Etiket: Tedavisi

  • “Şekerli Su” İle Kas-iskelet Sistemi Hastalıklarının Tedavisi Mümkün

    “Şekerli su” ile kronik kas-iskelet sistemi hastalıklarının tedavisinin mümkün olduğu bildirildi.

    Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Fizik Tedavi Ana Bilim Dalı Kliniği’nde uygulanan proloterapi yöntemiyle hastaya değişik oranlarda şekerli su enjekte ediliyor.

    50 yılı aşkın geçmişe sahip ve son yıllarda oldukça popüler olan uygulama Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Fizik Tedavi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Bayram Kelle tarafından yapılıyor.

    DEĞİŞİK ORANLARDA ŞEKERLİ SU TEDAVİSİ

    Yard. Doç. Dr. Bayram Kelle, uygulama ile ilgili verdiği bilgide, proloterapinin kronik kas-iskelet sistemi hastalıklarında kullanılan bir tedavi çeşidi olduğunu, tedavinin değişik oranlardaki dekstrozun şekerli suyun enjektör ile uygulanması ile yapıldığını vurguladı. Kelle, uygulamanın diz osteoartriti (kireçlenme), bel ve boyun fıtığı, omuz, dirsek, kalça ve benzeri bölgelerin problemlerinde oldukça etkin bir tedavi olduğuna da işaret etti.

    Tedavide amacın kemik-tendon ya da kemik-bağ bileşkesinin enjektör ile uyarılması ve uygulanan dekstrozun yani şekerli suyun (yüzde 15-25 oranlarında) inflamasyon oluşturması olduğuna işaret eden Yard. Doç. Dr. Kelle, tedavinin 3-4 haftalık seanslar halinde uygulandığını en az 3 seans uygulanması gerektiğine değindi.

    Uygulamanın ağrılı olabildiğine ve ayrıca hastaların uygulama sonrası 1-2 gün ağrı hissedebildiklerine dikkati çeken Kelle, bu durumda sadece parasetamol türü ağrı kesicilerin kullanımına izin verildiğini, diğer antiromatizmal ilaçların kullanımının ise tedavinin etkinliğini oldukça azalttığını belirtti.

    SPORCULARA DA UYGULANABİLİYOR

    Proloterapinin ayrıca sporcu tedavisinde de kullanıldığını belirten Kelle, özellikle travma sonrası yıllar boyunca iyileşmeyen sakatlıkların tedavisinde, sporcularda menüsküs yırtığı, bağ zedelenmeleri, osteitis pubis gibi sakatlıklarda yine şekerli su tedavisini uyguladıklarını kaydetti.

    Her tedavi gibi proloterapinin uygulanmaması gereken bazı durumların mevcut olduğunun altını çizen Yard. Doç. Dr. Bayram Kelle, kontrolsüz şeker ve hipertansiyon, aktif enfeksiyon durumu, kanser varlığı, aktif iltihaplı romatizmal hastalıkları (ankilozan spondilit, romatoid artrit) olanların bu tedaviden yararlanamadığını sözlerine ekledi.

    Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Fizik Tedavi Ana Bilim Dalı Kliniği’nde şu ana kadar 100’e yakın bu uygulamadan yararlanan hasta bulunduğunu vurgulayan Kelle, bu hastaların büyük çoğunluğunun tedavi sonucundan oldukça memnun kaldığını söyledi.

  • Felçli Hastalarda Tms Tedavisi Yüz Güldürüyor

    Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof.Dr.Cengiz Bahadır, TMS tedavisinin felçli hastalar için yeni umut olduğunu söyledi.

