Etiket: taşı

  • Sancılı dert böbrek taşı

    Tekirdağ Star Medika Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Op. Dr. Osman Gencoğlu, böbrek taşı hakkında açıklamalarda bulundu.

    Op. Dr. Osman Gencoğlu, böbrek taşının böbrek kanalları içerisinde oluşan mineral içerikli sert kitleler olduğunu, bu kitlelerin oluşum sebebinin tam olarak bilinmediğini ancak ailevi yatkınlık, doğuştan idrar yolları anomalileri veya bazı sistemik hastalıkların neden olabileceğini kaydetti. Böbrek taşının böbreğin pelvisinde veya böbrek havuzcuğunda oluşabileceğini anlatan Gencoğlu, “İdrarda koruyucu olan bazı maddelerin vücut tarafından eksik üretilmesi taş oluşumuna neden olur. Sıcak, yüksek rakımlı ve tropikal ülkelerde böbrek taşı daha sık görülür. Güneşin etkisi var, güneşten dolayı vücudun D vitamin sentezi artıyor. D vitamini sentezi başta kalsiyum olmak üzere bağırsaklarda maddelerin daha fazla emilimine sebep oluyor ve bunların idrarla daha fazla atılımından dolayı kalsiyum taşları oluşuyor. Oldukça sık görülen bir hastalıktır. Erkeklerde kadınlara oranla üç kat daha fazla görülmektedir” dedi.

    “Bu hastalıkları taşıyanlar dikkat etmeli”

    Op. Dr. Gencoğlu, tekrarlayan idrar yolları enfeksiyonlarının böbrek taşları açısından risk oluşturduğunu belirterek, “Sistinüri gibi böbrek hastalıkları, tiroid hastalıkları benzeri metabolizma hastalıkları veya kronik pankreas hastalığı böbrek taşı oluşumuna zemin hazırlayabilir. Bir tür romatizmal hastalık olan gut, vücutta ürik asit oranını arttırır ve ürik asit taşlarının sıklıkla oluşmasına neden olur. Ürik asit taşları, kadınlara oranla erkeklerde daha çok görülür. Kronik bağırsak iltihabı da sık sık böbrek taşı oluşmasına neden olan hastalıklardan biridir” dedi.

    “Risk arttıran etkenler”

    Dr. Gencoğlu, bazı etkenlerin böbrek taşı oluşum riskini artırabileceğini aktararak etkenleri şöyle sıraladı:

    “Gün içerisinde yeterince sıvı almamak, genetik faktörler, aile öyküsü ve kişisel öykü, ailesinde taş öyküsü olanların taş oluşturma olasılığı yüksektir. Yaş cinsiyet ve ırk, böbrek taşı hastalığı çoğunlukla 30-50 yaş aralığında görülür, az hareket veya hareketsizlik ve diyet yapmak.”

    Böbrek taşının belirtilerinin değişik şiddette ağrı, bulantı, kusma, idrarda kan olarak görüldüğünü anlatan Dr. Gencoğlu, karın ağrısı görüldüğü taktirde karın ağrısı yapan diğer hastalıkların akla gelmesi gerektiğini ve sağ alt kadrandaki taş ağrılarında akut apandisit olasılığının mutlaka tetkikler yapılarak ekarte edilmesi gerektiğini söyledi. Dr. Gencoğlu, açıklamalarını şöyle sürdürdü:

    “Böbrek taşının tanısında görüntüleme yöntemleri ve laboratuar tetkikleri kullanılır. Röntgen filminde böbrek taşı varsa genellikle görülür. Bu film çekilirken hasta yatırılır. Fakat bütün taşlar direkt röntgen filminde görülmeyebilir. Bütün taşların görüldüğü sistem bilgisayarlı tomografidir.”

