Etiket: TBMM’ye

  • Çekya, TBMM’ye avizeleri teslim etti

    Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İsmail Kahraman, “Meclisimizdeki Bohemya kristallerinin neredeyse tamamı 1957, 1958 yılında bir Çek firması tarafından imal edilmiş ve binanın açılışından önce meclisin inşasından sorumlu bir Türk mimar tarafından bizzat Çekoslovakya’ya gidilip, deneme suretiyle meclise kazandırılmıştır” dedi.

    Çekya, avizeleri TBMM’ye teslim etti. TBMM Başkanı Kahraman, ülkeler için parlamentoların her milletin tarihini ve ruhunu yansıtan özellikler taşıdığını belirterek, millet için Ulus’taki meclis binasının olağanüstü emeklerle kurulmuş bir simge olduğunu ifade etti. Kahraman, “6 Ocak 1961 tarihinde kurucu meclis toplantısıyla hizmete açıldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin binasının mimari özellikleri ve yapısı, Türkiye Cumhuriyeti yüzünü simgeleyecek biçimde ağırbaşlı sağlam, dayanıklı tasarlanmıştır. Meclisimizdeki Bohemya kristallerinin neredeyse tamamı 1957, 1958 yılında bir Çek firması tarafından imal edilmiş ve binanın açılışından önce meclisin inşasından sorumlu bir Türk mimar tarafından bizzat Çekoslovakya’ya gidilip, deneme suretiyle meclise kazandırılmıştır” dedi.

    Kahraman, avizeleri kabul etmekten memnun olduğunu belirterek, 15 Temmuz’da meclisin ışığını karartmak isteyenlere Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Başbakan Binali Yıldırım’ın ve milletin cevap verdiğini hatırlattı.

    Çekya Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Lubomir Zaoralek ise, “Darbecilerin darbeyi yapmaya çalıştığı yer, ülkenizde hür iradenin gösterildiği, demokratik gelişmelerin olduğu ve herkesin hür iradesiyle sözlerini dile getirdiği meclis binasıdır. Darbeye karşı çıkmanız ve demokrasiyi korumuş olmanız için teşekkürlerimi ve takdirlerimi sunmak istiyorum. Askeri darbe başarılı olmuş olsaydı, bu hem ülkeniz hem Çekya hem de Avrupa için çok kötü bir haber olacaktı” ifadelerini kullandı.

    Zaoralek, İstanbul’daki saldırıyı da kınadı ve Türk milletine başsağlığı diledi.

  • Özel bakım evi ile ilgili görüntüler TBMM’ye taşındı

    Antalya’nın Konyaaltı ilçesinde özel bir yaşlı ve bakımevinde cep telefonuyla çekilen görüntüler CHP Antalya Milletvekili Niyazi Nefi Kara tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisine (TBMM) taşındı. Bu görüntülerin ardından sadece Antalya’da değil tüm Türkiye’deki yaşlı ve bakım evlerinin ciddi denetim ve incelemelerden geçmesi gerektiğinin açık olduğunu söyleyen Kara, Türkiye genelince bu bakım evlerinde vefat edenler hakkında açılmış herhangi bir soruşturmanın olup olmadığını da öğrenmek istedi.

    CHP Antalya Milletvekili Niyazi Nefi Kara tarafından TBMM’ye verilen soru önergesinde bakımevlerinin denetimleri yer aldı. İddiaların odağındaki bakım ve yaşlı evi hakkında daha önceden yapılan şikayetler olup olmadığı ve bu bakım evine yapılan denetimler ve hazırlanan raporların sorulduğu önergede Kara, “Bu görüntülerin ardından yaşlı ve bakım evlerinin denetimleri ve hazırlanan raporlar da birilerinin korunduğu izlenimi oluşuyor” dedi.

    Bakımevlerinde yaşanan vefatların da bu görüntülerin soru işaretleri oluşturduğunu belirten Kara, “Bir tek insanın bile ihmal nedeniyle hayatını kaybetmesi kabul edilemezken, yaşlılarımızın ve hastalarımızın ticari meta olarak görülerek ihmalkarlık nedeniyle vefat etmiş olma ihtimalleri, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Devletin kendini sorgulaması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır” ifadelerini kullandı.

    Bu görüntülerin ardından sadece Antalya’da değil tüm Türkiye’deki yaşlı ve bakım evlerinin ciddi denetim ve incelemelerden geçmesi gerektiğinin açık olduğunu söyleyen Kara, Türkiye genelince bu bakım evlerinde vefat edenler hakkında açılmış herhangi bir soruşturmanın olup olmadığını da sordu.

  • Almanya Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Ederer’den TBMM’ye ziyaret

    Almanya Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Markus Ederer, “Hukuk devleti kriterleri son derece önemli bir ayrıntı. Burada bireysel suç unsurundan hareket ederek, bireysel suçun bağımsız mahkemeler nezdinde ele alınması, yargılanması gerektiğinde ceza alması gerekiyor” dedi.

    Almanya Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Markus Ederer, TBMM’yi ziyaret etti. İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Başkanı Mustafa Yeneroğlu ve Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu’nun eşliğinde Başbakanlık ofisinde ve kulislerde inceleme yapan Ederer, daha sonra gazetecilere açıklama yaptı. Ederer, 15 Temmuz’da yaralanan Türkiye’nin Berlin Büyükelçisi Hüseyin Avni Karslıoğlu’nu ziyaret ettiğini belirterek, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Sinirlioğlu ve İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Altıok ile de bir araya geldiğini söyledi. Ederer, “Bu feci ve vahim olan gecenin izlerini görmek, dost ülke temsilcisi ve mensubu, insan olarak beni çok derinden üzdü. Bunları görünce insan böyle bir şeyin yapılabileceğini ne düşünebiliyor, ne hayal edebiliyor. Bu kadar vahim şiddet kullanarak, demokrasinin merkezi Meclis’e, halkın temsilcisinin bulunduğu Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne böyle bir saldırının yapılmasını düşünemiyor. Türk demokratlarla birlikte bizde bu darbeye karşı çıkılabildiği için, bertaraf edilebildiği için büyük memnuniyet duyuyoruz” ifadelerini kullandı.

