Etiket: Tartışmaları

  • FETÖ tartışmaları, ATO’yu basın mensuplarına kapattı

    Fetullahçı Terör Örgütü’ne (FETÖ) kaynak sağladığı gerekçesiyle el konulan Bank Asya’ya 17/25 Aralık’tan sonra Fetullah Gülen’in çağrısıyla para aktardığı tartışılan Adana Ticaret Odası’nın (ATO) Eylül ayı olağan meclis toplantısına katılan basın mensuplarının toplantıyı takibi, bir önceki yönetimin aldığı karar öne sürülerek engellendi. Bazı meclis üyeleri kararın yeni yönetimi bağlamayacağını savunurken, basın mensupları ise geçmişteki pek çok toplantıyı sorunsuzca takip ettiklerini belirterek, kararı keyfi olarak nitelendirdi.

    ATO’nun eylül ayı olağan meclis toplantısı, Meclis Başkanı Tarkan Kulak’ın başkanlığında gerçekleştirildi. Toplantının başında konuşan Kulak, meclis kararı nedeniyle toplantının basına kapalı olarak yapılacağını belirterek, basın mensuplarının görüntü aldıktan sonra salonu terk etmelerini istedi.

    Basın mensuplarından saklanan veya gizlenen herhangi bir şey olamayacağını kaydeden Kulak, “Bu zamana kadar da biz sizlerle çeşitli zamanlarda bir araya geldik. Fakat, alınmış olan, geçmişten gelen bir meclis kararımız var. O karar üzerine başka bir karar daha almamız lazım. Ondan dolayı gündemi sizlerle paylaşmayacağız ama basın bülteni hazırlayıp sizlere dağıtacağız. Buraya kadar geldiğiniz için hepinize çok teşekkür ediyorum, sağolun, varolun. Bundan sonraki toplantılarımıza gelip görüntü alabilirsiniz ama gündemi yine bu şekilde devam ettireceğiz. Çok teşekkür ediyorum sizlere, sağolun” diye konuştu.

    Meclis Üyesi Yüksel Yavuz ise basın mensuplarının salondan çıkartılmasına tepki göstererek, oylama yapılmasını istedi. Yavuz, şöyle konuştu:

    “Salondaki arkadaşlar 38. grup komitemin üyesi olan arkadaşlarım. Mecliste gayriyasal bir şey talep etmiyoruz Herhangi bir şikayetimiz yok. Herhangi bir konuda pay paylaşımımız yok. Bizim Türkiye Cumhuriyeti’nin meclisi bile televizyon olarak medyaya açıkken bence bunu meclise oylamaya sunun. Daha doğru olur çünkü bizim sektörü bu şekilde dışlayarak bize hakaret ediyorsunuz. Sizin yaptığınız ’dışarı çıkın’ demek ne demek? Burada sakladığımız bir şey var mı?”

    Meclis Üyesi Fatih Köylü ise kararın 2013’ten önce alındığını belirterek, geçerliliğinin olmadığını ileri sürdü.

    Genel Sekreterlik de kararın devamlılığı olduğunu savundu.

    Bazı basın mensupları, yürürlükteki karara rağmen daha önce meclis toplantılarının tamamını sonuna kadar takip ettiklerini söyledi.

    Tekrar konuşan Tarkan Kulak’ın basın mensuplarına “Her zaman başımızın tacısınız, sağolun varolun” demesi üzerine gazeteciler salonu terk etti.

  • “Suriyelilere vatandaşlık hakkı” tartışmaları

    Türkçe Konuşan Ülkeler Uluslararası Gazeteciler Derneği (TKÜUGD) Başkanı Güngör Yavuzaslan, Suriyelilere vatandaşlık hakkı verilmesinin gündeme gelmesi üzerine başlayan tartışmalara değinerek, “Suriyelilere vatandaşlık verilsin mi sorusuna cevabım Suriye’ye barış gelsin derim. Bu kardeşlerimiz kendi evlerinde hür ve bağımsız yaşamak istiyorlar. Vatandaşlık meselesi bizim gündemimizde yok, biz kardeşlerimizden hiç ayrılmadık ki? Bize Bartın da bir, Kerkük de, Halep de, Urumçi de, Karabağ da, Han Saray da birdir” dedi.

