Etiket: tedavi

  • Onkoloji Hastaları Empatiyle Tedavi Ediliyor

    İzmir’de bulunan özel onkoloji hastanesi hastalarını empati kullanarak tedavi ederken, hastalarına bir aile ortamı sunuyor.

    Ege Özel Onkoloji Radyoterapi Merkezi Genel Koordinatörü Füsun Gökçe onkoloji hastalarının bir çok zorluğa göğüs gerdiğini belirterek, “Merkezimize gelen hastalarımıza empati yaparak, sevgiyle yaklaşıyoruz. Tüm hastalarımız ailemizden biri gibi ” dedi.

    Ege Özel Onkoloji Radyoterapi Merkezi Genel Koordinatörü Fizik Mühendisi Füsun Gökçe, onkolojinin özel ve dikkat gerektiren bir alan olduğunu söyledi. Onkoloji hastalarına ve yakınlarına güler yüzlü hizmet vermeye çalıştıklarını anlatan Gökçe, merkezlerinde çalışan tüm personelin işlerini özveriyle, ‘hastaları müşteri değil ailenin bir ferdi’ gibi görerek hizmet verdiğini söyledi. Özellikle onkoloji tedavisi alanında hizmet veren sağlık çalışanları ve diğer personelin empati kurmasının önemine dikkat çeken Gökçe, “Hastalarımız ve yakınlarına, ‘Ya ben onun yerinde olsaydım’ düşüncesiyle yaklaşıyoruz. Aramızda zamanla çok güzel bir bağ oluşuyor. Hastalarımız merkezimize güler yüzle geliyorlar. Hepsini ailemizin birer ferdi gibi görüyoruz. Uzak yoldan gelen hastalarımızın kendilerini birazda olsa rahat hissetmesi için elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Hastalarımıza, ‘teyzeciğim’, ‘amcacığım’ diyerek sesleniyoruz. Bu onları mutlu ediyor. Onlara aileden olduklarını hissettiriyor.” dedi.

    “22 YILDIR SEKTÖRDEYİZ”

    Merkezlerinin 22 yıldır onkoloji tedavisi alanında hizmet verdiğini anlatan Gökçe, “Özel Ege Onkoloji Merkezi 1995 yılında Alsancak’ta hizmet vermeye başladı. 1998 yılında Kahramanlar’da Özel İzmir Onkoloji Dal Merkezi’ni hayata geçiren kurumumuz, kuruluşundan bu yana konusunda deneyimli uzman kadrosu ve gelişmiş radyoterapi cihazlarıyla hizmet vermektedir. Kurumumuz hizmet ağını geliştirmek amacıyla ilerlediği yolda İzmir Atatürk Devlet Eğitim ve Araştırma Hastanesi Radyoterapi ve Tepecik Dr. Suat Seren Göğüs Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Radyoterapi Hizmet Alımı ihalelerinde başarı sağlayarak, bu iki kurumun da radyoterapi hizmetini verme sorumluluğunu yüklenmiştir” diye konuştu.

  • Bel Fıtığında Ameliyatsız Tedavi Dönemi

    Opr. Dr. Cafer Abbasoğlu, bel fıtığı olan hastaların artık ameliyat olmadan lazer ışınları ile tedavisinin yapıldığını söyledi.

    Abbasoğlu, bel fıtığının omurlar arasındaki disk denilen yapının, zorlanma, ağır kaldırma gibi aktiviteler sonrasında etrafındaki liflerin yırtılarak sinir kanalına doğru çıkıntı yapması olduğunu belirterek, “Bel fıtığı, MR ile teşhis kesinleştirilmelidir. Bel fıtığının teşhisinde MR fıtığın hangi derecede ve hangi seviyede olduğunu gösterir. Belirtileri ise, bacağa doğru yayılım gösteren uyuşukluk, ağrı, hissizlik, bazen kısmi felç, idrar kaçırma ve büyük abdest çıkarmaktır. Bel fıtığı sinir köküne baskı yaparak, sinir kökünde iltihap ve ödem meydana getirir. Bacağa vuran ağrı ve uyuşmanın nedeni işte bu sinir kökü iltihabı ve ödemidir. Düşük enerjili lazer tedavisinde özellikle yeşil lazer tedavisinde kısa sürede ameliyatsız bıçaksız ve hastanelerde yatış olmadan bölgedeki ödemi çözerek kaslardaki gevşekliği sağlayarak hastanın şikayetleri büyük ölçüde giderilmektedir” dedi.

