtiyaç duyulduğunu ifade etti. Bel ağrılarının önemli bir kısmının vücudun yanlış kullanımı ve duruş bozukluklarından kaynaklandığını belirten Uzm. Dr. Hamdi Koç, “Bel ağrılarında hastalığın derecesine göre, ilaç tedavisine, fizik tedaviye ve cerrahi yöntemlere başvurulur. Ama cerrahi ve ilaç yöntemlerine gerek duymaksızın, çoğunlukla görülen bel ağrılarında oturuş ve yatış bozuklukları bel ağrılarını tetikliyor. Biz, bunları uygun şekle getirdiğimiz zaman tedavide önemli bir yol kat ediyoruz; belki ilaç ya da fizik tedaviye gerek bırakmayacak biçimde tedaviyi kolaylaştırıyoruz” dedi.

    Oturarak çalışanlar risk altında

    Bel ağrılarına neden olan faktörleri; aşırı kilo, aşırı zayıflık, uygunsuz oturma ve yatma, stres, aşırı sigara kullanımı, uzun süre oturma, uzun süre ayakta kalma, bele aşırı yüklenme ve hamilelik olarak sıralayan Uzm. Dr. Hamdi Koç, yanlış duruş pozisyonları ile ilgili şunları söyledi:

    “Kanepelere yayılarak oturmak, iş yerinde ya da evde bel desteksiz oturmak, uzun süre aynı pozisyonda kalmak ciddi problemler. Dizüstü bilgisayarların çıkması ile bu problemlerin daha da arttığını söylemek mümkün. Eskiden masaüstü bilgisayarlar daha yoğunlukta iken, kullanıcılar mecburen postüre (vücut duruşu) daha az zararlı olabilecek biçimde bilgisayara karşıdan bakıyordu. Uzun süre aynı pozisyonda çalışmak da büyük risk. Örneğin, mimarlar, bankacılar ve sekreterler de uzun süre aynı pozisyonda durmaktan kaynaklı bel ve boyun problemlerini çok sık görüyoruz. O nedenle bu tür mesleklerde çalışanların en azından bir buçuk saatte bir pozisyon değiştirmeleri, kalkıp yürümeleri gerekir.”

    Doğru yatak seçimi ve doğru yatış önemli

    Bel ağrısı çekenlerin önemli bir probleminin de yanlış yatak seçimi ve yanlış yatış pozisyonu olduğunu dile getiren Uzm. Dr. Hamdi Koç, sert yatak tercih edilmesini önerdi. Uzm. Dr. Hamdi Koç, “Yatış pozisyonu ile ilgili bir diğer önemli hata da yüzükoyun yatmaktır. Bu, hem lokomotor hem de kardiyovasküler sistem açısından uygunsuz bir pozisyon. Sağa, sola ya da sırt üstü yatmak bizim önerdiğimiz yatış şeklidir. Sırt üstü yatanlara da ayaklarının altına yastık koyup yükseltmelerini öneriyoruz. Sağa ve ola yatanların da, bacaklarını karnına doğru çekmelerini tavsiye ediyoruz. Yine sırt üstü yatanların uyandığında yataktan birden yeltenerek kalkması uygun değil. Sağa ya da sola dönerek yataktan kalkmaları daha uygun” ifadelerini kullandı.

  • Stres diş sıkmayı tetikliyor

    Halk arasında diş sıkma ya da diş gıcırdatma olarak bilinen ve günlük hayattaki yoğun stresin tetiklediği ’bruksizm’, son yıllarda sıkça yaygınlaşan diş hastalıkları arasında yer alıyor.

    Diş Hekimi A. Doğan Bircan, diş sıkma hastalığı ile önemli bilgiler verdi. Stresin diş sağlığını da olumsuz yönde etkilediğini belirten Bircan, diş sıkma hastalığının genellikle uyku sırasında oluşan ve güçlü çene hareketleriyle kendini gösteren fonksiyon dışı bir alışkanlık olduğunu vurguluyor.

    Alt ve üst çenedeki dişlerimizin çiğneme ve yutkunma fonksiyonları dışında karşılıklı temasa gelmemesi gerektiğini belirten Bircan “Çiğneme ve yutkunma dışında oluşan diş temasları parafonksiyon (istenmeyen fonksiyonel hareketler) olarak kabul ediliyor. Bruksizm’i (diş sıkma, diş gıcırdatma) gece veya gündüz çiğneme ve yutkunma dışında gösterilen diş sıkma davranışı olarak tanımlıyoruz. Toplumumuzda da sıklıkla görülen bu rahatsızlıktan çoğu zaman hastanın kendisinin de haberi olmuyor” dedi.