    Türk dünyasına ve Ortadoğu’ya yönelik çalışmaları ile tanınan Yavuzaslan, Misak-ı Milli sınırları içerisinde kalan herkesin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı konumunda olduğunu söyledi. Yavuzaslan, “Bir Suriyeliler vatandaşlık tartışması aldı başını gidiyor. Tayyip Erdoğan karşıtlığı ya da yandaşlığı üzerine oturtulan bir kısır tartışma. Gelin tarihin ışığında bakalım. Misak-ı Millî (Millî Yemin), Türk Kurtuluş Savaşı’nın siyasi manifestosudur. İstanbul’da toplanan son Osmanlı Mebusan Meclisi tarafından 28 Ocak 1920’de oy birliği ile kabul edilmesinin ardından ve 17 Şubat’ta kamuoyuna açıklanmıştır. 23 Nisan 1920’de Ankara’da kurulan TBMM’de 18 Temmuz 1920 tarihli oturumunda Misak-ı Milli’ye bağlılık andı içildi. Son Osmanlı Devleti ile yeni Türkiye Cumhuriyeti arasındaki en temel yasal vesika Misak-ı Milli’dir. Atatürk, ilk defa 1 Mayıs 1920’deki Meclis konuşmasında ve son defa 30 Ocak 1923 tarihli açıklamasında olmak üzere, çeşitli beyanlarında Musul vilayetini dahil ederek Misak-ı Milli sınırlarını tanımladı: ’Bu hudut İskenderun körfezinin güneyinden, Antakya’dan, Halep ile Katma istasyonu arasında Carablus köprüsünün güneyinde Fırat Nehri’ne ulaşır. Oradan Deyrizor’a iner, oradan doğuya uzatılarak Musul, Kerkük ve Süleymaniye’yi içine alır’” dedi.

    Türkiye’nin tarihsel gerçeklerine vurgu yapan Yavuzaslan, “Hatay-İskenderun sancağı 1921’de Fransız mandasına bırakılmış, ama karşılığında Adana, Maraş, Antep, Urfa alınmıştı. Ama bu demek değildi ki tamamen terk edildi. O günden başlayan mücadele gerek yeraltı, gerek diplomasi ile Misakı Milli’ye dahil olması nedeniyle 1939’da resmen Türkiye’ye katıldı. Kıbrıs’a 1974’de Barış Harekatı gerçekleştirildi. ’Yavru’ da dense bağımsız bir KKTC kuruldu. Bizim insanımız terimlere takılır kalır. Örneğin Zenci ırkçı bir kelimedir. Batılı sömürgeci misyonerlerin dünyaya Afrika’nın insanları için kazandırdığı bir terimdir. O insanların binlerce yıllık kendi adları vardır. En basiti Afrikalıdırlar. Bugün Ortadoğu’dan gelen insanlara Suriyeli, Iraklı dediğimiz insanlar 1920 yılında imzalanan Sevr Anlaşması ile 1 günde Anadolu’dan ayrılan özbeöz kardeşlerimizdir. Suriye sınırında yaşayanlar bilir. Sınır boyunca uzanan tren hattı sınırın ortalamasıdır. Bölge halkı hattın yukarısı derken Türkiye, hattın aşağısı derken Suriye’yi anlatırlar. Cetvelle çizilerek Anadolu’dan koparılan insanlarımız. Halep Antep’e bakar, Kerkük Diyarbakır’a. Anayı oğuldan kim ayırabilir ki. Tarih zaman akışı içinde 1. Dünya Savaşı’nın 100 yılında sınırları, tel örgüleri kaldırdı. Oğul anasıyla kucaklaştı. Suriye ve Irak’ta savaş var. Güvenli liman Türkiye… Misak-ı Milli sınırları içindeki herkes bizim vatandaşımızdır. Misak-ı Milli sınırları ötesinde Türkiye varlığı vardır. Avrupa’nın içlerinden Çin Seddi’ne, Kudüs semalarından Doğu Türkistan’a, Karadeniz’in kıyılarından, Akdeniz ufuklarına, Sibirya’nın uçsuz bucaksız steplerine, ezan sesinden ay yıldızlara Türkiye vardır” diye konuştu.