    Ameliyat gereken bir durum yoksa ilk yapılması gerekenin sinir kökü hasarı ve fıtığa bağlı ağrının giderilmesi olduğunu kaydeden Opr. Dr. Abbasoğlu şunları söyledi:

    “Bunun için, ağrı kesici, kas gevşetici ilaçlarla beraber sinir kökündeki ödemi ve iltihabı giderici ilaç tedavisi uygulanır. Akut dönem, bahsettiğimiz tedavilerle geçirildikten sonra bel fıtığına yönelik esas tedavi başlar. Fiziksel tedaviler ve rehabilitasyondur. Fiziksel tedavilerden elektrik, ağrının azaltılmasında; yüzeysel ve derin ısıtıcılar ile lazer, dokuların esnekliğinin tekrar kazanılmasında; traksiyon ise fıtığın geri itilmesinde etkilidir. Tedavi edici egzersizler adının verdiğimiz özel egzersizler, fizyoterapistler tarafından her hastaya özel olarak belirlenir. Bu egzersizler, bel çevresi kasları ve bağların yeniden şekillenmesini sağlayarak fıtığın tekrar çıkmasını önleyici etkiye sahiptir. Sırasıyla ilaç tedavisi,enjeksiyon tedavileri, korse, istirahat, belden iğne tedavileri, manuel terapi, fizik tedavi, egzersiz, cerrahi, düşük enerjili lazer tedavisi tedavi uygulanmaktadır. Hastaların geçmeyen ağrısı, şikayetleri uygulanan bütün tedavilere rağmen devam ediyorsa bizim kliniğimizde düşük enerjili lazer tedavisi en önemli alternatif tedavilerden biri sayılmaktadır.”

    DÜŞÜK ENERJİLİ LAZER TEDAVİSİNİN BEL FITIĞINDA ETKİLERİ

    Bel fıtığı hastalarında fıtık ve çevresinde kan damarları olmayan ve difüzyon ile beslenen diskin beslenme bozukluğu fıtık ve şikayetlere neden olduğunu aktaran Abbasoğlu, “Düşük enerjili lazer tedavisinde hekim fıtığın derecesine ve bölgesine göre düşük enerjili lazerlerin dalga boylarına ve güçlerini seçerek tedavi uygulamaktadır. Bu tedavide disk çevresinde ana amaç diskte kansızlığa bağlı meydana gelen harabiyet ve dejenerasyonlar çevredeki dokularda kanlanmayı perfüzyonu ve difüzyonu arttırarak kansız bölgelere kan vererek tedavi etmektedir. Böylelikle hastalıklı olan disk kanlanarak ve canlanarak fıtıklaşmayı azaltarak hastanın şikayetleri büyük ölçüde yok edilmektedir. Hastaya ameliyatsız ve konforlu bir yaşam sunulmaktadır. Böylelikle düşük enerjili lazer tedavisi fıtık olan bölgeye uygulandığı zaman seanslar şeklinde fıtığın çevresindeki kanlanmayı ve perfüzyonu arttırdığı için hastanın şikayetleri ve sorunları giderilmektedir” şeklinde konuştu.

  • İdrar Kaçırmada Yüz Güldüren Tedavi!

    Tüm dünyada yaygın olan idrar kaçırma sorununun ülkemizde de birçok kadının çözüm aradığı bir konu olmaya devam ettiği belirtildi. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof.Dr.Cengiz Bahadır, her geçen yıl tıp dünyasında yeni yöntemlerin uygulanmaya başlaması, bu konuda problemli olan kadınların da yüzünü güldürdüğünü söyledi.

