Etiket: tepki

  • Erzurum’da tepki için toplandılar

    E.MEHMET YILMAZ
    ERZURUM (İHA) –

     

    Eğitim Bir Sen Erzurum 1 Nolu Şube mensupları fazla mesai uygulamasının kaldırılması ve yapılan banka promosyon ihalesinin kaldırılmasına tepki için bir araya geldiler.

     
    Üniversitede içerisinde bulunan mediko yemekhanesi önünde toplanan üyeler adına Eğitim Bir Sen Erzurum 1 Nolu Şube Başkanı Erkan Ciyavul tarafından basın açıklaması yapıldı. Başkan Erkan Ciyavul burada yaptığı açıklamada, “666 sayılı KHK ile, yükseköğretim kurumlarının ikinci öğretim yapan birimlerinde görevli öğretim elemanları ile idari personele yasal çalışma saati bitiminden sonra fiilen yaptıkları fazla çalışma süreleri için saat ücreti ödeneceğine dair 3843 sayılı Kanun’un 12. Maddesi 31.12.2012 tarihinden itibaren yürürlükten kaldırıldı. Çalışanlarımızı yakından ilgilendiren bu uygulama ve Atatürk Üniversitesi’nde 11 Mart 2013 tarihinde yapılan Banka Promosyon ihalesi ile ilgili kamuoyunu ve çalışanlarımızı bilgilendirilmesi ihtiyacı ortaya çıkmıştır” dedi.

     

     
    Fazla çalışma ücretinin kaldırılmasının eğitim-öğretim adına bir talihsizlik, çalışanlar adına hakkın iade alınması, öğrenciler adına da ödedikleri harçların karşılığında hizmet alamamak olduğunu dile getiren Ciyavul daha sonra şunları kaydetti; “Üniversitelerde örgün eğitim gören öğrencilerin yarıya yakını ikinci öğretim çerçevesinde öğrenim görmekte olup, dersler saat 17.00’den 23.00’e kadar devam ediyor.. Bu nedenle de gerek eğitim-öğretime hazırlık ve eğitim-öğretim süreci için gerekli faaliyetler, gerekse de eğitim kurumlarının öğrenciye dönük idari faaliyetleri nedeniyle olağan mesai saatleri haricinde 17.00-23.00 saatleri arasında 657 sayılı Kanun’a tabi personelin fazla çalışma yapmak durumunda kaldığı aşikâr. Daha önce saat 23.00’a kadar verilen Kütüphane hizmetleri saat 17.00’dan sonra veriliyor. Atatürk Üniversitesi’nin Kütüphanesi, barındırmış olduğu bilgi, belge, kaynak ve kitap bakımından hatırı sayılır bir araştırma merkezidir. Uygulama neticesinde kütüphanenin çalışma saatlerinde bir değişikliğe gidilmiş ve öğrencisinden sivil vatandaşına kadar herkes bu durumdan olumsuz bir şekilde etkilenmiştir. İkinci öğretim olan birimlerde saat 23.00’a kadar eğitim-öğretim hizmeti veren idari birimler artık hizmet verememektedir. Eğitim-öğretim aksamış ve çalışanlar açısından verilen haklar geriye alınmıştır. Kaldı ki mesai ücretleri öğrencilerimizden alınan ikinci öğretim harçlarından karşılanmakta idi. Başbakanlık şikâyet merkezi BİMER’e çalışanlarımız ve öğrenciler tarafından yapılan başvurulara Maliye Bakanlığı yanıt vermemektedir. Bakanlık çalışanların gece çalıştırılması karşılığında izin verilebileceğini öne sürmektedir. Unutulmamalıdır ki; çalışanlar iş yoğunluğu nedeniyle yıllık izinlerini bile kullanamamaktadırlar. Bakanlık ile Genel Merkezimiz yetkililerinin yaptığı görüşmelerde bir sonuca varılamamış, toplu sözleşme masası işaret edilmiştir. Konu ile ilgili Atatürk Üniversitesinin sayın Rektörü Prof. Dr. Hikmet Koçak’ın da Maliye Bakanlığı nezdinde yapmış olduğu gayretli girişimler tarafımızdan bilinmekte olup, taktirle karşılanmıştır. Ayrıca yakın zamanda kamuoyuna yansıyan Çalışma Bakanlığımızın fazla çalışma ücretleri ile ilgili yapmış olduğu çalışmalar içerisinde Üniversitelerin dahil edilmediği görülmektedir. Görüşmelerimiz Başbakanlık, Çalışma Bakanlığı ve Maliye Bakanlığı nezdinde devam etmektedir.

