Etiket: teknolojisiyle

  • Prof. Dr. Stefan Hockertz: “İnsanlar gen teknolojisiyle değişikliğe maruz kalabilir”

    Prof. Dr. Stefan Hockertz: “İnsanlar gen teknolojisiyle değişikliğe maruz kalabilir”

    Biyolog, immünolog, toksikolog ve farmakolog Prof. Dr. Stefan Hockertz, korona virüse karşı geliştirilen aşıların insanları gen teknolojisi vasıtasıyla bir değişikliğe maruz bırakabileceğini söyledi.

    Biyolog, immünolog, toksikolog ve farmakolog Prof. Dr. Stefan Hockertz, dünyanın nefesini tutarak beklediği korona virüs aşısı hakkında açıklamalarda bulundu. 30 seneden fazla bir zamandan beri kendini aşı araştırmalarına adamış bir bilim adamı olarak bütün prosedürlerin harfiyen uygulandığı bir aşı için en az 8, hatta 10 seneye ihtiyaç olduğunu belirten Hockertz, öncelikle tarihte geliştirilen birçok aşının insanlığa sağladığı faydaların saymakla bitirilemeyeceğini ve genel manada aşılara yaklaşımının pozitif olduğunu ifade etti. Tamamen yeni bir aşılama stratejisine geçilmesine karar verildiğini söyleyen Hockertz, “Korona salgınında şimdi ne planlanıyor? Bu çok önemli bir konu ve medyada bu husus üzerinde bence çok az tartışma yapılıyor. Aşı şirketleri, serbest mRNA hücrelerinin yani serbest genetik hücrelerin taşıyıcı madde üzerinden küçük mini parçacıklar aracılığıyla hücrelerimize doğrudan eklenmesi ve sonra hücrelerimizin analiz edilmesini planlıyor. Bu da insanların net bir şekilde gen teknolojisi vasıtasıyla bir değişikliğe uğratılması manasına geliyor. Biz, vücuda zerk edilen bu virüsün genetik materyalinin hangi hücrelere gittiğini bilmiyoruz. Buradaki analiz işleminin ne kadar süreceğini de bilmiyoruz. Okumayı (analizi) durdurmanın hiçbir yolu yok. Ayrıca bu genetik materyalin virüsün genetik materyalinin neresine yerleşeceği hususunda da herhangi bilgimiz mevcut değil” dedi.

    Özellikle bu genetik materyalin germ hücrelerine, yani kadınların yumurta hücrelerine veya erkeklerin sperm hücrelerine de yerleşip yerleşmediğini ve dolayısıyla böylece genetik miras bırakma yoluyla gelecek nesillere miras olarak aktarılıp aktarılmadığının bilinmediğini söyleyen Hockertz, “Bunların hiçbirini bilmiyoruz. Çünkü insan genomunu değiştirmek için böyle bir genetik aşılama daha önce hiç yapılmamıştı. Biraz evvel özetlediğim ve bilmediğimiz mevzuların normalde seneler sürecek ciddi ilmî çalışmalarla aydınlatılmasını arzu ediyorum ancak maalesef etrafımda böyle bir isteği göremiyorum” diye konuştu.

    “Gen bazlı aşılar insanlık için çok tehlikeli”