    Darbenin başarılı olması halinde Türkiye’nin bölge için büyük bir felaket olacağını ifade eden Ederer, “Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde demokratların, milletvekillerinin meclislerini nasıl savunduklarını gördük. Sokakta insanların Türkiye’de demokrasiyi, demokrat insanların demokrasiye nasıl sahip çıktıklarını ve darbeyi bertaraf etmek için çaba gösterdiklerini nedenleriyle gösterdi. Bundan memnuniyet duyuyoruz” şeklinde konuştu.

    Ederer, şunları kaydetti:

    “Biz burada Türk tarafını da, Türk hükümetini de burada yasal hakları doğrultusunda yaşananları, burada suç işleyenlere karşı siyasi, hukuki olarak ama ceza hukuku açısından da kovuşturulmasını, ceza almalarını istiyoruz. Türk tarafı ile yaptığım görüşmede bütün kovuşturma sürecinin Anayasa kriterlerine uygun şekilde, Avrupa değerlerine uygun şekilde yapılması gerektiğini ifade ettim. Bu süreç içerisinde Türkiye’nin üye olduğu uluslararası kuruluşların kriterlerine uyulması gerektiğini, bu sürecin hukuk devleti yapısı içerisinde orantılılık hususu dikkate alınarak olması gerektiğini önemsediğimi ifade ettim. Hukuk devleti kriterleri son derece önemli bir ayrıntı. Burada bireysel suç unsurundan hareket ederek, bireysel suçun bağımsız mahkemeler nezdinde ele alınması, yargılanması gerektiğinde ceza alması gerekiyor.”

  • Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve TBMM’ye füze sistemli koruma

    Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Büyükelçi İbrahim Kalın, 15 Temmuz darbe girişimi gecesi Cumhurbaşkanı Erdoğan ile defalarca telefonla görüştüğünü, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanında bulunan Berat Albayrak’ın kendisine “Çok sakindi, kendinden emindi. Abdest aldı, iki rekat namazını kıldı, ondan sonra da otelden çıktık” dediğini söyledi.

    İbrahim Kalın, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, Başbakanlık ve TBMM’nin füze sistemi ile korunması konusunda “Sadece Cumhurbaşkanlığı Külliyesi değil, Başbakanlık ve TBMM’de gerekli bütün tedbirler alınıyor” açıklamasında bulundu.

    TGRT Haber Televizyonunda TGRT Haber ve İhlas Haber Ajansı Ankara Temsilcisi Batuhan Yaşar’ın hazırlayıp sunduğu Gündem Özel programına konuk olan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Modern tarihte bu şekilde başlayıp sokakta halkın direnişi ile geri püskürtülmüş başka bir darbe olmadığını kaydeden İbrahim Kalın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daveti üzerine Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde bir araya gelen liderlerin verdiği fotoğraf karesinin önemini anlatarak, toplantının samimi bir ortamda geçtiğini ve herkesin darbe girişimine karşı et bir tutum sergilediğini kaydetti.

    Cumhurbaşkanlığı Külliyesindeki liderler zirvesine HDP’nin neden davet edilmediği eleştirilerine de cevap veren İbrahim Kalın, HDP’nin PKK’nın vesayetinden kurtulmuş bir siyasi kimlik olması durumunda görüşmede onların da olabileceğini söyledi.

    İbrahim Kalın, FETÖ örgütünün de tıpkı DEAŞ gibi İslam dinine ve Peygambere zarar verdiğini ifade ederek, Amerikan makamlarının önüne Fethullah Gülen ile ilgili delilleri koyduklarını ve koymaya devam ettiklerini, Amerikan makamlarından gereğini yapmasını beklediklerini kaydetti.

    15 Temmuz gecesi Cumhurbaşkanı Erdoğan ile telefonda defalarca görüştüğünün de altını çizen Kalın, ”Hasan Bey ve Berat Albayrak Bey yanındaydı o gece. Berat Bey, ‘çok sakindi, kendinden emindi. Abdest aldı, iki rekât namazını kıldı, ondan sonra da otelden çıktık’ dedi. Ben de o sırada kendisiyle birçok defa telefonla görüşüp talimat aldım. Ben sesinde en ufak bir tereddüt, panik, şüphe hissetmedim” dedi.

    “Bu aziz millet çıplak elleri ile bu darbeyi durdurdu”

    15 Temmuz darbe girişimi esnasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın halkı sokağa çağırması ile insanların üzerlerinde pijamaları, terlikleri ile sokaklara döküldüklerini, bunun Türk milletinin asaletini ortaya koyduğunu söyleyen İbrahim Kalın, “Bu alçak adamlar ‘darbe yapacağız’ derken bu milletin asil damarlarından birisini harekete geçirdiler, bu aziz millet çıplak elleri ile bu darbeyi durdurdu. Tankların önüne geçti, F-16’ları, helikopterleri, hatta keskin nişancıları bile hiçe sayarak özgürlüğüne, milli iradesine sahip çıktı. Bunu hiç hesaplamıyorlardı. O gün siyasi partilerden medyaya, STK’lardan iş dünyasına, bütün milletimize büyük bir teşekkür borcumuz var. Bugün özgürlüğünü seven dünya halkları Türk milletine gıpta ile bakıyor. Çünkü modern tarihte bu şekilde başlayıp sokakta halkın direnişi ile geri püskürtülmüş başka bir darbe yok. Ya darbeler başarılı olmuş ya vatandaşı karşısına almadan ordu içindeki cuntaların mücadelesi sonucu bastırılmış. Bu şekilde, 40’a yakın F-16, helikopter, 100’lerce zırhlı araç, tanklar, gemiler, binlerce asker, onbinlerce mühimmatla başlatılan bir askeri darbe girişimini bu şekilde milletin çıplak elleri ile elinde sadece bayrak ile göğsünde iman ile püskürtebildiği başka bir örnek yok. Çok ilginç bir şey bu. Bir arkadaşım anlattı, İstanbul’da bir otelin terasından olanları izlediklerini anlattı, ‘biz çıkacağız ama ne yapacağımızı bilmiyoruz, o sırada Cumhurbaşkanımızın telefondan yayınını gördük. Daha yayın bitmeden insanların sokaklara akmaya başladığını gördük. Bir anda onbinlerce insan pijaması ile terliği ile üzerinde ne varsa sokaklara döküldüğünü gördük’ dedi. Bunlar, bu milletin asaletini, demokrasisine, özgürlüğüne ne kadar düşkün olduğunu gösteriyor” dedi.

