Etiket: Tercih

  • Rehber Öğretmenlere Üniversite Tercih Kursu

    İSTANBUL (İHA) – İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve İstanbul Gelişim Üniversitesi işbirliği ile İstanbul’daki tüm rehber öğretmenlere 3 gün sürecek üniversite tercih kursu veriliyor.

    İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Dr. Muammer Yıldız ve İstanbul Gelişim Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Abdülkadir Gayretli’nin açılış konuşmalarıyla başlayan seminerlerin ilk oturumu Mercure Hotel Topkapı’da gerçekleşti. 6 oturumdan oluşan ve 3 gün sürecek olan eğitim seminerlerinde dershanelerin kapanmasından dolayı öğrencilerde oluşan üniversite tercihi konusundaki danışman eksikliğinin giderilmesi amacıyla rehber öğretmenlere tercih eğitimi veriliyor. Seminerde konuşan İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Dr. Muammer Yıldız, “Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Genel Müdürlüğü’nün 2015-2016 eğitim öğretim yılında düzenlemiş olduğu hizmet içi programlarımızdan birisi de rehber öğretmenlerimize yönelik 18 saatlik 3 gün sürecek bir üniversite tercih kursu. İstanbul genelinde bir program çerçevesinde 5,6 ve 7 ilçemizin bir araya geldiği bir eğitim programı. Örneğin bugün burada 5 ilçemizin rehber öğretmenleri bulunuyor. Bu çalışmayı İstanbul Gelişim Üniversitesi ile birlikte yapıyoruz. İstanbul Gelişim Üniversitesi diğer projelerimizde olduğu gibi bu projede de bize destek veriyorlar. Bu kursu herhangi bir salonumuzda da yapabilirdik ama üniversitenin de desteğiyle İstanbul’un en güzel mekânlarından birisinde yaptık” diye konuştu. Gerçekleşen programa da değinen Yıldız, “Öğretim üyesi arkadaşlarımızın 6 ayrı oturumda tamamı Milli Eğitim Bakanlığı’nın verdiği içeriklerden oluşan dersleri şu anda başladı. Önceden dershanelerin öğrencileri yönlendirme, yönetme, meslek tanıtımları, üniversite tercihleri konusunda bilgilendirilmeleri, program seçimlerinde yardımcı olunması anlamında aktif görevleri vardı. Ama şu anda dershaneler sistemde olmadığına göre rehber öğretmenlerimize çok iş düşüyor. Ayrıca dershanelerin kaldırılma süreçlerinde okullarda verdiğimiz destek kursları şu anda faaliyette. Dershanelerin verdiği eğitimin daha iyisini okullarda kendi öğretmenlerimizle verebiliyoruz. Bunun bir parçası olarak da rehber öğretmenlerimizin görevlerini en iyi şekilde yapması için bu çalışmayı gerçekleştirdik. Şuanda 200’ye yakın öğretmen var. Gerçekleşecek diğer 6 oturumda da aşağı yukarı aynı sayı olacak” açıklamalarında bulundu.

    Açılış konuşmasını gerçekleştiren İstanbul Gelişim Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Abdülkadir Gayretli ise “Bir rehber öğretmen en az bin tane öğrenciye hitap ediyor. İnşallah bu sayılar bir öğretmene 50-100 öğrenci seviyesine düştüğünde daha da mutlu olacağız. Bunlar da yakın tarihlerde olacaktır” dedi. Öğretmenlik görevinin eğitim öğretimin yanında öğrencilerin psikolojilerini düzeltmek, onları motive etmek geleceklerine yön vermek açısından vazife itibariyle çok önemli bir meslek olduğuna vurgu yapan Gayretli, açıklamalarına şöyle devam etti: “Şu anda üniversiteye gelen öğrenciler tabiri caizse sudan çıkmış balık gibi ideal ve hedefleri olmadan geliyorlar. Önemli olan burada sizin yönlendirmelerinizle onların ideal ve hedeflerini genişleterek dünyayla ve teknolojiyle barışık hale gelmelerini sağlamak.”

