Etiket: tedavi

  • Karbonmonoksit Gazından Zehirlenen 4 Kişi Tedavi Altına Alındı

    Kayseri’de sobadan sızan karbonmonoksit gazından zehirlenen 4 kişi tedavi altına alındı.

    Edinilen bilgiye göre, Hoca Ahmet Yesevi Mahallesi Alpkaya Geçidi’nde bulunan evlerinde kalan A.B., Y.B., N.B. ve H.B. sobadan sızan karbonmonoksit gazından zehirlendi. Zehirlenenlerden H.B. durumu fark etmesi üzerine sağlık ekiplerinden yardım istedi. Kısa süre içerisinde eve gelen sağlık ekipleri ilk müdahalenin ardından A.B., Y.B. ve N.B.’yi Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil servisine, H.B.’yi ise Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi acil servisine kaldırdı.

    Kaldırıldıkları hastanelerde tedavi altına alınan A.B., Y.B., N.B. ve H.B.’nin sağlık durumlarının iyi olduğu öğrenildi.

  • Karın Ve Kasık Fıtıklarına Yamalı Tedavi

    Günümüzde karın ve kasın fıtıklarının yama ile tedavi edildiğini ifade eden Yrd. Doç. Dr Savaş Yürüker, tekrarlayan fıtıklarda kullanılacak yamaların cerrahi teknikler kadar önemli olduğunu söyledi.

    Karın ve kasık fıtığının, karın içi organlarının karın duvarındaki bir açıklıktan karın dışına doğru çıkmasıyla meydana geldiğini belirten Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Savaş Yürüker, doğumsal bir zayıflık ya da daha önce yapılan bir ameliyat yerinin karın içi basıncının arttığı durumlarda açılarak fıtığa sebep olabileceğini söyledi. Ağır iş yapmak, hamilelik, kabızlık, prostat hastalığı, astım-bronşit-KOAH gibi akciğer hastalıkları ve kilo almanın karın içi basıncını artırarak fıtığın oluşmasını kolaylaştırdığını kaydeden Yürükler, oluşan bu fıtığın ameliyat dışında tedavisi olmadığını açıkladı. Ayakta ve ıkınınca dışarı çıkan fıtığın, yatınca tekrar karın içine girdiğini dile getiren Yürükler, karın içi organlarının fıtığın içinde sıkışması durumunda ise acil ameliyat gerekebileceğini söyledi.

    “FITIK ALANI YAMA İLE ONARILMAKTADIR”

    Fıtık alanının güçlü dikişlerle dikilmesinin eskiden en çok yapılan tedavi yöntemi olduğunu belirten Yrd. Doç. Dr. Savaş Yürüker, “Günümüzde bu yöntem fıtığın sık tekrarlaması yüzünden büyük oranda terk edilmiştir. Bunun yerine artık fıtık alanı yama ile onarılmaktadır. Fıtığın oluşumunu artıran nedenlerin ortadan kaldırılamadığı durumlarda, örneğin akciğer hastalığı, standart bir yamalı onarım yeterli olamayabilir. Bu yüzden birçok farklı ameliyat tekniği geliştirilmiş ve fıtık alanının daha güçlü onarılması sağlanmıştır. Önden onarım, arkadan onarım, açık onarım ve kapalı onarım gibi birçok farklı yöntemle fıtık ameliyatları yapılmaktadır. Tekrarlayan fıtıklarda kullanılacak yamalar da cerrahi teknik kadar önemlidir. Karın içine konacak yamalar, standart yamalara göre çok pahalı özel ürünlerdir ve standart yamalar gibi maalesef her sağlık kuruluşunda bulunmamaktadır. Yamalar fıtığın tekrarlamasını azaltmasına rağmen, tekrarlayan fıtık yine de önemli bir sağlık sorunu olmaya devam etmektedir. Çünkü tekrarlayan fıtıklarda her cerrahi girişim hasta için bir risk oluşturmaktadır. Tekrarlama sayısı arttıkça fıtığın onarımı zorlaşmakta ve tedavi şansı azalmaktadır. Bazı hastalarda yamalara ait sorunlar da olabilmektedir. Yama yabancı cisim gibi reaksiyon vererek hem akıntı hem de fıtığın tekrarlamasına neden olabilmektedir. Bu hastalarda mevcut yamanın çıkarılıp, yeniden yamalı ya da yamasız fıtık onarımı yapılması gerekir. Bu yüzden tekrarlayan fıtık olgularında standart yamalı onarım yerine, özel yama ve güncel cerrahi teknik imkanlarının olduğu merkezlerde tedavi olmaları gereklidir” dedi.

