Etiket: Tedavisi

  • Tedavisi tamamlanan caretta carettalar denizle buluştu

    Muğla’nın Ortaca ilçesindeki, Deniz Kaplumbağaları Araştırma Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi’nde (DEKAMER) tedavileri tamamlanan 3 yetişkin caretta caretta ve 1 yeşil deniz kaplumbağası, denize bırakıldı.

    İztuzu sahilinde düzenlenen törende görevliler tarafından kumsala getirilen deniz kaplumbağalarını yerli ve yabancı turistler ilgiyle izledi. Tatilcilerin yoğun ilgi gösterdiği törende, DEKAMER’de tedavisi tamamlanan “Selda”, “Aybüke”, “Alya” ve “Uğur” isimli 4 kaplumbağa ile 50 yavru caretta caretta denize bırakıldı. Denize bırakılan kaplumbağaların suyla buluşma anını turistler ve plajda bulunanlar cep telefonlarıyla kaydetti.

    Pamukkale Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve DEKAMER Müdürü Prof. Dr. Yakup Kaska, kurtardıkları kaplumbağaların doğaya, türün tanıtımına ve popülasyonuna önemli katkılarda bulunduğunu söyledi.

    Tedavileri tamamlanan kaplumbağaların yanı sıra yuvalarda sıkışan yaklaşık 50 yavru kaplumbağayı da denizle buluşturduklarını belirten Prof. Dr. Kaska; “Yaz döneminde tedavi altında olan ve iyileşen kaplumbağalardan 4’ünü denize bıraktık. Bu kaplumbağalardan 3’ü caretta caretta, 1’i de yeşil deniz kaplumbağası.” diye konuştu.

    – “Turizme katkı sağlıyor”

    Yaptıkları çalışmaların Türkiye’de ve uluslararası alanda adını duyurduğunu ifade eden Kaska; “Yavrusundan, gencinden, yetişkinlerine kadar hepsinin bilimsel çalışma olarak dünyaya duyurulması, ülkemizin tanıtımı ve turizme katkı vermesi bakımında da önemli.” dedi.

  • “Renal Denervasyon Tedavisi” hastalara umut oluyor

    Prof. Dr. Hamza Duygu, ilaç tedavisine cevap vermeyen yüksek tansiyon hastalarının, ‘Renal Denervasyon’ yöntemiyle kesin tedavilerinin sağlanabildiğini söyledi.

    Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hamza Duygu, yeni geliştirilen anjiyo benzeri renal denervasyon yöntemiyle, yüksek tansiyon hastalarının tedavi edilebildiğini ifade ederek, bu yöntemin yüksek tansiyon hastaları için yeni bir umut olduğunu söyledi.

    Tüm dünyada her üç erişkinden birinin yaşamı boyunca, tıptaki adı hipertansiyon olan yüksek tansiyon riski ile karşı karşıya kaldığını hatırlatan Prof. Dr. Hamza Duygu, yüksek tansiyonun tüm dünyadaki önlenebilir ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer aldığını ve en yaygın sağlık sorunlarından biri olduğunu kaydetti.

    Sessiz katil hipertansiyon

    Yüksek tansiyonun kalp krizi, felç, görme kaybı, kalp yetmezliği, böbrek yetmezliği ve tüm diğer atardamarlarda damar sertliğine yol açan sinsi bir hastalık olduğunu ifade eden Prof. Dr. Hamza Duygu şunları söyledi; “Komplikasyonsuz yüksek tansiyon çoğu kez belirti vermeden sinsi ilerlemekte ve bazen ancak komplikasyona yol açtığında tanı konabilmektedir. Bu nedenle yüksek tansiyona “sessiz katil” de denilmektedir.”

    Yüksek tansiyon tedavisinde, kişinin yaşam tarzında yapılacak değişiklikler ile her hastaya özgü ilaç tedavisi uygulamalarının yürütüldüğünü belirten Prof. Dr. Hamza Duygu, yüksek tansiyonun ilaç tedavilerine rağmen başarı sağlanamayan kronik bir sağlık sorunu olmaya devam ettiğini ifade etti.