    TMS teriminin transkraniyal manyetik stimulasyon tedavisi için kısaltma olarak kullanıldığını tedavinin beynin belli bölümlerinin kafatası dışından manyetik olarak uyarılması esasına dayandığını anlatan Prof.Dr.Cengiz Bahadır, “Bu yöntem ile ilgili ilk çalışmalar yaklaşık 200 yıl önce başlamıştır.Yaklaışk 40 yıl kadar önce insanda ilk deneyler gerçekleştirilmiştir. Bu tedavi manyetik stimulasyon cihazına bağlı bir özel elektrod (koil) kullanılarak gerçekleştirilmektedir. Bu koiller uygunacak beyin bölümüne göre değişik şekillerde olabilmektedir (yuvarlak, sekiz şeklinde vs) .Bu uyarıcı koil içinden yüksek akım geçirilirken akımın yönü aniden değiştirlimekte ve bu koil etrafında manyetik bir alan yaratmaktadır. Bu manyetik alan beynin ilgili bölümüne doğru bir açı ile uygulandığında beynin korteks denilen dış tabakasındaki sinir hücrelerini (nöronları) uyarmaktadır” dedi.

    FELÇLİ HASTADA TMS TEDAVİSİ

    TMS tedavisinin gerek araştırma gerek tedavi amaçlı olarak en sık felçli hastalarda (beyin felci, hemipleji, inme) kullanıldığını kaydeden Prof.Dr.Cengiz Bahadır, “Bu güne kadar bu konuda binlerce araştırılma yapılmıştır. Felçler genelde beyne giden bir damarın tıkanması yada kanaması sonucu o beyin bölümündeki hücrelerin ölmesine bağlı olarak ortaya çıkar. Başlangıçta hastaların bir tarafında kol ve bacaklarında değişen derecede güçsüzlük ortay çıkar. Zamanla önce bacakta daha sonrada kol ve elde kısmen düzelme ortaya çıkar. Ama hastaların çoğunda değişen derecede sekel dediğimiz hareket kayıpları kalmaktadır. Bu özellikle elde belirgin olmaktadır. Yine bu hastalarda hasta tarafın kaslarında spastisite olarak adlandırılan aşırı kas gerginliği ortaya çıkmaktadır. Bu da istemli hareketlerin ortaya çıkışını baskılamaktadır. Felçli hastalarda istemli hareketin yeniden başlamasını önleyen diğer önemli bir etkende sağlam beyin yarısının hasta tarafın aktivitesini baskılamasıdır. TMS tedavisi bu ikinci etki üzerinde etkili olmaktadır. TMS aslında bir uyarıcı tedavi olmakla beraber uygulanan manyetik alanın frekansına göre (saniyediki atım sayısı) beynin ilgili bölümünde uyarıcı yada baskılayıcı etki ortaya çıkarmaktadır. Bu tedavi ile beynin hasta bölümünü uyarmak yada hasta tarafı baskılayan sağlam beyin bölümünü baskılamak mümkün olmaktadır. Genelde felçli hastaların sağlam beyin yarısına düşük frekanslı uyarım verilerek tedavi terch edilmektedir. Bu yöntem hasta tarafı uyarıcı tedaviye göre biraz daha etkili bulunmuştur. Her iki yöntemde de sonuç olarak hasta beyin yarısındaki nöronların uyarılabilirliği artarak istemli hareketin ortaya çıkışı kolaylaştırılmaktadır. Bu sayede hasta, özellikle el-kol bölgesinde daha önce yapamadığı hareketleri daha rahat yapmaya başlamakta ve daha önce hiç yapamadığı hareketleri de yapabilir hale gelmektedir. Bu tedavinin etkinliği yapılan çok sayıda araştırmada gösterilmiştir” diye konuştu.

    TMS TEDAVİSİ NASIL GERÇEKLEŞTİRİLİR

    Prof.Dr.Cengiz Bahadır, TMS tedavisine başlamadan önce kişiye özel olan ve motor eşik denen uyarı şiddetinin belirlendiğini belirterek, şunları söyledi: “Bu basit testde hastanın beynini uyararak elinde hareket çıkarabilen en düşük uyarım şiddeti belirlenir (motor korteks). Tespit edilen bu motor eşik değeri üzerinden hastalığa göre uygulanacak akım şiddeti belirlenir. Hastanın başı sabitlenir, uyarı verecek koil de en doğru pozisyonda konumlandırılarak sabitlenir. Genellikle motor eşik değerinin biraz altında bir uyarı şiddetinde 1200 uyarı verilir. Bu tedavi yaklaşık 20 dakika sürer.