     

     
    Buradan Sayın Başbakanımıza ve Hükümet yetkililerine sesleniyoruz. Eğitim-öğretim bu ülkenin geleceğidir. Fazla mesaileri kaldırmak suretiyle sadece memurlarımız cezalandırılmış olmuyor, aynı zamanda öğrencilerimiz de ikinci öğretime ödedikleri harçların karşılığında hizmeti alamamış olmakla hakları gasp edilerek cezalandırılmış oluyorlar. Öğrencilerimiz eğitim kurumlarımızın asılıdır. Onların ödediklerinin karşılığını almasına kimse engel olamaz. Umarız aklıselim galip gelir yapılan hatadan dönmeye yönelik adımlar en kısa sürede atılır ve konu Toplu Sözleşme Masasına gelmeden çözülmüş olur. Üniversitemizde ve diğer üniversitelerde bu keşmekeş yaşanırken, hafta içinde Atatürk Üniversitesinde yapılan Banka Promosyonu İhalesinde çalışanlarımıza mutlu bir haber verdik. Yetkili sendika olarak katıldığımız Atatürk Üniversitesi’nde maaş promosyon ihalesi 11 Mart Pazartesi günü yapılmış olup, maaş anlaşması yapılacak bankanın tespitine ilişkin Başbakanlık Genelgesi doğrultusunda yetkili sendika şubesi olarak yürütülen görüşmeler ve çalışmalar neticesinde dört yıllık süre için peşin olarak kişi başına 2.470 TL gibi rekor bir promosyona imza atıldı. Ödemesi 20 Haziran 2013 tarihinde hiçbir kesintiye tabi tutulmaksızın peşin olarak yapılacaktır. Göreve geldiğimiz ilk günlerden itibaren promosyon meselesinin adil bir şekilde çözülmesi için gerekli görüşmeleri yaparak, bu meselenin mutlaka çalışanlar lehine düzeltileceği sözünü verip, görüşmelerimizde banka promosyonunun çalışanlar arasında eşit ve peşin olarak ödenmesini talep ettik. Bu anlamda şartnamenin oluşum sürecinde kurulan komisyon çalışmalarına katılıp, şeffaflık gereği sürdürülen çalışmaların her bir aşamasında ilgili personele ve paydaşlara bilgi vererek görüşlerini aldık. Çalışanların memnun olmasına vesile olan bir ihale neticelendirilmiş olmasına rağmen, promosyonların gelir oranına göre dağıtım yapılması yönünde bir takım spekülatif söylem duyumları da almış olmaktayız. Bilinmelidir ki; bizler Atatürk Üniversitesinin tüm çalışanlarının temsilcisi olarak yer aldığımız ihale sürecinde maaş promosyon dağılımının nasıl yapılması gerektiği yönünde banka temsilcileri ve çalışanlarla yapmış olduğumuz görüşmeler neticesinde eşit bir dağıtım yapılmasının tüm çalışanlar için adil bir yöntem olduğu kanaatine vardık. Araştırmalarımız neticesinde bankaların maaş promosyonu vermesinin en önemli sebebinin kurumlarda istihdam edilen kişi sayısı olduğudur. Mevduata verilen faizlerin düşük oranlarda olması ve düşük gelir guruplarının bankalar için daha avantajlı müşteri gurupları oldukları belirleyici sebep olarak ortaya çıkmaktadır. Ayrıca son yıllarda yapılan ihalelerin hepsinde eşit bir dağılım yapılmıştır. Türkiye’nin en büyük eğitim sendikası olarak bugüne kadar hep adaletin tesisi ve haklının yanında olmayı görev bildik, bilmeye de devam edeceğiz. Bu konuda hiçbir tereddüt yoktur.Promosyon anlaşması çalışmalarına katkı vererek, çalışma barışının sağlanması, sosyal adaletin tesisi ve adil bir dağıtımın gerçekleşmesi adına ihale komisyon başkanı Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Fahrettin Kormaz’a, Genel Sekreter Doç.Dr. Mustafa Arık’a, Strateji Daire Başkanı Seyfullah Kırmızıbiber’e ve Personel Daire Başkanı Selahattin Çığal’a, komisyon oluşumunda uygulamada yöntem ve faaliyet serbestliği sağlayarak en önemlisi de dağıtımın eşit olmasına verdiği destekten ötürü Rektörümüz Prof.Dr. Hikmet Koçak’a, katkı sağlayan personelimize, ihaleye katılan tüm bankalara ve üst düzey teklif vererek üniversitemiz çalışanlarını memnun eden Vakıflar Bankası yetkililerine şükranlarımızı sunarız.”