  • Laparoskopik Cerrahide Mutlaka Uzmanını Tercih Edin

    Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İhsan Oruk, hastaların onkolojik bir rahatsızlıkları varsa ve laparoskopik cerrahisi olacaklarsa öncelikle uzman ve deneyimli hekim bulmalarının çok önemli olduğunu belirtti.

    Son yıllarda açık ameliyatlar yerini laparoskopik cerrahi yöntemlerine bıraktı. Halk arasında ‘kapalı ameliyat’ olarak bilinen bu cerrahi yöntem, karın bölgesinde bulunan bütün organlara neredeyse uygulanabiliyor. Laparoskopik cerrahi hakkında bilgi veren Özel Acıbadem Eskişehir Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İhsan Oruk, “Eğer bu işi yapanların tecrübesi iyiyse yarım saatlik bir ameliyat. Tecrübesi iyiyse, ameliyat kısa sürüyor. Kısa sürdüğü için anestezi çok almıyor. Bunlar hep hastaların yararına. Ameliyat olmamış gibi vücut daha çabuk toparlanıyor. Hasta ameliyat olduğuna inanmıyor, ‘Ameliyat oldum mu ben?’ diyor” şeklinde konuştu.

    Laparoskopik cerrahinin açık ameliyatlara göre daha ağrısız ve iyileşme süresinin daha hızlı olduğunu ifade eden Dr. Oruk, konuyla ilgili konuşmasının bir bölümünde şunları söyledi:

    “Laparoskopik cerrahi, genel cerrahi alanında, karın içindeki hastalıkları özel alet ve cihazlarla yaptığımız ameliyatlardır. Bir kamera yardımı ile yapılacak tüm işlemlerin belli bir aletlerle, karnı açmadan yapılan cerrahi. Bunlar genel cerrah içerisinde böyledir. Ama bunun genel adına endoskopik cerrahi diyoruz. Nedir endoskopik cerrahi? Mevcut bölgeye genel kesi ile girmek yerine çok küçük bir delikten alet yerleştirip o bölgeyi şişirerek veya şişirmeden kamera yerleştirilmesi, çalıştırılacak ekipmanların da elle değil de özel hazırlanmış aletlerle yapılmasına endoskopik cerrahi deniliyor. Genel cerrah içerisindeki alanına da laparoskopik cerrahi deniliyor. Laparoskopik cerrahi uzun zaman önce safra kesesi için başladı. İlk olarak kadın doğum hastalıklarında kullanıldı. Daha sonra diğer organlarda uygulanmaya başladı. Genel cerrahide ilk uygulanan ameliyat tekniği safra kesesi içindi. Zaman içerisinde uygulandıkça bunun iyi bir yöntem olduğu anlaşıldı. Hasta konforunun iyi olduğu anlaşıldı. Sonuçta daha önce açık cerrahi de karnı açarak giriliyordu. Ameliyattan sonra doğal olarak karnı kestiğiniz için ortadan veya yandan nereden kesilirse kesilsin kas kesesi olduğu için ciddi ağrılar oluyordu. Bu ağrılar hastada nefes almayı engelliyor ve bu durum da akciğer problemlerinin oluşmasına neden oluyor. Bunlar da ameliyat sonrası ciddi sorunlardı hastalarımız için.”

    “ESKİŞEHİR’DE 5 BİNDEN FAZLA LAPAROSKOPİK CERRAHİ İLE SAFRA KESESİ AMELİYATI YAPTIM”