    “Biz o geceyi unutmayacağız, unutturmayacağız”

    “Bu ülkede bir tane başkomutan vardır o da halkın seçtiği Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dır. Bu darbe girişimi emir komuta zinciri dışında yapılmış bir girişimdir. TRT’de yayınladıkları bildiri korsan bildiridir” açıklamasında bulunan İbrahim Kalın, 15 Temmuz gecesinde yaşananların kahramanlık destanı olduğunu ve asla unutulmayacağının altını çizdi. İbrahim Kalın, “Biz o geceyi unutmayacağız, unutturmayacağız. Bizim 240’a yakın şehidimiz, yüzlerce yaralımız var. Biz o gün yaşananları unutmayacağız. Bununla ilgili Bakanlar Kurulunda önemli kararlar alındı. Ankara’da ve İstanbul’da birer anıt yapılacak. Boğaziçi Köprüsü olarak bildiğimiz köprünün adı da 15 Temmuz Şehitler Köprüsü olarak değişti. Bugün de gördük, tabelalar hemen değişmeye başlamış. Birkaç saat içinde insanlar bunu sahiplendi. Demek ki onların aziz hatırası yaşamaya devam edecek. O gün gösterilen o refleks, bütün yayın kuruluşlarımıza, sizin yayın grubunuzda başta olmak üzere teşekkürlerimizi ifade etmek istiyorum. Adeta bir Kuva-i Milliye ruhu yeniden doğdu bu ülkede. Demokrasi, özgürlükler, hukukun üstünlüğü temelinde, darbe paralel yapı, devlete sızma, karanlık ilişkiler, FETÖ’culuk, bunlara karşı bir Kuva-i Milliye ruhu doğdu. Bunun tezahürlerini sokakta, siyasette görüyoruz. Dün bunun güzel örneklerinden birisini Beştepe Külliyesinde yaşadık. Siyasi parti liderleri geldiler, Cumhurbaşkanımızın daveti üzerine sıcak ve samimi ortamda bir görüşme yaşandı” diye konuştu.

    “Altı dolu bir andı”

    Cumhurbaşkanı Erdoğan ve siyasi parti liderlerinin bir adada verdiği fotoğrafın önemini anlatan Kalın, o anı “Altı dolu bir andı” diyerek özetledi. Kalın, “Önemli bir fotoğraf karesi. Bizim yakın dönem siyasi tarihimizdeki çok önemli toplantılardan birisiydi. Samimi bir şekilde bu darbe girişimine karşı herkesin net bir tutum sergilediği bir defa daha teyit edildi. Cumhurbaşkanımız bu vesile ile hem Kılıçdaroğlu’na hem Bahçeli’ye hem o gün darbeye karşı net bir tutum almalarından dolayı hem de ilerleyen günlerde aldıkları tutum nedeniyle, Taksim mitingi münasebetiyle teşekkür etti. MHP tabanı da bu süreçte net, dik, milli ve yerli bir duruş sergiledi. O gün liderler yaşadıklarını anlattılar. Neredeydiler, nasıl duydular, ne yaptılar. Saygısızlık olmaması için detaylarını anlatmayacağım. Hepsi ‘bu bir devlet millet meselesi, siyasi görüş ayrılıklarını, parti aidiyetlerini bir kenara koyalım, bugün birlik ve beraberlik halinde birkaç konu üzerinde mutlaka eşgüdüm halinde çalışalım’ dediler. Bunlardan bir tanesi anayasa meselesi. Bu konuda güzel bir çalışma, müzakere yapıldı. Bundan sonrası siyasi partiler arasında Meclis çatısı altında. İdeal olan yeni anayasayı yazabilmek. Bu zaman alabilecek bir şey. Bu ihtiyaçların karşılanması için daha önce üzerinde mutabık kalınan bir dizi anayasa maddeleri vardı, ‘bunları hemen gündeme alalım, üzerinde mutabık kaldıklarımızı geçirelim’ dediler. Mevcut şartlarda çok olumlu bir adımdır. İdeal olan yepyeni bir anayasanın yazılması, bu anayasa değişikliği onun zeminini hazırlayacaktır. İkinci olarak, ‘OHAL sürecinde birlik içinde olalım, beraber çalışalım.’ Zaten CHP her ne kadar oy vermediyse de Kılıçdaroğlu ‘biz oy vermedik ama sürecin işlemesi ile ilgili bir sıkıntımız yok, gerekli tedbirlerin alınmasına destek oluruz’ dedi. MHP zaten destek verdi. Orada bu tehlikenin boyutları, FETÖ’cü yapılanmanın devletin nerelerine nasıl sızdığını şimdi herkes daha net bir şekilde gördüğü için adımların atılması konusunda ortak bir tutum sergileniyor, bu sevindirici bir şey. Nitekim Sayın Kılıçdaroğlu bugün Özel Harekatı ziyareti sırasında bir açıklama yaptı, oradaki tabloyu da gördükten sonra Fethullahçı terör örgütünün adaletin önüne çıkartılması gerektiğini, Fethullah Gülen’in Türkiye’ye iade edilmesi gerektiğini söyledi. Ana muhalefet liderinin de bunu dile getirmesi önemli, zaten Sayın Bahçeli bir müddettir bu paralel yapının adeta taarruz ve tasallutu altındaydı. Türk siyasetinde böyle bir mutabakatın oluşmuş olması önem arz ediyor. Demek ki bundan sonra devletin içine sızmaya çalışan kimliği kökeni ne olursa olsun, devletin içinde şaibeli yapılar oluşturmaya kalkışan her tür girişime karşı net bir tavır alınacak. Bu konuda tam bir mutabakat var. Bu parlamento çalışmalarını da kolaylaştıracak ama ondan önemlisi bir tür milli-yerli duruş perspektifinden, bir Kuva-i Mille ruhunun topluma yansımasına sağlayacak. Bugün Türkiye’de bir OHAL var, OHAL’den ziyade bir demokrasi şöleni havası var. Bu çok güzel bir şey. Bu Türk demokrasisinin geleceği açısından, toplumsal bütünlüğümüz açısından muazzam bir kaynak. Bunu pozitife çevirecek, ülkemizin önünü açacak politikalara çevirecek adımların atılması büyük önem arz ediyor. Orada da hükümeti ile muhalefeti ile parlamentosu ile Cumhurbaşkanlığı ile birlik beraberlik içinde hareket edilmesi çok önem taşıyor” şeklinde konuştu.

