Etiket: teşhis

  • (Özel haber) 11 yıl teşhis konmadı, 7. doktorda gerçeği öğrendi

    Dünya üzerinde bilinen 7 bin çeşit nadir hastalık bulunurken, Türkiye’de her 16 kişiden biri nadir hastalığa sahip. Hastalıkların teşhisi konulana kadar ortalama 7 yıl geçtiğini belirten Yrd. Doç. Dr. Osman Doluca, toplumun ve sağlık çalışanlarının bilinçlenmesi için Nadir Hastalık Farkındalık Oluşturma Platformu kurulduğunu söyledi. Hastalığına 11 yıl sonra 7. doktorda teşhis konulan ve 4 yıl tekerlekli sandalyeye mahkum olan MS hastası Emel Akçay da yaşadıklarını anlattı.

    Dünya üzerinde bilinen 7 bin çeşit nadir hastalık olduğunu, Türkiye’de ise her 16 kişiden birinde nadir hastalıkların görüldüğünü söyleyen İzmir Ekonomi Üniversitesi (İEÜ) Biyomedikal Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Osman Doluca, bu hastalıkların teşhisinin konulması için ortalama 7 yıl geçtiğini ve hastaların ortalama 8. doktorda hastalıklarını öğrenebildiklerini belirtti. Nadir hastalıklardan etkilenenlerinin yüzde 50’sinin çocuklar olduğunu ifade eden Doluca, geç tanı nedeniyle ya da tedavi yönteminin olmamasından dolayı bu çocukların yüzde 30’unun 5 yaşına gelemeden hayatını kaybettiğini ifade etti. Doluca, toplumun ve sağlık çalışanlarının bilinçlenmesi için Nadir Hastalık Farkındalık Oluşturma Platformu kurulduğunu dile getirirken, 11 yıl boyunca ‘nadir hastalık’ diye tanımlanan MS hastası olduğunu öğrenemeyen 45 yaşındaki Emel Akçay ise, “Eğer kısa süre içerisinde teşhis konulsaydı şuanda çok daha hızlı koşabilirdim. Yaklaşık 4 yıl tekerlekli sandalyede yaşamak durumunda kaldım. O 4 yılı çok daha özgür, çok daha sağlıklı yaşayabilirdim” dedi.

    Türkiye’de 5 milyon insan nadir hastalığa sahip

    Nadir hastalıklar hakkında konuşan Yrd. Doç. Dr. Osman Doluca, “Dünya üzerinde bilinen 7 bin çeşit nadir hastalık var ve bu sayı giderek artıyor. Türkiye’de nadir hastalığa sahip 5 milyon insan olduğu düşünülüyor. 7 bin çeşit nadir hastalıktan 350’si en çok görülen hastalık çeşidi. Bu 350’nin ise sadece yüzde 50’si ile ilgili bir organizasyon var. Biz Yrd. Doç. Dr. Oktay İsmail Kaplan ile birlikte Nadir Hastalık Farkındalık Oluşturma Platformu kurduk. Hem toplumu hem de sağlık çalışanlarını bilgilendirmek istedik. Sosyal medyada insanları bilinçlendirip nadir hastalıkları olan insanları yalnız bırakmamak, semptomların erken fark edilip erken teşhis edilmesi için yola çıktık” diye konuştu.

    Ortalama 7 yıl geçiyor, 8. doktorda teşhis konuluyor

    Nadir hastaların yaşadığı en büyük sorunun tanı konulması olduğuna dikkat çeken Doluca, şu bilgileri verdi: “Ortalama olarak baktığınızda bir nadir hastalığın tespitine kadar 7 yıl geçiyor ve bu kişiler 8 doktor geziyor. Eğer insanlar bu konularda daha çok bilgi alabilirlerse yanlış teşhis konulup yıllarca yanlış tedavi olmak yerine doğru teşhis konulup doğru ilaçlarla, doğru yaşam biçimi ile tedavi edilmeleri sağlanabilir. Hastalığın tanısının ortalama 7 yıl içerisinde konulamamasının getirdiği sonuçlar hastalığa göre değişir ancak örneğin Fenilketonüri hastalığı doğumdan 6 ay sonra semptomları vermeye başlar. Beklenilen her yıl etkisini artırıyor. Ne kadar erken tespit edilirse o kadar faydalıdır.”

