Etiket: Tedavisi

  • Tip 2 Şeker Hastalığının Cerrahi Tedavisi

    Genel Cerrahi, Bariatrik ve Metabolik Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. Kerim Güzel, tip 2 şeker hastalığı cerrahi ameliyatları ile hastaların besin, kalsiyum ve mineral takviyelerine gerek kalmadan kan şekerinin kontrol altına alınabildiğini söyledi.

    Metabolik cerrahinin, metabolik hastalıkların cerrahi tedavisi olduğunu belirten Büyük Anadolu Çiftlik Hastanesi Genel Cerrahi, Bariatrik ve Metabolik Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. Kerim Güzel, “Günlük pratikteki kullanımı daha çok tip 2 şeker hastalığının cerrahi tedavisi olarak kullanılmaktadır. Tip 2 şeker hastalığında artık klasik tedavi yöntemlerinin yanında cerrahi yöntemleri de mevcuttur. Önce tip 2 hastalığında klasik tedavi yöntemlerinde diyet, hastanın eğitimi, ilaç tedavisi ve insülin geliyor. Artık günümüzde bu kategoriye cerrahi de girdi. Çünkü klasik yöntemlerle hastanın şekerini kontrol altına almakta zorlanıyoruz. 100 hastadan ancak 20’sini kontrol altına alabiliyoruz. 80’i doktorun dediğine ve öğütlerine uymuyor. Yapılan 3 yıllık çalışmalarda doktorun dediğini yapanlar yüzde 5’i geçememiş. Cerrahi tedavinin de doğuş nedeni budur” dedi.

    Tip 1 şeker hastalığında cerrahi tedavinin olmadığını ifade eden Güzel, “Tip 2 şeker hastalığında cerrahi tedavi vardır. Endejön insülin rezervi dediğimiz bir olay var. Yani bu ameliyatı yapabileceğimiz hastalar mutlaka insülin üreten bir pankreasa sahip olmaları gerekiyor. Biz bu insanların kullanamadığı insülini kullanmasına yardımcı olacak işlemler yapıyoruz. Bu bir obezite ameliyatı değildir. Tip 2 şeker hastalarında obez olanlar da var olmayanlarda var. Bu ameliyatlar ister kilolu olsun, ister olmasın her türlü uygun tip 2 şeker hastalarına yapılabiliyor. Bunların obezite ameliyatlarında farkı da, obez olmayan hastalara da yapılıyor. Bu ameliyatlarda sindirim sisteminin tüm organları eksiksiz sindirim işleminde kullanıldığı için ne bir besin alımında ne de besinin kullanımında kısıtlılık meydana geliyor. Bu ameliyatlar sonrasında biz hastaya ‘şu vitamini veya kalsiyumu kullanacaksın’ demiyoruz. Çünkü bunların çoğunda tip 2 şeker hastalığı ameliyatlarında, metabolik cerrahi ameliyatlarında hastalarda besin takviyesine, kalsiyum takviyesine ve mineral takviyesine gerek kalmaz” diye konuştu.

    Ameliyatların kapalı olarak yapıldığını belirten Güzel, “Bu ameliyatı tip 2 şeker hastalarına, endejön insülini olanları yapıyoruz. Bunun için hastayı biz önceden tetkik ediyoruz, bir takım hormonal değerlere bakıyoruz. Ameliyatları kapalı yapıyoruz. Genelde 3-5 gün arasında hastanemizde kalıyorlar. Ameliyatlar kapalı olarak yapıldığı için hastalar ameliyattan 1 hafta sonra kendiişlerinin başına dönebiliyorlar. Çok fazla ağrıları olmuyor. Her ne kadar kapalı ameliyatlar hekimler için zor olsa da hastalar için büyük bir avantajdır. Ameliyat sonrası hastalara çok fazla perhiz veya diyet önermiyoruz. 1 aylık süreçte yaralar iyileşene kadar bizim dediklerimizin dışına çıkmamalarını istiyoruz. Ama genelde çok fazla perhiz önermiyoruz. Şeker durumu, insülinde kullansa eğer uygun hasta ise hastaneden çıkmadan bile şekerin normale geldiğini görüyoruz. Bu ameliyat güvenle yapılan bir ameliyattır” şeklinde konuştu.