    Robert Koch Enstitüsü Aşılama Daimi Komitesinin bütün aşı tavsiyelerinin yaklaşık yarısını son derece faydalı bulduğunu, kesinlikle aşı muhalifi bir epidemiyolog olarak algılanmak istemediğinin altını çizen enfeksiyon epidemiyolojisi ve mikrobiyoloji uzmanı Prof. Dr. Sucharit Bhakdi, dünyanın merakla beklediği korona aşısı hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Bhakdi, “Yeni mRNA’lı aşı, olabilecek en tehlikeli aşılardan biri. Bu aşı için klinik deneylere müsaade edilmesi bana göre suçtur. Bunun sebebini size daha iyi anlaşılabilmesi için çeşitli benzetmelerle şu şekilde açıklayabilirim; bir virüsün parçası ya da o virüs sizin hücrenizde üretilir ve onun çöpleri (atıkları) sürekli olarak dışarı atılır, yani kapının önüne konur. Katil (tabii öldürücü) olarak nitelediğimiz lenfositler kendi hücrelerini öldürmek üzere bu atıklara saldırır. Böylece virüs fabrikası kapanacaktır. Ve bu mRNA, virüs geni için bir nevi minicik bir eldir. İşte bu mRNA, virüsün kapıyı açabilmek için ihtiyaç duyduğu eli olan bir koldan başka bir şey değildir. Bu mRNA, sizin vücudunuza iğne yoluyla zerk edilirse sizin hücreniz tarafından kabul edilir. İlaç endüstrisi ve araştırmacılar, bu mRNA’yı hücrelerinizin rahatlıkla kabullenebilmesi için gerektiği şekilde hazırladı. Ancak bu mRNA’ların sizin hangi hücreleriniz tarafından kabul edileceğini ve vücudunuzun neresine yerleşeceğini bilemiyoruz, hiç kimse bilmiyor. Çünkü bu mRNA’ların nereye gideceği meçhul. Evet, bu mRNA’lar sizin kaslarınıza zerk edilecek ve hepimizin malumudur ki, bu mRNA’lar orada durmayacak. Burada bir paketteki milyarlarca mRNA’dan bahsediyoruz. Elbette bunlardan bir kısmı zerk edildikleri kasta kalabilir ancak büyük bir bölümü de vücudunuzun başka yerlerine gidecektir. Karaciğerinize, beyninize ya da bambaşka bir organınıza. Onu bilemiyoruz” dedi.

    mRNA’ları kabul eden hücrelerin bu minicik eli olan minicik kolları imal etmeye başladığını ifade eden Bhakdi, “Bu imalatın bağışıklık sistemi tarafından kabul edilebilir olması gerekmektedir. Sizin hücreleriniz elbette ancak yeteri kadar düşman varsa kendini antikor oluşturmaya mecbur hisseder. Bu durumda aşının son derece güçlü olması şarttır. Ayrıca sizin hücrelerinizin de çok fazla miktarda minicik eli olan minicik kollardan imal etmesi gerekir. Aksi takdirde yeteri kadar antikor üretemezler. Aşı üreten firmaların iddiasına göre bu işlem, hayvan deneylerinde başarıya ulaşmış. Bu da demek oluyor ki, onlar bu mRNA ile bazı deney hayvanlarını aşılamış ve bu hayvanlar da antikor oluşturmuş. Bu sebeple ‘Biz bunu başarmak için insanlarda da denemeliyiz’ diyorlar. Ancak tam da burada belirtmeliyim ki; ‘Biz bu işi becereceğiz’ iddiası çok tehlikeli. Çünkü ‘Şundan emin misiniz?’ diye sormak gerekir; yeteri kadar minicik eli olan minicik kol üretseniz bile sizin bağışıklık sisteminizin kâfi miktarda antikor üreteceğini nereden biliyorsunuz? Yeterli miktarda çöp üreteceğinizden ve bu çöplerin katil lenfositler tarafından öldürüleceğinden emin misiniz? Ben bunun cevabını bilmiyorum ama bir tahminim var. Şayet böyle bir şey olursa sizin katil lenfositleriniz, üretici hücrelerinize saldırabilir. Yani virüsü üreten kendi hücreleriniz saldırıya uğrayabilir. RNA bir gendir ve antijen (protein) için kodlanmıştır” şeklinde konuştu.