    “Amaç, tanıyı erkene çekmek”

    Nadir Hastalık Farkındalık Oluşturma Platformu’nun amaçlarını anlatan Doluca, şunları söyledi: “Bilimsel anlamda TUBİTAK’ın da işbirliğinde olduğu Avrupa Birliği’nin Nadir Hastalıklar Konsorsiyum’unda araştırma programları var. Türkiye’de ve Avrupa’daki bilim insanları destek alıyor ve çalışmalarını gerçekleştiriyorlar. Biz de bu platformla insanları ve sağlık çalışanlarını bilgilendirip tanı süresinin kısalmasını amaçlıyoruz. Sosyal medyada video, görsel ve yazılar paylaşıyoruz. Toplantı ve seminerler düzenliyoruz. Bu platform, eğer hastalığın tedavisi varsa doğru yaşam şartlarının sağlanmasını hedefliyor. Asıl amacımız tanıyı olabildiğince erkene çekmek. Ayrıca toplumdan soyutlanan nadir hastalığa sahip kişiler, toplumun bilinçlenmesi sonucu kendilerini yalnız hissetmeyeceklerdir.”

    “Psikolojik” dendi, 7. doktorda teşhis konuldu

    ‘Nadir hastalık’ diye tanımlanan MS hastası İEÜ Tanıtım ve Kurumsal Pazarlama İletişim Müdürü Emel Akçay da, teşhis konulana kadar geçen 11 yılını anlattı. Akçay, “Uzun süre hastalığıma teşhis konması için bekledim. Zaman zaman nükseden bir hastalığım vardı ve Emez hastası olduğumu çok geç öğrendim. 1994 yılında ilk etkiyi hissettim. Vücudumun yarısını hissetmiyordum. Doktora gittiğimde psikolojik olduğu söylendi. Bir hafta içinde kendiliğinden geçti. 1998 yılında ise daha güçlü bir atak yaşadım. Doktora gittim ve nöroloji uzmanı da psikolojik olduğunu söyledi. 2005 yılında o kadar güçlü bir atak geldi ki bu kez doktor doktor gezmeye başladım. 7. doktorda teşhis konulabildi” dedi.

    4 yıl tekerlekli sandalye kullandı

    Geçen süreçte pek çok sağlık sorunuyla karşılaştığını kaydeden Akçay, şöyle konuştu: “Bu geçen sürede artık denge kaybım vardı. Kolum kıvrılmıştı. Parmaklarım işlemez hale gelmişti ve vücudumun yarısı iğneyi, vibrasyonu, sıcağı, soğuğu hissetmiyordu. Çok açık seçik belirtiler vardı ancak 7 doktordan sonra teşhis konuldu. Tedavisi olmayan bir hastalık ancak yaşam koşullarını hastalığa göre düzenleyerek çok daha rahat ve mutlu bir hayat yaşamak da mümkündü. 1994’ten 2005 yılına kadar teşhis konulması için beklemek durumunda kaldım. Eğer kısa süre içerisinde teşhis konulsaydı şuanda çok daha hızlı koşabilirdim. Gecikmiş bir tedavinin ardından yaşam koşullarımı düzenlemek zaman aldı. Teşhis konulduktan sonraki bir yıl içerisinde tam 5 kez atak geçirdim. Yaklaşık 4 yıl tekerlekli sandalyede yaşamak durumunda kaldım. O 4 yılı çok daha özgür, çok daha sağlıklı yaşayabilirdim.”

  • 4 defa hastaneye gittiler, teşhis konulamadı

    Bilecik Devlet Hastanesine 4 defa götürülen, ancak teşhis konulamayınca ailesi tarafından Eskişehir’e götürülen 3 yaşındaki çocuk acil ameliyata alınırken, ihmal iddiasında bulunan ailesi Başbakanlık İletişim Merkezi’ne (BİMER) şikayette bulundu.

