Etiket: Taşpınar:

  • Başkan Fatih Taşpınar, görevine başladı

    Eğitim-Bir-Sen Aydın Şube Başkanı Tevfik Aksoy’un sağlık sorunları nedeniyle bıraktığı Şube Başkanlığı görevine getirilen Fatih Taşpınar yeni görevine başladı. Uzun süredir sendika yönetiminde hizmet veren Eğitim Bir-Sen Aydın Şube Başkanı Fatih Taşpınar, “Misyonumuzdan sapmadan 26 yıldır hak, emek ve özgürlükler için alın ve akıl teri döküyoruz. Bu manada ’önce insan’ anlayışıyla sendikacılık yaptık ve yapmaya devam edeceğiz” dedi.

    Eğitim Bir-Sen Ailesi’ne katıldığı günden beri önce üye, sonra okul temsilciliğinden başlayıp ilçe yönetim kurulu başkanlığı yanında dört yıldır sürdürdüğü başkan vekilliği görevinde asla mevki-makam ya da dünyalık peşinde koşmadıklarını belirten Taşpınar, “Asli görevimiz olan öğretmenliği mertebelerin en yücesi olarak görüp hala bir öğretmen olarak bu ‘mukaddes dava’da yürümeye gayret etmekteyiz. Kim olduğumuzu ve nerede bulunduğumuzun farkındayız. Bu noktadan hareketle kökü insanımızın kültür, inanç ve irfan dünyasına dayanan, İdealleri olan, medeniyet değerleri doğrultusunda çalışan, aynı zamanda gücünü ve birikimini teşkilatlarından alan, sorun çözen, elde etiği kazanımların kıymetini bilen bir teşkilatın ferdi olmaktan her zaman iftihar ettik. Mazlum ve mağdur İslam coğrafyasının sesi olan Eğitim-Bir-Sen Ailesi olarak, kuruluş felsefemizden, vizyon ve misyonumuzdan sapmadan 26 yıldır hak, emek ve özgürlükler için alın ve akıl teri döküyoruz. Bu manada ’önce insan’ anlayışıyla sendikacılık yaptık ve yapmaya devam edeceğiz” dedi.

    “Türkiye’nin her zaman zor dönemlerinde diri ve iri durmasını sağlayan, onu yıkılmaz kılan Horasan harcı diyebileceğimiz Memur-Sen harcıdır” diyerek açıklamalarına devam eden Eğitim-Bir-Sen Aydın Şube’sinin yeni Başkanı Fatih Taşpınar, “Darbeyle, şantajla, her türlü hile ve oyunlarla Millet olma şuurumuzu bozamadığı için, kenetlenen omuzları ayıramadığı içindir ki en son ekonomik savaşları deneyip bizi açlıkla dağıtacağını sanan mihraklara karşı daha kararlı, daha kucaklayıcı, daha kuşatıcı ve kardeşliğimizi baş tacı edinen bu yüksek duygu ve inançla davamızı sürdürmeliyiz. Bu ideale, ancak inançları, tasaları,kıvançları, kederleri bir olan insanlar ulaşabilir. Zaten Millet, böyle bir birliktelik demektir. Cumhuriyetin kurucu ruhu böyleydi. 15 Temmuz’da kanlı bir darbeyle ülkemizi işgal etmek isteyen ihanet odaklarına karşı yeni bir istiklal direnişi, milli mücadele yıllarındaki aynı ruhun canlandırılmasıyla kazanıldı. Bu ruh özenle korunup yaşatılmalıdır. Toplumu tepki vermeye, harekete geçmeye ve haklarını aramaya çağıran kurucumuz Mehmet Akif İnan hocamıza; bin beş yüz yıllık medeniyetimizin havzasından beslenmiş bugünün duruşu, ufku, misyonu ve vizyonuyla Eğitim Bir Sen’i Türkiye’nin en saygın ve en büyük sivil toplum kuruluşu haline getirenlere selam ve hürmet ederiz” ifadelerine yer verdi.