    Katil lenfositlerin bu çöpü imal eden hücrelere saldıracağını belirten Bhakdi, “Hücreleriniz çöp imal ediyor, çünkü onlar virüsün genini aldıkları için antijenini (proteinini) üretiyor. Bu bir otoimmün (öz bağışık) reaksiyondur. Bunun nasıl olacağını kimse bilmiyor. Böyle bir şey olursa bizi nasıl sürprizlerin beklediğini tahmin bile edemeyiz. Bu söylediklerim aşırı derecede fazla önem arz ediyor. Şahsen kimseyle kavga etmek istemiyorum. Lothar H. Wieler (Robert Koch Enstitüsü Başkanı, veteriner hekim) ve Christian Drosten (Alman hükûmetinin korona danışmanı, virolog) ile bu konuda ilmî münazarada bulunmak ve onlara ‘Biraz evvel anlattıklarımı hiç düşündünüz mü?’ diye sormak isterdim. Şayet böyle bir şeyi düşünmediklerini söylerlerse bunu bilerek mi düşünmek istemediklerini merak eder, yine bunun da sebebini sorardım. Bu yapılmazsa büyük bir felaketle karşılaşma ihtimalimiz var. Bu durumda bu aşının denendiği insanlara kobay diyebiliriz. Onlar en azından maymunlar üzerinde bunu deneyebilirdi. Şu ana kadar yüzlerce insan deney maksatlı olarak bu aşıyı vuruldu ve onlara bu mRNA’lar zerk edildi. Şunu söyleyebilirim ki, bu aşıların yan etkileri bilinmiyor. Ayrıca size şunu söyleme cüretini kendimde buluyorum; bunun eğitimini alıp seneler boyunca bu işle uğraşan, enfeksiyon epidemiyolojisi dersi veren ender insanlardanım. Herkesin oturup bu konuyu detaylı bir şekilde düşünmesi şart. Ayrıca bunları söylerken yalnız olmadığımdan eminim. Şunu da belirtmeliyim ki, her söylediğimde kesinlikle haklı olduğumu iddia etmiyorum. Ancak bu konunun acilen ilmî çerçevede tartışılmasını istiyorum. Çünkü bu kadar önemli bir husustaki belirsizliklerin ve insanların kafasındaki soru işaretlerinin bir an evvel giderilmesi gerekiyor” dedi.

  • Türkiye’de bir ilk, bu tesis gazlaştırma teknolojisiyle doğayla uyumlu enerji üretecek

    Türkiye’de bir ilk, bu tesis gazlaştırma teknolojisiyle doğayla uyumlu enerji üretecek

    KASTAMONU (İHA) – Kastamonu’nun Taşköprü ilçesinde temeli atılan tesis Türkiye’de bir ilk olma özelliğini taşıyor. Tesiste, doğa ile uyumlu olan ve hiçbir atık üretmeyen ‘gazlaştırma’ teknolojisini kullanılarak orman ürünlerinin üretim süreçlerinde ortaya çıkan odun parçası, tahta parçası ve talaş atıklarını kullanılarak biochar (toprak zenginleştirici organik ürün), odun sirkesi ve elektrik enerjisi üretimi yapılacak.

    Salkım Orman Ürünleri ve Salkım Enerji tarafından Kastamonu’nun Taşköprü ilçesinde bulunan Organize Sanayi Bölgesi’nde temeli atılan tesis 16 bin metrekare kapalı alana kuruluyor. Temel atma törenine Kastamonu Valisi Avni Çakır, AK Parti Kastamonu Milletvekili Metin Çelik, Taşköprü Kaymakamı İbrahim Çenet, Kastamonu Belediye Başkanı Rahmi Galip Vidinlioğlu, Taşköprü Belediye Başkanı Abdullah Çatal, protokol üyeleri, belediye başkanları, siyasi parti temsilcileri, STK temsilcilerinin yanı sıra Salkım Orman Ürünleri Yönetim Kurulu Başkanı Osman Şansal ve Salkım Orman Ürünleri Yönetim Kurulu Üyesi ile şirket sözcüsü Burak Şansal katıldı.