    Dr. Oruk, Eskişehir Özel Acıbadem Hastanesi’nde günümüze kadar sadece safra kesesi için bile 5 bin laparoskopik cerrahi yöntem ile safra kesesi ameliyatı yaptığını belirterek, “Laparoskopik cerrahi olmaya başladıkça bizler de bunun faydalarını görmeye başladık. Bu tür hastalara laparoskopik yaptığımızda karnı kesmediğimiz için ağrı olmuyor. Ağrı olmadığı için diyafram çalışıyor. Nefesi çabuk açılıyor ve hasta erken toparlanıyor. Solunum egzersizlerine gerek kalmıyor. Ağrı azalıyor. Kas kesesi olmadığı için bir kanama riskiniz çok olmuyor. Genelde bu tür ameliyatlarda, açık cerrahilerde kesilen bölgelerde kanamalar oluyor. Kanamaların olduğu yerde enfeksiyon oluyor. Enfeksiyon olduğunda açtığınız yerde komple iltihaplanıp yaralarda açılmalar olabiliyor. Bazen aylarca süren pansumanlar oluyor. Pansumanlardan sonra yara iyileşiyor, bu sefer de iyileşen doku olduğu için sağlam değil oradan fıtıklaşmalar oluşuyor. Bu sefer de fıtıkla uğraşmak zorunda kalıyorsunuz. Bunlar hep problem. Görüldü ki kas kesilmeyince kanama ve ağrı yok. Kesi ve kanama olmadığı için o bölgede kirli bir alan dolayısıyla enfeksiyon yok. Bakıldı ki bu güzel bir yöntem ve laparoskopik cerrahiyi daha fazla öğrenmeye başladık. Safra kesesinden sonra genel cerrahi içerisinde artık diğer ameliyatlarda da uygulanmaya başlandı. Açık cerrahi artık neredeyse yapılmıyor dememiz gerekirken ne yazık ki Türkiye’de hala çok uygulanıyor. Ama safra kesesi ameliyatlarında standart olan laparoskopik cerrahidir. Sadece Eskişehir’de 5 binden fazla laparoskopik safra kesesi ameliyatı yaptım. Bu da ciddi bir tecrübe. Ortalama 10 dakikalık bir cerrahi süresi var. Bu süre içerisinde hasta doğru dürüst anestezi almamış oluyor. Anestezi almayınca da ağrılar olmuyor. Hasta da çabucak toparlanmış oluyor. 24 saat yatırmıyoruz artık hastaları. Genelde 16 saatte taburcu ediyoruz. Belirli bir süre anestezinin geçmesini bekliyoruz ve toparlayınca evine gönderiyoruz” dedi.

    “LAPAROSKOPİDE KANSER CERRAHİLERİNE GEÇTİK”

    Reflü hastalığının tüm dünyada ciddi bir sorun olduğunu ifade eden Oruk, konuyla ilgili sözlerine şöyle devam etti:

    “Tüm dünyada yüzde 20 oranında reflü var. Bunların ameliyatları da eskiden açık yapılırdı ve çok zordu. Laparoskopik cerrahi ile yarım saat içerisinde reflü tedavisi yapıp 2 gün içerisinde gönderiyoruz. Hasta çabuk toparlıyor. Bundan sonra dalak, böbrek üstü bezi ameliyatlarında ve apandist ameliyatlarında da uygulamaya başladık. Baktık çok başarılı sonrasında kanser cerrahilerine geçtik. Eskiden kanser ameliyatları laparoskopik olmaz derdik. Bazı handikaplarının olduğunu düşünürdük. Yanlış düşüncelerde olduğumuzu anladık, laparoskopinin kanser cerrahilerine engel bir durum olmadığını anladık. Uygulamaya başladık. Uzun vadeli çalışmalar çıktı. İlk başlarda bazı endişelerimiz vardı. Uzun vadeli çalışmalarımızda endişelenecek bir durum olmadığı anlaşıldı. Ondan sonra kanser cerrahilerinde de uygulamaya başladık. İlk uygulanan yerlerden birisi de bağırsak kanseridir. Çünkü bağırsak kanserinde normal şartlarda biz karnı orta taraftan komple açarız. İyi bir cerrahi ameliyat yapabilmek için. Çünkü kanser cerrahisi normal cerrahi gibi değildir. Tabi teknolojinin imkanları da burada çok önemli. Laparoskopinin gelişmesiyle birlikte, laparoskopide kullanılabilecek, diğer organları birbirine dikebilecek cihazlar geliştirilince bizim elimiz daha kolaylaştı.”