    “Keşke HDP’de orada olsaydı, ama nasıl olsaydı”

    Bundan sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın siyasi parti liderlerine yönelik davetlerinin devam edip etmeyeceği ve toplantıda HDP’nin neden olmadığı konularına ilişkin konuşan Kalın, “Bu mekanizmayı devam ettirelim, o konuda bir mutabakat var. O anlamda atılmış bir ilk adım diyebiliriz. Umarım bunun arkası gelir. Ama dua edelim ki böyle trajik bir olay yaşamadın. Olacağını da ben düşünüyorum, hemen planlanmış bir şey yok ama genel atmosfere bakıldığında zeminin bunun için müsait olduğu görülüyor. Sayın Kılıçdaroğlu HDP meselesini gündeme getirdi. Bizim bakış açımız da şu, keşke HDP’de orada olsaydı, ama nasıl olsaydı. PKK terör örgütüne karşı net bir tavır alıp bugüne kadar arasına net bir mesafe koysaydı, örgütün vesayetinden kurtulmuş bir siyasi kimlik olarak HDP bulunsaydı herhalde dünkü görüşmede onlar da olurdu. Maalesef PKK konusunda net bir tavır sergilemedikleri için, örgütün vesayeti ve baskısı altında siyaset yaptıkları için bu mümkün olmadı. Sayın Kılıçdaroğlu bunu ile getirdi ama yapılan izahat çerçevesinde o da… Terörle mücadele edeceksek terörün her türlüsüne ayrım yapmadan karşı olmamız esastır. Biz bunu PKK, DAEŞ, PYD, DHKP-C ilgili de yaşadık, şimdi önümüzde bir defe FETÖ terör örgütü var. Bunun ne kadar ölümcül olabileceğini bu olayda gördük. Kimin aklına gelirdi, Türk askeri sokakta elinde bayrağından başka hiçbir şey olmayan vatandaşa silah sıkacak. Savaş olur anlarım, karşıda düşman olur savaşırsınız anlarım, bir keskin nişancı, bir tank, havada uçaklar, helikopterler ve karşınızda sadece sivil vatandaşlar var. Türkiye daha önce de darbeler gördü, düşünüyorum böyle sahneler yaşandı mı acaba. 1980 darbesi diyelim, gittiler ‘sağcıları alalım, solcuları alalım’ bu oyunu oynadılar o zaman. Orada bile makul ve meşru olduğu için söylemiyorum, kendilerine göre tanımlanmış yasa dışı örgüt vesaire var. Burada doğrudan vatandaş, çoluk, çocuk, kadın, yaşlı, genç, bunların üzerine silah sıktılar. FETÖ terör örgütünün de ne kadar tehlikeli olduğu görülmüş oldu. Teröre karşı her yerde net bir tavır alırsak terörle mücadelede başarılı oluruz” ifadelerini kullandı.

    “Devletin kılcal damarlarına kadar sızmış olan bu yapının temizlenmesi gerekiyor”

    Böyle bir hadisenin tekrar yaşanmaması ve devlete sızma hareketlerinin olmaması için gereken hür türlü tedbirlerin alınacağını söyleyen Kalın, “Şuanda bir temizlik hareketi var, devletin kılcal damarlarına kadar sızmış olan bu yapının temizlenmesi gerekiyor. Bu da hukuki süreç gerektiriyor. Şuanda 70 kişilik bir savcı ekibi bu soruşturmayı yürütüyor. Burada onlarda büyük özveri ile çalışıyorlar. Bunu ortaya çıkartmak, bu darbeye giden süreçte yaşananları ortaya çıkartmak, darbe gecesi yaşananlar, ertesi gün yaşananlar, kaçmaya çalışanlar, bütün bunları ortaya çıkartmak kolay bir şey değil. Bazı ifadeler kamuoyuna yansıyor insanın kanı donuyor, dehşet verici şeyler. O gün Genelkurmay Başkanına yapılanlar, Yaşar Güler Paşa’ya yapılanlar, diğerlerinin itirafları bunları okuduğunuz zaman insan inanası gelmiyor. Bu bilgeler toplanıkça dava dosyası daha da güçlenecek. Biz risk alamayız, tekrar böyle bir kalkışma ve sızma hareketine karşı en ince noktasına kadar tedbirler alınacak” dedi.

    “Biz vatanına milletine bağlı, milli ve yerli duruşu olan dünyanın en iyi ordularından birisini kurmak istiyoruz”