    “Biz kardeşlerimizden hiç ayrılmadık ki”

    Öncelikle Suriye’ye barışın gelmesinden yana olduklarını ifade eden Yavuzaslan, “Sonuç olarak; Suriyelilere vatandaşlık verilsin mi sorusuna cevabım Suriye’ye barış gelsin derim. Bu kardeşlerimiz kendi evlerinde kendi gökyüzlerinde hür ve bağımsız yaşamak istiyorlar. Vatandaşlık meselesi bizim gündemimizde yok, biz kardeşlerimizden hiç ayrılmadık ki? Bize Bartın da bir, Kerkük de, Halep de, Urumçi de, Karabağ da, Han Saray da birdir. Bir yanda 100 yılında Sykes-Picot Anlaşması ve şimdi Kery-Lazrov planları bir yanda da slogan milliyetçileri… Bir yanda Ortadoğu’da her gün ölen yüzlerce masum insanlar. Durum özeti Müslümanların geleceği için hala Hıristiyanlar masada ve Mescid-i Aksa esirdir” şeklinde konuştu.

  • Türkiye’de ’Çocukların Aşılanması’ Tartışmaları

    Türk Pediatri Kurumu Başkanı Prof.Dr. Mehmet Vural, Türkiye’deki bebeklere yapılan aşıların yargıya taşınması ile ilgili olarak, “Aşıların yapılması gerekiyor, aşılar sadece kişinin çocuğunu değil toplumu da koruyor. Siz aşı ile hastalık riskini azaltırken, etrafa bulaştırmayı da önlüyorsunuz. TPK olarak aşılamanın arkasındayız. Aşılanma çocukların hakkıdır ve bu hak ellerinden alınmamalıdır” dedi.

    Türk Pediatri Kurumu (TPK) tarafından, ’Çocuk ve Çevre’ temasıyla düzenlenen 52. Türk Pediatri Kongresi, bin 300 kişinin katılımıyla Antalya’nın Kemer ilçesi Beldibi Turizm Merkezi’ndeki bir otelde başladı.

    Türk Pediatri Kurumu Başkanı İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Prof. Dr. Mehmet Vural, Türkiye’de 15 senedir sağlıkta bir değişim yaşandığını aktararak, genel sağlık sigortası kapsamına giren nüfusun arttığını ve koruyucu hekimlik işlevlerinin aile hekimlerine yüklendiğini savundu.

    Sağlık hizmetlerinin bir özel sektör mantığıyla performans sistemine oturtulduğunu kaydeden Prof. Dr. Vural, sağlık endekslerinde yaşlı nüfus artarken, genç nüfusun hala çok yüksek düzeylerde olduğunu belirtti.

    Türkiye’nin nüfusunun yüzde 30’unun 18 yaş altında olduğunu işaret eden Prof. Dr Vural, “Son verilere göre yaşam beklentisi kadınlarda 79, erkeklerde 72 yaştır. Geçmiş yıllara kıyasla insanlarımızın yaşam süreleri uzamaktadır. Öte yandan süt çocuğu mortalitesi (1 yaş altı ölüm oranları), tüm dünyadaki düşüşlere eş olarak ülkemizde de önemli derecede azalmıştır. 10 sene önce her bin yeni doğan bebekten 32’si 1 yaşını görmeden ölmekteyken, bugün bu oran, Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre 10,8’e düşmüştür. Bu verilerin geçerliliği ile ilgili bir takım tartışmalar da yaşanmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) bu sayıyı binde 16,5 olarak vermektedir. Avrupa için ise bu rakam Fransa’da 4,4, Yunanistan’da 6,9 dur” diye konuştu.

    “HER 10 BİN KİŞİYE 26 HASTANE YATAĞI”

    Son yıllarda sağlık hizmetlerine ulaşımda büyük bir kolaylık sağlandığına değinen Prof.Dr. Vural, “Sağlık Bakanlığı’nın yayınladığı verilere göre son 10 yılda ülkemizdeki hastane sayısı yüzde 10, hastane yatağı sayısı yüzde 25 artış gösterdi. Bu dönemdeki nüfusumuzun yüzde 5 arttığını göz önüne alırsak, göreceli olarak yataklı sağlık hizmetlerinde sayısal bir düzelme sağlandı. Tüm bu ilerlemelere rağmen ülkemizde her 10 bin kişiye 26 hastane yatağı düşerken Avrupa’da bu rakam 53’tür. Yani hastane hizmetleri açısından hala Avrupa’nın gerisindeyiz” ifadelerine yer verdi.