    Böbrek taşının tedavisi

    Dr. Gencoğlu, böbrek taşı hastalıklarının durumuna göre farklı tedavi yöntemleri uygulandığını belirterek tedavileri şöyle sıraladı:

    “Medikal tedavi, 5 mm’ye kadar olan taşların büyük çoğunluğu verilen ağrı kesici, antispazmodik ilaç tedavisi ve bol sıvı alımı ile düşürülebilir. Taşın boyutu büyüdükçe müdahalesiz düşürme olasılığı azalır. Vücut dışından şok dalgaları ile taş kırma (ESWL), perkutan nefrolithotomy (PNL), böbrek içindeki taş 2 cm’den büyük olduğunda veya şok dalgaları ile kırılamadığında uygulanan güncel bir yöntemdir. Genel anestezi altında bel bölgesinde 1 cm’lik kesiden oluşturulan bir yoldan böbreğin içerisine girilerek taşlar bir bütün halinde veya kırılarak aynı yoldan dışarı çıkartılır. Endoskopik yani kapalı bir ameliyat yöntemi olan perkütan nefrolithotomy ameliyatında görüntüler endokamera ile bir televizyon ekranına büyütülmüş olarak taşınır. Taşlar genelde pnömatik, ultrasonik veya lazer taş kırıcılar ile parçalanırlar. Üretoroskopi (URS), üreter kanalı içerisindeki taşlar düşmezse veya ESWL ile kırılamazsa idrar yolundan üreteroskop denilen aletler yardımıyla girilerek tedavi edilebilirler. Üreteroskoplar 2 buçuk, 3 milimetre çapında, uzunlukları boyunca bir çalışma kanalı ve görüntüyü sağlayan bir mercek bulunan cihazlardır. Rijid yani sert üreteroskoplar ile dış idrar yolu ve mesane geçilip üreter içine girilirek taşlar Holmium lazer veya pnömatik taş kırıcı ile kırılarak tedavi edilir. Bu üreteroskoplar ile alt ve orta üreterdeki taşlar tedavi edilebilirler. Fleksibl yani kıvrılabilen üreteroskoplar ise uçları çeşitli yönlerde ve açılarda döndürülebildiğinden hem üst üreterdeki, hem de böbrek içinde havuzcuk ve kalis adı verilen ceplerdeki taşların tedavisinde kullanılırlar. Üretereroskopik taş tedavisi sonrası hastalar aynı gün veya bir gün sonra evlerine taburcu edilirler.”

    Tedavinin ardından engelleyici önlemler alınmaması ve bir takım hayat tarzı değişikliklerine gidilmemesi halinde böbrek taşlarının çevresel ve genetik faktörler sebebi ile tekrar etme riskinin oldukça yüksek olduğunu anlatan Dr. Gencoğlu, şöyle devam etti:

    “Taş oluşumunu önlemek için hayat tarzı değişiklikleri son derece önemli bir rol oynar. Hızlı beslenmekten uzak durmak, bol sıvı tüketmek ve egzersize ağırlık vermek gibi bir takım önlemler ‘önleyici değişiklikler’ olarak sayılabilir. Bunların yanında doktor kontrolünde gerçekleştirilecek bazı ilaç tedavileri de söz konusu olur. Eşit aralıklı sağlık kontrolü ile erken tanı önem taşır.”