    KANSER TEDAVİSİNDE LAPAROSKOPİK CERRAHİ ARTIK TARTIŞILMAZ BİR OLGU

    Bağırsak kanserinde laparoskopik cerrahinin uygulanması hakkında da konuşan Dr. Oruk, yapılan çalışmalar hakkında şunları söyledi:

    “Uygun cihazlar elinizde bulunduğu sürece karın içerisinde yapılacak her türlü ameliyatı laparoskopik yapmaya başladık. İlk olarak bağırsak kanserinden başladık. Sonuçlarını incelediğimizde açık ameliyattan daha başarılı olduğunu gördük. Çünkü karnı açmıyorsunuz, içeriye çok hakimsiniz. Çevrede ‘açık ameliyatlarda her tarafı görülüyor, laparoskopide görülmüyor’ diyenlerin aksine kamera ile içeride 360 derece hareket edebiliyor. Her organı görebiliyorsunuz. Damar köklerine kadar girerek tek tek inceleyerek bağlayıp, lenfleri temizleyebiliyoruz. Bizim yapmış olduğumuz kanser çalışmalarında açık ameliyata oranla sonuçlarımız yüzde 30 daha iyi. Bu durum tecrübe arttıkça daha da gelişiyor. Özellikle en çok yaptığımız laparoskopik cerrahide bağırsak kanseridir. Bağırsak kanserinde hiç bir bölgesi fark etmiyor. Her bölgeyi laparoskopik yapıyoruz. Tabi en başarılı olduğumuz ise bağırsağın son kısmıdır. Burada açık cerrahide çok zorlanırız. Makata yakın yerlerde açık cerrahide çok zorlanıyoruz. Orası bizim kör alanımızdır. Dikiş hatları zordur. Orayı gözle görmeniz zordur. İşte burada laparoskopi çok faydalı. Diğer bölgelerde açık ameliyatta hepsini yapabilirsiniz ama rektum dediğimiz bu bölgede laparoskopi daha başarılı. Çünkü orada özel damarlar mevcut, prostatın ve rahimin olduğu bölgeleri kamera ile rahat bir şekilde görebilirsiniz. Leğen kemiğinde açık cerrahide göremediğimiz arka bölgeyi kamera ile girip görebiliyorsunuz. Burada teknolojinin imkânlarından faydalanıyoruz. Bizde özel hareketli kameralar var. Ters açı ile girip kamerayı çevirip alanı karşıdan görebiliyorsunuz. Acıbadem’de bu donanımların hepsi mevcut. O bölgelere kamera ile girdikten sonra orada geniş temizlik yapabiliyoruz. Orada doku bırakmıyorsunuz. Laparoskopinin gelişmesiyle birlikte açık cerrahide çıkartamadığımız alanları özellikle makata yakın tümörlerinde elle dikiş atamıyorsunuz. Bu cihazların gelişmesiyle makatın yakın bölgesine kadar dikiş koyuyoruz. Eskiden bunu koyamadığımız için bağırsağı dışarıya açardık. Vatandaşlara torba takılırdı. Ancak şimdi makatın yakınına kadar dikiş koyabildiğimiz için vatandaşların torba derdi de bitti. Bir hastanın hayatını kurtarıyorsunuz. Torbasız yaşam şansı veriyorsunuz. Bu hasta içinde tarif edilmez bir keyiftir. Bağırsak kanserlerinden sonra mide kanserlerine de başladık. Mide kanserlerini de artık açmadan yapıyoruz. Ardından karaciğer ve böbrek tümörlerine başladık. Karın içinde aklınıza gelen her şeyi laparoskopik yapıyoruz. Kanser tedavisinde laparoskopik cerrahi artık tartışılmaz bir olgu.”

  • Vatandaşlar Kış Aylarında En Çok Ihlamur Ve Ada Çayını Tercih Ediyor

    Soğuk havaların etkisini gösterdiği Bilecik’te vatandaşlar, hastalıklardan korunmak için aktarların yolunu tutarken, en çok ıhlamur ve ada çayını tercih ediliyor.