  • Mesane Hastalıklarına Botoks Tedavisi

    Üroloji uzmanı Doç. Dr. Abdullah Gedik, yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyen ve mesane kaslarında aniden ortaya çıkarak, hastada acil tuvalete gitme ihtiyacı oluşturan aşırı aktif mesane sorununun kadınların yüzde 17’si, erkeklerin ise yüzde 15’inde görüldüğünü belirterek, ilaç kullanımı ile başarı sağlanamayan hastalar için kullanılan tedavi seçenekleri arasında, kozmetik alanda uygulanan botoksun da yer aldığını vurguladı.

    Memorial Diyarbakır Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Abdullah Gedik, aşırı aktif mesane hastalığında botoks tedavisi hakkında bilgi verdi. Aşırı aktif mesanenin gece sık idrara çıkma nedeniyle gündüz uyuklama, dikkat dağınıklığı, iş veriminde azalma, sosyal ilişkilerde bozulma gibi problemlere yol açtığına dikkat çeken Gedik, “Bu hastalarda depresyon ve cinsel fonksiyon bozukluğu da daha sık görülür. Gece sık idrara çıkma nedeniyle acil tuvalete yetişme çabası içinde olan hastalar düşme, çarpma ve travmalara bağlı olarak kemik kırıkları riski ile de karşı karşıya kalır. Tüm bu sorunlar kişinin yaşam kalitesini de olumsuz etkilediğinden bu hastaların tedavileri etkin bir şekilde yapılmalıdır” dedi.

    “MS, PARKİNSON VE İNME HASTALARI RİSK ALTINDA”

    Aktif mesane sorununun birçok nedene bağlı olarak ortaya çıkabileceğine dikkat çeken Doç. Dr. Gedik, “Parkinson, MS, inme ve omurilik hastalıklarında sinir kökenli; önemli bir hasta grubunda da nedeni belirlenemeyen aşırı aktif mesane görülebilir. Mesane taşı, mesane tümörü, idrar yollarında enfeksiyon, mesane ve rahim sarkması, prostat büyümesine bağlı mesane tıkanıklığı, geçirilmiş vajinal veya mesane ile ilgili cerrahi girişimlere bağlı olarak sinir kökenli olmayan aşırı aktif mesane de ortaya çıkabilir. Aşırı aktif mesanenin ilk adım tedavisinde öncelikle; hastalığın nedeni ortaya çıkarılmalı ve tedavi buna yönelik planlanmalıdır. Nedeni bulunamayan durumlarda ise sıvı alımının düzenlenmesi, pelvik taban kas egzersizlerinin yapılması ve idrara çıkmanın belirli saatlere yayılması gibi önlemler alınabilir. Kontrol edilmemiş şeker hastalığı veya idrar yolu iltihabı gibi sorunların tedavisi de şikayetleri azaltacaktır. İlaç tedavileri ile mesane kaslarında aniden ortaya çıkan kasılmaları önlemek ve buna bağlı olarak gelişen acil idrara çıkma isteğini azaltmak amaçlanmaktadır. Bunlara rağmen şikayetlerde azalma yoksa “posterior tibial sinir stimülasyonu” denilen ve ayak bileği üzerinden hafif elektriksel uyarılar verilerek sinir iletimini güçlendirmeye yönelik tedavi seçenekleri de bulunmaktadır” diye konuştu.

    “BOTOKS TEDAVİSİ HASTA KONFORU SAĞLIYOR”

    “Clostridium botulinum” adlı bakteriden elde edilen ve tıbbi bir protein olan botoksun, dünyada ve Türkiye’de yalnızca kozmetik amaçlı değil, nöroloji ve üroloji gibi alanda da etkin bir tedavi yöntemi olarak tercih edildiğini vurgulayan Gedik, şu ifadelerde bulundu:

    “Günümüzde aşırı aktif mesane sorununda da botoks önemli tedavi seçenekleri arasına girmiştir. Botoks, mesane kası içine enjekte edildiğinde o kas veya kas gruplarının sinirlerini geçici olarak devre dışı bırakıp, istemsiz hareketleri ve aşırı kasılmayı ortadan kaldırır. Bu etkiyi, sinir uçlarında bulunan asetil kolin denilen maddenin salınımını durdurarak sağlar. İşlemin hastane şartlarında ve ameliyathanede yapılması önemlidir. Tedavi sonrası hastaların büyük çoğunluğunda idrara çıkma ve idrar kaçırma sorunları azalır ve çoğu zaman tamamen iyileşme sağlanır. Bazı hastalarda işlem sonrası idrar yapmada zorluk yaşanabilir. Ancak bu geçici bir durumdur ve 10-14 gün içerisinde şikayetler tamamen ortadan kalkar. Etkinliği ise 6 ila 12 aya kadar devam eder. Bu tedaviden fayda gören hastalarda ilacın etkinliği geçtikten sonra tekrar enjeksiyonlar gerekebileceği bilinmelidir. Çok ender olarak botoks tedavisinden yarar göremeyen hastalara cerrahi işlemler yapılmaktadır.”

  • Başbakanlığın Sahip Çıktığı İsmail’in Tedavisi Başladı

    Başbakanlığın sahip çıktığı ‘Von recklinghousen’ hastası çocuğun Uludağ Üniversitesi’nde tedavisine başlandı.

    Balıkesir’in Sındırgı ilçesine bağlı Eğridere Mahallesi’nde imamlık yapan Eyüp Karabulut, bir süredir Von recklinghousen hastası olan 7 yaşındaki oğlu İsmail için doktor arıyordu. Gezmedik hastane bırakmayan çaresiz adamın yardım çağrısına Başbakan Ahmet Davutoğlu karşılık verdi. Davutoğlu’nun talimatıyla, başbakanlık yetkilileri tarafından Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 22 Aralık tarihine randevu alındı. Küçük İsmail, Balıkesir Valiliği tarafından tahsis edilen özel bir otomobille sabah erken saatlerde Bursa’ya getirildi.

    İsmail, 5 yıl önce kendisini tedavi eden Prof. Dr. Hakan Coşkun’a emanet edildi. İsmail’in tedavisi için gerekli testleri başlatan Coşkun, “Bundan 5 yıl önce İsmail tedavi için geldiğinde boyun kısmında küçük bir kitle vardı. Bu kitleden alınan parçanın patolojik incelemesinin ardından hastamıza ’nörofibromatozis’ teşhisi koyulmuştu. Bu irsi bir hastalık. Ayrıca bu kitleden kaynaklanan solunum problemi için biz İsmail’in boğazına bir delik açmıştık” dedi.

    Teşhis ve tedavi sürecini değerlendiren Coşkun, “Tümör kitlesi şu anda hastamızın boyun ve sırt kısmını neredeyse kaplamış durumda. Bu durum hastamızın birçok hayati fonksiyonunu olumsuz etkiliyor. Ayrıca bu kitleler zaman içinde kötü huylu çeşitli hastalıklara da dönüşebiliyor. Tedavi sürecinde izlenecek yol yapılan testlerin ardından netleşecek. Şu an öncelikli hedefimiz kitlelerin küçültülerek hastamızın solunumunu rahatlatmak” diye bilgi verdi.

  • Ev Ortamında Psikiyatri Tedavisi

    Ruhsal rahatsızlıkları olan hastalara hizmet veren, Samsun Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreterliği’ne bağlı Pelitköy Toplum Ruh Sağlığı Merkezi’nde(TRSM), hastalar ev ortamında tedavi görüyor.

    4 yıldır Samsunlulara hizmet veren Pelitköy TRSM’de yapılan yenilemelerle ve oluşturulan sistemle, hastaların ev ortamındaymış gibi tedavi alıyor. 4 yılda 4 bin 735 hastaya hizmet sunan merkezde hastalar bir çok sosyal imkandan yararlanabiliyor. Hastaların merkeze yakın bir komşusuna ya da akrabasına misafirliğe gelmiş duygusuyla başvurduğunu ifade eden Merkez Sorumlu Psikiyatri Uzmanı Dr. Fatma Çoker, Bu duyguyu hastalarıyla birlikte yakaladıklarını, bu durumun kendilerini de mutlu ettiğini söyledi. Merkez bünyesinde hastalardan oluşan bir müzik korolarının bulunduğunu belirten Çoker, merkezde hobi bahçesinden, dinlenme alanlarına, spor salonundan, oyun alanlarına kadar pek çok bölümün yer aldığını söyledi. Merkezde, hastalarla beraber resimler, süslemeler ve el sanatları faaliyetleri gerçekleştirdiklerini dile getiren Çoker, sinemadan tiyatroya birçok farklı alanda etkinlikler düzenlediklerini aynı zamanda hastaları kendi ailelerinden bir birey gibi gördüklerini ifade etti.