    Bilecik’te ikamet eden Derya- Mustafa Gür çiftinin iki çocuğundan biri olan 3 yaşındaki Nisa Günce Gür, ailesinin anlatımına göre, burun akıntısı, öksürük, ateş ve halsizlik şikayetiyle ailesi tarafından Bilecik Devlet Hastanesinde görevli Çocuk Hastalıkları Uzmanı Uz. Dr. Nihal Boz’a götürüldü. O gün hastane tek çocuk doktoru olan Uz. Dr. Nihal Boz’un yoğun olduğu ve randevu olmadan bakılamayacağı söylenmesi üzenine aile çocuklarını hastanen Acil Servis bölümüne götürdü. Buradaki doktorun kontrolleri ardından ‘Üşütmüş’ teşhisi konulan çocuk, ilaç yazılarak gönderildi. 6 Kasım günü hastalığı geçmeyen çocuğu tekrar Acil Servisine giden aile, görevli doktor ek ilaç yazarak tekrar taburcu etti. 7 Kasım günü randevu aldıkları Çocuk Hastalıkları Uzmanı Uz. Dr. Nihal Boz’a giden aile tedavinin ardından acilin yazdığı ilaçları değil, kendisinin yazdığı ilaçları kullanmaları cevabını aldılar. Aile ilaçları düzenli bir şekilde kullanmasına rağmen çocuk bir türlü iyileşmedi. 9 Kasım günü tekrar Bilecik Devlet Hastanesi Acil Servisine götürülün 3 yaşındaki çocuktan kan ve idrar tahlili istendi. Çıkan değerlerin normal olduğu söyleyen acil doktoru, çocuğa 500 milimetrelik bir serum verilerek tekrar taburcu edildi. Çocuğa bakan anneannesinin ’Çocuk çok kötü, fenalaştı” sözü üzerine baba Mustafa Gür ve eşi, çocuğu evden alarak Eskişehir’deki özel bir sağlık merkezine götürdü. Burada muayene edilen çocuğun zatürreye bağlı ciğerlerinin su topladığı söylenerek hemen müdahale edilmesi gerektiği söyledi. Aile 3 yaşındaki kız çocuklarını alarak hemen Eskişehir Osmangazi Tıp Fakültesine götürdüler. Burada hemen 3 saat süren bir ameliyata alınan çocuk, Bulaşıcı Hastalıkları Servisinde tedavi altına alındı.

    “Ömrümüzden ömür gitti”

    Kızının başında refakatçı kalan anne Derya Gür, Bilecik Devlet Hastanesine günlerce gittiklerini ve bir teşhis konulamadığı belirterek, “Ömrümüzden ömür gitti. Çocuğum gözümün önünde eridi bitti. En son fenalaştığında eşimle birlikte Eskişehir’e geldik. Doktor bize ‘Bu çocuğa ne oldu’ dedi. Biz de anlattık hemen tedaviye aldılar. Bize ciğerleri su toplamış, ameliyat olması gerekiyor dediler. Beynimden kaynar sular boşaldı o an. Oradaki ilgilenmelerinin ardından hemen Osmangazi Tıp Fakültesine geldik. Bilecik’te yapılan tahlilleri gösterdik. Onlarda tahlil yaptı. Kan değerlerinin çok yüksek olduğu söylediler. Tedavi süreci başladı. Teşhis konulduve ‘zatürreye bağlı ciğerlerinin su topladığı’ söylendi. Ayrıca sıvı birikiminden dolayı akciğerde küçülmede başlamış. Hemen ameliyata aldılar. 3 saat ameliyatı sürdü. Allaha şükür şu anda iyi gibi. Oksijen tüpüne bağlı nefes alıyor şuan. Tedavi süresi ne kadar süreceği konusunda bir bilgi verilmedi. Kızım iyileşsin de kaç gün kalırsa kalsın burada” dedi.

    Doktor: “Bir bulguya rastlamadım”

    Aile Başbakanlık İletişim Merkezi’ne (BİMER) şikayette bulunduklarını belirtirken, Bilecik Devlet Hastanesinde görevli Çocuk Hastalıkları Uzmanı Uz. Dr. Nihal Boz ise hastaya bir kere baktığını, ciğerlerinin dinlendiğinde ve yapılan tetkiklerde herhangi bir bulguya rastlanmadığı söyledi. Ailenin, tahlillerinde çocuğunun kan değerlerinin yüksek olmasına rağmen herhangi bir müdahale yapılmadığı iddiasına karşılık da Dr. Boz, “Acil servisteki arkadaşların bu tahlil sonuçlarının yüksel olmasını sebebiyle akciğer filmi çekilmesi gerekirdi” dedi.