    “Kullandığımız teknoloji ile ülkemizin, gelecek nesillerin faydası için üretiyor olacağız”

    Temel atma töreninde konuşan Burak Şansal, “20 yılı aşkın süredir yatırım ve faaliyetlerimize aralıksız devam ediyoruz. 16 bin metrekare kapalı alana sahip, içinde son teknoloji ve ekipmanların kullanılacağı modern bir tesis yapıyoruz. Tesisimizin inşaatına bu ay içinde başlamayı planlıyoruz. Doğal masif ahşap atıkları ile ormandan elde edilecek doğal atıklar ile enerji elde edecek ve sonunda kendi başına katma değere sahip, biochar ve biosirke ürünler çıkaracaktır. Artık ürün olarak bildiğimiz anlamda atık değil, bu tarz katma değere sahip ürünleri, kullandığımız teknoloji ile ülkemizin, gelecek nesillerin faydası için üretiyor olacağız. Enerji üretiminin ülkemizin dışa bağımlılığı azaltma projeleri çerçevesinde ne derece önemli olduğunu biliyoruz. Bizim yatırımımız ile, diğer enerji tesisleri arasındaki temel fark kullanılan teknoloji ve ortaya çıkardığı neticelerdir. Kullanılan teknolojimiz tamamen doğal ve çevre dostu olup, çevreye, toprağa atmosfere zararlı atık bırakmamaktadır. Birinci fazı inşallah 30 Ekim tarihinde faaliyete geçecek olup, Türkiye’de bir ilki gerçekleştirecektir. Elde edeceğimiz orman atıkları ile, yakma değil, gazifikasyon tankları içinde 800 dereceden yüksek ısı ile karbonlaştırarak enerji elde etmek, biochar ve biosirke ürünleri ortaya çıkaracaktır. Biochar, özellikle tarımda toprağın zenginleştirilmesi için yaygınca kullanılıyor. Biosirke ise Dünyadaki organik zirai ürün ihtiyacına cevap veren, bir çok ülkede kullanılan önemli üründür” dedi.

    “Taşköprü OSB’ye, ahşap sanayisine önemli katkı kazandıracaktır”

    Kastamonu Valisi Avni Çakır ise, “Bir ülkenin tam olarak dışarıya bağlı olmaktan kurtulabilmesi için önemli iki husus var. Bunlardan bir tanesi üretim, diğeri de eğitimdir. Sürdürülebilir istihdamın iyi bir eğitimle şart olduğu bir gerçektir. Böylesine tesislerin her kademede isçisinden imalatına, her personelinin iş gücüyle eğitimle elemanların donatılmasıyla ancak üretim söz konusu olabilir. Tam olarak ekonomik anlamda dışa bağlılıktan kurtulamamış ülkelerin ilerleyen süreçte bir takım sıkıntıları yaşaması kaçınılmazdır. Ülkemiz, son yıllarda gerçekleştirmiş olduğu yatırımlarla bu bağlamda dışa bağlılıktan hızla kurtulma aşamasındadır. Başta savunma sanayi olmak üzere hepimizin gurur duyduğu yatırımlar bu anlamda hem ülke yatırımlarımıza hem de ekonomimize hem de tam ve bağımsız güzlü Türkiye’ye vermiş olduğu katkılar aşikardır. Öte yandan bağımsızlığımın devamı için önemli olan üretim ve istihdam açısından bu yükselen tesislerin varlığı hepimizin yarınlara umutla bakmamıza sebep olmaktadır. Burada sağlanacak olan istihdam ve üretim, ihracat ülkemizin ciddi anlamda da döviz kazandıracaktır. Kastamonu, tarihi ve doğa güzellikleri, yer altı ve üstü kaynaklarıyla gerçekten de ülkemizin müstesna köşelerinden bir tanesidir. Taşköprü, yine Kastamonu’nun önemli marka ilçelerinden bir tanesidir. İlimiz, ahşap ürünlerinde ülkemizde marka kent olma yolunda hızlı ve emin adımlarla yol almaktadır. Sektörün duayen firmalarından Salkım firmasının bugün burada temelini atacağı fabrikada inşallah hem yeni faaliyete geçecek olan Taşköprü OSB’ye hem de ahşap sanayisine önemli katkı kazandıracaktır. Bu anlamda Türkiye’de merkez üssü olması noktasında da çok büyük katkı sağlayacaktır. Hali hazırda devam eden burada alt yapıyla ilgili ciddi çalışmalarımız bulunuyor. Bu konudaki çalışmalarımızın çok kısa sürede bitirilmesiyle OSB, yatırımcılarımıza çok daha iyi şartlarda hizmet verecektir. Burada bulunan 28 parselin şu anda 6 tanesinin tahsisi gerçekleştirildi. İnşallah ileriki günlerde de Salkım firmasının yatırımıyla OSB’ye diğer firmalarında yatırımı artacaktır. Bu bizim için bir referans olacaktır” ifadelerini kullandı.