    “HASTALARI SAĞLIKLARINA KAVUŞTURMAK BİZİ MUTLU EDİYOR”

    Hizmet verdikleri 4 yıl zarfında 3 bin 220 hastaya ev ziyareti yaptıklarını ve 1515 hastaya psikolojik destek hizmeti sunduklarını belirten Çoker, “Her gün gönüllülük hissiyatıyla yeni hastalara ulaşmak için ev ziyaretlerine devam ediyoruz. Amacımız daha çok hataya ve aileye ulaşarak onlara yardımcı olmak. Merkezimiz sürekli ruhsal rahatsızlığı olan (şizofreni, şizoaffektif, psikotik bozukluk, bipolar duygulanım bozukluğu, atipik psikoz) ve tedavisini düzenli bir şekilde sürdüren hastalara psikososyal destek vermek amacıyla açıldı. Uygun özellikteki hastalara elimizdeki yatan hasta kayıtları ve bildirimlerle ulaşıyoruz ve merkeze davet ediyoruz. Burada bir hastane ya da bir sağlık kuruluşu gibi değil bir ev ortamı gibi bir hizmet vermeye çalışıyoruz. Öğrenimini yarım bırakan, insanlarla iletişim kuramayan, sosyal hayatını sürdüremeyen, uzun süredir tedavisi hastanede ortamlarında sürdürülen bir çok hastaya yardım etme şansını buluyoruz. Bunlar arasında üniversite eğitimini tamamlayan, sosyal hayatını tek başına, sorunsuz şekilde sürdürmeyi başaran hastaları gördükçe daha da mutlu oluyoruz” dedi.

  • Uyuşturucu Ve Alkol Bağımlılarına Dans Tedavisi

    Uyuşturucu ve alkol bağımlıları dansla tedavi ediliyor. Uyuşturucu veya alkol bağımlısı hastaların tedavisinde dans ve hareket terapisi de deneniyor.

    Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Psikiyatri Anabilim Dalı Bağımlılık Servisinde görev yapan Uzman Psikolojik Danışman, Grup ve Dans Terapisti Simge Kırcan, yaptığı açıklamada, bağımlı hastaların psikososyal tedavilerinde dans ve hareket terapisini de kullandıklarını söyledi.

    Dans ve hareket terapisinin bir sanat terapisi çeşidi olduğunu anlatan Kırcan, bedenin ve hareketin bir araç olarak kullandığını vurguladı. Dans terapisinin bağımlı kişilerin duygu ve düşüncelerini dışa vurmada yardımcı olduğunu ifade eden Kırcan, “Biz bağımlı hastaların psikososyal tedavilerinde dans terapisi tekniklerini kullanıyoruz. Bağımlı hastalar pek çok paylaşamadığı, hayır diyemediği konuyu bedenle hareket ederek ifade etme şansı buluyor. Hareket etmek hastaları rahatlatıyor, biz de bunun iyileştirici etkisini kullanıyoruz” dedi.

    Kırcan, dans sırasında müzikten faydalandıklarını, çalışmalara uygun müzikler seçmenin çalışmaların derinliğini de artırdığını vurgulayarak, dansla terapi çalışmalarının hastalarda diğer tedavilere katkı sağladığını anlattı. 9. Ulusal Alkol ve Bağımlılık Kongresine katılan psikolog danışmanlara uygulamalı dansla terapi kursu verdiğini ifade eden Kırcan, son yıllarda artan tedavi yöntemleri arasına giren dansla tedavi yöntemini pek çok psikologun da kurslar aracılığıyla öğrendiklerini kaydetti.