    YAŞ’ın ilk kez Genelkurmay Karargahı dışında toplanmasını değerlendiren ve bütün güvenlik mimarisinin yeniden inşa edilmesi gerekliliğini anlatan Kalın, “Sahil Güvenlik ve Jandarma İçişleri Bakanlığına artık bağlanacak. Genelkurmay’ın durumu, kuvvet komutanlıklarının durumu, terfi sistemi. Perşembe günü önemli karar alınacak komuta kademesi ile ilgili. Terfi bekleyenler var, bir kısmı tutuklandı, onların yerine gelecekler var. Askeri liseler, harp akademileri, çünkü bu darbeci zihniyet bir anda olmadı. Belli bir birikim sonucunda. Bu darbe girişiminde bulunan bu FETÖ’cü grup ile TSK’yı birbirinden ayırmamız gerekiyor. Bir temizlenme hareketine ihtiyacımız var. Temizlenme oldukça TSK vatanına milletine bağlı bir ordu olarak görevinin başında olacaktır. Bunlardan temizlememiz lazım. Bu ayrımı net yapmamız lazım. Bu hainlerle normal bu işlere karşı çıkmış askerlerimizi birbirinden ayırmamız lazım. Soruşturma da buna göre yapılıyor. Aileleri müsterih olsunlar bu konuda. Biz vatanına milletine bağlı, milli ve yerli duruşu olan dünyanın en iyi ordularından birisini kurmak istiyoruz. Bunun içinde gerekli teknolojik altyapısı, sanayi altyapısı, personel, eğitim gibi bütün bunlar zaten var. Şimdi bu badireyi atlattıktan sonra böyle bir zihniyetin ordu içinde yeniden yeşermemesi için ne gerekiyorsa, terfi sisteminden eğitim programına kadar hepsi elden geçirilecek. Orada en önemli ilkelerden birisi Silahlı Kuvvetlerin sivil denetimidir. Bu modern devletlerin, demokratik devletlerin temel ilkelerinden birisidir. Bu zaten yapılıyor şuanda, bunun daha etkin hale getirilmesi için bir takım adımlar atılacak. Cumhurbaşkanının aynı zamanda bu ülkenin başkomutanı olması aslında bu sivil denetimin üst makamda yapıldığını ifade ediyor. Bunun aşağıya doğru net bir şekilde tanımlanması esas. Bununla ilgili hükümetin yürüttüğü bir çalışma var. Gerek Hulusi Akar paşa gerekse diğer komutanlar büyük bir üzüntü içindeler böyle bir hadisenin yaşanmış olmasından dolayı. Kendileri de atılması gereken adımlar konusunda kararlı bir duruş sergiliyorlar. Hükümet ile Cumhurbaşkanımızla tam bir uyum içinde çalışmaktalar. Bazıları spekülasyonlarda bulunabilir, bunlar TSK ile istişare ediliyor ve alınacak kararların da bu tür badirelerin yeniden yaşanmamasını sağlayacak kararlar olması konusunda tam bir mutabakat var” diye konuştu.

    “Paralel devlet yapılanması ile mücadele konusu 16 Temmuz günü başlamadı”

    Bir yargı süreci olduğunu hatırlatan ve bakanlıklarda alınan bir takım tedbirler olduğunu söyleyen Kalın, “Nasıl oldu da 3-4 gün içinde bütün bunları tespit ettiniz?” diye sorulduğunu da belirten Kalın “Bunun 17-25 Aralık sürecine, hatta daha öncesine giden bir tarihi var. Paralel devlet yapılanması ile mücadele konusu 16 Temmuz günü başlamadı. Bu yapının devlet kurumlarından temizlenmesi ile ilgili zaten yürüyen bir çalışma var. Daha önce ilgili bakanlıklar bir takım tedbirler aldılar, şimdi hadise aciliyet kespetmiş durumda. Burada bir müsamaha göstermek mümkün değil, bu yapı kendisini yeniden üretebilir, yeniden saklayabilir. Suçsuzsa insanlar aklanırlar, suçu varsa adaletin önünde hesabını verir” şeklinde konuştu.

    “Sapıklıkları ortada, bu adamın Mehdi olduğuna inanları var”

    “Kendisini hizmet, eğitim, hayır, himmet işleri ile tanıtan bir yapının nasıl bu kadar gözü dönmüş, sapık, cani hale gelebileceğini anlamakta zorlanıyoruz. Normal aklın mantığın kurallarını zorlayan bir şey ile karşı karşıyayız” açıklamasında bulunan Kalın, Müslüman insanın dürüst ve özü sözü bir insan olduğunun altını çizdi. Kalın, “Hazreti Peygamber kimliğini ne zaman saklamış. Mekke’de en ağır şartlarda, işkence görürken bile Hazreti Peygamber çıkıp kimliğini saklamış mı? Ashabı düşünelim, bir tanesi çıkıp kimliğini saklamış mı? Hangi Kur’ani yöntemle, hangi nebevi yöntem ile barıştırılabilir. Bu yapının bu dini sapkınlığının çok iyi sorgulanması lazım. Bizim din adamlarımızın, uzmanlarımızın bu konuda çıkıp açık ve net hüküm koyması lazım. Sapıklıkları ortada, bu adamın Mehdi olduğuna inanları var, ‘Bize şah damarımızdan daha yakındır’ diyenler var. Haşa ‘Peygamber Efendimiz ile rüyada konuşuyor, talimat alıyor’ diyenleri var. Kendisinin ifadelerinde neler neler var. Bunların bir kısmını darbe girişiminden önce kitaplarından temizlemeye çalıştılar. Bu adamın böyle meczup iddialarını hakikatmiş gibi kabul edip yolundan giden bir sürü insan var. Burada itikadi manada ciddi bir sorgulamaya ihtiyaç var. Hayırsa, hizmetse senin istihbaratta ne işin var, siyasette, ticarette ne işin var. Baktığımız zaman ortada hayır için bir araya gelmiş insanlardan oluşmuş bir cemaat değil, ihanet için ticaret için, istihbarat oyunları oynamak için bir araya gelmiş bir suç örgütü var. Bu yapıyı kim üretti kafa yormamız lazım. Bir sürü masum insan bunların peşinden gitti ama şimdi herhalde gerçek yüzlerini görmüşlerdir. Dolayısıyla nasıl DAEŞ benim dinime, benim Peygamberime leke sürmeye çalışıyorsa bu haince katliamlarıyla, bu adamlarda sapık inançlarıyla, terör eylemleriyle benim dinime, inancıma leke sürmeye çalışıyorlar. Buna hakları yok. Uluslararası sistem içerisinde bunu bir piyon gibi kullanıyorlar. Kendinizi kullandırmaya başladığınız anda siz de kullanılırsınız, birileri de sizi kullanır. Meşru olmayan yollarla meşru bir hedefe gidemezsiniz. Ama maalesef bazen masum insanlar kanıyor olabilir. Ama artık din alimlerinin de çıkıp bu sorgulamaları açık ve net bir şekilde yapması gerekiyor” ifadelerini kullandı.