    Soğuk havaların kendini hissettirmesiyle birlikte meydana gelen boğaz ağrısı, grip, soğuk algınlığı, nezle gibi hastalıklarda vatandaşlar tedavi yöntemi olarak şifalı bitkileri de tercih ediyor. Bilecik’te aktarlık yapan Hatice Ünal, müşterilerin çoğunluğunun soğuk algınlığı tedavisi için geldiğini ifade ederek, şifalı bitkilerin satışının diğer aylara oranla arttığı söyledi. Müşterilerinin en çok bu aylarda ıhlamur ve ada çayını tercih ettiğini anlatan Ünal, “Kış ayında bütün bitki çaylarını satıyoruz. Ama en çok mevsimlerin birden değişmesi sebebiyle ada çayı ıhlamur. Bunun yanında atom çayı ve karışık bitki çayları satıyoruz. 2 yıldır bu işi yapıyorum genelde müşterilerime soğan suyu içmelerini öneriyorum. Tat konusunda iyi bir şey değil ama çok yararlı denilebilir. Onun haricinde dediğim gibi atom çayları ve karışık çayları öneriyorum. Bunun yanında meyve kabuklarından oluşan karışımlar var. Onlar tat konusunda daha iyi oluyorlar. Bu yüzden meyve kabukları tat itibari ile diğerlerinden daha çok tercih ediliyor. Bu bitki çayları öyle pahalı çaylar değil. Atom çayı dediğim çay 10 TL, zencefil paketleri 3 TL, kabukların paketini 3 TL’ye satıyoruz. Satışlarımız da çok şükür iyi, çünkü mevsim itibari ile aktar mevsimi denilebilir” dedi.

  • Vatandaş Hindi Ve Kırmızı ET Yerine Tavuk Tercih Ediyor

    Bilecik’te yıllarca tavukçuluk yapan Sezgin Yıldız, yılbaşı öncesi vatandaşlar hindi yerine tavuğu tercih ettiklerini belirterek, 3 kiloluk aile boyu tavuklarına ise ilginin büyük olduğunu söyledi.

    Yıldız, yılbaşı gecesi için vatandaşlarının bütün tavuk satışına yöneldiğini ifade etti. Sezgin Yıldız, “Kilosu 6 TL ve bizim özel olarak getirdiğimiz ve yaklaşık 3, 3,5 kilo arası değişen aile boyu bütün tavuklar çok satıldı. Ama bizim satışlarımız yılın son günü yarın daha hareketli olur. Vatandaşlar bu yıl kırmızı ette yönelik iddialara karşı bu sene tavuk ürünlerine yöneldi. Bütün tavuğun yanı sıra kilosu 5 lira 40 kuruş olan parça ve kilosu 5 lira 65 kuruş olan but tercih ediliyor. Tezgahlardaki mallarımız gün aşırı bitiyor ve yenilerini yerlerine koyuyoruz. Bu sene tavuk satışları çok güzel, geçen senelere göre. Yarın da satışlarımızı tamamlayıp yeni yıla yeni umutlarla gireceğiz” dedi.

    Müşteri Önder Ergün ise, yılbaşı gecesi tavuk tercih ettikleri belirterek, “3 kiloluk bütün tavuk yılbaşı gecesi için en ideal yemek olarak gözüküyor. Ben de ondan almayı düşünüyorum” dedi.

  • Kozmetikte De Doğal Olanı Tercih Edin

    FEBS Biyoteknoloji Direktörü Dr. Şebnem Küçük, günümüzde insanların hem yiyeceklerinde hem de kullandıkları ürünlerde sağlıkları açısından mümkün olduğunca doğal olanları tercih ettiklerini söyledi.

    Ar-Ge kuruluşlarının da bu yöndeki araştırmalarını artırdıklarını belirten Dr. Şebnem Küçük, bu çerçevede FEBS Biyoteknoloji olarak kozmetik alanında son dönemde öne çıkan Doğal İpek Proteinlerini önerdiklerini belirtti.