    “Hastaların ancak %30’u ilaç tedavisine cevap vermektedir”

    Duygu, “İlaç tedavisi uygulanan hastaların ancak %30’unda optimal tansiyon kontrolü sağlanabilmekte, üç veya daha fazla ilaca rağmen tansiyonun kontrol altına alınamadığı durumlar ise dirençli hipertansiyon olarak isimlendirilmektedir.” diyen Prof. Dr. Hamza Duygu, ilaç tedavisi ile kontrol altına alınamayan hastalarda anjiyo benzeri bir işlem olan ve böbrek atardamarındaki sinirlere radyofrekans enerjisi uygulanmasını içeren Renal Denervasyon tedavi yönteminin, son yıllarda uygulanmaya başladığını kaydetti.

    Hipertansiyona bir saatte kesin çözüm

    “Her gün bir avuç dolusu ilaç almasına rağmen tansiyonu 16/9’un altına düşmeyen hastalarda, yeni geliştirilen Renal Denervasyon tedavi yöntemiyle yüz güldürücü sonuçlar elde edilmektedir” diyen Prof. Dr. Hamza Duygu, Renal Denervasyon tedavisinin, böbrek damarlarının çevresindeki sinirlerin anjiyografiye benzer bir yöntemle kasıktan girilip, yüksek ısı verilerek yakılması işlemi olduğunu ve en çok bir saat içinde tamamlanan bu işlemin böbreğin kendisine herhangi bir zarar vermediğini belirtti. Renal Denervasyon tedavisinin uygulanış şekli ile ilgili açıklamalarına devam eden Prof. Dr. Hamza Duygu şunları söyledi; “Bu yöntemde hasta uyutulmadan, kasık bölgesi uyuşturulduktan sonra böbrek atardamarına iğneyle girilip içine ince küçük bir cihaz yerleştirilir. Ardından röntgen ışınları altında ‘kateter’ denilen ince uzun bir boru böbrek atardamarının ağzına konumlandırılır. Borunun içinden ilerletilen ince bir tel yardımıyla kısa sürelerle verilen radyofrekans dalgalarıyla, damar çevresindeki tansiyona neden olan sinirler yakılarak tahrip edilir. Böylece beyinden gelen ve böbrekleri tansiyonu yükseltmesi için uyaran uyarılar ortadan kaldırılır ”dedi.

    “Yedi farklı ilaç kullanan hipertansiyon hastası, Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi’nde uygulanan ‘Renal Denervasyon’ yöntemiyle tedavi edildi”

    İşlem sonrasında hastaların birkaç saat sonra ayağa kalkabildiğini ve bir gün sonra da taburcu olduğunu belirten Prof. Dr. Hamza Duygu, hasta seçimi titizlikle yapıldığı takdirde bu yöntemle olumlu sonuçlar alındığını, yüksek tansiyonun neden olduğu kalp krizi, felç, kalp yetmezliği gibi istenmeyen durumların önlenebildiğini ifade etti. Prof. Dr. Hamza Duygu son olarak Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi’nde Renal Denervasyon yöntemiyle tedavi edilen hastayla ilgili şunları söyledi; “Bu tedavi yöntemi, 7 farklı ilaç almasına rağmen tansiyonları 18/10’un altına düşmeyen 47 yaşındaki erkek hastaya hastanemizde başarıyla uygulanmıştır. KKTC’de ilk kez uygulanan bu yöntem sayesinde 45 dakikalık işlem sonunda hastanın tansiyon kontrolü sağlanabilmiş ve işlem sonrası 3 ilacı kesilmiştir. İlerleyen süreçte yapılan işlemin olumlu etkileri neticesinde ilaç sayısının daha da azaltılarak hastanın takip edilmesi planlanmaktadır. Bu yöntem, 4 ve üzerinde ilaç almasına rağmen tansiyonları kontrol altına alınamayan hastalar için yeni, ilaç dışı tedavi olarak bir umut ışığı olacaktır. Bu konudaki çalışmalar tüm dünya genelinde yoğun bir şekilde devam etmektedir” açıklamalarında bulundu.