    Böbrek taşı olan kişilerin özellikle yaz aylarında bol su tüketmeleri, çay, kahve, kola gibi içecekleri azaltmaları, tuz tüketimini kısıtlamaları, düzenli egzersiz ve spor yapmaları, ani kilo kayıplarından kaçınmaları gerektiğini belirten Op. Dr. Gencoğlu, “Yaşam ve beslenme tarzında birkaç değişiklik yaparak yeni taş oluşma riski azaltılabilir. Lif içeren besinler ve faydalı etkileri nedeniyle sebze, meyve tüketmek gerekir. Ancak okzalat bakımından zengin olan sebze ve meyvelerden (ıspanak, kakao, çay yaprakları, ceviz, buğday kepeği) sakınmak gerekir. Alınan kalsiyum miktarı, bu yönde önerilerde bulunmak için güçlü bir neden olmadıkça sınırlanmalıdır. Bol sıvı tüketimi yapılmalıdır. Kalsiyumlu gıdalar, çilek ve kuruyemiş taş yapar bilgisi yanlıştır. Kişide taş oluşumu genetiktir ve her tür yiyecek taş yapabilir. Önlemi bol sıvı tüketmekten geçmektedir. Çok su içmek böbrekleri yorar bilgisi de yanlıştır, böbreklerin vücuda giren suya göre sıvıyı ayarlama yetenekleri oldukça yüksektir. Bu nedenle fazla sıvı böbreği yormaz. İnsan tek böbrekle yaşayamaz söylentisi de yanlıştır. Tek böbrekle sorunsuz 100 yıl yaşamak bile mümkündür. Böyle binlerce hasta vardır. Böbreği etkileyecek bir hastalık olmadığı sürece (yüksek tansiyon, diyabet, taş, vb.) tek böbrekle yaşamakta sorun yoktur” diye konuştu.

    Böbrek taşı düşürmede taşın boyutunun önemli olduğunu aktaran Gencoğlu, şu ifadeleri kullandı:

    “5 milimetrenin altındaki taşlar kendiliğinden düşebilir. Bol su ve hareket taşların düşmesine yardımcı olur. Üreter kanallarını genişletici ilaç tedavisi ile taş düşürmek mümkün. 5 milimetre üstü taşları da operasyon yolu ile düşürülmektedir. 6 milimetre üstündeki taşlar müdahale ile düşürülür. 4-6 milimetre arasındaki taşların bazıları kendiliğinden, bazıları da müdahale ile düşer. 4 milimetre altındaki taşlar ise kendiliğinden düşer. Bazı bitkiler böbrekleri çalıştırdığı için taşın düşürülmesinde etkili olurlar. Tabi 4 milimetrenin altındaki taşlar için geçerli. Önerim ise, hastaların doktorlarına danışmadan böyle bir şey yapmamaları. Her bitki faydalı olmayabilir, aksine zararı bile dokunur. Araştırmalarda limon suyunun bazı taşların meydana gelmesini engellediği tespit edilmiştir. Limonatadaki sitrat böbrek taşına karşı etkili olmaktadır. Bu nedenle sıvı gereksiniminin bir bölümü limonata şeklinde alınabilir.”

    Ameliyat riskleri

    Op. Dr. Gencoğlu, böbrek taşı operasyonlarında bazı risklerin de bulunduğunu aktararak konuşmasını şöyle sonlandırdı:

    “Risksiz ameliyat diye bir şey yoktur. Açık ve kapalı böbrek taşı ameliyatlarının riskleri birbiri ile aynıdır. Kanama en sık rastlanan komplikasyondur. Yapılan çalışmalarda kan vermeyi gerektirecek kadar kanama olma ihtimali yüzde 1 ile yüzde 10 arasında bulunmuştur. Her ameliyatta olduğu gibi bu ameliyatta da enfeksiyon ihtimali vardır. Bu riski en aza indirmek için ameliyat öncesinde idrarda mikrop varlığını araştırmak ve ameliyat sırasında önleyici (profilaktik) antibiyotik başlamak gerekir. Çok nadir olarak bu ameliyat sırasında böbreğe giriş işlemi röntgen cihazı ile ’kör’ olarak yapıldığı için barsak ve çevre organ yaralanması görülebilir. Özellikle çok zayıf hastalarda bu risk daha fazladır. Hem tanı hem de tedavi yöntemlerinde yenilikler devam etmektedir. Bu konuda en büyük katkı tıbbi mühendislik gelişmesidir.”

  • Restore Edilen Kıble Ve Dua Taşı Açıldı

    Karabük’ün Safranbolu ilçesinde belediye tarafından restore edilen ve çevre düzenlemesi yapılan tarihi kıble ve dua taşı törenle açıldı.