    “Gerekli incelemeler başlatıldı”

    Bilecik Devlet Hastanesi İdari ve Mali İşler Müdürü Rıza Mısırlılar, durumun aile tarafından BİMER’e iletildiğinden dolayı vakanın başhekimliğe intikal ettiğini ve adı geçen doktorların ifadelerine başvurulacağını söyledi.

  • Meme kanserinde erken teşhis hayat kurtarıyor

    Op. Dr. Turay Yazıcı, meme kanserinde erken teşhisle kanserden tamamen kurtulmanın mümkün olduğunu söyledi.

    Meme kanserine karşı en iyi mücadelenin erken teşhis olduğunu ifade eden VM Medical Park Bursa Hastanesi’nden Op. Dr. Turay Yazıcı, “Türkiye’de kitle henüz oluşmadan meme kanserini teşhis oranı yüzde 5, erken meme kanseri olduktan sonra ise yüzde 30’ları geçmemektedir. O yüzden kadınları bilgilendirmek çok önemlidir. Evvela kadınlar kendi memelerini tanımalı, memelerini kontrol etmeliler. Memelerindeki değişiklikleri, kitleyi ilk kendileri fark edebilirler. Herhangi bir şey fark etmeseler de aralıklı periyodlarla doktor kontrolünden geçsinler. Yaş 35-40 olduğunda ise ilk mammografi çekilmeli, 40 yaşından sonra yıllık muayene, mammografi ve ultrasonografi kontrollerine devam edilmelidir” dedi.

    Maksatlarının meme kanserini erken yakalamak olduğunu belirten Yazıcı, “O zaman meme kanseri yüzde yüz tedavi edilebiliyor. ’Yakınlarımda meme kanseri yok, bende olmaz’ demek yanlıştır. Çünkü meme kanseri yüzde 90 oranında tesadüfen olur. Ailevi meme kenseri ise yüzde 10’u geçmez. Aynı soyda birden fazla meme kanseri, ailede genç yaşta meme kanseri var ise bu kişilerin dikkat etmesi gerekiyor. Özellikle ailelerinde genç yaşta meme kanseri olan kişilerin kanser taramalarına o ailede çıkan kanser yaşından 10 yıl önce başlamak gerekiyor” diye konuştu.

    Mammografinin zararlı olduğu yönünde tartışmalar olduğunu ifade eden Yazıcı, “Mamografinin zararından çok yararı var. Ayrıca yeni cihazlarla alınan radyasyon dozları asgari seviyede olmaktadır. Dolayısıyla dünyada mamografi altın standart olarak kullanılmaktadır. Ama gençlerde ne yazık ki erken kanser teşhisi açısından mamografi değersizdir. Onların da kendi memelerini tanımaları çok önemlidir. Meme kanseri teşhisi konduğu zaman artık mememi kaybedeceğim demek yanlış. Şu anda meme kanseri ameliyatları küçüldü. Onkoplastik yöntemlerle cerrahi meme korunmakta, kitle büyük bile olsa meme ve koltuk altı alınmadan kurtulmak mümkün olabilmektedir” diye konuştu.

  • Mardinli 3 kardeşin hastalığına teşhis konulamıyor

    Mardin’de yaşayan Ayşe Serinken’in 3 çocuğu teşhis konulamayan hastalık yüzünden zor günler geçiriyor. Maddi durumu iyi olmayan aile çocuklarını tedavi edemediği için yetkililerden yardım bekliyor.

    Mardin’in Artuklu ilçesinde yaşayan anne Ayşe Serinken ve baba Mehmet Serinken’in en büyük oğlu 11 yaşındaki Aziz, 6 yaşındaki Mustafa ve 2.5 yaşındaki küçük oğlu Mehmet karaciğer büyümesi, karın büyümesi ve boy kısalığı hastalığı pençesinde yaşam mücadelesi veriyor. Hastalıklarına bir türlü teşhis konulamayan 3 çocuk tedavi olabilmesi için yetkililerden yardım bekliyor.