  • Türkmenler Sınırda Tedavi Ediliyor

    Hatay’ın Yayladağı ilçesinin hemen karşısındaki Bayırbucak Türkmen bölgesinde, Türkmenlerle rejim birlikleri arasındaki çatışmalar devam ediyor. Yaklaşık 1 aydır giderek şiddetini artıran çatışmalarda bugüne kadar toplam 67 yaralı, Hatay’daki hastanelere getirilerek tedavi altına alındı.

    Bayırbucak Türkmen bölgesine yönelik saldırılar 24 Kasım’da sınırda Rus savaş uçağının düşürülmesinin ardından giderek şiddetini artırmıştı. Yaşanan şiddetli çatışmalar devam ederken, bugüne kadar bölgeden gelen toplam 67 yaralı, Hatay’daki hastanelerde tedavi altına alındı.

    SAHRA HASTANESİNDE İLK MÜDAHALE YAPILIYOR

    Sınırın sıfır noktasında Yamadi Çadır Kenti yakınlarına kurulan ve 25 personel 4 ambulansla hizmet veren Sağlık Bakanlığı’na ait sahra hastanesi bölgeden gelen yaralılara ilk müdahalenin yapıldığı yer olarak dikkat çekiyor. Hastanede bugüne kadar Türkmen bölgesinden Hatay’a geçirilen birçok yaralıya ilk tedavileri uygulanırken, bölgedeki Türkmen çadır kentinde kalan ve hastalananlara da ilk müdahaleyi sahra hastanesi yapıyor.

    Öte yandan, hava saldırılarının azalmasına rağmen bölgede Esed rejimine bağlı birliklerle Türkmenler arasındaki çatışmalar devam ediyor. Yer yer şiddetlenerek devam eden çatışmalarda Türkmenlerin bölgede birkaç kritik noktayı daha ele geçirdiği öğrenilirken, olumsuz hava koşulları nedeniyle bölgede yaşayan Türkmenlerin zor günler geçirdiği gelen bilgiler arasında.

  • Vali Süleyman Kahraman’dan Tedavi Olan Küçük Abdullah’a Ziyaret

    Daha önce Erzincan Valiliği tarafından düzenlenmiş olan bir programda gözünde kayma olduğu fark edilen Abdullah’ın tedavisi için Erzincan Valisi Süleyman Kahraman talimat verdi.

    Vali Süleyman Kahraman 11 yaşındaki Abdullah’ı tedavi ettirdikten sonra evine ziyarete gitti. İnönü Mahallesinde ikamet eden Küçük Abdullah’ın ailesi Vali Kahraman’a ziyaretlerinden dolayı çok mutlu olduklarını ifade ederek Vali Kahraman’a teşekkür ettiler.

    Vali Süleyman Kahraman gördüğü tedavi sonrası iyi olan Abdullah’a ve kardeşine hediye verdi. Abdullah’ın geleceğine ışık olan Vali Kahraman, Abdullah’ın ülke ve insanlık için hayırlı bir evlat olmasını temennisinde bulundu.

  • Koah Tedavi Edilebilir Bir Hastalıktır

    Acıbadem Ankara Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ayşe Yılmaz, Dünya KOAH Günü nedeniyle, “Sigara içen her beş altı kişiden birinde KOAH gelişmektedir. Dünya’da ve Türkiye’de 210 milyon KOAH olduğu ve bunların büyük bir bölümünün tanı almadığı (yüzde 70-90) tahmin edilmektedir” dedi.

    Acıbadem Ankara Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ayşe Yılmaz, 18 Kasım Dünya KOAH Günü nedeniyle, hastalığın sebepleri, nedenleri ve tedavisi ile ilgili açıklama yaptı.

    KOAH hastalığının, uzun süredir hava yollarında tıkanmaya neden olan, ilerleyici ve tam olarak geri dönüşümü olmayan, fakat önlenebilir ve tedavi edilebilir bir akciğer hastalığı olduğuna dikkat çeken Yılmaz, “KOAH hastalığı özellikle sigara dumanı ve diğer zararlı gaz ve parçacıklara bağlı olarak gelişen hava yollarının mikrobik olmayan iltihabıdır. KOAH tanımı içinde ’kronik bronşit’ ve ’amfizem’ birlikte yer alırlar. Hava yollarında daralma ile birlikte akciğerin en küçük birimi olan ve kana oksijen taşınmasını sağlayan hava keseciklerindeki harabiyete bağlı olarak normalde balon gibi esnek olan genişleyip-daralabilen hava yolları bu özelliğini yani elastikiyetini yitirirler. Genişlemiş hava keseciklerine giren havanın çıkması zorlaşır, daha da şişer. Bu bulgular ’amfizem’ olarak adlandırılır. KOAH’ta ayrıca küçük hava yolları mikrobik olmayan iltihap nedeniyle şişer, balgam üreten bezlerin aşırı çalışması nedeniyle balgam miktarı artar. Daralan hava yollarından havanın geçişi güçleşir. Bu bulgular ise ’kronik bronşit’ olarak adlandırılır ve en az iki yıl üst üste ve bu iki yılın en az üç ayında öksürük ve balgamla seyreden ilerleyici bir rahatsızlık olarak tanımlanır” ifadelerini kullandı.