    TMS tedavisinin yan etkileri yok denecek kadar azdır. Güvenlik rehberlerine göre tedavi uygulanmaktadır ve bu limitler dahilinde %5-10 vakada hafif baş boyun ağrısı dışında ciddi bir yan etkisi gözlenmemiştir. Bu tedavi sırasında hasta herhangi bir acı duymaz.

    TMS tedavisi oldukça yeni bir tedavi yöntemidir. Tedavi protokolleri de halen geliştirilme aşamasındadır. Felçli hastalarda genellikle hafta içi 5’er gün olmak üzere 10 seans tedavi protokolü uygulanmaktadır.10 seans sonunda tedavi bitirilebilir yada sonra idame tedavisi denilen ve arası açılan tedavi protokolleri ile devam edilebilir. Burada hastanın tedaviye verdiği cevap esasdır. TMS tedavisi geleneksel rehabilitasyon yöntemleri ile beraber kullanıldığında daha etkili olmaktadır.

    TMS tedavisi tıbbın bugüne kadar çaresiz kaldığı felçli hastalarda özellikle el ve kolda yeniden hareket çıkarma konusunda yeni bir umut ışığı olmuştur. TMS tedavisi felçli hastaların tedavisinde daha sık kullanılır hale gelmiş ve yakın gelecekte rutin bir tedavi haline gelmesi beklenmektedir. TMS tedavisi felçli hastalarda konuşma tedavisinde, depresyonda, tedaviye dirençli beyin kaynaklı ağrılarda da başarılı bir şekilde kullanılmaktadır.”

  • Erken Doğum Riski Taşıyanlar İçin Glukokortikoid Tedavisi

    Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Emin Türkay Korgun, erken doğum riski taşıyanlar için Glukokortikoid tedavisinin gerekli olduğunu söyledi.

    Prof. Dr. Korgun, Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi (MAKÜ) Sağlık Yüksekokulu tarafından gerçekleştirilen ’Gebelik Esnasında Glukokortikoid Kullanımının Fetal ve Plasental Büyümeye Etkisi’ konulu seminere katıldı. Glukokortikoid Tedavisi hakkında bilgi veren Prof. Dr. Korgun, özellikle hamileliğin 24. ile 32. haftaları arasında doğum riski taşıyan annelerin çocuklarında yani fetüslerinde akciğer gelişimini tamamlanması için Glukokortikoid tedavilerini yaptırması gerektiğini belirtti.

    Glukokortikoid tedavisinin gerekli olduğunu belirten Prof. Dr. Korgun, tedavinin yüksek dozda, uzun sürelerde verildiği takdirde değişik sıkıntılara yol açabileceğini ifade etti.

    Erken doğum riski taşıyanlara önerilerde bulunan Prof. Dr. Korgun, kadın doğum uzmanlarının önerilerine bağlı olarak tedaviyi almaları gerektiğini, fakat doz ve süreye uzman ile birlikte karar vermeleri gerektiğini kaydetti.

  • Ameliyatsız Varis Tedavisi

    Günümüzde tüm varis türleri, en yoğun ve en geniş olanından en küçük olanına kadar ameliyatsız olarak tedavi edilebilmektedir. En sık görülen ve en çok soruna yolaçan büyük varislerin tedavisinde en yaygın kullanılan ve son derece etkili olan yöntem damar içi lazer/radyofrekans tedavisi.

    Medicana International İstanbul Hastanesi Girişimsel Radyoloji Uzmanı Dr. Işıl Yıldız, seyrek olarak ayak yaraları, varis kanaması ya da pıhtılaşması gibi büyük sorunlara yol açtığını belirtirken, radyolojik yöntemlerle uyguladığı varis tedavisi hakkında önemli bilgiler verdi.