  • Doç. Dr. Taşpınar, “Her yıl atık plastiklerin neden olduğu 100 bin deniz hayvanı ölüyor”

    Düzce Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü tarafından, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nü kutlamak ve global çevresel sorunları ile çözüm önerilerini paylaşmak üzere “Dünya Çevre Gününü” etkinliği düzenlendi.

    Etkinliğin ilk sunumunu gerçekleştiren Doç. Dr. Fatih Taşpınar, dünya üzerindeki plastik kullanımına ve bununla mücadelenin önemine dikkat çekerek, “2018 yılı 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nün” ana konusunun “Plastik Kirliliğinin Üstesinden Gelmek” olarak belirlendiğini ifade etti.

    Doğal çevrenin atmosfer, su ve toprak ana unsurlarından oluştuğunu belirten Doç. Dr. Taşpınar, tüm canlıların yaşadığı bu ortamların aynı zamanda birçok katı, sıvı ve gaz kirleticinin bırakıldığı/atıldığı/gömüldüğü alıcı ortamlar olduğunu dile getirdi.

    “Bir ürünü almadan ve atmadan önce bir kere daha düşünmeliyiz” diyen Taşpınar, plastik malzemeler ve kullanımları hakkında bilgiler verdi. Plastik kirliliğinin boyutu ve oluşan plastik atıkların miktarı konusunda da katılımcıları bilgilendiren Doç. Dr. Taşpınar, “Günümüze dek geriye kazanılan hariç 8,3 milyar ton plastik üretilmiş ve 6,3 milyar ton plastik atık ortaya çıkmış. Bu atığın yüzde 9’u geriye kazanılmış; yüzde 12’si yakılmış; kalan yüzde 79’u ise doğal çevrede ve çöp toplama alanında biriktirilmiştir” dedi.

    “Her yıl atık plastiklerin neden olduğu 100 bin deniz hayvanı ölüyor”

    Sunumunda sayılarla küresel plastik kirliliğini ifade eden Taşpınar, “Her yıl 5 trilyona kadar plastik poşet kullanılıyor. Okyanuslara her yıl 13 milyon ton plastik ulaşıyor. Her yıl plastik üretiminde 17 milyon varil petrol kullanılıyor. Her dakika 1 milyon plastik şişe satın alınıyor. Her yıl atık plastiklerin neden olduğu 100 bin deniz hayvanı ölüyor. Plastikler en az 100 yılda çevrede bozulabiliyor. Şişelenmiş suların yüzde 90’ında plastik parçacıklar bulunmakta ve musluk sularının da yüzde 83’ü plastik parçacıkları içermektedir. Tüketici plastiklerinin yüzde 50’si tek kullanımlıktır (kullan-at şeklinde) ve insan kaynaklı atıkların tümünün yüzde 10’u plastiktir” şeklinde konuştu.

    “70’li yıllardan sonra plastik kullanımı arttı”

    Ülkemizde plastik üretimi ve kullanımından da bahseden Doç. Dr. Fatih Taşpınar, 1950’de ülkemizde 1,5 milyon ton olan plastik üretiminin 1970’den sonra patladığını ve son 25 yılda üçe katlanarak 2016’da 335 milyon tona ulaştığına dikkat çekti. Plastik sanayicilerinin vakfı olan PAGEV’e göre ülkemizde yılda 10 milyon ton civarı plastik üretildiğini ve üretim değerinin de yaklaşık 36 milyar dolar olduğunu söyleyen Taşpınar, bu verilere göre ülkemizin, plastik üretimi büyüklüğünde dünyada 7. ve Avrupa’da 2. olduğunu kaydetti.

    Plastik ambalajdaki ürünler insan sağlığını tehdit ediyor

    Plastiklerin yönetiminde Birleşmiş Milletler raporuna göre, bu alanda yanlış yönetim sergileyen ve içinde ABD gibi ülkelerin olduğu ilk 20 ülke arasında olduğumuzu söyleyen Doç. Dr. Fatih Taşpınar, birçok plastiğin içerdiği dietilheksil ftalat (DEHP) ve kimyasal Bisphenol-A (BPA)’nın, gıda ambalajlarında gibi beslenme gereçlerinde kullanılması ve bunların ısıya maruz kalması halinde DEHEP’lerin vücuda geçtiğini belirtti.