    “ÜLKEMİZDE ÇOK DÜŞÜK”

    Ülkede doktor sayısının düşük düzeylerde olduğunu iler süren Prof. Dr. Vural şöyle konuştu:

    “Ayaktan verilen hizmetlerde de bir artış sağlanmıştır son senelerde. 2000 yılının başlarında kişi başına yıllık ortalama 2,2 doktor muayenesi yapılırken, şimdilerde kişi başına yıllık ortalama 8,2 doktor muayenesi için müracaat yapılıyor. Yani halkımız ortalama 4 kez daha fazla doktora başvurmaktadır. Bu sayı OECD ülkelerinde 6,7 iken Finlandiya’da 2,7’dir. Tabi doktor müracaatlarında bu düzeyde bir artış yaşanırken, ülkemizdeki toplam doktor sayısı hala çok düşük düzeylerdedir. Ülkemizde her yüz bin kişiye 174 doktor düşerken bu sayı Avrupa birliğinde 325’tir. Bu da bir hasta muayenesinin birkaç dakikada sonlandırılması durumunu ortaya çıkarıyor.”

    “TIP FAKÜLTESİ SAYISI ARTTI”

    Türkiye’de doktor açığını kapatabilmek için tıp fakülteleri sayısında büyük bir artış yaşandığını vurgulayan Prof. Dr. Vural, “1990 yılında ülkemizde 25 tıp fakültesi bulunurken, günümüzde bu sayı 74’e yükselmiştir. Tıp fakültesi zenginliği açısından dünyada 5. sırada yer almaktayız. Bu sayının İngiltere’de 32, Almanya’da 36 olduğunu göz önüne alırsak, sahip olduğumuz tıp fakültesi sayısının ne kadar yüksek olduğunu daha iyi anlayabiliriz. Tabii eğitim kurumlarının sayısında yaşanan böylesine önemli artışlar, beraberinde buralarda verilen eğitimin kalitesi ile ilgili soru işaretleri de ortaya çıkarmıştır” dedi.

    “SAĞLIKLI GEBELİK”

    Sağlıklı bir çocuk için en önemli faktörün sağlıklı bir anne ve sağlıklı bir gebelik olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Vural, “Oysa hala çok sayıda genç kızımız ergenlik döneminde evlenmekte ve anne olmaktadır. Son 20 sene içinde ergen anne oranımız yarı yarıya azalmış olsa da 2013 senesinde her 100 ergen genç kızın 5’i anne olmaktadır. Bu da beraberinde hem psikolojik, hem de fizyolojik olarak annelik görevine hazır olmayan -henüz çocuk olan- anneler ve onların bebekleri ile ilgili sağlık problemlerini ortaya çıkarıyor. Ülkemizin kadınlarının doğurganlık sayısında yani kadın başına düşen ortalama canlı doğumda bir azalma gözlenmektedir. Bu sayı 60’ lı yıllarda 6 iken günümüzde 2,3 e düşmüştür. Aslında bu sayı, bir ülke nüfusunun azalmaması ve yenilenebilmesi için gerekli olan 2,1 doğurganlık sayısına çok yakındır. Bu sayı Almanya’da 1,2 , İtalya’da 1,4 tür. Ülkemizin ulaştığı 2,3’lük doğurganlık sayısı, nüfusun azalmaması açısından ideal gözükse de bölgeler arası farklılık burada önem kazanmakta ve düzeltilmesi gerekmektedir” ifadelerine yer verdi.

    “GEBELİK TAKİBİ”

    Gebelik takibinin sağlıklı bir anne için önemli olduğunun altını çizen Prof. Dr. Vural, yeterli derecede takip edilen gebelik oranının yüzde 36’lardan yüzde 89’lara çıktığını belirtti. Sağlık kurumlarında yapılan doğum oranlarının da yüzde 60’lardan yüzde 97’ye çıktığını söyleyen Prof. Dr. Vural, “Bu artışlar hem anne hem de bebek sağlığı açısından çok büyük önem taşımakta ve çok olumlu gelişmelerdir” diye konuştu.

