Etiket: Tercih

  • AB ülkeleri uçağı tercih etti

    Avrupa Birliği’ni oluşturan 28 ülke, 2015 yılında uçakla seyahat etmeyi tercih etti. Avrupa Birliği resmi araştırma kuruluşu EUROSTAT tarafından yayınlanan yıllık raporda 2015 yılında AB ülkelerine 900 milyon 183 bin uçuşun yapıldığı açıklandı.

    Dünyanın en güvenli seyahat aracı olan uçak yolculuğu, pahalı olmasına rağmen tercih ediliyor. AB ülkelerinde uçak yolculuğunu tercih edenlerin oranında son 7 yılda yüzde 22’lik bir artış oluştu. EUROSTAT tarafından yayınlanan yıllık raporda 2015 yılında AB ülkelerine 900 milyon 183 bin uçuşun yapıldığı açıklandı. AB ülkeleri arasında uçak yolculuğunu tercih edenlerin oranı yüzde 45,2 olurken diğer seyahat alternatiflerini tercih edenlerin oranı ise yüzde 37,2 de kaldı.

    2015 yılında en çok hava trafiği yaşayan ülkelerin başında 232 milyon yolcuyla İngiltere geliyor. İkinci sırayı 194 milyonla Almanya, üçüncülüğü 175 milyon yolcuyla İspanya, dördüncülüğü 141 milyon yolcuyla Fransa alırken 128 milyon yolcuyla İtalya beşinci sırada yer aldı.

    2015 yılında uçak yolculuğunda en büyük artışı yüzde 16 ile Slovakya kaydederken, yüzde 15,3 oranı ile Romanya, yüzde 13 ile Macaristan ilk üç sırada yer aldı. En düşük yükseliş ise 1,2 oranıyla Bulgaristan’da yaşandı.

    2015 yılında en fazla yolcuya hizmet veren havalimanları arasında 75 milyon yolcuyla Londra’daki Heathrow ilk sırada yer alırken, bin önceki yıla nazaran yüzde 2,1 artış gösterdi. 65 milyon 700 bin yolcuyla Paris’teki Charles de Gaulle havaalanı ikinci oldu. Charles de Gaulle’nin yıllık artışı ise 3.2 oldu. Üçüncü sırada ise 60 milyon 900 bin yolcuyla Frankfurt Havaalanı yer aldı. Frankfurt’un yıllık artışı ise yüzde 2,5 oldu. Amsterdam’daki Schiphol havaalanı ise 58 milyon yolcuyla 5,8 oranında büyüme gösterdi.

    İstanbul Atatürk Havaalanı ise 2015 yılında 61 milyon 322 bin yolcuya hizmet vererek dünyanın en büyük havaalanları arasında 10’uncu sırada bulunuyor.

  • Dr. Kemik: “Bayramda haşlama ve ızgara yöntemlerini tercih edin”

    Mersin Halk Sağlığı Müdürü Dr. Aytekin Kemik, Kurban Bayramı’nda kırmızı et ve tatlı tüketiminin arttığına işaret çekerek, şişmanlık, yüksek tansiyon, kalp-damar, mide ve diyabet hastalığı olan kişilerin, bayramda beslenmelerine dikkat etmeleri uyarısında bulundu.