    Çocuklarının hastalığı yüzünden zor günler geçirdiklerini belirten Ayşe Serinken “Benim 3 tane çocuğumda da aynı sıkıntı var. Karaciğer büyümesi, ast altleri yüksek Diyarbakır’a götüremiyorum. Maddi imkanlarım olmadığı için çocuklarımı iyi doktora götüremiyorum. Benim oğlum 2006 doğumlu, 2007’de ben Diyarbakır’a götürdüm. Fakat başka iyi doktorlara götürülmesi gerektiği söylendi. Maddi durumumuz iyi olmadığı için diğer 2 çocuğumla birlikte hiçbir yere götüremedim. Doktorlara götürüyorum, buradakiler sadece kan değerlerini ölçüyorlar. Onların da ellerinden bir şey gelmiyor. Bizi Diyarbakır’a gönderiyorlar. Orada da teşhisini çıkartamıyoruz” dedi

    “Çocuklarımın yaşaması için tedavi olmaları şart”

    Yetkililerden yardım beklediğini ifade eden anne Serinken, çocuklarının yaşaması için tedavi olmalarının şart olduğunu söyledi. Anne Serinken, ”Çocuklarımın karaciğerleri hariç kemik yaşlarında yaşıtlarına göre 2 yıl gerileme var. Onların da araştırılmasını istiyorum. Doktorlar artık ağrı kesiciyi bile kesti. Teşhisini koymadan ilaç veremeyiz diyorlar. Sıkıntı tabi ki var. Ortanca oğlumun astım rahatsızlığı var. Fazla yemek yedikleri zaman aynı şikayette bulunuyorlar. Yürümede zorlanıyorlar, 5 yaşına kadar ben taşıyorum. Sadece tek isteğim çocuklarımın yaşaması için yetkililerin bize yardım etmesidir” şeklinde konuştu

    “Arkadaşlarım boyumla dalga geçiyor”

    11 yaşındaki Aziz Serinken ise arkadaşlarından en küçüğünün kendisi olduğu söyledi. Aziz Serinken, ”Arkadaşlarımdan en küçüğü benim. Benimle dalga geçiyorlar. Bazen öğretmenime yaşadığım hastalık yüzünden ağlıyorum. Benimle dalga geçtiklerinde ben de bir şey yapamıyorum. Bütün arkadaşlarımdan en kısası benim. Ben büyüyünce doktor olmak istiyorum. Bütün herkese yardım etmek istiyorum. Kardeşlerimin hastalıklarını gideririm. Ne olur bize yardım edin” diye konuştu.

  • Kanserde erken teşhis hayat kurtarıyor

    Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ve Halk Sağlığı Müdürlüğü işbirliği ile kurulan Kanser Erken Teşhis Tarama ve Eğitim Merkezi (KETEM) erken teşhisle hayat kurtarıyor.

    Kanserde erken teşhis amacıyla Gaziantep’te kurulan KETEM, özellikle kadınlardaki meme kanseri ve rahim ağzı kontrollerinde erken teşhis edilen 3 hastadan 1’i kurtarılıyor. Daha fazla kişiye ulaşmak amacıyla harekete geçen Büyükşehir Belediyesi KETEM’in ikinci merkezini açtı. Merkezin yanı sıra KETEM araçlarıyla da ilçe ve köylerde gezilerek kadınlar ücretsiz sağlık taramasından geçiriliyor.

    Erken teşhisle 14 hasta kurtarıldı

    Bu çerçevede 2016 Ocak ayından itibaren KETEM ve mobil araçla toplamda 6 bin 495 kişiye mamografi çekilmiş, 6 bin 493 kişiye smear testi ve bin 109 kişiye Gaitada Gizli Kan (GGK) testi yapılarak, kanser tarama programlarında toplam 14 hastaya erken teşhis konuldu.

    Öte yandan vatandaşların kanser konusunda bilinçlendirilmesi için de eğitimler veriliyor. Bu kapsamda KETEM merkezleri, sosyal tesisler ve mobil araçla gidilen merkezlerde toplam da 8 bin 302 hastaya, kanserde erken teşhis ve tarama ile ilgili bilgilendirme amaçlı eğitim verilerek, kendi kendine meme muayenesi yöntemi anlatıldı.