    Bunların insan sağlığına birçok olumsuz etkilerinin olduğunu ifade eden Taşpınar, başta kromozom yapılarımız, üreme sağlımız olmak üzere, beyin ve nörolojik bozukluklar, kanser, kardiovasküler sistem bozuklukları ve erken gelişme gibi sağlık problemlerine yol açtığını sözlerine ekledi.

    Çevremiz ve sağlığımızın korunması için yapılması gerekenlere de değinen Doç. Dr. Fatih Taşpınar, “Bireysel ve kurumsal olarak 5R kuralını yaşama geçirmeliyiz: reuse (tekrar kullan), recycle (geri kazan), reduce (azalt –alternatiflerini kullan), refuse (reddet – tercih etme), remove (gider, ortadan kaldır). Plastik ürünler için bu ilkeler yaşama geçirilmelidir. Sağlıklı yaşam ve doğal kaynakların yaşanabilir ve sürdürülebilir şekilde korunması için atıkların geri kazanılması ve çevreye zarar vermeden bertaraf edilmesi gerekmektedir. Bu doğrultuda tüketim sonucu oluşan plastik, cam, metal, kağıt ve karton gibi ambalaj atıklarının oluştukları yerlerde diğer atıklardan ayrı olarak biriktirilmesi, bu konuda eğitim verilmesi ve bilinçlendirme çalışmalarının yapılması gerekmektedir. Ayrıca işleyen bir geri kazanım sistemi de oluşturulmalıdır” diye konuştu.

    “Plastik üretimi ve tüketimi hava kirliliğine neden oluyor”

    Programın diğer konuşmacısı Dr. Öğr. Üyesi Zehra Bozkurt, “5 Haziran Dünya Çevre Günü” sunumunda hava kirliliğinin nedenleri, canlılara etkileri ve çözüm yolları hakkında katılımcıları bilgilendirdi. Plastik üretimi ve tüketiminin insan sağlığını olumsuz olarak etkilediğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Bozkurt, “Her gün yaklaşık 20 bin litre hava soluyoruz. Soluduğumuz hava, yaşam kaynağı olun oksijenle beraber hava kirleticileri de ciğerlerimize taşır. Bu nedenle hava kirliliği insan sağlığı ile yakından ilişkili bir kirlilik türüdür. Ayrıca başta iklim değişikliği ve asit yağışları olmak üzere pek çok önemli çevre sorununa yol açmaktadır. Atmosfere salınan kirletici gazlarının ve partiküllerin belirli miktar ve sürede havada bulunarak; atmosferin doğal bileşimini değiştirmesi, insana, bitkiye ve hayvanlara zarar vermesi hava kirliliği olarak tanımlanır. Bir bölgede hava kirliliğinin oluşabilmesi için kirletici kaynaklarının varlığı, topoğrafik yapının ve meteorolojik koşulların uygunluğu gereklidir” dedi.

    Hava kirliliğinin en önemli sonuçlarını; sera etkisi-küresel ısınma, asit yağmurları, görüş mesafesinin azalması, ozon tabakasının zarar görmesi ve canlılara olumsuz sağlık etkileri şeklinde açıklayan Bozkurt, alınabilecek önlemler hakkında da bilgiler verdi.

    Plastik üretimine karşı önlemler alınmalı

    Bu önlemleri acil/alarm önlemleri ve kısa vadeli önlemler şeklinde ikiye ayıran Bozkurt, acil/alarm önlemlerini; sanayide kısıtlama-sınırlama, evsel ısıtmada kısıtlama-sınırlama, ulaştırmada kısıtlama- sınırlama, risk gruplarının hareketlerinde kısıtlama, hastanelerde hazırlıklı olma şeklinde açıkladı.