    “SEZARYEN YÜZDE 20’YE İNDİRİLMELİ”

    Anne ve bebek sağlığını kötü yönde etkileyen yeni bir olgunun sezeryen doğum olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Vural, “Günümüzde doğumların yüzde 50’si sezaryen ile yapılmaktadır. Sadece 15 sene önce bu oranın yüzde 20 olduğunu düşünürsek, bu artışın ne kadar hızlı ve ne kadar gereksiz olduğunu da bir kez daha fark etmiş oluruz. Tabii ki sezaryen doğumun gerekli olduğu tıbbi durumlar vardır ve hem anne hem de bebek için hayat kurtarıcı olur. Ancak bu gereklilik genellikle doğumların yüzde 15’i olarak kabul edilmektedir. Ülkemizdeki doğumların çok büyük bir kısmı gereksiz bir şekilde sezaryen ile gerçekleştiriliyor. Oysa bu doğum şekli hem anne hem de bebek için gereksiz bir takım tıbbi sorunlar ortaya çıkarmakta hem de gereksiz hastane yatışları ve tedavilere sebep olmaktadır” dedi.

    Prof.Dr. Vural, Türkiye’de sezaryenle doğum oranının yüzde 20’lere geri çekilmesi gerektiğini vurguladı.

    “SEZARYENİ POLİSİYE ÖNLEMEZ”

    Normal doğum oranlarının arttırılıp, sezaryen doğum oranlarının azaltılması gerektiğini işaret eden Prof. Dr. Vural, “Ancak bunun bir dönem denendiği gibi polisiye yöntemlerle değil de annelerin bilinçlendirilmesiyle yapılması gerekmektedir. Annelerden normal doğum yönünde bir talep ortaya çıkmadan, bu oranların düzeltilmesi mümkün olmayacaktır” şeklinde konuştu.

    “ANNE İLK DAKİKALARDA BEBEĞİNİ EMZİRMELİ”

    Bebeklerde emzirmenin önemine de değinen Prof. Dr. Vural, “Sağlıklı bir süt çocuğu ve yine ileri yıllarda sağlıklı bir çocukluk için çok büyük önem taşımaktadır. Annenin bebeği emzirmesi daha ilk dakikalar içinde olmalı ve 6 ay süreyle bebek sadece anne sütü ile beslenmelidir. Oysa doğumdan sonra ilk 1 saat içinde emzirilen bebek oranımız sadece yüzde 50’dir. Öte yandan 6 aya kadar sadece anne sütü alan bebek oranımız yüzde 30’dur. Her iki değer de çok düşük olup, bebek ve çocuk sağlığı için bu kadar önemli olan anne sütünün kullanımı çok yoğun bir şekilde desteklenmelidir” açıklanmasını yaptı.

    “TEK TEK AŞILAMA YÜZDE 90”

    Çocuklarda aşılanmanın önemine de değinen, Prof. Dr. Vural, “Çocuk sağlığı açısından çok önemli bir koruyucu hekimlik yöntemidir. Bugün itibariyle, gelişmiş ülkeler arasında bile en çok sayıda hastalığa karşı aşılama yapan ülkelerden biri konumundayız. Bu tabii ki ülkemiz çocukları açısından çok sevindirici bir durumdur. Aşılama oranları da tek tek her aşı için yüzde 90’lar düzeyindeyken, tüm aşıların tam olarak yapıldığı çocuk oranımız yüzde 74’tür. Tam aşılama konusunda biraz daha yol almamız gerekiyor” dedi.

    DİJİTAL DÜNYADA 3-4 YAŞIN ÖNEMİ

    Dijital ortamda fazla yaşayan çocukların konuşmalarının geciktiğine değinen Prof. Dr. Vural, “Otistik bir takım bulgular oraya çıkıyor. 2-3 yaşına kadar çocukların dijital dünya ile temas etmemelerini öneriyorum. Aileler çok mutlu oluyor çocukları Ipad kullanmaya başladıklarında. Oysa o Ipadler zaten 3-4 yaşındaki çocukların kullanabilmesi için yapılmıştır. Kullanabilmesi çocuğun zeki veya başarılı olduğunu göstermez. Ama bu şekilde yorumlanıyor” ifadelerini kullandı.