  • Ön kapıdan indirmeyen şoförü öldürdü!

    Ön kapıdan indirmeyen şoförü öldürdü!

    Hatay’da 26 yaşındaki kişi yolcu olarak bindiği özel halk otobüsünün ön kapısından inmesine karşı çıkan sürücüyü bıçaklayarak öldürdü. Olay anı, otobüsün güvenlik kamerası tarafından saniye saniye görüntülendi. İddiaya göre, kent içinde yolcu taşımacılığı yapan özel halk otobüsü, durağa yanaştı. Ön kapıya gelen bir kişi buradan inmek istedi. Sürücü ise yolcuların arka kapıdan inmesi gerektiğini, ön kapıdan yeni yolcuların araca bindiğini söyledi. Ancak adam, “Ben istediğim kapıdan inerim” diyerek uyarıyı dikkate almadı. Bu yüzden çıkan tartışma kısa sürede alevlenince adam sürücüyü tokatladı. Yolcuların tepki göstermesi üzerine adam, bu kez üzerinde taşıdığı bıçağı çekerek vatandaşları tehdit etti, ardından da sürücüyü bıçakladı. Şüpheli sürücüyü 2 kez daha bıçaklayıp otobüsten inerek kaçtı. İhbar üzerine olay yerine gelen sağlık ekiplerinin müdahale ettiği Semir Bağdadi, götürüldüğü Antakya Devlet Hastanesi’nde öldü.

     

  • Ayşenur’un hayatına 14 bin lira!

    İzmir’de, alkollü kullandığı aracın direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu meydana gelen kazada, otomobilde bulunan Ayşenur Yanık’ın ölümüne neden olan Ali T.’ye 18 ay hapis cezası verildi.Ayşenur Yanık için sigorta şirketinin 14 bin lira değer biçtiği öğrenilirken, sürücünün aldığı cezayı az bulan Yanık ailesi duruma tepki gösterdi.

     

    Ayşenur Yanık, 12 yaşındayken İzmir‘in ilk kadın futbol takımı Elit Spor’a katıldı. Takımın kalesini koruyan Ayşenur, 2009 yılının Ağustos ayında Kuşadası’ndan arkadaşlarıyla İzmir’e dönmek için yola çıktı. İzmir Aydınotoyolunun Buca kavşağında meydana gelen trafik kazasında, barmenlik yapan 33 yaşındaki Ali T, 1.37 promil alkollü olarak direksiyonuna geçtiği ve aşırı hız yaptığı 35 AJ 3476 plakalı otomobilin direksiyon kontrolünü yitirdi. Hızla bariyerlere çarpan otomobil daha sonra savrularak ormanlık alana girdi. Kazada otomobilde bulunan Ayşenur Yanık öldü, sürücü Ali T ile birlikte 4 kişi yaralandı. Bu sırada tedavisinin ardından 45 gün tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakılan sürücü Ali T hakkında, Dokuzuncu Asliye CezaMahkemesi’nde, ‘Taksirli olarak ölüme sebebiyet vermek’ suçundan dava açıldı. Yaklaşık 3 yıl süren yargılama sonrasında sürücü Ali T, 18 ay hapis cezasına çarptırıldı.Ayşenur Yanık için sigorta şirketinin 14 bin lira değer biçtiği öğrenilirken, sürücünün aldığı cezayı az bulan Yanık ailesi duruma tepki gösterdi.