    Temel atma töreninde konuşan AK Parti Kastamonu Milletvekili Metin Çelik ise “Büyük bir mücadelenin sonucu olarak ortaya çıkan Taşköprü Organize Sanayi Bölgesi, hem Taşköprü için hem de Kastamonu bölgesi için önemli bir adımla şu anda karşı karşıyayız. Son 15 yılda Kastamonu’da merkez OSB bölgesi, sonrasında Tosya OSB, sonrasında Seydiler OSB ve şimdi de Kastamonu’daki 4’üncü sanayi bölgesinin temelini Taşköprü’de atıyorum. Kastamonu hem alanda olduğu gibi tarımda, turizmde, hayvancılık, ormancılık, bu alanlarda olduğu gibi sanayide de iddialı konuma geliyor. Bugün burada gördüğümüz üzere fabrikalarımızı Taşköprü’de yükselterek biran önce faaliyete geçirerek göstermiş olacağız. Bunların sonucunda geçtiğimiz yıl Kastamonu’nun ihracatı 126 milyon dolar iken bu yıl pandemiye rağmen ilk 7 aydaki Kastamonu’nun ihracatı 174 milyon dolara yükseldi. Ama yaptığımız yatırımların, yükselen fabrikalarımızın, hem Kastamonu’daki istihdama faydası oluyor hem de bir taraftan Kastamonu’nun Türkiye’den olan ihracata katkısı her geçen gün daha da yükseliyor. Kastamonu’muzun, Taşköprü’müzün her neye ihtiyacı varsa emrindeyiz” dedi.

    Taşköprü OSB’ye 28 sanayi parseliyle temelini atmanın mutluluğunu yaşadıklarını ifade eden Taşköprü Kaymakamı İbrahim Çenet, “Özellikle burada atmış olduğumuz bu temel sadece bir yatırımın Taşköprü’ye kazandırılması değil aynı zamanda profesyonel bir yatırımcının ilçemize kazandırılması bakımından da son derece önemlidir. İnşallah bugün temelini attığımız 4 bin metrekare kapalı alan tesisimizde Salkın Orman Ürünleri Entegre Tesisi olan 16 bin metrekare kapalı alanı olan tesiste 260 civarında bir istihdama da bir ev sahipliği yapacaktır” şeklinde konuştu.