    “Külliye gayet güvenilir bir yer”

    Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve TBMM’nin füze sistemi ile ilgili korunması konusunda “Bu konu ve diğerleri ile ilgili bütün tedbirler alanmış durumda. Sadece Cumhurbaşkanlığı Külliyesi değil Başbakanlık ve TBMM’de gerekli bütün tedbirler alınıyor” açıklamasında bulunan Kalın, Külliye çevresinde de gerekli tedbirlerin alındığını kaydederek “Orası hamdolsun gayet güvenilir bir yer. Zaten her gün binlerce vatandaşımız demokrasi nöbeti için oraya geliyorlar. Tam bir şölen havası var. Güvenlik noktasında hamdolsun sıkıntı yok. Uçak ve helikopterlerle ilgili bütün tedbirler alınmış durumda” dedi.

    “Bu işi Pensilvanya’daki adama kadar götürdüğü konusunda bir tereddüt yok”

    Batuhan Yaşar’ın Amerika’nın Fethullah Gülen’i iade etmesi konusunda sorduğu soruya cevaben “Cumhurbaşkanımız daha önce Obama ile yaptığı görüşmelerde bu tehdide birçok defa dikkat çekmişti. Daha önce Fethullah Gülen hakkında Türkiye’de açılan 4 dava ile ilgili yürüyen süreç hakkında bilgi verildi kendilerine” açıklamasında bulunan Kalın, 15 Temmuz darbe girişimi ile ilgili ilk verileri içeren kısa bir bilginin elektronik ortamda ulaştırıldığının altını çizdi. Kalın, “Şimdi bir üçüncü aşama var. O da bu darbe girişimi dosyasını bütün delilleri ve ifadeleriyle bir araya getirtilip gerekli dosyaların Amerika makamlarına ulaştırılması. Bu tamamlandığı zaman iadenin hukuki zemini oluşturulmuş demektir. Aslında Fethullah Gülen’in bu soruşturma da zanlı sıfatında bulunduğunu ve bunun da tek başına iade için hukuki zemin oluşturduğunu ifade ediliyor. Biz şuan da dosyamızı hazırlıyoruz ve bununla ilgili ifadeler çıktı, itiraflar var. Dolayısıyla bu işi Pensilvanya’daki adama kadar götürdüğü konusunda bir tereddüt yok. Bütün bunları biz tabii ki Amerikalıların önüne koyduğumuzda, beklentimiz Amerikan makamlarının da gereğini yapması. Eğer direnç gösterirlerse tabii ki bunu Türk toplumuna izah edemezler, bize de izah edemezler. Bu adam Amerikan vatandaşı bile değil, Türk vatandaşı. Neden ikili ilişkilerimizi sıkıntıya sokacak bir tavrın içerisine giresiniz ki? Böyle bir direnç gösterirseniz işin içinde başka bir iş var demektir. Amerika dünyanın değişik yerlerinden terörist zanlıları istediği zaman böyle bir ikmal edilmiş klasörler dolusu dosyalar mı istiyor? Bunları mı sunuyor da bu teröristleri alıyor? İnsanlar bunları sorgulamaya başlarlar. Güçlünün hukukunun esas olduğu bir dünya tasavvurunu dayatmaya kalkarlarsa bu onların meşruiyetini önce Türk toplumu nezdinde daha sonra bütün dünya halkları nezdinde sarsar. Bizim beklentimiz böyle bir krize dönüşmeden Amerikan makamlarının gerekli adımları atması. O adamı orada korumaya devam ederlerse toplum, ‘bu adamı Amerika koruduğuna göre demek ki işin içinde başka işler var’ diyecektir” dedi.

    “Zillet içinde bir yazıdır bu”

    Fethullah Gülen’in New York Times’daki yazısı hakkında konuşan Kalın, “Yazıyı okursanız zillet içinde bir yazıdır bu. Bir yerlere yaranmak için ‘hizmetindeyim, buradayım’ diyen, ‘ne olur beni Türkiye’ye iade etmeyin’ diyen bir yazıdır bu. İçerden ve dışarıdan sanki bu darbeyi biz yapmışız gibi bize saldıran bir grup var. Bu darbeye bu millet ve bu milletin fertleri olarak biz karşı koyduk. Siz bu darbeyi biz yapmışız gibi bize saldırıyorsunuz. Hukukun üstünlüğü için bir mücadele verildi. Demokrasi için insanlar öldü, özgürlükleri için insanlar sokaklara çıktı ve öldürüldü. Bunun mücadelesini biz verdik. Bize burada demokrasi nutukları atmayın. Siz üzerinize düşeni yapın. Gerçek demokratların ve bu milletin yanında durun. ‘Bir hukuki süreç var Türkiye buna sadık kalmalı’ diyorlar. Bunun dışında bir şeyler söyleyen oldu mu? Nedir bu panik hali, ön almaya mı çalışıyor birileri? Zaten hukuk çerçevesi içinde olacak. Bizim bu konuda en ufak bir sıkıntımız yok. Bunlar tamamlanacak, sunulacak ve umarım hem hukuk kuralları açısından hem de ikili ilişkilerimizin gerektirdiği bir durum olarak olumlu bir netice almayı düşünüyoruz” diye konuştu.

    “Türkiye’ye söyleyecekleri hiçbir söz yok”

    15 Temmuz darbe girişiminin ardından AB’den darbeye karşı sert tepki gelmesi, AB ülkesi liderlerin Türkiye gelmesi beklentisine ilişkin, “Türkiye’nin kapıları açık. Gelmek isteyen bütün dostlarımıza Cumhurbaşkanı ve Başbakanımızın programlarının el verdiği oranda misafirlerimizi bu ülkede ağırlamak isteriz” ifadelerini kullanan Kalın, bu tarihi anı yaşama fırsatını belki AB liderlerinin de yaşama şansı yakalayabileceklerinin altını çizdi. “Kimseye de ‘aman gelin’ demeyiz, kendileri bilir” diye konuşan Kalın, “Bakın Paris saldırısı oldu gittiler sokaklarda yürüdüler, birlik beraberlik görüntüsü verdiler. O zamanki Başbakanımızda gitti katıldı, Cumhurbaşkanımız da mesaj yolladı. O saldırı sonrası Fransa OHAL kararı aldı buna kimse itiraz etmedi, biz de itiraz etmiyoruz. Terörle mücadele eden bir ülke var, buna karşı alması gereken tedbirler var. Gayet doğaldır. Başka yerlerde de bu tür kararlar alındı. Bizim bunlara bir itirazımız yok. Ama Türkiye OHAL kararı alınca, ‘Türkiye’de zaten demokrasi yok, hukukun üstünlüğü yok’ diyerek bizim üstümüze gelmeye çalışıyorlar. Fransa’ya, Belçika’ya, Amerika’ya söyleyemediğini hiç kimse gelip Türkiye’ye söylemesin. Bu konuda bizim tavrımız çok net. Türkiye’ye söyleyecekleri hiçbir söz yok. ‘Erdoğan darbeyi bahane edip demokrasiyi ortadan kaldıracak, muhaliflerin üzerine gidecek’ diyerek propaganda yapanlarda bilsinler ki bu sözleriyle bilerek ya da bilmeyerek bu darbeyi meşrulaştırmaya çalışıyorlar” şeklinde konuştu.