    “AŞILARIN YAPILMASI GEREKİYOR”

    Türkiye’deki aşı tartışmalarına da değinen Prof. Dr. Vural, “Aşıların yapılması gerekiyor, aşılar sadece kişinin çocuğunu değil toplumu da koruyor. Siz aşı ile hastalık riskini azaltırken, etrafa bulaştırmayı da önlüyorsunuz. TPD olarak aşılamanın arkasındayız. Aşılanma çocukların hakkıdır ve bu hak ellerinden alınmamalıdır” dedi.

    “SURİYELİ ÇOCUKLAR NEDENİYLE AŞILAMA ÖNE ÇEKİLDİ”

    Prof. Dr. Vural, Suriyeli çocukların aşı durumu ile ilgili ise şu bilgileri verdi: “Riskler artıyor. Sağlık Bakanlığı buna bağlı olarak bir takım aşıları öne çekti. Biz de takip ediyoruz. Kızamık aşısı normalde 1 yaşında yapılırdı ama 9 aya indirildi. Niye risk arttı. Birinci yılda yeniden kızamık aşısı yapılıyor. Risk artınca aşılama öne çekildi. Türkiye’de her sene 60 bin Suriyeli yeni doğan bulunuyor.”

    “EĞİTİMDE EŞİTSİZLİK”

    Herkese Bilim ve Teknoloji Dergisi Editörü Orhan Bursalı, çevre eğitiminin geniş bir boyutunun olduğunu belirterek, Türkiye’nin bu noktada derin sorunlarının olduğunu söyledi.

    Türkiye’de çocukların eğitime ulaşım eşitsizliği yaşadığına değinen Bursalı, “Gelir dağılımı eşitsizliği, bütün bunlar çocukların geleceğini etkileyen temel faktörlerinden biridir. Ülkemizde çocuklar arasında eşit bir eğitimim olduğunu söyleyemeyiz. Çocukların yeteneği doğrultusunda, doğuştan aldıkları yetenekleri, dışa vurabilecek ve bunu gerçekleştirebilecek bir atmosfer var mı yok mu temel sorunumuzdur. Çok büyük bir öğrenci ve çocuk kitlesi başka daha azınlık kitlenin ulaştığı olanaklara ulaşamadığını biliyoruz. Okul öncesi eğitimde adaletsiz şekilde işliyor. Daha çok gelişmiş kentlerde yuva, kreş yoğun açılırken eşitsizliğin çok daha derin olduğu, bunun yoksulluğunu çeken bölgelerimizde daha az geliştiğini görüyoruz. Okul öncesi eğitimi büyük ölçüde mağdur olan bölge ve ailelere kaydırarak eşitsizliği gidermeliyiz ve çocukların diğer şehirlerdeki gibi bilgiye ulaşma açısından daha mümkün kılabiliriz” dedi.

    Geleceğin Türkiyesini kuracak nesillerin yetiştirilmesini gerektiğini vurgulayan Bursalı, “Geleceği nesnel bilimle buluşturmalıyız. Dünya bunun üzerinde gelişmişlik sürüyor. Bunu yapamadığımızda sadece Amerika’da yetişen Aziz Sancar’la övünürüz. Ülkemizde herkes Nobel ödülü alamaz ama onların düzeyinde dünya iyi işler yapan çocuklarımıza ihtiyaç var. Ülkemizde bundan geniş şekilde yararlanmaya ihtiyacımız var” diye konuştu.

    “ÇEVRE POLİTİKALARI GÖZDEN GEÇİRİLMELİ”

    Gazeteci Güven İslamoğlu ise, doğada bir yok oluşun söz konusu olduğunu vurgulayarak, günümüzde çocukların doğadan kopuk yaşadığını kaydetti.