    İzzet Paşa Mahallesi Dış Kale Altı Sokak’ta düzenlenen törende konuşan Safranbolu Belediye Başkanı Necdet Aksoy, Safranbolu kültürünün detaycı olduğunu ve bir üst kültür ürünü olduğunu söyledi.

    Safranbolu’nun bütünüyle bir yaşam stilini içerdiğini kaydeden Aksoy, “Evlerinden Arnavut kaldırımlarına, çeşmelerinden iş yerlerine, bu iş yerlerinin iç çalışma düzenlerine, evlerin iç yaşam düzenlerine kadar bir bütün halinde kültürü içeriyor. Bu kültür de İslam kültürü. Bugün dünyanın her neresinde olursa olsun ’İslam inancının sivil hayat nizamı nasıldır?’, ’medeni ilişkileri nasıldır?’, ’mimarisi nasıldır?’ sorusunun tek bir cevabı vardır ’Safranbolu’. Biz geçmişimizden devraldığımız bu kültürü bütün halinde geleceğe aktarmanın derdindeyiz.” dedi.

    Safranbolu’daki kültürü geleceğe aktarmak için çalışmalar yaptıklarını da ifade eden Başkan Aksoy, şunları söyledi:

    “Devraldığımız bu kültürün, küllenmiş, yıpranmış olan kısımlarını tamir ederek, gün yüzüne çıkartarak geleceğe aktarmanın peşindeyiz. İşte bu iddiamızın yansımalarından bir tanesi de kıble ve dua taşı. Burada bir gezi esnasında burayı mutlaka düzeltmemiz tamir etmemiz gerekir, ata yadigarı var düşüncesiyle hareket ettik. Araştırma yaptık ve hayat bulacak şekilde restore ettik.”

    Konuşmanın ardından İlçe Müftüsü Hasan Güneş tarafından dua okunarak kıble ve dua taşı hizmete açıldı.

  • Tükürük Bezinde Taşı Olanlar, Ramazan’da Dikkat!

    KBB uzmanı Op. Dr. Atilla Şengör, tükürük bezi kanallarında taşı (sialolitiazis) olan hastaların susuz kalmaması gerektiğine dikkat çekti. Şengör, “Aksi halde çenede ve yanakta şişme ile tükürük bezlerinde iltihaplanma yaşanabilir” dedi.

    Op. Dr. Atilla Şengör’ün açıklamasına göre; yanak şişmesi (parotis bezi) veya çene altında (submandibuler bez) şişme özellikle yemek yerken meydana geliyor; buna taş yüzünden tıkanmış olan kanallarda toplanan ve boşalamayan tükürük salgısı neden oluyor. Tükürük bezleri aniden şiştiğinde bu durum hastaların endişeye kapılmalarına yol açıyor.

    “RAMAZAN AYINDA TÜKÜRÜK BEZİ TAŞI VAKALARINDA ARTIŞ OLUYOR”

    “Tükürük salgısı normalde su gibi akışkandır, eğer yoğunlaşırsa taş oluşumu kolaylaşır” diyen Op. Dr. Şengör, “Az su içilmesi, sigara kullanılması ve sebzeden fakir beslenme, tükürük bezi taşı olan hastaların ortak davranışlarındandır. Ramazan ayında oruç tutulmasıyla uzun saatler boyunca susuz kalınması, tükürük salgısının kıvamının yoğunlaşmasına neden olur ve özellikle bu dönemde tükürük bezi taşı vakalarında artış görürüz. Aslında bir taşın kanalı tıkayacak büyüklüğe gelmesi için bir kaç yıl gereklidir. Yani taş bir anda meydana gelmez. Fakat mevcut taşı tükürük kanalını kısmi olarak engelleyen, buna rağmen daha önce yanak ya da çene altı şişmesi olmamış hastaların yoğunlaşan salgıları tükürük bezlerinin şişmesine yol açabilir” ifadelerinde bulundu.