    Kısa vadeli önlemlerin ise; evlerin ısıtmasında kaliteli yakıt kullanma, ısıtma araçlarının bakımı ve kullanıcıların eğitimi, sanayide kaliteli yakıt kullanma, sanayi atık gaz ve toz kontrolünün sağlanması, ısı elde etme araçlarının bakımı ve bunları kullananların eğitimi, araçların bakım onarımı, sürücülerin eğitimi ve egzoz gazı kontrolü olduğunu belirtti. Bozkurt, uzun vadeli önlemleri ise kentlerin planlanması, kirletici kaynakların kent dışına taşınması, toplu ulaşım araçlarına geçiş, ev ve sanayide fosil yakıtlar yerine temiz yakıtlı enerji kaynaklarına geçiş olarak ifade etti.

    “Sadece çevre mühendislerin değil herkesin sorunu”

    Dr. Öğr. Üyesi Murat Solak ise yaptığı sunumunda, Dünya Çevre Gününün Birleşmiş Milletler tarafından 5 Haziran 1972 yılında İsveç’in Başkenti Stockholm de 133 ülkenin katılımıyla ilan edildiğini belirterek, çevre konusunun sadece Çevre Mühendisliği mesleği ile doğrudan ilgilenenlerin değil, bütün meslek dalları ile entegre olarak işlenmesi gerektiğini vurguladı. Su kaynaklarının korunması amacıyla geliştirilen su kirliliği kontrol teknolojileri hakkında katılımcıları bilgilendiren Solak, Çevre Mühendisliği Bölümünde su alanında yürütülen çalışmalar hakkında yaptığı açıklamasıyla sunumunu sonlandırdı.

    “Sürdürülebilir bir hayat için sanayi devrimiyle başlayan tek boyutlu ekonomik düşünceye son”

    Sürdürülebilirlik ve Mühendislik Alanında Yeni Yaklaşımlar başlıklı çalışmasıyla programın son sunumunu gerçekleştiren Arş. Gör. Dr. Ergün Güngör, sanayi devriminden itibaren günümüze kadar uzanan süreç içerisindeki ekonomi odaklı tek boyutlu bir gelişimin vurgulandığını belirterek, sürdürülebilir bir kalkınma için bunu değişmesi gerektiği dile getirdi.

    Sosyal ve çevre boyutlarının da ekonomik boyuta entegre edilerek düşünme ve yaklaşımların bu yönde değişmesi gerektiğinin altını çizen Güngör, günümüzde sürdürülebilirlik konusunun sadece Çevre Mühendisliği müfredatında değil, bütün mühendislik ve ilgili diğer anabilim dallarında aktarılması gerektiğini, hatta bu eğitimin üniversite öncesi okul hayatında başlayarak üniversitede en üst seviyeye çıkması gerektiğini belirtti. Endüstri devriminden beri süregelen al-yap-at yaklaşımının geçerliliğini yitirdiğine işaret eden Güngör, sınırlı kaynakları olan bir gezegende ancak ve ancak sirküler (döngüsel) bir ekonomi ile sürdürülebilirlik yolunda ilerlenebileceğine vurgu yaparak sunumunu tamamladı.

    Programın kapanış konuşmasında, etkinlikte emeği geçenlere ve katılımcılara teşekkür eden Düzce Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İlyas Uygur, “Çevre eğitimi ailede başlar. Plastik kullanımı ve tüketim toplumunun hastalıklarından kurtulmak gerekli, Avrupa’da ve bazı gelişmiş ülkelerde plastik, cam ve kâğıt atıklara uygulanan depozito uygulamasının ne kadar etkili ve başarılı olduğu görmekteyiz. Bu ve benzer uygulamaların da ülkemizde biran önce hayata geçirilmesi gerekli. Bu güne istinaden Dünya Çevre Günü’müz kutlu olsun” dedi.