    Halk Sağlığı Müdürü Dr. Kemik, yazılı bir açıklama yaparak, Kurban Bayramı’nda beslenme konusunda öneri ve uyarılarda bulundu. Kurban Bayramı’nda tatlı, şeker ve kurban eti tüketiminin ön plana çıktığını belirten Kemik, bayramın daha sağlıklı ve keyifli geçmesi için bayram günlerinde de doğru beslenmeye dikkat edilmesini istedi. Kurban Bayramında aile ve akraba yemeklerinin sık olması dolayısıyla yemek miktarının, özellikle kırmızı et ve tatlı tüketiminin arttığını dile getiren Kemik, “Şişmanlık, yüksek tansiyon, kalp-damar, mide ve diyabet (şeker hastalığı) hastalığı olan kişilerin beslenmelerine dikkat etmeleri gerekmektedir. Et, sindirimi zor olan bir besindir. Yeni kesilmiş hayvanların etlerindeki sertlik, hem pişirmede hem de sindirimde zorluğa yol açar. Bu nedenle özellikle mide-bağırsak hastalığı olan kişiler kurban etlerini hemen tüketmemeli, buzdolabında birkaç gün beklettikten sonra haşlama veya ızgarada pişirme yöntemiyle pişirerek tüketmelidir. Yağlı etlerin doymuş yağ ve kolesterol içeriği daha yüksek olduğu için kalp-damar hastalığı, diyabet ve yüksek tansiyonu olan kişiler, Kurban Bayramı’nda yağsız veya az yağlı etleri tercih etmeli, kısıtlı miktarlarda tüketmeli ve aşırıya kaçmamalıdır” dedi.

    “Bayramda haşlama ve ızgara yöntemlerini tercih edin”

    Kurban Bayramı’nda, etin tüketim miktarının yanı sıra pişirme yöntemlerine de dikkat edilmesi gerektiğini kaydeden Kemik, etlerin pişirilmesinde haşlama ve ızgara yöntemlerinin tercih edilmesini, kızartmalardan kaçınılmasını önerdi. Çok yüksek ısıda, uzun süre pişirme ve kızartma yönteminin çeşitli kanserojen maddelerin oluşumuna neden olabileceği için tercih edilmemesi gerektiğini ifade eden Dr. Kemik, şöyle devam etti: “Etlerin tek başına değil de sebzelerle birlikte pişirilmesi veya tüketilmesi, besin çeşitliliğinin sağlanması açısından sağlıklı bir yöntemdir. Etle yapılan yemekler kendi yağı ile pişirilmeli ve ilave yağ eklenmemelidir. Özellikle kuyruk yağı veya tereyağının et yemeklerinde kullanılmasından kaçınılmalıdır. Etler ızgarada pişirilirken, etle ateş arasındaki uzaklık eti yakmayacak ve kömürleşme sağlamayacak şekilde ayarlanmalıdır. Yüksek ateş, yüzeydeki proteinleri birdenbire katılaştırır ve ısı etin iç kısmına ulaşamaz. Çok yüksek ısı, etin dış yüzeyinin yanmasına ve su kaybının fazla olmasına yol açarak besin ögesi kaybını artırır. Bu nedenle etlerin orta veya kısık ateşte yavaş pişmesi sağlanmalıdır.”

    Hayvanlarda görülen ve zoonoz olarak adlandırılan bazı hastalıkların insanlara bulaşabildiğine de dikkat çeken Kemik, ancak, bu hastalıkların birtakım basit kuralları uygulamakla önlenebileceğini belirtti. Kemik, “Özellikle Kurban Bayramlarında çok sayıda hayvanın kesilmesi, kesim öncesi ve kesim sonrası gereken kontrol ve hijyen kurallarına dikkat edilmemesi, kesilen hayvanlara ait etlerin tüketiminde (saklama, hazırlama, pişirme gibi) gerekli hassasiyetin gösterilmemesi birçok zoonoz hastalığın yayılmasına zemin hazırladığı gibi çok sayıda insanımızın da bu hastalıklara yakalanmasına neden olabilmektedir. Etler kesinlikle çiğ veya az pişmiş olarak tüketilmemeli, bazı zoonoz hastalıkların çiğ veya az pişmiş etlerin yenmesiyle bulaştığı akıldan çıkarılmamalıdır. Hayvanların kesilmesi, yüzülmesi, karkasın parçalanması, etin nakli, muhafazası, pişirilmesi ve tüketime sunulması aşamalarında kişisel hijyen kuralları ihmal edilmemelidir” ifadelerini kullandı.