  • Türkan Şoray’ın zor anları

    Türkan Şoray’ın zor anları

    Ünlü Sinema Sanatçısı Türkan Şoray’ın başkentteki imza töreninde zor anlar yaşadı. Yaşanan izdiham ve organizasyondaki bozukluk nedeniyle ünlü sanatçı ezilme tehlikesi geçirirken, yaşananlar karşısında göz yaşlarına hakim olamadı.

     

    Ünlü Sinema Sanatçısı Türkan Şoray yeni çıkardığı “Sinemam ve Ben” adlı kitabının imza töreni için bugünAnkara’ya geldi. ATO Congresium’da düzenlenen imza törenine Başkentliler yoğun ilgi gösterdi. Çok sayıda Şoray hayranı ünlü sanatçıdan imza alabilmek için birbirleriyle yarıştı. İmza töreninde yaşanan izdihamın yanı sıra organizasyon bozukluğu nedeniyle Türkan Şoray zor anlar yaşadı.

     

     

    Tansiyonu çıkan Şoray, önce kısa bir ara verdi ardından tekrar dönerek kitaplarını imzalamaya çalıştı ancak yaşanan izdiham nedeniyle yalnızca 10 kitabını imzalayabildi. Yaşananlar nedeniyle ünlü sanatçı organizasyonu düzenleyen şirket yetkililerine tepki gösterirken bir yandan da gözyaşlarına hakim olamadı.

     

     

    Yaşananlara rağmen kitap imzalamayı sürdürmek isteyen Şoray, ezilme tehlikesiyle karşı karşıya kalınca imza törenini yarıda bırakmak zorunda kaldı. Ayrıca özel güvenlik görevlileri yaşanan izdihamda yeterli olmayınca bu kez polis devreye girdi. Fakat polis bile yaşanan izdiham karşısında başarılı olamadı.

     

     

    Yaşanan izdiham nedeniyle imza töreninde kullanılan masa vatandaşların aşırı yüklenmesi nedeniyle kırıldı. Türkan Şoray’ın kongre merkezinden ayrılmasının ardından vatandaşların organizasyon şirketine tepkileri isedevam etti. Vatandaşların bir kısmı da organizasyonu yapan şirket görevlileriyle kavga ederek, şirket görevlilerinden şikayetçi oldu.

     

     

  • BDP’ye Beklenmedik Tepki!

    BDP’ye Beklenmedik Tepki!

    Cezaevlerinde, terör örgütü PKK/KCK militanlarının başlattığı ve Bdp’nin de destek verdiği ölüm oruçlarıyla ilgili dikkat çekici bir mektup ortaya çıktı. Oğlu ölüm orucunda olan ve adının açıklanmasını istemeyen baba, “Oğlum açlık grevinde, elimden bir şey gelmiyor.” dedi.

     

    “BDPLİ VEKİLLER NEDEN AÇIK GREVİ YAPMIYOR”
    Bdp’ye seslenen çaresiz baba, “Mademki bu talepler çok mühimdir 14 senedir cezaevinde bulunan Abdullah Öcalan bugüne kadar bir gün bile açlık grevine gitmedi. Tutsak ailelerine açlık grevi için çağrı yapıyorsunuz. O zaman Mehmet Öcalan ve kardeşleri neden buna katılmıyor. Eğer Öcalan’ın özgürlüğü ve bazı hakları almanın yolu açlık grevi ise o zaman, bunu özgür insanlar yapar. Önce Bdp vekilleri, parti başkanları, belediye başkanları, sivil toplum kuruluşlarının açlık grevine girmesi gerekmez mi? Daha sonra da halka sıra gelir.”