    Orman atıklarından biokütle elektrik enerjisi üretilecek

    ‘Taşköprü Yatırım Projesi’ ile orman ürünleri tesisi ve tesis atıklarından biokütle elektrik enerjisi üretimi yapılacak. Grup, üretimi Salkım Enerji Geri Dönüşüm ve Biokütle Elektrik Üretim A.Ş çatısı altında gerçekleştirecek. Tesiste hammadde olarak kullanılacak orman artıkları; kimyasal, sanayi vs. atıklar olmayıp tamamen doğal ağaç atıklardan oluşacak. Kurulacak tesiste bu atıklar doğa ile uyumlu, zararlı hiç bir atık üretmeyen gazlaştırma teknolojisiyle ülke ekonomisine daha yüksek katma değer sunan ürünlere dönüştürülecek. Termal gazlaştırmayla, yüksek sıcaklıkta ve az oksijenli ortamda organik atıklardan sentetik gaz üretilecek. Termal gazlaştırmayla elde edilen gazlar biyoyakıt üretimi ve elektrik enerji üretimi için kullanılabilecek. Gazlaştırma teknolojisi çevreci olması hasebiyle tüm dünyada tercih edilen ve yanmalı sistemlerin yerini alarak hızla yayılan bir teknoloji. Tesisin ilk fazı bu yıl içinde, ikinci fazı ise 2021 yılı Ekim’inde tamamlanacak. Şirket, orman ürünleri tesislerinde 135 kişi, elektrik üretim tesislerinde de 30 kişi olmak üzere toplam 165 kişiyi istihdam edecek.

    Konuşmaların ardından protokol üyeleri temeli atan butona birlikte bastı.

  • 3D teknolojisiyle canlı burun estetiği toplantısı

    Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Süreyya Şeneldir’in projesi olan RhinoplastySchool’un 12’nci toplantısında katılımcılar, hastanın burun yapısını daha net ve ayrıntılarıyla görmeye imkan sağlayan teknoloji sayesinde canlı cerrahileri ameliyathanede yakından izler gibi koltuklarında izledi. Toplantıda iki gün içinde 3 canlı cerrahi gerçekleşti.

    Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Süreyya Şeneldir’in projesi olan RhinoplastySchool’un 12. toplantısı 8-9 Nisan tarihlerinde Amerikan Hastanesi’nde gerçekleşti. 2012 yılından bu yana düzenlenen ve geçtiğimiz yıl uluslararası platforma taşınarak Rhinoplasty School adıyla anılmaya başlayan toplantı, salon kapasitesini aşan katılımcı sayısıyla büyük ilgi gördü. Toplantının bu yılki farklılığı da 3D teknolojisi ile canlı cerrahi izleme fırsatı sunması oldu.

    Katılımcılar, burun estetiği hakkında tüm ayrıntıların anlatıldığı sunumların ardından gerçekleşen canlı cerrahileri 3D gözlükleri ile salondan izledi. Hastanın burun yapısını daha net ve ayrıntılarıyla görmeye imkan sağlayan bu teknoloji sayesinde canlı cerrahileri ameliyathanede yakından izler gibi koltuklarında izleme keyfini yaşadı. Diledikleri zaman soru sorup cevap alabildikleri, uygulanan teknikleri tartışabildikleri interaktif bir ortamda gerçekleşen RhinoplastySchool’da iki gün içinde 3 canlı cerrahi gerçekleşti.

    RhinoplastySchool’un kurucusu olan Dr. Süreyya Şeneldir, toplantı ile ilgili yaptığı açıklamada, “2012’de 17 katılımcı ile yaptığımız toplantımıza bu yıl 130’dan fazla meslektaşım katılım gösterdi. Salon kapasitesini aştığımız için gelen talepleri geri çevirmek zorunda kaldık. Bu elbette inanarak başladığımız ve severek yürüdüğümüz yolda geldiğimiz bir nokta. Burun Okulu adıyla başlattığımız proje dört yıl boyunca yılda iki defa gerçekleşti. Ama sadece İstanbul’da yapılan toplantılarla sınırlı kalmadı. Yılda en az bir kez de Anadolu’da bu toplantıları yapmaya gayret gösterdik. En son geçtiğimiz Mart ayında Kayseri’de gerçekleştirdiğimiz toplantıya gösterilen ilgi de memnuniyet vericiydi. 2016 yılında Burun Okulu’nu Rhinoplasty School adıyla uluslararası platforma çıkardık. Yenilendiğimiz bu isimle yurtdışında bulunan meslektaşlarımın toplantıya katılımı da bizi motive etti ve bu sene RhinoplastySchool’a bir yenilik daha katmak istedik. Burun estetiği cerrahisinde daha önce yapılmamış bir uygulamayı, 3D teknolojisi ile canlı cerrahi izleme deneyimini katılımcı meslektaşlarımıza yaşatmak istedik. Ameliyathane gerçekleştirdiğimiz burun estetiği cerrahisini, salonda izleyen meslektaşlarım daha net ve ayrıntılı bir şekilde, sanki ameliyathanede yanımdaymış hissiyle seyretti. Toplantı sonunda aldığımız geri bildirimler bizi oldukça mutlu etti. Bu yolda bana destek olan ekibimin her bir üyesine ve RhinoplastySchool’a katılım gösteren meslektaşlarıma teşekkür ederim” ifadelerini kullandı.