    FEBS Biyoteknoloji Direktörü Dr. Küçük, kozmetik piyasasında insan sağlığını tehdit eden birçok ürün bulunduğunu, tüketicilerin ise doğal içeriklere sahip ürünleri tercih etmeye başladığını duyurdu.

    Doğal İpek proteinlerinin tüm cilt türleri için adeta mucizevi bir uyum ve başarı sağladığına değinen Dr. Şebnem Küçük, “İpeğin insan cildine sağladığı faydalar, yapılan araştırmalarda, literatürlerde detaylı olarak ortaya konulmuş durumda. İpek ürünleri tüm dünyada kabul görüyor. Türkiye’de de ipeğin yeterince tanınması ve bilinmesi gerektiğine inanıyorum. Tüketicilerin kozmetik ürün alırken ipek proteinlerini denemelerini tavsiye ediyorum” dedi.

    “İPEKSİ DEĞİL İPEK”

    Kozmetik alanında cildin korunmasının güzelliğin ilk sırrı olduğunu ifade eden Dr. Küçük, ipek proteinlerinin, Japonya’daki laboratuvarlarda biyoteknoloji teknikleri ile derinin en alt tabakasına nüfuz edecek şekilde geliştirildiğini bildirdi.

    Dr. Şebnem Küçük şöyle konuştu:

    “İpek proteinleri üstün teknoloji sayesinde suda çözünebilen, emilebilirliği yüksek moleküler forma getiriliyor. Bu sayede doğal nemlendirici özelliğe sahip ipeğin, piyasada kullanıma sunulan ’Therasilk İpek Protein Essence’ ve ’Therasilk İpek Protein Lotion’ ürünleri cildin bazal tabakasından dermise kadar bütün katmanlarına nüfuz ederek etkin bir besleme yapabilmesine imkan sağlıyor. Özel üretim ipek proteinleri derinin nem seviyesini koruyor, kurumasını da engelliyor.”

    FEBS Biyoteknoloji Direktörü Dr. Şebnem Küçük, başta UltraViyole ışınlar olmak üzere çevresel etkilere karşı koruyucu özelliği sayesinde doğal ipek proteinlerinin yaşlanmanın doğal yollarla geciktirilmesine büyük fayda sağladığını kaydetti.

    İPEĞİN CİLDİNİZE ALTIN DOKUNUŞU

    Dr. Şebnem Küçük, doğal ipek ürünlerinin etkin emilim ve organik bileşimiyle her yaş ve grubundan kişilerin rahatlıkla kullanabileceğini ifade ederek, “İçeriğinde bulunan doğal bitkisel koruyucular ve karanfil ekstraktı ile alerjik endikasyonlara yol açmaz” dedi.

    Söz konusu ürünlerin günün her saatinde rahatlıkla kullanılabileceğini vurgulayan Dr. Küçük, ciltte stresin oluşturduğu gerginliği alan Therasilk İpek Protein Essence ve Therasilk İpek Protein Lotion’ın antioksidan etkisiyle de cildi rahatlattığını ifade etti.

    FEBS Biyoteknoloji Direktörü Dr. Şebnem Küçük açıklamasını şu sözlerle tamamladı:

    “Bu ürünlerle makyaj altı kullanımında makyajın daha uzun süre topaklanmadan dayanması sağlanabiliyor. Gün içerisinde tekrarlayan kullanımı ile de cildin nem ihtiyacı son derece uygun şekilde karşılanıyor. Therasilk İpek Protein Essence ve Therasilk İpek Protein Lotion ürünleri ciltteki mucizevi etkilerini, ölü hücrelerin atılımını kolaylaştırılması, cildin nem oranının artırması, cilde hava aldırması, genç ve parlak bir görünüm kazandırması olarak tanımlayabiliriz. Bu ürünler cildinize ipeğe benzer değil ipeğin gerçek yumuşaklığını, ferahlığını, sıcaklığını ve parlaklığını sunmaktadır.”