    Doğayla barışık çocuk yetiştirilmesiyle doğanın korunabileceğinin altını çizen İslamoğlu, “Ama çoğumuz cebimizde para olursa doğaya çıkıyoruz. Rahat ettiğimiz zaman doğaya çıkıyoruz. Avrupa’da tam tersi bir süreç yaşanıyor. O nedenle doğaya sahip çıkıyorlar. Expo 2016 Antalya’nın sembol çiçeği şakayık. Ama şakayık doğal yayılış alanı Hisar Çandır yok ediliyor. Böyle bir anlayışla doğayı korumamız zor. Politikalar değişmesi gerekir. Bu politikalar değişirse çocuklarımıza iyi bir gelecek sağlarız, böyle giderse çocuklarımızın bir geleceği yok” ifadelerini kullandı.

  • Çay Taban Fiyatı Tartışmaları

    Rize Ziraat Odası Başkanı Nevzat Paliç çay toplama kampanyasının açılmasına rağmen Hükümet tarafından çay taban fiyatının açıklanmamasının kötü niyetli özel sektörün işine geleceğini dile getirdi.

    Rize Ziraat Odası’nda 14 Mayıs Çiftçiler Günü nedeniyle düzenlediği basın açıklamasında konuşan Rize Ziraat Odası Başkanı Nevzat Paliç “İlimizin yüzde 90 geçim kaynağı tarımdır, tarımında yüzde 90’ı çaydır, çay sezonu başlamıştır. Vatandaşlarımızın bir çoğu tarlalarında çay topluyor. Her şeyin sorunları olduğu gibi çayımızın da bazı sorunları bazı eksikleri vardır. Biz Ziraat Odaları olarak; her zaman çiftçilerin menfaatlerini gözeterek, çiftçinin sorunlarını dile getirerek çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu sorunlardan birisi; Çay taban fiyatının sezon açılmadan önce açıklanmasından yanayız. Çünkü bunu fırsat bilen özel sektör çok düşük fiyatta çay alarak vatandaşı mağdur ediyor” dedi.

    ÇAYKUR’un çay sektörünün lokomotifi ve vatandaşın güvencesi olduğunu dile getiren Paliç “Kapasite artırımı olarak fabrikalarımızda tadilat vardır. Bu tadilatlar tamamen yetişemediği için, kontenjan da bazı aksaklıklar olmuştur. Fakat ÇAYKUR bizim için çok önemli bir kurum olduğundan, inşallah bundan sonraki yıllarda elini daha çabuk tutarak, önceden bu işleri düzenleyerek bu sorunları ortadan kaldırır” şeklinde konuştu.

    CHP İstanbul Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Bekaroğlu’nun çay taban fiyatı olarak 2 lira 20 kuruş olması gerektiği konusundaki düşüncelerine değinen Paliç “Muhalefet partisidir. ’3 lira’ da der, ’5 lira’ da der, fakat biz gerçekçi olmak durumundayız. Biz bütün şartları göz önünde bulundurarak gerçeklere uygun fiyat tespiti yapmak durumundayız. Bilsem ki 10 TL dediğimde 10 TL verecekler, bende 10 TL derim” diye konuştu.

  • ATSO’nun Budak’a Verdiği Ödül Tartışmaları

    Antalya Büyükşehir Belediyesi Başkanı Menderes Türel, “TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, ATSO Başkanı Davut Çetin’i özel ödülü bir siyasetçiye vermesi nedeniyle Ankara’ya çağıracak” dedi.

    Türel, gün boyu süren yatırım gezisinin son durağı Expo 2016 Antalya sergi alanı oldu. Alan içerisindeki bir toplantı salonunda gazetecilerin sorularını yanıtlayan Türel, Manavgat Belediye Başkanı Şükrü Sözen’in “Manavgatlılar çamur ve toprağa mahkum edildi. 10 gün süre veriyorum yoksa ben yapacağım buraları” söylemine sert eleştirilerde bulundu.

    MANAVGAT KAZANACAKSA BEN KAYBETMEYE HAZIRIM

    Manavgat’ta belirtilen yere Başkan Sözen’in basın toplantısından 2 gün önce asfaltlama çalışmalarına başladıklarını belirten Türel, “Memlekette hizmet yapmak isteyen can feda ne yapmak isterse yapsın. Biz orada asfalt çalışmalarına başlamamızın 2 gün sonrası bir toplantı yapmış. Alt yapı yatırımları bir belediye başkanı için cazip yatırımlar değildir. Manavgat böyle büyük alt yapı yatırımlarına alışık değildir. Keşke bunları şikayet edenler zamanında bunu yapabilselerdi. Biz bu yatırımları büyük kararlılıkla yapıyoruz. Manavgat kazanacaksa ben kaybetmeye hazırım. Bunu siyasi popülizme dönüştürmek isteyenler şov yapıyor. Bu işler kameralar önünde şov yaparak değil arka tarafta mutfakta el ele çalışarak olur. İş yapmayıp bunu vatandaşa şikayet gibi söylersen “Sen ne iş yapıyorsun” derler adama. İş bilenin kılıç kuşananındır” dedi.

