Etiket: Tartışmaları

  • Fındık harmana indi, rekolte ve fiyat tartışmaları başladı

    Türkiye’nin en fazla ihraç ettiği tarım ürünleri arasında yer alan fındık 2017 sezonunda harmana indi.

    Son yıllarda hem külleme hastalığı ile mücadele eden hem de fiyatıyla tartışmalara konu olan fındıkta üretici maliyetinin altında bir fiyat beklemediğini belirtiyor.

    Giresun Ziraat Odası Başkanı Nurittin Karan, üreticinin maliyetine fındık satmayacağını belirterek “hiç kimse kimseyi kandırmaya çalışmasın. Fındığın maliyeti de gerçek değeri de ortada” dedi.

    Karan yaptığı açıklamada, son iki yılki rekolte ve ihracat rakamlarına bakıldığında rekolte rakamlarında büyük değişkenlik yaşanırken ihracat rakamlarının aşağı yukarı aynı sevide olduğuna kaydetti.

    İhracatçılara, ‘Fındıkta talep yoksa 2015 ve 2016 yılında aynı oranda fındığı nasıl satınız’ sorusunu yönelten Karan, “Yeni bir sezon yeni bir umut olması gerekirken üretici sezona buruk girdi. Ne rekolte belli, ne fiyat belli. Alıcı tarafı her zaman ki, gibi talep yok diyerek, sektörü manipülasyon etme çabası içerisinde. Talep yokta 2015 yılı rekoltesi 670 bin ton iken Temmuz ayı sonu gerçekleşen iç fındık ihracatı 235 bin ton. 2016 yılında ise 420 bin ton rekolte var iken Temmuz ayı sonu itibariyle 223 bin ton iç fındık ihracat edilmiş. Talep yokta aynı oranda fındığı nasıl sattınız. Yoksa bunu bahane ederek üreticinin alın terini yok saymaya mı gittiniz?” ifadelerini kullandı.

    “Hepimiz biliyoruz ki fındık fiyatlarının belirlenmesinde rekolte, arz- talep dengesi ve siyasi etkenin çok büyük önemi var” diyen Yağlıdere İlçe Ziraat Odası Başkanı Sezai Çağlar ise yaptığı açıklamada, “TMO fındık alacak deniliyor fakat buna rağmen fiyatın belirlenmemesi bizi ve çiftçiyi endişelendiriyor. Fındık üreticisinin ürününü gerçek değerinden satabilmesi için, maalesef üreticinin umudu olmaktan çıkarılarak itibarsızlaştırılan, birilerinin çiftliği haline getirilen, FİSKOBİRLİK’e kaybettiği itibarı yeniden kazandırılmalı ve devletimiz tarafından desteklenmelidir” dedi.

    Tek geçim kaynağı fındık olan üreticinin karamsarlığa düşmeden bahçesine girebilmesi için iyi bir fiyat beklediklerini vurgulayan Çağlar, “Fındığın ve fındık üreticisinin kaderi serbest piyasa çıkarcılarının eline bırakılmasın. Bizler gibi küçük üreticinin gerçek fındık çiftçisinin alın teri yerde kalmasın. Çiftçimiz toprağını, tarlasını, bağını, bahçesini, köyünü bırakmak istemiyor. Çiftçimiz doğduğu yerde doymak istiyor. Devletimizin yetkili kademelerinden gerekli açıklamanın yapılmasını, tek amacı, üretmek ve ürettiğini değerinden satabilmek olan fındık çiftçisine, fındık fiyatlarında istikrar sağlanacağı müjdesinin verilmesini istiyoruz. Bu yıl maliyetinin altında fındık satmak istemiyoruz. Fındık alımlarında tekelleşmeye son verilmeli, fındık çiftçisi yabancı firmaların marabası haline getirilmemelidir. Çiftçinin mağduriyetinin giderilebilmesi için kalıcı ve etkili önlemler alınması artık bir zorunluluktur” diye konuştu.