    “İLTİHAPSIZ KOŞULLARDA ANTİBİYOTİK KULLANILMASI FAYDA ETMEZ”

    Op. Dr. Şengör, “Şişme bazen dakikalar, bazen de günler sürebilir. Tükürük bezi kanallarını tıkayan taşlar veya kanal darlıkları genellikle tekrarlayan şişmelere neden olurlar. Yanak veya çene altında şişmeler her yemekte olabileceği gibi 2-3 senede bir kadar seyrek de olabilir. Senede 1mm büyüme hızı olduğu bilinen tükürük bezi taşları, bunu ihmal eden veya “taşın kendiliğinden düşmesini beklemesi” önerilen hastaların yakınmaları tahammül sınırına geldiğinde, 2,5-3 santimetre çaplarına dahi ulaşabiliyorlar. Bu tip tükürük bezi şişmeleri genellikle mekanik engellemeler nedeniyle olur ve bezin iltihabıyla (akut sialadenit) karıştırılmamalıdır. Zira iltihapsız koşullarda antibiyotik kullanılması fayda etmez; taşın çıkartılarak tükürük akışının sağlanması gerekir” dedi.

    “AMELİYAT YERİNE ENDOSKOPİK TEDAVİ YÖNTEMLERİ VAR”

    Tükürük bezi ilk defa şişen hastaların hemen telaşa kapıldıklarını ve doktora başvurduklarında da çoğu kez bezin ameliyatla çıkartılması gerektiğini önerdiklerini söyleyen Op. Dr. Şengör, “Oysa günümüzde bu tip durumlar için de endoskopik tedavi yöntemlerimiz var. Tükürük bezi kanalların içerisini görmemizi ve aynı anda tıkanıklığa yol açan taşları çıkartabilmek için artık Sialendoskopi yöntemini kullanıyoruz. Tükürük bezi endoskopisi ayrıca kanal darlıkları veya diğer bazı kronik tükürük bezi şişmelerinde de birincil tanı ve tedavi yöntemidir” açıklamalarında bulundu.

    “SİALENDOSKOPİ YÖNTEMİ İLE AMELİYATSIZ ŞİFA”

    Op. Dr. Şengör son olarak, “Sialendoskopi yeni bir yöntem değil, dünyada yaklaşık 25 senedir var; ülkemizde de 12 senedir bu teknikle tükürük bezi şişen hastalarımızı tedavi ediyoruz. İleri teknoloji ve deneyim gerektiren bu uygulamada kürdan kadar ince endoskoplar içerisinden iğne gibi araçlarla taşları tutuyor, parçalıyor ve çıkartabiliyoruz. Tedavi süresi küçük taşlarda 15 dakika kadar kısa sürebildiği gibi, bazı büyük ve zorlu taşlarda 3,5 saati bulabiliyor. Genellikle günübirlik bir uygulama olan sialendoskopiyi ağız içi diğer yaklaşımlarla beraber uygulamak da olanaklı ve bu sayede tedavi başarımız yüzde 90’ların üzerine çıkabiliyor.

    Sonuç olarak yanağında ya da çene altında şişmesi olanların önce bir doktora başvurması gerekli. Eğer şişme tükürük bezinde ise ve bunun nedeni kanalı tıkayan bir taş olarak belirlenirse, bu hastalar artık merak etmesinler, çünkü sialendoskopi yöntemi ile ameliyatsız olarak şifa bulma şansları çok yüksek” diyerek sialendoskopi yöntemine dikkat çekti.

  • 10 Bin Yıllık Anıt Taşı Spiral Taşla Kazıdılar

    Oltu 25 Mart Gençlik Parkı’nda bulunan 10 bin yıllık dikili taşın üzerine boya ile ’Devrimci Sol’ yazdılar. Yazıyı silmekle görevlendirilen belediye görevlisi de yazıyı spiral ile silmeye çalıştı.