  • Bazı kulak rahatsızlıkları burun tedavisi gerektirebilir

    NCR İnternational Hospital Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanlarından Prof. Dr. Yaşar Çokkeser, bazı kulak rahatsızlıklarının burun tedavisi gerektirebileceğini ifade etti.

    Prof. Dr. Yaşar Çokkeser, bazı kulak rahatsızlıkları için buruna müdahale edilmesi gerektiğini söyledi. Çokkeser, “Burun ve kulak arasında yer alan ve kulağın hava almasını sağlayan tübaöstaki borusu burundaki hastalıklar nedeni ile verimli çalışamaz hale gelmektedir. Bu da kulakta bir takım hastalıkların ortaya çıkmasına neden olabilmektedir. Gerek burun hastalıkları, gerekse de tübaöstakinin hastalıkları uygun teknoloji ve tekniklerle tedavi edilerek kulaktaki iltihap ve işitme kaybı gibi sorunlar başarı ile tedavi edilmektedir. Tübaöstakiye yönelik ameliyatsız, balonla genişletme de tedavi alternatiflerinden birisidir” dedi.

  • Uzm. Dr. Hüseyin Katlandur: “Gizli kalp riski bulunanların tespit ve tedavisi önemli”

    Kardiyoloji Uzmanı Dr. Hüseyin Katlandur, gizli kalp hastalığının bir anda ortaya çıktığını, hastalığın tespit ve tedavisinin önemli olduğunu söyledi.

    Konya Hospital Kardiyoloji Uzmanı Dr. Hüseyin Katlandur, gizli kalp hastalığının bir anda ortaya çıkabileceğini belirterek, “Gizli kalp hastalığı, hastalık sürecinde belirti ve bulgu vermeyerek bir anda ortaya çıkan kalp hastalığı olarak tanımlanır. Şikayet her zaman oluşmayabilir. Yapılan araştırmalarda kalp krizi geçiren hastaların 3’te 1’inde kriz öncesinde herhangi bir şikayetlerinin olmadığı saptanmıştır. Bu nedenle bu hastalığa maruz kalabilecek riskli kişilerin erken tespit edilmesi önemlidir. Öncelikle belirtmeliyim ki hastalık gelişimi için belirtilen riskler her zaman hastalığa yol açmayabileceği gibi hiçbir risk faktörü olmayan kimselerde de ani kalp krizi oluşabilir. Risk altında olan kişiler ailesinde (anne, baba, kardeş gibi 1. derece) kalp hastalığı olan, şeker hastalığı, hiperlipidemi (yüksek kolesterol) ve hipertansiyon nedeniyle tedavi alan, sigara kullanan kimselerdir” şeklinde konuştu.

    “Göğüs ağrısı şikayeti olan kişi kalp hastası olarak değerlendirilemez”

    Göğüs ağrısı şikayetlerinin kalp hastalığı olarak değerlendirilmediğini kaydeden Dr. Katlandur, göğüs ağrısı olan hastaların 5’te 1’inde kalp hastalığının saptandığını ifade etti. Katlandur şöyle konuştu:

    “Burada en önemli faktör hastada yukarıda belirttiğim risklerin ne kadar zamandır tek olarak ya da beraber bulunduğudur. Mesela kişinin 1 yıldır şeker hastası olması onu kalp hastası yapmaz ama bir kimse hem sigara içiyor hem de şeker hastalığı varsa o zaman kardiyak risk oldukça artacaktır. Bu hastalara tavsiyemiz 40 yaş ve üzerinde en az yıllık kontrole gelmeleri olur. Göğüs ağrısı şikayeti olan kişi kalp hastası olarak değerlendirilemez. Yapılan araştırmalarda göğüs ağrısı olan kişilerin ancak 5’te 1’inde kalp hastalığı olduğu saptanmıştır. Tipik göğüs ağrısı burada en önemli kavram olarak karşımıza çıkar. Basitçe tarif etmek gerekirse bu ağrı göğsün tam ortasından başlayıp kollara, boyuna ve sırta yayılım gösteren bir ağrıdır. Genelde yürüme, merdiven çıkmakla meydana gelir ve istirahat etmekle geçer.”

    “Öncelikle sahip olduğumuz risklerin tespiti ve tedavisi önemli”

    Hastaların farklı şikayetler ile geldiklerini belirten Dr. Hüseyin Katlandur, sahip olunan risklerin tespitinin ve tedavisinin önemli olduğunu vurguladı. Katlandur, “Kalbin konumu gereği maalesef her zaman klasik göğüs ağrısı olmaz. Bazı hastalar şiddetli karın ağrısı, bazıları kolda uyuşma, bazıları alt çene ve dişlerde uyuşma gibi şikayetlerle yanlışlıkla dahiliye, nöroloji, diş hastalıkları gibi bölümlere giderler. Özellikle acil servislerde mide ülseri düşünülüp sonradan kalp krizi geçirdiği anlaşılan çok sayıda hasta vardır. Bir de şeker hastalarında zamanla ağrı duyusunda kaybolma olduğu için bu hastalar hiçbir ağrı duymaksızın da bazen kalp krizi geçirmiş olabilirler. Tüm bu hastaların kalp hastalığı ancak çekilen EKG ve yapılan ayrıntılı muayene ile anlaşılabilir. Öncelikle sahip olduğumuz risklerin tespiti ve tedavisi önemli. Tabii ki her risk tedavi edilemez. Mesela anne ve babasında kalp hastalığı olan kimselerden ailesini değiştirmelerini bekleyemeyiz. Ancak şekerimiz, tansiyonumuz, yüksek kolesterolümüz varsa tabii ki bunları kontrol altına alarak işe başlayabiliriz. Mesela diyabeti olan kişiler öğünlerinde hamur işi, şerbetli tatlılardan kaçınmaları gerekir. Tabii ki tansiyonumuz yüksekse tuz kullanımımızı mümkün olduğu kadar azaltmalıyız. Yüksek kolesterolü olanlar da hem ilaç kullanıp hem de hayvansal yağları mümkün olduğunca az kullanmalıdırlar. Tüm risk grubundaki kişilerin günlük toplam 5 kilometre, yani 10 bin adım yürüyüş yapmalarını da tavsiye ederiz” dedi.

  • Sahipsiz hasta tedavisi sonrası huzurevine yerleştirildi

    Samsun’da hastanenin acil servisinde tekerlekli sandalye üzerinde hayatını sürdüren ve sol ayağı çürüyen sahipsiz adam, tedavisinin ardından kalacak yeri olmadığı için huzurevine yerleştirildi.

    Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisini uzun zamandır mesken tutan Bodrum nüfusuna kayıtlı 57 yaşındaki Ahmet Özcan’nın tekerlekli sandalye üzerinde hayatını sürdürmesi ve yakınlarının sahip çıkmaması üzerine hastane yönetimi Özcan’a sahip çıktı. Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Eda Türe, dilenen ve sol ayağı enfeksiyon kaptığı için çürümeye başlayan Özcan’ı tedaviye ikna etti. Ahmet Özcan yıkanarak tıraş edildi ve ardından da hastanede çürüyen sol ayağı kesildi. Hastanedeki tedavisi tamamlanan Özcan, Başhekim Eda Türen’in girişimleri sonucu Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı İlkadım İlçe Müdürlüğü tarafından Havza Huzurevi ve Rehabilitasyon Merkezine yerleştirildi.