    “Etleri, birer yemeklik küçük parçalar halinde saklayın”

    Kurban etlerinin saklanması konusunda da önerilerde bulunan Dr. Kemik, kurban etlerinin, büyük parçalar şeklinde değil, birer yemeklik olacak şekilde küçük parçalara ayrılarak buzdolabı poşetine veya yağlı kağıda sarılarak buzdolabının buzluk kısmında veya derin dondurucuda saklanması gerektiğini vurguladı. Bu şekilde hazırlanan etlerin, buzlukta -2 derecede birkaç hafta, -18 derece derin dondurucuda ise daha uzun süreyle saklanabildiği bilgisini veren Kemik, “Etler kolaylıkla bozulabilen potansiyel riskli besinlerdir. Etlerin dondurulduktan sonra tekrar çözünmesi bazı mikroorganizmalar için üreme ortamı oluşturur ve bu da sağlığımızı tehdit eder. Çözünen et hemen pişirilmeli ve tekrar dondurulmamalıdır. Etlerin, oda ısısında açıkta bırakılacak şekilde değil, yine buzdolabının alt bölmesinde çözünmesi sağlanmalıdır. Derin dondurucuda saklanan etin buzdolabının sebzelik kısmının üstüne konularak çözünmesi beklenebilir. Etin çabuk çözünmesi amacıyla uygulanan kalorifer, soba üzerinde çözünme, oda sıcaklığında bekletme gibi yöntemler, insan sağlığı açısından tehlikeli sonuçları da beraberinde getirmektedir” dedi.

  • Hayvan üreticileri: “Kurban Bayramı’nda küçükbaş hayvan tercih edilmeli”

    Çanakkale’nin Gelibolu ilçesinde küçükbaş hayvancılık yapan üreticiler, Türkiye’de son yıllarda büyükbaş hayvan varlığının azalması ve küçükbaş hayvan sayısında artış yaşanmasından dolayı Kurban Bayramı’nda küçükbaş hayvanların tercih edilmesinin daha doğru olacağını belirtti.

    Gelibolu’nun Evreşe beldesinde küçükbaş hayvan yetiştiriciliği yapan Erdinç Karatoprak, koyunların, ineklere göre daha fazla ürediğini ve 6-7 ay gibi bir sürede kurban olmaya uygun hale geldiğini belirterek kurbanda koyun tercih edilirse hem büyükbaş sayısında azalma yaşanmayacağını hem de hızla artan koyun sayısında denge sağlanacağını ifade etti.

    Erdinç Karatoprak, küçükbaş hayvanların kurbanda kesiminin kolay olduğunu anlatarak, “Küçükbaş dediğin zaman kurbanda kesimi de rahat, bulması da rahat, yetişmesi de kolay, daha kısa zamanda yetişiyor, maddiyat olarak ucuz, büyükbaş gibi değil, büyükbaşa bu gün 7 bin lira 8 bin lira gibi bir para ödeniyor, bunu da üç beş kişi bir araya gelip kesmeye çalışıyor. Ama küçükbaşta öyle değil her bütçeye uygun kuzu bulunuyor, 6 ayda 7 ayda yetişiyor buda daha uygundur yani. Büyükbaşın yetişmesi iki seneyi bulur. Kurban olacak bir hayvanın kapak açması gerekiyor, (Yetişkin dişlerinin çıkması) Türkiye’de bu zor, çünkü, hayvanı iki sene bakmak bütçeye dayanıyor, yeme dayanıyor, bence küçükbaş hayvanlar kurban olarak en uygunu. Avantajları daha yüksek” diye konuştu.