  • Pankobirlik Genel Müdürü Taner Taşpınar:

    Pankobirlik Genel Müdürü Taner Taşpınar, Türkiye’de pancar şekerinde arz açığının bulunmadığını belirterek, “Ülkemiz pancar şekerinde kendine yeterlidir. Nişasta bazlı şeker sektörü temsilcilerinin iddia ettiği gibi ithalatla veya NBŞ ile karşılanmasına ihtiyacı yoktur” dedi.

    Pankobirlik Genel Müdürü Taşpınar, Kasım 2016’da İngiltere’nin başkenti Londra’da gerçekleştirilen Uluslararası Şeker Örgütü’nün (ISO) 20. Konferansının ardından pancar şekeriyle ilgili değerlendirmelerde bulundu. Taşpınar, nişasta bazlı şeker (NBŞ) sektör temsilcilerinin Türkiye’de şekerle ilgili gerçekleri çarpıtarak sorundan fırsat yaratmaya çalıştıklarını söyledi. Taşpınar, Türkiye’de lobi faaliyetlerini sürdüren ve algıyı yönetmek isteyen NBŞ sektörü temsilcilerinin geçtiğimiz iki dönemde iklimsel nedenlerden dolayı kaynaklanan üretim dalgalanmaları ve sonucunda yaşanan pancar şekeri arz açığını bahane ederek bunun ithalatla karşılanmasının yerine NBŞ kotalarının arttırılarak karşılanacağını savunduklarını anımsattı. Bu grupların kotalarının mevcut halinde yüzde 50 arttırılmasını talep etmekte olduğunu ve bunu son iki yılki üretim arz açığına atıfta bulunarak sabitlenmesini istediğini belirten Taşpınar, “Oysa mevcut pazarlama döneminde bir önceki yıla göre yüzde 20’lik bir şeker üretimi artışı ve yüzde 17’lik bir ekim alanı artışı beklenmektedir. Buda geçen sene ekstrem olarak yaşanan üretim düşüşünün bu sene olmayacağı tam aksine istenildiği kadar şekerin üretildiği anlamına geleceği demektir. Zira ülkemiz pancar şekerinde kendine yeterlidir ve bu grupların dediği gibi arz açığının ithalatla veya NBŞ ile karşılanmasına ihtiyacı yoktur” diye konuştu.

    “Sektörün birçok sorunu bulunuyor”

    Türkiye’de şeker sektörünün birçok sorununun bulunduğunu ifade eden Taşpınar, “Yüksek NBŞ kotaları, kayıt dışı üretimler, kimyasal tatlandırıcı ithalatları ve kaçak şeker girişleri ve verimsiz çalışan fabrikalar sebebi ile kotaların kaybedilmesi üretimin düşmesine, çiftçimizin küsmesine sebep olmaktadır. Böyle olunca da çözüm, sorunun olduğu yerde değil; sorundan fırsat yaratmak isteyenlerin tarafında çözülmeye çalışılmaktadır” şeklinde konuştu.

    “AB’de rekabetin tüm koşulları sağlanmış durumda”

    AB’de kotaların kaldırılacak olmasının şeker pancarından vazgeçeceği anlamına gelmediğinin altını çizen Taşpınar, “AB ülkeleri şekerde liberalleşme kararı alırken sektörü kendi içerisinde rekabete hazırlamış, üreticileri ve sanayicileri çeşitli fon ve desteklerle koruyarak geçiş döneminde yönlendirmiş, sektörde verim ve karlılığı arttırarak en üst düzeye çekmiş, içerdeki rekabette adil ve dengeli politikalarla sektörü liberalize ederek, bir nevi kaldıraç etkisiyle sektörün kendi dinamiklerini harekete geçirerek üretimin ve verimliğin artmasını zorlamıştır. Bu da üreticileri dışarıda ve içerde çok daha rekabetçi konuma getirerek şimdiye kadarki pozisyonlarını almalarını sağlamıştır” ifadelerini kullandı.