    KOAH’ın görülme sıklığının 40 yaş üstü yetişkinlerde yüzde 15-20 olduğunu belirten Doç. Dr. Yılmaz, “Sigara içen her beş altı kişiden birinde KOAH gelişmektedir. Dünyada ve Türkiye’de 210 milyon KOAH olduğu ve bunların büyük bir bölümünün tanı almadığı (yüzde 70-90) tahmin edilmektedir. Ülkemizde tahminen 3-5 milyon KOAH’lı hasta vardır, bu hastaların sadece 300-500 bini kendisinde hastalık olduğunu bilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre tüm dünyada KOAH en önemli 4. ölüm nedenidir, yılda 2,9 milyon kişinin ölümüne neden olmaktadır ve tüm ölümlerin yüzde 5.5’inden sorumludur. Ülkemizde ölüm nedenleri arasında KOAH 3. sıradadır ve her yıl bu hastalıktan 26 bin kişi ölmektedir” dedi.

    Hastalığın nedenlerini sıralayan Yılmaz, açıklamalarına şöyle devam etti:

    “Hastalığın en önemli nedeni sigara bağımlılığıdır. Ülkemizde erişkinlerin yaklaşık yarısı sigara içmektedir ve son yıllarda kadınlarda sigara içiminin yaygınlaşmasıyla kadınlarda da KOAH hızla artmaktadır. Kişinin sigaraya başlama yaşı, günlük ve toplam içilen miktar ve dumanın yoğunluğu hastalığın gelişimini etkilemektedir. Otuz yaşından sonra akciğer kapasitesi her yıl azalmaya başlar. Sigara içenlerde bu oran çok daha fazladır; ancak sigaranın bırakılması ile bu azalma yavaşlamaktadır. KOAH gelişiminden yüzde 80-90 oranında sigara içiminin sorumlu olduğu ve sigara içmeyenlere göre hastalığın gelişme riskinin 9,7-30 kat arttığı rapor edilmiştir. Pipo ve puro içimi de risklidir. Sigara içmeyenlerin, özellikle de anne ve babası sigara içen çocukların sigara dumanına maruz kalmasıyla bu kişilerde ileri yaşlarda astım ve KOAH başta olmak üzere solunum sistemi hastalıkları daha çok görülür. Bazı çevresel ve genetik faktörler hastalık gelişiminde etkilidir. İş yerindeki meslek nedeniyle organik-inorganik toz, duman ve çeşitli gazların solunması (maden, metal, odun, kağıt imalatı, çimento, tahıl ve tekstil işçiliği vs.), kimyasal maddeler ve ülkemizde özellikle sigara içmeyen kadınlarda iyi havalanmayan evlerde ısınma ya da yemek pişirme amacıyla çalı, çırpı, odun ya da tezek yakmak ve bunların dumanına maruz kalmak iç ortam hava kirliliğine ve KOAH’a yol açabilir. Kentlerdeki hava kirliliği hem KOAH’a hem de bu hastalığın alevlenmesine neden olur. Hastaların yaklaşık yüzde 1’inden az bir kısmında genetik nedenler sorumlu olabilir. Düşük sosyoekonomik koşullarda yaşayanlarda akciğer fonksiyonları daha düşük olduğundan KOAH gelişimi hızlıdır. A, C, E vitamini eksikliği ve alkol kullanımı da KOAH gelişiminde rol oynayabilmektedir.”