  • Doğan: “Kırmızı et tartışmaları proje”

    Samsun Kırmızı Et Üreticileri Birliği Başkanı Erdal Doğan, kırmızı ette çok fahiş fiyat artışı varmış gibi lanse edilmesinin doğru olmadığını, bu konunun sürekli gündemde tutulmasını ülke üretimini baltalamak isteyen ve tamamen ithal ete yönlendirmeyi amaçlayan bir proje olarak gördüklerini söyledi.

    Et fiyatları devamlı gündemde tutularak pahalıymış gibi gündem oluşturulmasını doğru bulmadıklarını belirten Doğan, “Kırmızı ette çok fahiş fiyat artışı varmış gibi, üreticilerin fiyatı artırarak bunu fırsata çevirmiş gibi lanse edilmeye çalışılıyor ama bu doğru değil. Yüzde 8-10 enflasyon olan bir ülkede yaşıyoruz. Dolayısıyla bu girdilere maliyetlere her yıl yüzde 8-10 artıyor. Mazotu, gübresi, yemi de artıyor. Dolayısıyla da et fiyatlarında da her yıl 2 lira, 3 lira gibi fiyatların artması üretim açısından çok doğaldır. Yem fiyatları geçen yıla göre yüzde 30-40’larda artmış vaziyette. Bunu birileri gündemde tutarak dışarıdan et ithal etme isteği, dana ithal etmek isteğini proje olarak değerlendiriyoruz. Ülke üretimini baltalamak isteyen, bizi tamamen ithal ete yönlendirilen bir proje olarak görüyoruz ve bununla ilgili Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımızın önlem almasını istiyoruz” dedi.

    “Erkek sığır desteği kaldırılıyor”

    Bütün dünyada ete destek verilirken, Türkiye’de bu sene destekleme kalemlerinden erkek sığır besisi desteklemesinin kaldırıldığını ifade eden Erdal Doğan, “Zaten bizim yerli ırklarımızda kaliteli hayvan yok. Büyük üreticilerimiz ne yapıyor? Dışarıdan dana ithal ederek kazanç elde etmeye çalışıyor. Küçük üreticilerimiz bunu zaten başaramıyor. Biz hani yerli üretime teşvik edilecektik, et açığımızı yerli üretimle kapatacaktık onu da yapamıyoruz. Hayvan ırkımız dışarıdan gelen danayla aynı olmadığı için, oradan gelen danalar daha karlı. Et kapasitesiyle, hastalıklara daha dirençli oluşuyla dışarıdan gelen danalar daha karlı. Biz kendi hayvanlarımızın ıslahını yapamamışız, kaliteleştirmemişiz, etçili, sütçülü ayırmamışız, bölgesel desteklere geçmemişiz, ne yapmışız, lokal desteklerle, lokal müdahalelerle biz bu hayvancılığımızı düzeltmeye çalışıyoruz. Türkiye’deki bu et istikrarsızlığı sorarsanız tamamen ülkedeki hayvancılarımızın, üreticilerimizin tamamen öncüsüz olmasından kaynaklanıyor. Ülkemiz bizim örgütlenme bilincini tam manasıyla sağlamış değil. Dağınık, hedefsiz, plansız bir üretim yapmış oluyoruz. Birileri istediği zaman piyasayı manipüle edebiliyor. Bu sefer hem ülke zarar görüyor hem de üretici zarar görüyor. Dışarıdan gelen danalarla rekabet etme şansız yok. Verilen desteklemelerin artırılarak teşvik edilmesi lazım. Üreticimizin bununla ilgili kazanç elde etmesi lazım. Siz bunu hepten kaldırdığınız zaman bir et istikrarı, bir fiyat istikrarı oluşturmak zor” diye konuştu.

    “Et fiyatlarının düşmesinin yolu üretimimi artırmak”