    Çok küçük yaşlardan beri koyunculukla uğraşan 51 yaşındaki Erdinç Karatoprak, yanında işçi çalıştırmadığını, oğlu ve eşi ile birlikte hayvanlarını baktığını belirterek, “Küçükbaş hayvan üretimi kendimi bildim bileli var bizde, babadan gelen bir şey, çok sayıda üretim yapmıyorduk, 30-40 civarı bir sayımız vardı, bu sene Tarım Kredi Kooperatifimiz sayesinde üretimimizi arttırdık, para kazanıyoruz. Allaha şükür, kooperatifimiz destekleri, yem katkısıyla, makineleşme ile bize yardımcı oluyorlar, sağolsunlar. Her konuda bizimle ilgileniyorlar. Cumartesi, Pazar günleri dahil her konuda yardım alabiliyoruz kendilerinden. Buradaki müdürümüzün tavsiyesiyle yem karma makinesi aldık, makinenin faydasını bilmiyorduk, onun yardımlarıyla aldık bu gün çok faydası oluyor makinenin. Bilmediğimiz konularda tavsiyeler alıyoruz, güzel bir şekilde üretimimizi yapıyoruz. Bereket versin para da kazanıyorum. Bir yılda 3 posta kuzu sattım 60 bin lira para aldım ve şu anda dördüncü postamda hazır iki ay sonra onlarda satılık ve hayvanlarım bir ay sonra tekrar kuzulamaya başlayacak” dedi.

    Karatoprak, Tarım Kredi Kooperatifi’nin kredi ve sigorta imkanlarından yararlandığını, tarlasına ektiği ürünlerin ve bütün hayvanlarının sigortalı olduğunu, ayrıca, yem konusunda, tarım aleti alma konusunda, zirai ilaçlarda, tohum ihtiyaçlarını karşılamada Tarım Kredi’nin imkanlarından faydalandığını söyledi ve gelecek yıllarda Tarım Kredi Kooperatifinin desteğini alarak daha büyük ölçekli üretim yapmak istediğini kaydetti.

    Gelibolu’da 20 yıldır ailesiyle birlikte küçükbaş hayvan yetiştiriciliği yapan 33 yaşındaki Murat Akbal da, Tarım Kredi Kooperatifi’nin sağladığı düşük faizli ve uzun vadeli kredi sayesinde koyun aldığını ve hayvanlarının sayısını arttırdığını ifade etti.

    Kurban bayramında, küçükbaş hayvan tercih edilmesinin tüketiciler tarafından daha avantajlı olduğunu söyleyen Murat Akbal, vatandaşın kurbanda nakliye sıkıntısı çekmemesi açısından ve kesiminin kolay olacağından dolayı küçükbaş hayvan tercih etmeleri tavsiyesinde bulundu ve açıklamasını şöyle sürdürdü:

    “Tarım kredi’den yemimizi alıyoruz, hayvanlarımızı alırken kredi kullanıyoruz, memnunuz yani Allah razı olsun, bütün ihtiyaçlarımızı alıyoruz. Hayvanlarımızı sigortalatıyoruz. Tarım krediden memnunuz ama yem fiyatlarının biraz daha ucuz yaparsalar ve daha düşük faiz oranları sunarsalar bizi çok rahatlatırlar.”

    Bir başka küçükbaş üreticisi Hakan Çakıroğlu, 56 yaşında olduğunu ve yanında 3 kişi çalıştırarak küçükbaş hayvancılık yaptığını, çiftçiliği ve hayvancılığı çok sevdiğini anlattı.

    Küçükbaş hayvancılıkta çok tecrübeli olduğunu ifade eden Çakıroğlu konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Tam istatistiki bilgileri bilmiyorum ama büyükbaş hayvan sayımız oldukça az, küçükbaş ise çok fazla var Türkiye’de, dolayısıyla küçükbaş hayvancılığın daha cazip ve daha yaygın olduğu görülüyor. Ben tecrübelerime dayanarak size kesinlikle küçükbaş hayvanın kurban bayramında kesilmesinin daha iyi olacağını söylerim. Büyükbaş hayvanı biliyorsunuz 7 kişi birleşip kesiyor, bu 7 kişinin hep birlikte oturup kestikleri hayvanın temizliğini yapması gerekiyor ve kemik iri olduğu için kesmesi de zor oluyor, dağıtımı da zor oluyor. Küçükbaş hayvanı bugün insanlar daha uygun fiyatlara bulabiliyor, 450-500 liradan başlayan fiyatlarla küçükbaş hayvan bulunabiliyor ama büyükbaş dediğiniz zaman 5 bin 6 bin liradan ucuza bulamıyorsunuz ve küçükbaş hayvanın kesimi dağıtımı her zaman çok kolay ve daha pratik ve daha da lezzetli.”