    Nefes darlığı veya kronik öksürük ve balgam çıkarma gibi şikayetlerle KOAH hastalığının ortaya çıktığını ifade eden Yılmaz, “Hastalığın ilk aşamalarında ortaya çıkan öksürük yakınması aslında hastalığın ilk belirtisi olmasına rağmen genellikle sigara içimine bağlanır. Hastalık aslında bu ilk aşamada saptanabilirse ilerlemesi durdurulabilir. Nefes darlığı hastalığın erken dönemlerinde hızlı yürüme veya merdiven çıkma gibi eforlar ile ortaya çıkarken hastalığın ilerlemesi ile düz yolda ve istirahat halinde nefes darlığı oluşur; kış aylarında ve özellikle hava kirliliğinin yoğun olduğu dönemlerde ve gribal enfeksiyonlar sonrasında bu yakınmalar artar. Nefes darlığı nedeniyle fizik aktivitede azalır ve hastanın yaşam kalitesi bozulur. Bu hastalığın önlenmesi ve ilerlemesinin engellenmesinde fiziksel aktivitenin arttırılması gerekmektedir. Kişi, hastalık ilerledikçe artan nefes darlığından dolayı günlük işlerini kendi başına yapamayabilir ve başkalarının desteğine ihtiyaç duyabilir. Bu hastalarda göğüste tıkanma olabilir ve nefes alıp vermeleri sırasında hırıltı/hışırtıya benzer bir ses etraftan duyulabilir. Bazen balgamla birlikte kan gelebilir. Nefes darlığına bağlı uyku, beslenme bozulabilir ve harcanan enerjinin artmasıyla hasta kilo kaybeder ve zayıflayabilir. Hastalığın ileri dönemlerinde oksijen yetersizliğine bağlı morarma, aşırı yorgunluk, güçsüzlük, kalp yetersizliğine bağlı bacaklarda şişme ve kalpte ritm bozuklukları görülebilir” diye konuştu.

    KOAH’ın tanısı, basit bir test olan “nefes ölçüm testi” ile kolayca konabileceğini belirten Yılmaz, “KOAH’ın erken tanısı, hastalığa bağlı sakatlık ve ölüm oranlarını azaltacaktır. Sigara içiminin bırakılması, KOAH’ın gelişme ve ilerleme riskini azaltan ve hastalığın ilerlemesini durduran tek ve en etkili girişimdir. Sigara bağımlılığı tedavi edilebilen bir hastalıktır. Sigara içicilerin 40-50’li yaşlarda sigarayı bırakmaları durumunda, akciğer fonksiyonlarındaki kayıp kısmen düzelmektedir. Diğer çevresel ve mesleki zararlı toz ve dumandan uzak durulması, grip ve zatürre aşılarının yapılması ve nefes yoluyla alınan ilaç tedavisinin yanı sıra fiziksel aktivitenin artırılması hem hastalık gelişimi, hem hastalığın ilerlemesi ve kötü sonuçlarının önlenmesinde çok önemlidir. Haftanın en az 5 günü ve günde en az 30 dakika kadar orta yoğunluktaki bir fiziksel aktivite, örneğin yürüyüş yeterli olacaktır. Hastalığın derecesine göre tıbbi tedavi belirlenir. Akciğerlere giden hava miktarını arttırmayı sağlayan ilaçlar ve hastalığın ağırlığına göre eklenen inhaler steroidler ile hastalığın uzun süreli tedavisi yapılır. Ağır ve çok ağır KOAH’lı olgularda solunum yetmezliği geliştiğinde hastaların özelikle geceleri, uyku ve efor sırasında olmak üzere en az 15-18 saat süre ile oksijen almaları gerekir. KOAH tedavisinde, hastalık alevlenmelerinin önlenmesi de amaçlanmaktadır. Alevlenme, hastanın solunum yolu şikayetlerinde günlük gözlenen normal değişikliğin ötesinde ilaç değişikliğine yol açan bir kötüleşme olarak tanımlanmaktadır. Ayrıca KOAH’lı hastalarda yüksek tansiyon, kalp yetmezliği, kalp damar hastalığı ve şeker hastalıkların tanılarının konması ve tedavilerinin yapılması gerekir” dedi.

    ‘Hastalar genellikle nefes darlığı ilerlediğinde başvurduklarından tanı ve tedavide genellikle geç kalınmış olur’ diyen Yılmaz, şöyle devam etti:

    “Bu nedenle 40 yaş üstü, sigara içmiş ya da içmekte olan ve meslek nedeniyle ya da çevresel ortam gereği tozlu ortamlarda bulunan kişilerde uzun süreli öksürük, balgam ve nefes darlığı yakınmalarından en az birinin bulunması halinde kişinin bir göğüs hastalıkları hekimi tarafından görülüp ’nefes ölçüm testi (spirometri=solunum fonksiyon testi)’ yaptırması gerekir. Çünkü hastalığın erken teşhisi ve ilerlemesinin önlenmesi açısından sigaranın bırakılması önemlidir.”