    “Çok sakindi, abdestini aldı, iki rekat namazını kıldı”

    15 Temmuz darbe girişimi gecesi kendisinin Cumhurbaşkanı ile görüşüp görüşmediği şeklindeki soruya da cevap veren Kalın, “Telefonla kaç defa görüştük hatırlamıyorum ama Cumhurbaşkanımızla görüştük, talimatlarını aldık. Biz o zaman Antalya’daydık. Eto’nun düzenlediği bir futbol organizasyonu ile ilgili hazırlıkları yapıyorduk. Biz o hazırlık içerisindeyken hatırlamıyorum kaç defa görüştük ama talimatlarını alıp sürekli ilgili yerlerle görüşüyorduk. Kendisinin millete hitap etmesi meselesini Hasan Doğan ve Berat Albayrak yanında onlar koordine ediyorlar. Biz de alıp hemen basına vereceğiz. Orada bir gecikme oldu. Biz herkese bildirdik. ‘Cumhurbaşkanımız açıklama yapacak, buna göre herkes meydanlara’ diye. Ulaşabildiğimiz her yeri arayıp ‘hazır olun Cumhurbaşkanımız biraz sonra açıklama yapacak’ dedik. Bağlantı gecikince insanlar tereddüt etmediler, hazırdılar ama Cumhurbaşkanımızın o çağrısı dönüm noktasıydı. Vatandaşlarımız sokağa çıkmaya başlamıştı. Ama Cumhurbaşkanımızın çağrısını görünce artık herkes koşmaya başladı. O mesajın çıkması çok önemliydi. Onun koordinasyonunu yaptık. En büyük tehlikeyi Cumhurbaşkanımız yaşadı. Biz bakıyoruz bu adamların yaptıkları darbe planlarına. Operasyonun en kritik ayağı Marmaris operasyonuymuş. Allah korusun orada Cumhurbaşkanımızı ele geçirselerdi ya da öldürselerdi ki ben oraya öldürme kastı ile gittiklerini düşünenlerdenim. Niyet belli. Ele geçirselerdi ve bir şekilde o fotoğrafları televizyonlara verip yayınlasalardı ‘bu iş bitti deselerdi’ bu iş bitmeyecekti. Muhtemelen hepimizi sokak sokak, mahalle mahalle savaşacaktık. Tabi iç savaş çıkacaktı. Yapılmak istenen buydu Marmaris ayağı başarılı olsaydı. Biz savaşırdık bunlarla. Hamdolsun o olmadı. Hasan bey ve Berat Albayrak bey yanındaydı o gece. Berat bey, ‘çok sakindi kendinden emindi. Abdest aldı, iki rekat namazını kıldı ondan sonra da otelden çıktık’ dedi. Ben de o sırada kendisiyle birçok defa telefonla görüşüp talimat aldım. Ben sesinde en ufak bir tereddüt, panik, şüphe hissetmedim. Her zamanki dingin, kendinden emin, konuya hakin tavrıyla bu süreci yönetti. Türkiye’de darbeye karşı olan herkes, siyasi görüşü ne olursa olsun tabii ki önce bu millete ama Tayyip Erdoğan’a bir teşekkür borcu var. Hiç şüphe yok bu demokratik duruşuyla milletimiz bütün dünya halklarına örneklik teşkil etti. Bütün dünya halkları milletimize gıpta ile bakıyor bugün. Bu darbeyi adeta çıplak elleriyle durdurabilmiş onurlu bir millet var, bunu gördüler. Türk milletinin ‘ben bitti demeden bitmez’ diyen bir millet olduğunu herhalde gördüler. Şimdi bu tür hadiselerin tekrardan yaşanmaması için biz demokratik kurumlarımızı güçlendireceğiz. Hukuk sistemimizi daha da güçlendireceğiz. Ordumuzu bu tür pisliklerden temizleyip sadece bu millete hizmet eden etkili, güçlü, profesyonelleşmiş bir ordu haline getirmek için hep birlikte mücadele edeceğiz” şeklinde konuştu.

  • Nazilli’den TBMM’ye Örnek Çalışma

    TBMM Aile Bütünlüğünü Koruma Araştırma Komisyonu toplantısında başarılı çalışmalarıyla adından söz ettiren ve örnek alınan Nazilli Belediyesi Dr. Rıza Arpaz Nazilli Alzheimer Hastalıkları ve Aileleri İçin Buluşma ve Danışmanlık Merkezi, “Gündüz Bakım Evi”nin çalışmaları, projeleri Alzheimer Merkezi komisyon üyelerine örnek çalışma olarak sunuldu.

    Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Yaşlı Bakım Hizmetleri Daire Başkanı Coşkun Gürboğa’nın Türkiye’de 100 yaş ve üzerinde 5 bin 293 kişinin bulunduğunu açıkladığı toplantı Aktif yaşlanma/Yaşlıların toplumsal yaşama daha aktif katılımı üzerine konuşuldu. Başkanlığını AK Parti Düzce Milletvekili Ayşe Keşir’in yaptığı Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar ile Boşanma Olaylarının Araştırılması ve Aile Kurumunun Güçlendirilmesi İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırma Komisyonu Üyesi MHP Aydın Milletvekili Deniz Depboylu’nun yer aldığı toplantıda Nazilli Belediyesi Sağlık İşleri Müdürü Dr. İrfan Özbek yaşlılık ve Alzheimer hakkında yaptığı sunumları ile göz doldurdu. Toplantıda diğer sunumlarını da yine Nazilli’den Aymelek Derneği Yaşlı Gündüz Bakımevi Başkanı Yurdagül Altınbaş ve Başkan Yardımcısı Emel Sönmez, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü Yaşlı Bakım Hizmetleri Daire Başkanlığı’ndan EYHGM Daire Başkanı Coşgun Gürboğa ve AR-GE Uzmanı Ahmet Fidan, Türkiye Halk Sağlığı Kurumu, Kronik Hastalıklar, Yaşlı Sağlığı ve Özürlüler Daire Başkanlığından Ahmet Fatih Ortakaya ile Ankara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Sosyal Hizmet Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Emine Öztepe yaptı.

    Toplantıda söz alan Aydın MHP Milletvekili Deniz Depboylu Sağlık Bakanlığıyla yaşlı bakımı konusunda iş birliği yapmanın çok önemli olduğunu vurgulayarak “ Benim bildiğim kadarıyla geriatri hastaneleri Türkiye’de henüz yok. Oysa yaşlıların yoğun olarak yaşadığı bölgeler mevcut. Aynı, çocuk hastaneleri olduğu gibi geriatri hastaneleri de olmalı ki bilhassa da poliklinik hizmetlerinden yaşlılarımızın yararlanması, her yaş grubunun gittiği ve çok yoğun olduğu hastanelerde oldukça sıkıntılı. Evde bakım hizmetleri de buna dâhil. Bu konuyla ilgili bir çalışma bir tespit yapılmalı. Ayrıca Kent konseylerimiz var. Ben kent konseylerini çok önemsiyorum. Özellikle kent konseylerinin değişik çalışma grupları oluyor ki bunların arasında yaşlılar ve emekliler meclisi de oluyor. Burada çalışabilecek daha aktif olan ileri yaştaki vatandaşlarımızla birlikte bu tür projelerin desteklenmesi ve yayılması, ilginin artırılmasıyla ilgili çalışma mümkün olabilir diye düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

    Yerel yönetimleri temsilen toplantıya katılarak Alzheimer Merkezi Evde düşme ve kazaları önlemek için yapılan Model Evin tanıtımını hazırladığı sunumla anlatan Nazilli Belediyesi Sağlık İşleri Müdürü Dr. İrfan Özbek Nazilli Dr. Rıza Arpaz Alzheimer Hastaları ve Yakınları İçin Buluşma ve Danışmanlık Merkezinin en belirgin özelliğinin hastanın yakınlarına hizmet etmek olduğunu vurguladı. Nazilli’yi uzun ömürlü insanların yaşadığı marka bir şehir haline getirmek için çeşitli çalışmalar ve araştırmalar yapılmasını sağlayan Nazilli Belediye Başkanı Haluk Alıcık’ın Alzheimer merkezi fikrine nasıl ulaştığı hakkında da bilgiler verdi. Uzun Yaşam Merkezi Nazilli’de yapılan araştırmalar sonucu 100 yaş ve üstü insanların yaşadığı tespitinden sonra sağlıklı yaşlanmanın araştırmaları da yapılırken Akdeniz Üniversitesi Gerontoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. İsmail Tufan önderliğinde, onun yardımlarıyla merkezin kurulduğunu belirten Özbek merkezin işleyişi ve çalışmaları hakkında bilgiler verdi.

    Bir doktor, bir hemşire, bir ATT uzmanı, 8 eğitimli personelle ile Alzheimer hastalarına hizmet verdiklerini ifade eden Dr. İrfan Özbek; Hastalardan çok, buradaki en önemli konu, hasta yakınlarının serbest kalması çünkü bu hastalar dünyayla ilişkisi olmayan, “free” takılan kişiler. Benim gözlemlediğim en önemli konu, hasta yakınlarının gelip bize ağladıklarına bile şahit oldum çünkü diyorlar ki: “Tuvalete bile gidemiyoruz.” Annesi, babası ya da eşi tuvaletin kapısında bekliyor. “Ben dışarı çıkamadığım gibi evde rahat hareket edemiyorum.” Yani her sağlıklı insanın normal fizyolojik ihtiyaçları vardır. Evde ihtiyacı vardır, aileyse aile, çocuklarına, eşine karşı sorumlulukları vardır ama bu hastası olan kişiler tamamıyla bu hastaya endeksli, kendilerine zaman ayıramıyorlar ve psikolojileri de bozuluyor, aile hayatları da bozuluyor. Boşanmaya kadar gidiyorlar çünkü mesela, eşi diyor ki: “Sen annene mi bakacaksın, bana mı bakacaksın?” Ondan sonra kardeşler arasında kavgalar çıkıyor. Biz bunları gördük ama şuradaki olayda, diğer belediyelere de örnek olduğumuz için diyorum, gelip gidenlere hep destek veriyoruz, herkese yardımcı olmaya çalışıyoruz bu konuda. Çok önemli bir olay çünkü o kişilerin, bakanların psikolojilerini düzelten bir olay. Ha, biz burada bu hastalara değişik aktiviteler yaptırıyoruz, onları mutlu etmeye çalışıyoruz, onların ihtiyaçlarını karşılıyoruz. Bu arada bu kişilerin yanlarına bazı zaman çocukları veyahut eşleri de geliyor, ayrılmıyor çünkü hasta. Onlara bu kişilerin nasıl banyo yapması gerektiğini, temizliklerini, nasıl yemek yemesi gerektiğini, tırnaklarının nasıl kesilmesi gerektiğini, gösteriyor eğitim veriyoruz. Buradaki tüm masrafları Nazilli Belediyesi olarak biz karşılıyoruz. Herhangi kişilerden veya diğer kurumlardan katkı almıyoruz. Bütün bilgileri arşivlenmiş durumda. Ama bu merkezlerde bence en önemli şey o hasta yakınlarının da eğitim alması. Çünkü böylelikle Aile bütünlüğüne olumsuz etkileri Ortadan kalkıyor. Biz Belediye olarak çok iyi bir şey başardık. Bu başarımızda başka belediyelere örnek oluyor” dedi.