    MANYETİK PELVİK TABAN STİMULASYONU

    Manyetik Pelvik Taban Stimulasyonu hakkında bilgi veren Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof.Dr.Cengiz Bahadır, “ Kadınlarda idrar kaçırmanın çok sayıda nedeni vardır. En sık sebepler mesanenin enfeksiyonları (sistit), zor doğumlar, çok sayıda doğum yapmak, menopoz sonrası rahim sarkmaları, mesane taşları, rahim ve diğer genital organlardan geçirilen operasyonlar sayılabilir. Ayrıca sinir sistemi kaynaklı felçler, Alzheimer ve demans gibi hastalıklar da sık rastlanılan idrar kaçırma nedenleri arasındadır. Yine şeker hastalığı, obezite de idrar kaçırma nedeni olabilir. Özellikle yaşlı hastalarda kas gevşeticiler, idrar söktürücüler, sinir sitemine etkili ilaçlar, tansiyon ilaçları da idrar kaçırma nedeni olabilir. Bu idrar kaçırma nedenleri arasında sık rastlanılan zor doğumların ayrı bir önemi vardır. Uzamış zor doğumlar sırasında mesaneyi yerinde tutan kaslarda küçük yada büyük yırtıklar oluşabilmektedir. Bu tip durumlarda mesane doluyken hapşırma, öksürme ve ağır bir yük kaldırma ile idrar kaçırma oluşur ki bu duruma stres inkontinansı denir. Bu durum ilerlerse mesane tam dolu değilken bile idrar kaçırma olabilir. Birde “urge inkontinans” değimiz bir diğer sık rastlanılan idrar kaçırma şekli vardır. Bu durumda hasta idrarının geldiğini hisseder ama tuvalete gidene kadar bir miktarını kaçırır. Bu durum genelde sistit gibi kronik mesane enfeksiyonlarında ve diğer genital sistem rahatsızlıklarında görülebilir. Bazen bir neden tespit edilemeyebilir.” Dedi.

    İDRAR KAÇIRMA NASIL TEDAVİ EDİLMELİDİR?

    İdrar kaçırmanın başarılı bir şekilde tedavi edilmesi için kaçırmanın nedeninin tam olarak ortaya konması gerektiğini anlatan Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof.Dr.Cengiz Bahadır, şunları kaydetti “Çoğu hastada hastanın şikayetlerinin dinlenmesi bile tanı için yeterli olabilir. İdrar yolları ultrason incelemesi, idrar testi de ayırıcı tanıda yardımcı olabilir. Zor olgularda ise ürodinami olarak adlandırılan ve idrar kaçırmadaki bozukluğu tam olarak ortaya koyabilen özel bir test uygulanmaktadır. Gerekli testlerle idrar kaçırmanın sebebi ortay konduktan sonra tedaviye geçilebilir. İdrar kaçırma tedavisinde egzersiz, manyetik kas stimulasyonu, ilaç tedavisi ve son olarak çeşitli ameliyat yöntemleri uygulanabilir.

    EGZERSİZ

    Tedavinin olmazsa olmazıdır. Hastaya deneyimli bir fizyoterapist tarafından pelvik taban kaslarını nasıl kullanması gerektiği öğretilir. Yaptırılan özel egzersizler ile idrar tutmaya yardımcı kasların gücü artırılır. Hasta bu egzersizleri evinde de kendi uygulamaya devam eder. Egzersiz tedavisinin tek olumsuz yanı hastada belli bir bilinç düzeyi gerektirmesidir. Yani Alzheimer’li ve felçli hastalarda uygulanması zordur. İlaç ve manyetik stimülasyon tedavisi ile kombine olarak kullanılabilir.

    MANYETİK PELVİK TABAN STİMULASYONU

    Bu yeni yöntemde özel bir cihaz ile pelvik taban kasları manyetik akım ile uyarılır. Bu sistemde hasta içine manyetik koil yerleştirilmiş özel bir koltuğa oturur. Hastanın kıyafetlerini çıkarmasına gerek olmayıp günlük kıyafetleri ile oturabilir.Uygulanması son derece kolay ve ağrısızdır. Manyetik stimulasyon uygulandığında hasta pelvik kaslarının kasıldığını hisseder. Haftada 2-3 kez 20 dakika süreyle uygulanır. Hastanın klinik durumuna gire 15-20 seans yeterli olur. Duruma göre seansların arası açılarak daha uzun süreler de uygulanabilir. Bu yöntem idrar tutmayı sağlayan kasların güçlenmesine sebep olarak idrar kaçırmayı tamamen ortadan kaldırabilir yada azaltır. Bir çok bilimsel çalışma ile yöntemin etkinliği ispatlanmış olup ABD’de FDA tarafından da onaylanmıştır. Yalnız tek başına değil mutlaka pelvik taban egzersizleri ile beraber uygulanmalıdır.