    “Sektör yapılandırılmadan kotaların kaldırılması söz konusu olamaz”

    NBŞ sektör temsilcilerinin AB örneğini göstererek, Türkiye’de kotaların biran önce kaldırılmasını istediklerini anımsatan Taşpınar, kotaların kaldırılmasının yapılandırılma önlemleri alınmadan pancar şekeri sektörünün tamamen başıboş ve rekabet edemez hale getirilerek yok olması anlamına geleceğini vurguladı. Böyle bir durumda en büyük faydayı NBŞ sektörünün göreceğini dile getiren Taşpınar, “Ülkemizde hiçbir yapılandırma önlemi ve geçiş süreci ile pancar çiftçilerine yönelik olarak hazırlanan bir önlem alınmadan kotaların kaldırılmasından söz edilmesi mümkün değildir” dedi.

    “Kar marjlarını daha da maksimize etmek istiyorlar”

    Taşpınar, “AB uygulamalarına atıfta bulunularak kotaların kaldırılması yönünde lobi yapan NBŞ sektörü temsilcilerinin amaçları da aslında ortadadır. Üretimlerini istedikleri kadar arttırarak ülkemizdeki kar marjlarını daha da maksimize etmektir. Ancak bu amaçlarına erişmede her nedense isteklerini AB’de olduğu gibi piyasa dinamiklerini harekete geçirerek değil de ülkemizde kurdukları tatlı kar hayallerini gerçekleştirmeye yönelik olarak kurgulamaktadırlar” değerlendirmesinde bulundu.

  • AK Parti Mersin İl Başkanı Taşpınar Görevinden İstifa Etti

    AK Parti Mersin İl Başkanı İsmail Taşpınar, görevinden istifa etti. İstifasını sosyal paylaşım hesabından duyuran Taşpınar, bundan sonra da partisinin emrinde olduğunu bildirdi.

    İsmail Taşpınar, bu akşam AK Parti Mersin İl Başkanlığı görevinden istifa etti. İstifa açıklamasını sosyal paylaşım hesabı üzerinden yapan Taşpınar, istifasına ilişkin herhangi bir gerekçe göstermedi. Taşpınar, sosyal paylaşım hesabından şu açıklamayı yaptı:

    “Şeref ve onur duyarak yaptığım Mersin İl Başkanlığı görevinden istifa ettim. Bundan sonra da bir dava adamı olarak partimin emrindeyim. Bana güvenen ve göreve getiren Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakanımız Sayın Ahmet Davutoğlu’na teşekkür ederim. Durmak yok yola devam.”

  • İl Başkanı Taşpınar, Gazeteciler Günü’nü Kutladı

    AK Parti Mersin İl Başkanı İsmail Taşpınar, tüm basın emekçilerinin 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nü kutladı.

    AK Parti İl Başkanı Taspınar, Çalışan Gazetecilerin Günü dolayısıyla mesajı yayınladı. Mesajında, basının, toplumun bilgilenmesi ve bilinçlendirilmesinde, birlik, beraberlik, kardeşlik, barış, huzur ve güven ortamının güçlenmesinde önemli bir paya sahip olduğunu belirten Taşpınar, “Basın, demokrasiyle vardır, demokrasi yoksa basının özgürlüğü de risk altında, tehdit altında demektir. Onun için basının demokrasi kültürümüze, kardeşliğimize, birliğimize zarar verecek yayınlardan kaçınması, aksine Cumhuriyetimizin daha ileri bir demokrasiyle taçlanması için katkı sağlamalıdır. Basın, demokrasinin, hukukun, insani değerlerin, hak ve özgürlüklerin tarafı olmalıdır. Kamuoyunu bilgilendirme, aydınlatma gibi onurlu bir görevi yerine getiren tüm medya çalışanlarının, daha iyi koşullarda görev yapabilmeleri için, AK Parti iktidarı üstüne düşen görevi yerine getirmiştir, bundan böyle de aynı hassasiyetini sürdürecektir. Bu duygu ve düşüncelerle, büyük fedakarlık ve özveri ile çalışan bütün basın emekçilerimizin 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nü içtenlikle kutlar, başarılarınızın devamını dilerim” dedi.