    Hakan Çakıroğlu, daha önceki yıllarda koyunculuk yaptığını, ancak, geçmişte şartlar el vermediği için bıraktığını, son dört yıldır yeniden başladığını, büyükbaş hayvancılığı azaltarak koyun üretimine yöneldiğini aktararak, şunları kaydetti:

    “Daha önce küçükbaş hayvancılığa ara vermiştim, Tarım Kredi’nin küçükbaş desteklerinin çıkmasıyla beraber, Tarım Kredi’den kredi kullanarak 60 tane koyun aldım, 32 tane de dışarıdan kendim aldım 92 koyunla yeniden başladım. Üç sene vadeliydi, borcumu bitirdim, bu sene dördüncü sene, şu anda elimde 210 tane hayvanım var. Tarım kredi’den her türlü desteği alabiliyoruz, vadeli yem alıyoruz, arpa satışları var, silaj alabiliyoruz yani her türlü desteği alıyoruz. Koyunları aldığım zaman 3 sene sigortadan da faydalandım, ancak bu arada hoş olmayan şeyler yaşadım, TARSİM beklediğim desteği vermeyince artık sigorta yaptırmıyorum. Tarım kredi’den talepte bulunduğunuz zaman her türlü yardımı yapıyor, bundan fazla bir beklentimiz de yok.”

  • Bakan Özlü: “Artık üniversitelerimiz için girişimci ve yenilikçi olmak, bir tercih meselesi değil, bir zorunluluktur”

    “Girişimci ve Yenilikçi Üniversite Endeksi”ne dair açıklamalarda bulunan Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü, “Artık üniversitelerimiz için girişimci ve yenilikçi olmak, bir tercih meselesi değil, bir zorunluluktur” dedi.

    Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü TÜBİTAK tarafından, 50 üniversitenin girişimcilik ve yenilikçilik performanslarına göre sıralandığı “Girişimci ve Yenilikçi Üniversite Endeksi”ni TÜBİTAK’ta düzenlenen bir basın toplantısıyla açıkladı.

    Toplantıda konuşan Bakan Özlü, üniversitelerin, dünya çapında bilim yapılan ve teknoloji üretilen merkezler haline getirilmesi gerektiğine dikkat çekerek, “Batı tarihini incelediğimizde, üniversitelerin bilimsel ve teknik ilerlemeye nasıl büyük bir katkı sağladıklarını görebiliriz. Batıda üniversiteler, bilgiyle ilgili üretim, deneme, paylaşma, yayma ve uygulama gibi süreçlerin tümünde temel bir rol oynuyor. Hükümet olarak, biz de üniversitelere çok büyük bir önem veriyoruz. Bu nedenle, Türkiye’nin bütün şehirlerine üniversiteler kazandırdık. Üniversitelerimizin fiziki imkânlarını ve araştırma altyapılarını güçlendirmek için çok önemli çalışmalar yaptık. Yürüttüğümüz çalışmalarda, hem akademisyenlerimize hem de öğrencilerimize yönelik birçok önemli destek ve kolaylığı hayata geçirdik” ifadelerini kullandı.

    “Çok sayıda yeni firma kurulacak, bunların arasında da yine çok sayıda yenilikçi firma olacak”

    Üniversite ve sanayi işbirliğini güçlendirecek çalışmalara ağırlık verdiklerini kaydeden Bakan Özlü, “Zira Türkiye’nin ekonomik ve sosyal hedeflerine ulaşması için rekabetçi ve yenilikçi bir reel sektör oluşturmamız gerekiyor.

    Bunun formülü aslında çok açık ve basittir. Çok sayıda yeni firma kurulacak, bunların arasında da yine çok sayıda yenilikçi firma olacak. İşte bu nedenle biz, girişimcilik ve yenilikçilik konularının, Türkiye’nin en hayati gündem maddeleri arasında olduğunu düşünüyoruz” diye konuştu.