    “MURATPAŞA’NIN EVCİLMEN DÖNEMİNDE KASASINDA PARA VARDI”

    Muratpaşa Belediyesi’nin doğalgaz kazılarının ardından açılan çukurların kapatılmadığı eleştirilerine de yanıt veren Türel, “Bazı konuları algılamakta gerçekten zorlanıyorum. Doğalgaz yatırımları ile büyükşehir belediyesinin bir alakası yok. Kazı iznini ilçe belediyeleri verir. Kazılan yerlerin üstünün kapatılmadığını takip et olmadı sen kapat. Şikayetle halka gitmek bir belediye başkanının en son başvuracağı yöntemdir. ASAT’ın yaptığı çalışmalar yeşil alanlardan geçiyor. Asfalt sorunu bu projelerde yok ki. Muratpaşa Belediyesi’ne 3 bin 500 ton asfalt verdik. Yine de veririz” dedi.

    Muratpaşa Belediyesi’ne geçtiğimiz günlerde gelen haciz kararını da değerlendiren Türel, “Bir muhasebe yapmanız lazım. Geçmiş dönemde birlikte çalıştık, Süleyman Evcilmen döneminde Muratpaşa Belediyesi kasasında para olan bir belediyeydi. Bırakın borçla boğuşmayı kasasında parası olan ve borcu olmayan belediyeydi. Şimdi bakıyoruz üzücü manzaralar. Ciddi bir borç yüküyle karşı karşıya kaldıklarını duyuyorum. Bana gelen rakamlara göre 60 milyon TL’ye yaklaşmış durumda ama doğruluğunu teyit etmedim” dedi.

    ATSO ÖZEL ÖDÜLÜ’NÜN SESİ ANKARA’DA YANKILANDI

    Geçtiğimiz günlerde Antalya Ticaret ve Sanayi Odası geleneksel ödül töreninde ATSO Özel Ödülü’nün CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Antalya Milletvekili olan bir önceki dönemde de ATSO Başkanlığı yapan Çetin Osman Budak’a verilmesi Başkan Türel’in tepkisine neden olmuştu. Konuya TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nun el attığını söyleyen Türel, “Benim verilen ödüle tepkim söz konusu değildir. Elbette o ödül verilen kişiye layık veya değildir. Benim ticaret odası başkan adayı olduğumdan beri verdiğim bir mücadele var. Ticaret ve sanayi odalarına siyaset bulaşamaz. Siyaset böylesine sivil toplum örgütlerinde egemen olmamalıdır. Ticaret sanayi odası siyasetin arka bahçesi olmamalıdır. Bir siyasiye özel ödül verilmesi ticaret odasının geleneğinde yok. Bunu yapmaya kalkarsanız Menderes Türel’i karşınızda bulunursunuz. Orası benim eski yuvam. Yaptıkları her yanlışı yüzlerine vurma hakkım var. Ben bunu başkanın kendisiyle konuştum hata yapıyorsunuz dedim. Baktım düzeltmeye niyetleri yok. Gitmedim. Şimdi beni divan heyetiyle birlikte ziyaret etmek istiyorlarmış. Tabi bu aralar yoğun programım gereği mümkün değil ancak ne diyeceklerini de merak ediyorum. TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu ile birlikteydim. Oda yapılanı doğru bulmadığını ifade etti. Bu konuyu bizzat Davut Çetin’i Ankara’ya çağırarak kendisiyle konuşacağını söyledi” dedi.

    Ayrıca Türel, toplu ulaşıma yapılan zammın çok oluğu eleştirilerine ise 3 yıldır zam yapılmadığı için normal bir zam olduğunu söyledi.