     

    “TRAJİKOMİK OYUN DEVAM EDİYOR”
    Kck tutuklularının cezaevlerinde başlattığı ölüm oruçlarını değerlendiren Kürt siyasetçi ve yazar İbrahim Güçlü, cezaevlerinde 10 yıllardır ölümcül ve hayat hakkını tehdit eden ve giderek ölümlere yol açan bir oyun oynandığına dikkat çekti. Bu açlık grevleri oyunundan sonra onlarca Kürt ve Türk gencinin ölmesine rağmen açlık grevleriyle ilgili birçok değerlendirme ve eleştiri yazısı yazılmış olmasına rağmen, aynı trajedi-komik oyunun tekerrür etmeye devam ettiğini anlatan Güçlü, “Birileri ölüyor, birileri de ölenlerin üzerinde kendi tahtlarını sağlamlaştırmaya çalışıyorlar.” dedi.

     

    Bu açlık grevlerinin son bulmaması halinde birçok Kürt gencinin ölmesinin kaçınılmaz olacağını belirten Güçlü, 12 Eylül sonrası askeri cezaevleri ve sivil cezaevleri yaşamının, tecrübesinin gösterdiği de ideolojik açlık grevleri konusunda Pkk ve Dev-Sol örgütlerinin başı çeken örgütler olduğunu ifade etti.

     

    “Pkk, ÖLÜM ÜZERİNE KENDİSİNİ YAPILANDIRAN BİR ÖRGÜTTÜR”
    Pkk’nın ölüm üzerine kendisini yapılandıran bir örgüt olduğuna dikkat çeken Güçlü, şöyle devam etti:

    “Ölümden ve özellikle de öldürmekten zevk alan bir örgüt. Pkk, kendi dışındaki Türk ve Kürt yurtsever devrimci örgütlerin yöneticilerini ve üyelerini öldürdü. Kürt toplumunun yönetici ve aklı olan toplum yöneticilerini öldürdü. Kendi içinde muhalefet yapan insanları öldürdü. Bunların sayısı on binleri buldu.

     

    Pkk, Öcalan’ın 1999 yılında yakalanması ve Türkiye’ye getirilmesinden sonra da, Öcalan için kendini yakma ve öldürme enstrümanını kullanmaya başladı. Öcalan’ın cezaevindeki konumunu gerekçe göstererek kendini yakanlar ve öldürenler de oldu. Ama bu kendini öldürme olayları incelendiği zaman, hep sıradan insanların ve gençlerin kendi canlarına kıydıkları görülür.

    O kadar ‘değer biçilen eylemler’ olmasına rağmen, her nedense Pkk kurmaylarının da bu eylemleri yapması gerekirken, bunu yapmadıkları görülür. Bu gerçek ve doğru, hem dağdaki Pkk kurmayları ve hem de dağda olmayan önemli kariyerlere sahip olan Pkk kurmayları açısından böyle.

     

    Öcalan, 1999 yılında cezaevine girmesine rağmen, Onun da şu veya bu nedenle, özellikle de Kürtlerin ulusal hakları ve özgürlükleri için cezaevinde hiçbir eylem geliştirmemesi de başlı başına dikkate şayan ve üzerinde durmaya değer bir konudur. Fakat asıl önemli olan şey, Pkk’nın geliştirdiği bu anlayışın, tümden sorgulanmasıdır, doğal karşılanmaması ve karşı çıkılmasıdır.”

     

    “ÖLÜM ORUÇLARI ÇÖZÜMSE ÖCALAN VE Bdp MİLLETVEKİLLERİ DE TUTSUN”
    “Ölüm oruçları sorunların çözümünde bir anahtar ise Öcalan, Bdp milletvekilleri ve belediye başkanları neden ölüm oruçlarına yatmıyorlar?” diye soran Güçlü, “Bu, üzerinde durulacak ciddi bir sorundur.

    Gençleri ateş hattına sürmek kolaydır. Önemli olan ve belki de etkili olacak olan, eğer yararlıysa kurmayların ölüm orucuna yatmalarıdır. Oysa açlık grevindekilerin son basın toplantısında, açlık grevinde olanlar, kulaklarının Öcalan ve Kandil’de olduğunu açıkça ifade ettiler.