    “Girişimcilik ruhunu ve yenilikçilik kültürünü geliştirme noktasında da en çok üniversitelerimize güveniyoruz” diyen Bakan Özlü, şunları kaydetti:

    “Üniversitelerimizin sanayicilerimizle daha fazla işbirliği yapmalarını amaçlıyoruz. Üniversitenin kapısı sanayiciye, sanayicinin kapısı da üniversitelere açık olmalı. Üniversite, sanayicinin ihtiyaç duyacağı bilgiyi üretmeli. Sanayici, sorunlarını aşmak için üniversiteye başvurmalı. Yine akademisyenlerimiz, sanayinin içinde bulunmalı.

    Zira sadece üniversitede, sınıflarda, laboratuvarlarda çalışarak, ekonomik ve sosyal faydaya dönüşen nitelikli bilgi üretilemez. Bir başka önemli konu da, üniversite mezunu gençlerimizin girişimci ve yenilikçi bireyler olmalarıdır.

    Gençlerimize bu vasıfları kazandırmamızda da yine üniversitelerimize önemli bir sorumluluk düşüyor. Dolayısıyla, üniversite iklimini ve ekosistemini, her yönüyle, girişimciliği ve yenilikçiliği destekleyecek şekilde inşa etmek gerekiyor.”

    “Bu endeks kapsamında dikkate alınan, sadece ve sadece üniversitelerin girişimcilik ve yenilikçilik performanslarıdır”

    5 yıl önce başlatılan endeks çalışmalarının, bugün başta üniversiteler ve öğrenciler olmak üzere kamuoyu tarafından merakla beklenen bir sıralamaya dönüştüğüne vurgu yapan Bakan Özlü, “Bu endeks, üniversitelerin eğitim kalitesine göre sıralandığı bir liste veya en başarılı üniversiteyi ortaya koyan bir sıralama değildir. Bu endeks kapsamında dikkate alınan, sadece ve sadece üniversitelerin girişimcilik ve yenilikçilik performanslarıdır. Görüyoruz ki, son yıllarda üniversitelerimiz bünyesinde girişimcilik ve yenilikçiliğe dair önemli adımlar atıldı, atılıyor. Gençlerimiz de artık kendi işlerini kurmanın, girişimci olmanın hayallerini kuruyor. Gençlerimiz girişimcilik ve yenilikçilik anlamında da kendilerini yetiştirebilecekleri üniversiteleri tercih ediyor. İyi akademisyenler ve araştırmacılar da, yenilikçiliğe fırsat veren, kendilerine kaynak ayrılabilen yerlerde kümelenmeye gayret ediyor. Dolayısıyla artık üniversitelerimiz için girişimci ve yenilikçi olmak, bir tercih meselesi değil, bir zorunluluktur.

    Biz de bu endeksi açıklayarak, üniversitelerimizi bu alanlara teşvik ediyoruz.

    Her üniversiteye, kendi durumunu diğerleriyle mukayese etme imkanı veriyoruz.

    Üniversitelerimize adeta bir ayna tutuyor, girişimcilik ve yenilikçilik alanında neyi doğru ve neyi yanlış yaptıklarını kendilerine gösteriyoruz. Geride kalan yılların sıralamalarına baktığımızda şunu görüyoruz; bütün üniversitelerimiz, doğru adımları attıkları ve bu adımlarında ısrar ettikleri takdirde endekste yer buluyorlar” değerlendirmesinde bulundu.

    Endeks sıralamasının nasıl yapıldığına dair bilgiler paylaşan Bakan Özlü, endeksin 5 boyut altında 23 göstergeye göre hazırlandığını birinci boyut olan “Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Yetkinliği” başlığı, yüzde 20 ağırlığa sahip olduğunu ve bu başlık değerlendirilirken, bilimsel yayın sayısı, atıf sayısı, Ar-Ge ve yenilik destek programlarından alınan proje ve fonlar, ulusal ve uluslararası bilim ödülü sayısı, doktora mezun sayısı gibi göstergelere bakıldığını belirtti.