    MANYETİK PELVİK TABAN STİMÜLASYONU HANGİ HASTALARDA KULLANILABİLİR ?

    Zor doğum ya da çok sayıda doğuma bağlı olarak pelvik taban kasları zayıflayan ve stres inkontinansı olan hastalar, urge inkontinans vakaları, ameliyat olamayacak hastalar bu yöntemden çok fayda görebilir. Erkeklerde prostat operasyonu sonrasında görülen idrar kaçırma şikayetlerinde de yöntemin etkinliği gösterilmiştir. Yapılan çalışmalarda herhangi bir yan etki gözlenmemiştir.

    İLAÇ TEDAVİSİ

    Uygun hastalarda bazı ilaçlar ile idrar inkontinansı kısmen azaltılabilir. İlaç tedavileri özellikle stres ve urge inkontinans vakalarında etkilidir. İlaç tedavisi uygun hastalarda manyetik stimulasyon ve egzersiz tedavileri ile kombine edilmelidir.

    CERRAHİ TEDAVİ

    Bu tedavi yöntemleri ile şikayetleri azalmayan hastalarda cerrahi yöntemler uygulanabilir. Son yıllarda daha basit yöntemler geliştirilmiş olup uygun vakalarda başarılı sonuçlar alınmaktadır.”

  • Kanser Hastası Kadın Tedavi İçin Yardım Bekliyor

    Adıyaman’ın Kahta ilçesinde yaşayan 2 çocuk annesi kanser hastası kadın, maddi imkansızlıklar nedeniyle tedavi olamadığı için hastalığının 4. evreye kadar ilerlediğini belirterek yardım istedi.

    Adıyaman’ın Kahta ilçesinde ikamet eden 38 yaşındaki 2 çocuk annesi Remziye Güler’in çaresizliği yürek sızlatırken, kanser hastası kadın, “Ölmek istemiyorum çocuklarım için yaşamak istiyorum” diye feryat etti.

    18 yıl önce amcası oğlu Emrullah Güler ile evlenen Remziye Güler, 11 yıl boyunca çocuk hasreti çekti. Güler çifti, tüp bebek yöntemiyle çocuk sahibi olmak istedi. Evliliklerinden 11 yıl sonra tüp bebek yöntemiyle 3 çocuk sahibi olan çift çocuklardan birini kaybetti. Evlat acısını unutmaya çalışan çift, ikinci bir acıyla karşılaştı. Aniden rahatsızlanan anne Remziye Güler’e kanser teşhisi konuldu. Kanser teşhisinin konulmasıyla beraber yıkılan çift neye uğradığını şaşırırken, tedavi için İstanbul’da bulunan bir özel hastaneye gittiler. Hastane masraflarını karşılayamayan Güler çifti tekrar Adıyaman’a döndü. Bu arada Remziye Güler maddi imkansızlıklardan dolayı bitkisel ilaçlar tüketmeye başladı. Yaklaşık 5-6 ay boyunca bitkisel ilaç tüketen Remziye Güler, aniden fenalaşarak hastaneye kaldırıldı. Hastaneye kaldırılan Remziye Güler’in hastalığının ilerlediği tespit edildi. Yaklaşık 2 yıldır tedavi göremeyen Remziye Güler, yetkililerden kendisine yardım elinin uzatılmasını beklediğini vurguladı.

    Eşinin hastalığından dolayı çalışamayan Emrullah Güler de maddi imkansızlıklardan dolayı eşinin tedavi göremediğini, her geçen gün gözleri önünde bitip tükendiğini belirtti.