    Bruksizm, dişlerin fonksiyonel yapısını bozuyor

    Bruksizm görülen kişilerin dişlerinde aşınma ve sızlama oluştuğuna dikkat çeken Bircan, “Dişlerde çatlak, kırık ve yer değiştirme görülebiliyor. Yanağın iç yüzünde beyaz çizgiler oluşuyor ve dilin etrafında dişlerin izleri görünüyor. Baş boyun ve yüz kaslarında ağrı oluşması, alt yüz yüksekliğinin düşmesine bağlı olarak çene ucu ve burun ucu birbirine yaklaşması sonucu kişiler daha yaşlı bir görünüme sahip olabiliyor. Alt çenenin zamanla öne doğru yer değiştirmesi ve konkav (iç bükey) profil görüntüsü oluşması ile birlikte yüz köşeli ve kare şeklinde görünüyor. Diş sıkma alışkanlığı geceleri kendini gösterse de ileri vakalarda gündüz de aynı fonksiyonel bozukluğun görülüyor” şeklinde konuştu.

    Diş sıkma hastalığının tedavisi

    Diş sıkma problemi olan kişilerde sorunu gidermede asıl amaç dişlerde ve çene ekleminde oluşabilecek kalıcı zararları önlemek ve ağrıyı ortadan kaldırmak oluyor. Diş hekimi tarafından uygulanan, uyku sırasında dişlerin birbirleri ile temasını engellemek amacı ile alt ve üst çene dişlerinin arasına yerleştirilerek kullanılan ’gece koruyucuları’, diş gıcırdatması semptomatik tedavisinde kullanılan en önemli araç olsa da tek başına yeterli olmuyor. Gece koruyucuları kullanmanın yanında stres terapisi, rahat uyumayı sağlayıcı önlemler, kas gevşetici ilaç uygulaması, hatalı yapılmış diş dolgusu ve kaplamaların yenilenmesi, eksik olan dişlerin yerine koyulabilmesi için protez uygulamaları ve botoks uygulamaları gibi ek tedaviler yapılıyor.

  • Güneş deri kanserini tetikliyor

    Uzm. Dr. Yüksel Oltulu, “malign melanom” adı verilen deri kanseri hastalığının deri kanserleri içinde en ciddi hastalık olduğunu belirtti.

    Medical Park Samsun Hastanesi Dermatoloji Kliniğinden Uzm. Dr. Yüksel Oltulu “malign melanom” hakkında bilgi verdi. Dr. Oltulu, “Malign melanom deri kanserleri içinde en ciddi olanıdır ve deriye rengini veren melanosit adı verilen hücrelerden gelişir. Deride doğuştan var olan benler melanoma dönüşebildiği gibi, sonradan ortaya çıkan benler üzerinde de kanser oluşabilir. Vücudu kaplayan derinin herhangi bir yerinde görülebilir. Ben kanseri gelişmesinden birinci derecede çocukluk çağında güneş yanığı geçirmek sorumlu tutulmaktadır. Daha önce melanom teşhisi konan bir hastada ikinci bir melanom gelişme riski vardır. Ayrıca yakınlarında melanom tanısı varsa, bu kişinin melanoma yakalanma riski normal insanlara göre yüksektir” dedi.

    Hemen hemen herkesin vücudunda irili ufaklı benler bulunduğunu söyleyen Dr. Yüksel Oltulu, “Bunların büyüklükleri, kabarıklıkları ve renkleri farklıdır. Benlerde asimetri, sınır düzensizliği, renk değişikliği (benin birden çok renk içermesi), belirgin büyüme, iltihabi reaksiyon ya da kanama cilt kanserine işaret ediyor olabilir. Dünya Sağlık Örgütü’nün raporuna göre; deri kanserine bağlı ölümlerin büyük bir çoğunluğunu (yüzde 75) melanom oluşturuyor. Dünya genelinde yılda 160 bin yeni melanom vakası tespit ediliyor. Her yıl dünya genelinde 48 bin kişi melanom ile ilişkili nedenlerden dolayı hayatını kaybedebiliyor” diye konuştu.

    Melanoma dönüşme riski en yüksek olan displastik benler olduğunu söyleyen Dr. Oltulu, “Bu benlerin en büyük özelliği, melanoma dönüşme riskinin en yüksek olduğu benler olmalarıdır. Displastik benler, bireysel ya da ailesel olarak ortaya çıkabilir. Genellikle 10 yaş civarında fark edilir. Yaşla birlikte doku bozukluğu sayısı artabilir. Tek lezyon olabildiği gibi çok sayıda da görülebilir. Fakat melanom, kendiliğinden normal görünen deri üzerinde de gelişebilir” şeklinde konuştu.