    Erzurum’un Oltu ilçesinde 25 Mart Gençlik Parkı’nda bulunan 5 metre uzunluğunda 2.7 metre kalınlığındaki dikili taşın üzerine sprey boya ile ’Devrimci Sol’ diye yazdılar. Kendini bilmez kişi ya da kişilerce 10 bin yıllık taşa boya ile yazılan yazıyı çıkarmak için spiral kullanılması şaşkınlık yaşattı.

    Anıt taşın üzerindeki yazıyı spiral ile silmeye çalışan belediye personeli, taşa ikinci ve kalıcı bir hasar vereceğini düşünmeden aldığı talimatı yerine getirdi. Elindeki spiral ile taşın üzerindeki yazıyı silmeye çalışan görevli, silme işleminin sonunda hasar gören kısmı çamurla kapatarak yapılan işlemin kamufle edileceğini belirtti.

    Tarihi taşa bu şekilde zarar verilmesi ise vatandaşların tepkisini çekti. Oltu’da bulunan tarihi eserlerin korunamadığından yakınan vatandaşlar, 10 bin yıllık bir tarihi eser olan ’Dikilitaş’ın da diğer tarihi eserler gibi korunamamasına dikkati çekti. Oltulu vatandaşlar, “Her şeyde olduğu bu anıt taşı da koruyamıyoruz. Türk tarihinde Ata Kültürü’nü tüm canlılığıyla yansıtan bu dikili taşın yazılması üzücü bir durum. Kendini bilmez kişilerin yaptıkları bu rezaleti görmezden gelmek elbette mümkün değil. Başta belediye olmak üzere yetkililerin bu konuda yeterli önlemi almaları gerekiyor. Bilinçsiz insanlar yüzünden tarihi ve kültürel miraslarımız büyük hasar görüyor, heba oluyor. Bu duruma seyirci kalınmamalı” diye konuştu.

    Taşa hasar vermeden çıkarılması gereken boyayı, spiral ile kazıyarak çıkarma işlemine de tepki gösteren vatandaşlar, “Zaten duyarsız kişilerce bu eserler zarar görüyor. Aksine bu tarihi eserleri koruması gereken yerlerde esere zarar vereceğini düşünmeden kendilerince önlem almışlar. Halbuki spiral ile taşı kazımak bu Dikilitaş’a daha fazla ve kalıcı zarar verir. Hangi akılla böylesine bir çözüm bulunmuş. Yazık, günahtır” dedi.

  • Safra Kesesi Taşı Nedeni Ve Tedavisi

    Genel Cerrahi ve Cerrahi Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Serdar Yol, safra kesesi taşı oluşumunda esas nedenin, hasta olan kese olduğunu söyledi.

    Dr. Yol, safra taşlarının günümüzde kabul edilen tek tedavi şeklinin ise safra kesesinin taşlarla birlikte çıkarılması olduğunu belirtti.

    Samsun Büyük Anadolu Meydan Hastanesi doktorlarından Genel Cerrahi ve Cerrahi Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Serdar Yol, Safra Kesesi Hastalıkları ve Cerrahisi hakkında bilinmeyen konular hakkında önemli açıklamalar yaptı. Prof. Dr. Serdar Yol, safra kesesinin görevinin, karaciğerin ürettiği sarı yeşil bir sıvı olan safrayı depolamak olduğunu söyledi. 20- 60 yaş kadınlarda safra taşı görülme sıklığının, erkeklere göre 3 misli fazla olduğunu ifade eden Prof. Dr. Yol, “Çok doğum yapmış kadınlarda daha sıktır. Yaş ve şişmanlık görülme sıklığını artırır. 60 yaş üstü insanların yaklaşık yüzde 10 -20’sinde safra taşı bulunur” dedi.