     

    Buna rağmen Bdp ve açlık grevinin son bulması çabası içinde olanlar, Öcalan ve Kandil’den açlık grevlerine son vermeleri konusunda bir talepte bulunmuyorlar. Doğrusu davranış kalıbı, oldukça dikkat çeken, kulağı tersinde gösteren bir davranış kalıbıdır.

     

    Evet, açlık grevleri Kandil’in emriyle gerçekleşti. Kandil’in istemesi halinde de son bulurlar. Açlık grevlerindeki ölümlerden hükümetin sorumlu olması ileri sürülürken asıl sorumlunun Pkk’nın yönetimi olduğunu görmek gerekir. Bu nedenle topu taca atmaya kimsenin hakkı yoktur. Kandil’i dokunulmaz kılanların, silkelenip gerçekleri görmeleri gerekir. Öcalan ve Kandil neden açlık grevlerinin durdurması için gayret göstermiyor? Bu ciddi bir sorun olarak orta yerde.” diye konuştu.

     

    “OĞLUM AÇLIK GREVİNDE ELİMDEN BİRŞEY GELMİYOR”
    Kürt siyasetçi ve yazar Güçlü, ölüm oruçlarıyla ilgili bir babanın yazdığı mektubu da kamuoyu ile paylaştı. Bu babanın Bdp’yi de desteklediğine dikkat çeken Güçlü’ün açıkladığı mektup da şu ifadeler yer alıyor: “Oğlum açlık grevinde, elimden bir şey gelmiyor. Oğlum Rize Kalkandere L Tipi Kapalı Cezaevi’nde 5. yılını doldurmaktadır.

     

    Halen 3 yılı var. Artık görüşe de çıkmıyorlar. Tek bir oğlum var. Sadece haftada bir telefonla görüşüyoruz. Son konuşmamız geçen hafta sonu idi. Sesi iyi gelmiyordu. Bana dedi ki baba bu son telefon görüşmemiz artık çıkmayacağım. Belli ki ayakta duracak hali yok. Haberleri izliyorum Bdp yöneticileri diyor ki ‘Talepleri talebimizdir.’

     

    Şimdi sizin kanalınızla onlara soruyorum: Mademki bu talepler çok mühimdir 14 senedir cezaevinde bulunan Öcalan, bugüne kadar bir gün bile açlık grevine gitmedi. Tutsak ailelerine açlık grevi için çağrı yapıyorsunuz. O zaman Mehmet Öcalan ve kardeşleri neden buna katılmıyor. Eğer Apo’nun özgürlüğü ve bazı hakları almanın yolu açlık grevi ise o zaman, bunu özgür insanlar yapar. Önce Bdp vekilleri, parti başkanları, belediye başkanları, sivil toplum kuruluşlarının açlık grevine girmesi gerekmez mi? Daha sonra da halka sıra gelir.

     

    Bildiğim kadarı ile bugüne kadar yapılan açlık grevleri cezaevi şartlarındaki kötü duruma karşı yapılır. Diğer talepleri zaten devlet kabul etmez. Bir milletin meselesini eli kolu bağlı tutsaklar nasıl çözecek? Bu suallerime cevap verecek bir Kürt yetkili yok mu? Bizi aptal yerine koyuyorlar? Ama değiliz. Lanet olsun çocuklarımızı bu yola sevk edenlere. Öcalan’ın özgürlüğü için Diyarbakır’da yürüyüş yapmak istediler kimse katılmadı. Kimse kendini bir şahıs için riske atmıyor. Zorla mıdır?

     

    Şimdi de tutsakları ölüme gönderiyorlar ki ayaklanma olsun. Boşuna uğraşıyorlar. Bu yanlış yolda oğlum gitse de ben onların hiç bir etkinliğine katılmayacağım. Çünkü meydana çıktığımda oğlum için değil, Apo için çıkmış olacağım. Fakat içimde kan ağlıyor çaresiz durumdayım. Benim gibi düşünen ne kadar aile var onu da bilmiyorum. Bilsem ki bir grup toplayabilirim farklı bir tepki koyacağız. O da kimse yanaşmaz. İhanetçi olur yerimizde otururuz. Yani ne yapacağımı şaşırmış durumdayım.”