    Uzm. Dr. Oltulu, “Güneş ve ultraviyole ışınları vücuttaki benlerde melanom ve diğer deri kanserlerinin oluşumunu tetikliyor. Özellikle ailesinde deri kanseri olanlar ve beyaz tenli kişiler cilt kanserleri açısından risk altında olduğundan kesinlikle güneş banyosu ve solaryumdan kaçınmalı ve yüksek koruma faktörü içeren güneş ürünlerini yaz, kış kullanmalıdır. Melanom, en sık deride (yüzde 95) rastlanır. Mukozalar, tırnak yatağı, göz ve melanosit bulunan dokularda da ortaya çıkabilir. Erkekte en sık gövdede, kadında en sık bacaklarda gözleniyor. Kadınlarda, erkeklere oranla daha sık görülüyor” ifadelerini kullandı.

    Otulu şu bilgileri verdi: “Erken tanı konulan melanom hastaları, genelde başarılı bir şekilde tedavi edilebiliyor. Melanom ilk saptandığında mutlaka cerrahi olarak çıkarılmalı ve sistemik olarak hasta taranmalıdır. Melanomun boyutları değişiklik gösterebilir. Küçük bir leke halindeyken bile birçok organa yayılmış olabilir. Bu yüzden erken tanı, teşhis ve tarama melanom için çok önemlidir. Doku bozuklukları cerrahi olarak çıkarıldıktan sonra diğer doku tutulumlarına göre tedavi ve takip planı yapılır. Hastalığın seyri çıkarılan kitlenin derinliği ve yayılımı ile yakın ilişkilidir. Ancak kitlenin kalınlığının yanı sıra; kanserin yeri, büyüme hızı, başka dokulara yayılımı yaşam süresini etkileyen faktörlerdendir.”

  • Sıcak havalar varisi tetikliyor

    Girişimsel Radyoloji Uzmanı Dr. Kerem Toprak, varis hastalarının şikayetlerinin sıcak havalarda yer çekiminin etkisi ile arttığını söyledi.

    Memorial Diyarbakır Hastanesinde görevli Girişimsel Radyoloji Uzmanı Dr. Toprak, varis hastalığı ile ilgili açıklamalarda bulundu. Varisin toplardamar hastalığı olduğunu belirten Uzm. Dr. Toprak, kadınlarda bu hastalığa yakalanma oranının yüzde 55 civarında olduğunu, erkeklerde ise bu oranın yüzde 40’lara düştüğünü söyledi. Varisin daha çok ayakta duran insanlarda ortaya çıktığına değinen Uzm. Dr. Toprak, “Soğuk havalarda hastaların tamamına yakınının şikayetleri azılıyor. Ancak sıcak havalarda bu şikayetler çok şiddetli bir şekilde artıyor. Sıcak havalar, damarlar üzerindeki büzücü etkiyi ortadan kaldırır, kan daha fazla yer çekimi etkisi ile ayaklarda tanımlanır, bu varisin belirtilerini, şikayetlerini arttırır, kaşıntılar artar yanmalar artar” dedi.

    Varise ameliyatsız çözüm

    Ultrosanla hangi damarda ne düzeyde yetmezlik var, genişlik ne kadar, bunların haritasının çıkarılarak müdahale yaptıklarını kaydeden Uzm. Dr. Toprak, “Müdahaleler iki türlü yapılır, cerrahi olarak yapılır bir de tamamen ameliyatsız dikişsiz şekilde damar tedavi edilir. Ameliyatsız müdahalede herhangi bir iz kalmıyor, işlem sonrası herhangi bir dikiş atılmasına gerek kalmıyor. Başarı oranı yüzde 93-95 civarında. Bazen anjiyo oluyor, bazen ultrason, bazen de tomografi eşliğinde işlemlerimizi yapabiliyoruz” diye konuştu.

    “Girişimsel radyoloji, bölgemizde çok bilinmiyor”

    Girişimsel radyoloji yönteminin bölgede çok bilinmediğini aktaran Uzm. Dr. Toprak, şöyle konuştu:

    “İşlemlerimizin arsasında, hastaların biyopsileri yine görüntüleme eşliğinde, atardamar hastalıkları, kalbin dışındaki bütün atardamar hastalıklarına müdahale etme şansımız oluyor. Hem de ameliyatsız bir şekilde. İşlem bittikten sonra hastalarımız aynı gün içinde veya ertesi gün taburcu ediliyor. Konfor açısından bu da çok önemli. Girişimsel radyoloji, bölgemizde çok bilinmiyor. Kalp damarları hariç damarlara cerrahi operasyon olmadan müdahale edebiliyoruz.”