    KADINLARDA DAHA SIK GÖRÜLÜR

    Genellikle açlık halinde safra kesesinde biriken safranın, burada konsantre edilerek depolandığını ifade eden Prof. Dr. Serdar Yol, “Sindirim sırasında ise safra kesesi kasılarak içindeki safrayı bağırsağa boşaltır. Safranın görevi ise yağların emilimini sağlamaktır. 40 yaş ve üzeri kadınlarda erkeklere oranla daha sık görülen safra kesesi taşı yiyeceklerden alınan yağın sindirilmesinde sorunlara yol açar. Bu nedenle özellikle yağlı bir yemek sonrası yaşanan aşırı şişkinlik ve karın bölgesinden başlayarak omuza vuran ağrılar safra kesesi taşı belirtisi olabilir. Safra içerisindeki maddeler belli bir oranda bulunur ve bu denge onların eriyik şeklinde kalmasını sağlar. Safra kesesi safrayı konsantre ederken bu oranların bozulması halinde, safra içinde çökelekler (kolesterol kristalleri, pigment birikintileri…) oluşur. Bunlar giderek büyürler ve saptadığımız taşları oluştururlar. 20 – 60 yaş kadınlarda safra taşı görülme sıklığı, erkeklere göre 3 misli fazladır. Çok doğum yapmış kadınlarda daha sıktır. Yaş ve şişmanlık görülme sıklığını artırır. 60 yaş üstü insanların yaklaşık yüzde 10-20’sinde safra taşı bulunur” diye konuştu.

    TAŞ NEDEN OLUŞUR

    Safra taşı olanların büyük çoğunluğunda (yüzde 70-80) şikayet olmadığını belirten Yol, “Bunlar tesadüfen, başka tetkikler sırasında saptanırlar. Bunlara ‘sessiz taş’ denir. Sebep oldukları en önemli şikayet ise karın sağ üst kısmında, sırta da vurabilen ağrıdır. Bazen değişik komplikasyonlara (istenmeyen yan etkiler) neden olabilirler. Küçük taşlar safra kanalına düşüp burada tıkanıklığa yol açarak sarılık meydana getirebilirler. Bazıları pankreas ile ilgili şikayetlere neden olabilir. Bazen şişkinlik, hazımsızlık, özellikle yağlı gıdalara tahammülsüzlük gibi şikayetlere neden olabilirler.

    Safra taşı tanısı günümüzde en kolay ve zahmetsiz olarak ultrasonografi ile konur. Ya da tesadüfen başka tetkikler sırasında saptanır. Safra kesesi taşı oluşumunda esas neden, kesenin konsantrasyon yeteneğindeki bozukluk olduğundan, hasta olan kesedir. Bu neden ile esas tedavi safra kesesinin ameliyatla çıkarılması yani kolesistektomidir. Böylece, hem safra kesesi taşı çıkarılmış hem de tekrar taş oluşturabilecek kese ortadan kaldırılmış olur” şeklinde konuştu.

    TEDAVİ YÖNTEMLERİ

    Tedavi yöntemleri hakkında bilgi veren Prof. Dr. Serdar Yol açıklamasını şöyle tamamladı: “Günümüzde kapalı ameliyat (laparoskopik) standart yöntemdir. Emniyetli bir kapalı ameliyat birinci tercih olmalıdır. Hatta, genellikle bu hastanın tercihi bile olmamalıdır. Birinci görevi hastasına ziyan vermemek olan doktor, doğal olarak karnın kesilmesi yerine birkaç delikten ameliyatı hastaya daha az zarar verici bulup onu tercih eder. Teorik olarak bu mümkündür. Ancak ortaya çıkabilecek yan etkiler nedeniyle tercih edilmemelidir. Safra taşlarının günümüzde kabul edilen tek tedavi şekli, safra kesesinin taşlarla birlikte çıkarılmasıdır. Ancak, ameliyatın çok riskli olduğu hastalarda, ameliyat dışı yöntemlerle çare aranabilir. Taşları eritmek için uzun süre ursodeoksikolik asit içeren ilaçlar kullanılabilir. Yüksek riskli (çok yaşlı, ciddi yandaş hastalığı olanlar…), ancak ameliyatın zorunlu olduğu durumlarda ameliyatı bir an önce sonlandırmak gerekçesi ile sadece taşların alınması ile yetinilebilir.”