    3 yaşında 2 çocuğu bulunan Remziye Güler; “Kanser hastası olduğumu öğrendim, baya kötü oldum. Şu an tedavi görmüyorum. İstanbul’da, çok iyi bir doktorun olduğunu öğrendim, oraya gittik, o da maddi imkanımız ve sosyal güvencem olmadığından dolayı tedavi olamadım. Yetkililerden yardım istiyorum. İyi bir doktordan tedavi almak istiyorum” şeklinde konuştu.

    “ÇOCUKLARIM İÇİN YAŞAMAK İSTİYORUM”

    Gözyaşlarını tutamayarak feryat eden Güler, “Eşim şu anda çalışmıyor 1,5 yıldır benimle uğraşıyor. Doktora gidiyoruz. Dediklerine göre şu an hastalığım 4. aşamada. Şu an iyi bir doktorda tedavi olmak istiyorum. Çocuklarım için yaşamak istiyorum, bu hastalığı yenmek istiyorum” şeklinde konuştu.

    Eşinin hastalığından dolayı çalışamadığını ve maddi imkansızlığın her geçen gün artığını vurgulayan Emrullah Güler ise “Eşimin hastalığından dolayı çalışamıyorum. Doktora gidip gelmekten dolayı bir iş yapamıyorum. Başka bir gelirimizde yok. Eşim için yardım bekliyoruz. Allah aşkına yardım edin” ifadelerini kullandı.

  • Vertigoda Öncelikle Altta Yatan Hastalık Tedavi Edilmeli

    Vertigo sadece bir bulgu olduğundan öncelikle altta yatan hastalığın tedavi edilmesi gerekiyor.

    Kulak Burun Boğaz & Baş ve Boyun Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Yavuz Sütbeyaz, vertigo tanısında öncelikle KBB hekimi tarafından fizik muayene ile her iki dışkulak yolu, kulak zarı ve orta kulağın değerlendirildiğini söyledi.

    Vertigo tanısı için bazı testlerin yapılması gerektiğini belirten Prof. Dr. Mehmet Yavuz Sütbeyaz, “İşitme problemi varsa odyometri (işitme testi) ve stapes refleks testi, dolgunluk hissi varsa timpanometri (orta kulak basınç testi) yapılabilir. İç kulaktaki patolojileri saptamak için özellikle vertigonun en sık sebebi olan BPPV (kristal kayması) tespiti ve tedavisinin yönlendirilmesi için mutlaka VNG (videonistagmografi) yapılmalıdır” dedi.

    VERTİGODA TEDAVİ

    Hastaya kamerası olan özel bir gözlük takıldıktan sonra sedyede baş ve gövdeye pozisyonlar verilerek göz hareketleri incelenerek kaydedildiğini anlatan Prof. Dr. Mehmet Yavuz Sütbeyaz, daha sonra şunları kaydetti: “Gözlerdeki kaymalar (nistagmus) incelenerek iç kulak kanallarındaki kristalciklerde kayma varmı (BPPV) varsa hangi kanalda olduğu tespit edilir.

    Vertigo sadece bir bulgu olduğundan öncelikle altta yatan hastalık tedavi edilmelidir. Videonistagmografi testi ile eğer iç kulaktaki kristallerle ilgili problem saptanırsa (BPPV), özel manevralar (Epley, Semont, Barbeque, Gufoni ) veya özel egzersizler (Brandt-Daroff) yaptırılarak kanallarda kristallerin stabilizasyonu sağlanır. Tecrübeli ellerde yapılan test ve manevralarla hastalar bir seansta bile yıllardan beri çektiği vertigo şikayetinden kurtulabilmektedirler. Eğer baş dönmesi Meniere hastalığına bağlı ise, tuz kısıtlaması, sigara yasağı, stresten uzak durma ve gerekirse psikolojik tedavi, allerjen gıdalardan uzak durma ve bazı ilaçlar ile baş dönmesi ataklarının sıklığı ve atakların süresi azaltılmaya çalışılır. Kriz dönemlerinde gerekirse hasta yatırılarak tedavi edilir. Migrenöz vertigolarda tedavi migren başağrılarında olduğu gibidir. Vestibüler nörinit başlangıç döneminde yatak istirahati önerdiğimiz, her gün şikayetleri biraz daha azalarak 15-30 gün içerisinde kendiliğinden düzelen, denge organının bir tür nezlesidir.”