    Yıldız, “Varis herkeste görülebilir ancak ailesinin başka fertlerinde varis hastalığı olanlarda, bayanlarda, birden fazla doğum yapanlarda, kilolu olan kişilerde, gün içerisinde uzun sure oturmak ya da ayakta durmak zorunda olanlarda daha sık görülür” dedi.

    Lazerle varis tedavisinin ameliyat olmadığını belirten Yıldız, “Genel anestezi (narkoz) gerektirmez. Lazer fiberi damar içerisinde ultrason kullanılarak, görerek yerleştirir. Kesi yapılmaz, dikiş atılmaz. Hastanede yatmanız gerekmez. Tedaviye yürüyerek gelip , tedavi sonrası yürüyerek evinize veya işinize dönebilirsiniz. İşlem sırasında kulanılan iğneler, o bölge uyuşturulduktan sonra kullanılır. Bunu dışında özel sinir bloku ile tüm bacaktaki ağrı duyusu işlem boyunca kesilebilir.Hastanın işlemle ilgili korku ve endişesi varsa damardan ağrı kesici ve sakinleştiriciler ilaçlar yapılarak korku ve endişe giderilebilir. Varis hastalığının tanısı Doppler ultrason ile konur. Girişimsel radyologlar aynı zamanda radyoloji uzmanı olduklarından hastalığınızı Doppler ultrason ile teşhis ederler ve tedavisini yaparlar. Tedavi, ultrason ile görülerek yapılır bu da işlemin daha güvenli olmasını sağlar. Tedaviden sonraki ultrason takipleri de aynı hekim tarafından yapılır” dedi.

  • Karın Germe, Zayıflama Tedavisi Değildir

    Estetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Op.Dr.Belma Şahin, karın germenin zayıflama tedavisi olmadığını belirtti.

    Abdominoplasti (karın germe) operasyonunun, doğum sonrasında veya kilo alıp verme sonucunda, karın kaslarının gevşemesi nedeniyle oluşan karın bölgesindeki estetik olmayan fazla deri ve yağ dokusunun alınmasını, karın kaslarının eski gerginliğine ulaşmasını sağlayan bir ameliyat olduğunu dile getiren Op.Dr.Belma Şahin, “Abdominoplasti ameliyatının ardından karın bölgesinin görünümünde oldukça anlamlı bir düzelme dikkati çeker. Karın germe ameliyatı ile birlikte liposuction işlemi uygulanarak sırt ve bel bölgesinde incelme sağlanabilir” dedi.

    Abdominoplastinin çeşitli şekillerde yapılabildiğini anlatan Op.Dr.Belma Şahin, “Yalnızca alt karın bölgesinde hafif derecede çatlak ve sarkma olan kişilerde mini-abdominoplasti, aşırı derecede çatlak ve sarkma olan karınlarda total abdominoplasti işlemi uygulanır. Abdominoplasti ameliyatları ve liposuction gibi kombine işlemler ile düz bir karın bölgesi, orantılı bir bel kavisi aynı zamanda uyluk bölgesinin gerilerek daha sıkı görünmesi dolaşım bozulmadan güvenli bir şekilde sağlanabilir. Deri altı gizli dikişler konur ve daha az iz kalır. Abdominoplasti, hastane ortamında ve genel anestezi altında yapılan, ortalama üç saat süren bir ameliyattır. Hastanede kalış süresi 1 veya 2 gecedir. Ameliyattan sonra ilk hafta sürekli, daha sonraki dönemde ise sadece gündüz korse giyilir. Bir iki hafta içinde normal hayata dönülebilir. Dikiş almaya gerek yoktur eriyebilen dikişler kullanılır. Ameliyat izi, bikini ve çamaşır içinde kalacak şekilde planlanır. Ancak unutulmaması gereken çok önemli bir nokta var ki bu ameliyat bir zayıflama tedavisi değildir.” Diye konuştu.