  • Fraksiyonel HIFU teknolojisiyle ameliyatsız gençleşmek mümkün

    Ameliyatsız cilt germe ve gençleştirme yöntemi HIFU uygulaması ile odaklanmış ses dalgaları kullanılarak cildin altındaki dokularda kolajen üretiminin uyarılması sağlanıyor.

    Kişide yer çekiminin ve yaşlanmanın etkilerine bağlı olarak ciltte ortaya çıkan kırışıklıkların, gevşeme ve sarkmaların tedavi edildiğini dile getiren Dr. Halit Suman, ameliyatsız yüz germe uygulamasının yaşa bağlı olmak üzere tek veya iki seanslık bir tedavi olduğunu belirtti.

    Dr. Halit Suman ameliyatsız cilt germe ve gençleştirme yöntemi HIFU uygulaması hakkında şu bilgileri verdi: “Uygulama aralığı ortalama bir hafta. Çünkü zaman geçtikçe etki devam ediyor. Uygulama yaklaşık 60-90 dakika sürüyor. HIFU Sygmalift uygulamasında cilde sürülen jelden sonra göz çevresi, ağız çevresi, yanaklar ve boyun (dekolte) bölgesine dairesel hareketlerle odaklanmış dalgalarla ısı hasarı oluşturuluyor, bu hasar cildin altındaki kolajen yapımının uyarılması için gerekli oluyor. Cildin her bölgesi için farklı derinliklere ultrason enerjisi iletiliyor. Uygulama diğer HIFU sistemlerinin aksine tamamiyle ağrısız oluyor. HIFU enerjisini fraksiyonel olarak gönderen patentli teknolojisi sayesinde acı beyne iletilmeden işlem tamamlanıyor. Tek hissedilen uygulama bölgesindeki hafif ısı oluyor”.

    Odaklı ultrason işleminden sonra uygulanan 635 nm soğuk lazer ile biyostimulasyon sağlanarak cildin toparlanma sürecinin hızlandırıldığını ve cilt görünümünde belirgin bir iyileşme ortaya çıktığını belirten Dr. Halit Suman, “Lazer sayesinde HIFU’nun etkileri ortalama bir ay içinde tamamen görülmeye başlıyor. Uygulama her yaş grubu için güvenli ve yanık, ağrı gibi yan etkileri bulunmuyor. Yüz, boyun gençleştirme ve germe seanslarından sonra kişinin cildinde bir leke oluşumu ya da tedaviye bağlı yanık görülmüyor. Fraksiyonel HIFU tedavisinden sonra nadiren de olsa kimi hastaların cildinde ortalama 1 saatlik kızarıklık durumu ortaya çıkabilir. Hassas ciltlerde görülen bu kızarıklık kısa bir süre sonra kendiliğinden kaybolur ve uygulama sonrasında ilerleyen zamanlarda kişide tedaviye bağlı olarak herhangi bir problem ortaya çıkmıyor” dedi.