    İkinci boyut olan ve yüzde 15 ağırlığa sahip “Fikri Mülkiyet Havuzu” boyutunda, patent başvuru sayısı, patent, faydalı model, endüstriyel tasarım belge sayısı gibi göstergelerin dikkate alındığını söyleyen Bakan Özlü, “‘İşbirliği ve Etkileşim’ olarak ele aldığımız, yüzde 25 ağırlıklı üçüncü boyutta ise üniversite-sanayi işbirliğinde yapılan Ar-Ge ve yenilik proje sayısı ve fon miktarı, uluslararası işbirliği ile yapılan proje sayısı, uluslararası işbirliklerinden elde edilen fon tutarı, dolaşımdaki öğretim elemanı, öğrenci sayısı gibi göstergeler değerlendirildi” açıklamasında bulundu.

    “Girişimcilik ve Yenilikçilik Kültürü” nün, yüzde 15 ağırlıkla endekste dikkate alınan dördüncü boyut olduğunun altını çizen Bakan Özlü, “Bu başlık altında, lisans ve lisansüstü seviyesindeki girişimcilik, teknoloji yönetimi ve inovasyon yönetimi ders sayısı, teknoloji transfer ofisi, teknopark, kuluçka merkezlerinin yönetiminde tam zamanlı çalışan kişi sayısı, teknoloji transfer ofisinin varlığı gibi göstergeler göz önüne alındı. Son faktör olan ‘Ekonomik Katkı ve Ticarileşme’ başlığı ise endekste yüzde 25 ağırlıkla değerlendirildi.

    Bu boyutta, akademisyenlerin, üniversite öğrencilerinin ya da son beş yıl içinde mezun olanların teknoparklarda ortak veya sahip olduğu faal firma sayısı, akademisyenlerin teknoparklarda sahip olduğu firmalarda çalışan kişi sayısı, lisanslanan patent, faydalı model ve endüstriyel tasarım sayısı gibi kalemler dikkate alındı” değerlendirmesinde bulundu.

    Bu seneki endeks sıralamasına, öğretim üyesi sayısı 50’nin üzerinde olan 152 üniversite dahil edildiğini bildiren Bakan Özlü, endeksin veri toplama sürecine 221 kurum katkı sağladığını ilk 50’ye giren üniversitelerinin tamamının ise TÜBİTAK’ın web sayfasında yayınlanacağını kaydetti.

    İlk 50’ye giren tüm üniversiteleri tebrik eden Bakan Özlü, ilk 5’te yer alan üniversiteleri açıkladı. Sıralama ise şu şekilde; 1’nci Sabancı Üniversitesi, 2’nci Ortadoğu Teknik üniversitesi, 3’ncü İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi, 4’ncü İstanbul Teknik Üniversitesi, 5’nci ise Boğaziçi Üniversitesi oldu.

  • Bakan Bozdağ: “ABD bu konuda ya Türkiye’yi tercih edecek ya da Gülen’i himaye edecek”

    Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, FETÖ elebaşının iadesine ilişkin, “ABD bu konuda ya Türkiye’yi tercih edecek ya da Gülen’i himaye edecek” dedi.

    5. dönem adli yargı hakim ve cumhuriyet savcısı adayları ile 2’nci ve 11’nci dönem idari yargı hakim adayları kura töreni gerçekleştirildi. Toplamda 644 hakim ve savcının görev yerinin belli olduğu kura töreninde konuşan Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin ise şunları kaydetti:

    “15 Temmuz 2016 Türkiye açısından son derece önemli tarihi bir gün olmuştur. Türkiye’de Fethullahçı terör örgütüne mensup askerler ve onlara eklemlenen bazı çevrelerce başlatılan silahlı darbe teşebbüsü milletimizin birlikte ayağa kalkması Cumhurbaşkanımızın milletle halkla beraber mücadele kararı hükümetimizin duruşu, siyasetin birlikte oluşu, medyamızın birlikte duruşu, sivil toplumun birlikte hareketi 79 milyon aziz milletimizin darbeye karşı birlikte mücadelesi ile başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Artık Türkiye’de bir gerçek daha ortaya çıkmıştır. Demokrasi, milli irade, hukukum üstünlüğü, seçilmişlere sahip çıkma seçen milletin görüşleri ne olursa olsun herkesin ortak değeri haline gelmiştir. Türkiye’de bir gerçek daha ortaya çıkmıştır. Demokrasi, milli irade, hukukun üstünlüğü, seçilmişlere sahip çıkma, seçen milletin görüşleri ne olursa olsun herkesin ortak değeri haline gelmiştir. Demokrasi Türkiye’de tehdit altında diyenler Türkiye’de artık demokrasinin tehlike ve tehdit altında olmadığını ona ölümüne sahip çıkan 79 milyon insan olduğunu gördük. Büyük bir kahramanlık destanı yazıldı.”

    Darbe teşebbüsüne kalkışan FETÖ’nün elebaşının iadesine dair açıklamada bulunan Bakan Bozdağ, “Amerika Birleşik Devletleri ile Türkiye Cumhuriyeti arasında suçluların iadesi ve cezai konularda adli yardımlaşma antlaşmamız vardır. İade süreçleri bu anlaşmanın ilgili hükümleri çerçevesinde yürümektedir. Türkiye bu anlaşmaya göre 4 ayrı dosyaya ilişkin iade taleplerini ABD’nin adli makamlarına iletti. Aramızdaki anlaşmanın 9’ncu maddesine göre iade talebinin iletilmesi halinde karşı tarafın alması gereken önlemlerin başında kişinin yakalanması ve iade edilmesi gerekmektedir. Biz 4 dosya gönderdik. Bu 4 dosya hakkında 9’ncu madde diyor ki taraf ülke kara verene kadar ilgili kişi ile ilgili tedbir alır tutuklamada yapabilir. Karar verene kadarda tutuklu kalıyor” şeklinde konuştu.

    “Algı operasyonu yapılıyor”

    Dosyaların İngilizcesini de Türkçesini de gönderdiklerini söyleyen Bakan Bozdağ, “Bir kanal haber yapıyor. Kim adına yayın yapıyor bilmiyorum ama ‘Türkler iade talebinde bulunmuş ama İngilizcesini koymamışlar’ böyle bir algı operasyonu yapılıyor. Biz İngilizcesini de koyuyoruz Türkçesini de koyuyoruz. Bilgileri, belgeleri koyup öyle gönderiyoruz” açıklamasında bulundu.

    “Eğer ABD, Gülen’i Türkiye’ye iade etmezse, bu Türkiye’de ki şuanda zirve yapmış olan ABD karşıtlığının daha da büyümesine yol açmaktan ABD ilişkilerini olumsuz etkilemekten başka sonuç doğurmayacaktır” uyarısında bulunan Bozdağ, “Mazeret ararsa İade etmemek için delil ararlarsa istemediği dosyada var. Bu siyasi bir karardır. ABD bu konuda ya Türkiye’yi tercih edecek, ya da Gülen’i himaye edecek” değerlendirmesinde bulundu.

    Ankara’da yeni hakim ve savcıların atama töreninde programında konuşan Bozdağ, “CIA’in elinde Fethullah Gülen’in bu darbe teşebbüsünü sevk ve idare ettiğine dair delil miktarının, Türkiye’nin elindeki miktardan daha fazla olduğundan eminim. Çünkü Fethullah Gülen’in kalbinin saniyede kaç defa attığını, kaç defa nefes verdiğini, oraya girenin çıkanın kim olduğunu, gecenin karanlığında o malikanenin etrafında uçan siyah sineklerin cinsiyetini dahi bilen CIA’in, Fetullah Gülen’in bu işi sevk ve idare ettiğini bilmediğini bize söylemek, bütün dünyanın ve Türk milletinin aklıyla alay etmektir” diye konuştu.