    Et fiyatlarının düşmesinin üretimi arttırmaktan geçtiğini dikkat çeken Doğan, şöyle devam etti: “Üretimin arttırılabilinmesi için de devletin ciddi anlamda desteklemesi gerekiyor. Et fiyatlarımız diğer gıdalara göre pahalı değil. Çünkü bizim üretim maliyetimiz var. Bir markete gidin bir kilo zeytin 30 lira olmuş. Fasulye 15 lirayı bulmuş. Tüketici lokantaya gittiği zaman 150 ila 200 lira arsında etin kilosunu yiyor. Vatandaş gidip de lokanta ve restoranlarda etini tüketecekse gitsin 40 liraya etini alsın çoluk çocuk yesinler. Biz bu lüks tüketime bakmıyoruz. Pahalı diye serzenişte bulunan insanlar bugün gidip de 150-200 liradan et tüketen insanlar. Diyorlar ki ‘kırmızı et temel bir gıda’, yem de hayvan için temel gıda, otu, samanı da temel bir gıda. Besi maddelerinin fiyatlarını masaya yatıralım. Tüketiciye bütün ülkemize soralım. O zaman desinler ki et pahalı. Onlara bakmadan tamamen et pahalı dediği zaman bu maliyetlere göre et kesinlikle pahalı değil. Bu iş de ithal etle çözülmez. Sadece insanları baskı altında tutmuş olur. Üretici her zaman biraz daha tedirgin olur. Üretmek de istemez. İthalat yapıldığı zaman ben besiye koyduğum danaları nasıl satarım. Zarar ederim, iflas ederim korkusuyla besi üretimine girmez. Üreticimize ithalat sopasını gösterip de ‘fiyatları öyle düşüreceğiz’ derseniz, ithalat olmayacağı anlaşıldığı zaman ara ara fiyatlar artışa geçer.”

    “Üretime bölgesel bakılmalı”

    Üretimin bütün kalemlerine bölgesel olarak bakmak gerektiğini ifade eden Erdal Doğan, “Üretime bölgesel bakılması gerektiğini merkez birliğimize sunduk. Merkez birliğimiz bununla ilgili çalışmalarını sürdürüyor ve gerekli girişimlerini yapıyor. Bizlerden topladığı raporlar doğrultusunda bunları anlatıyor. Merkez birliğimiz üzerine düşeni fazlasıyla yapmaya çalışıyor” şeklinde konuştu.

  • Çamburnu Yangını tartışmaları bitmek bilmiyor

    Trabzon’un Sürmene ilçesi Çamburnu mevkiindeki ormanlık alanda 7 Ocak 2017 akşamı çıkan orman yangınının kasıtlı ve bölgeyi imara açmak amacıyla çıkartıldığı yönünde ortaya atılan iddialar ve yaşanan tartışmalar bitmek bilmiyor.

    CHP Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen’in Çamburnu’nda çıkan yangın sonrası söz konusu yerde inşaatlar yapıldığı yönündeki sözlerine yangının yaşandığı yerde bir basın toplantısı düzenleyerek cevap veren Sürmene Belediye Başkanı Rahmi Üstün, yangın sonrası sosyal medya ve basında bölge ile ilgili çok sayıda spekülasyonlar yapıldığını hatırlattı.

    Beraberinde Milli Parklar 12. Bölge Müdürü Ahmet Usta ve Orman Bölge Müdür Vekili Abdulbaki Ekinci ile birlikte basının karşısına geçen Üstün “Yangının çıkış noktası net belli değil ve bu yangın sonucu 25 hektarlık alan yandı. Bir taraftan yangını söndürmeye çalışırken bir taraftan da sosyal medyadan haksız eleştirilenlere cevap vermek zorunda kaldık. Haksız eleştirilere tahammül edemiyoruz. Burada tartışmalara konu olan inşaatlar 29 Eylül 2015 tarihinde Doğa Koruma ve Parklar Genel Müdürlüğümüzce onaylanan vaziyet planı doğrultusunda yapılmaktadır. Yapılar daha önce kaldırılanların yerine temeli su basmaz seviyesinde kargir üstü ahşap yapılmaktadır. Orman Köşkleri; iç ve dışı yöresel mimariye uygun ahşap olarak imal edilecektir. Kaldırılan eski yapıların yerine projelendirilen kır lokantası ve diğer günübirlik yapılar da aynı konsepte yapılacaktır. Tarihe dikkat edilirse bu günübirlik tesislerin yapımı Sürmene yangınından daha önce olup Pekşen’in iddia ettiği villalar gerçekte yoktur. İddia edilen bir başka konu ise yanan alanın Katarlılar’a satıldığıdır. Villa yapımı konusunda halkı aldatmaktan çekinmeyen Haluk Pekşen bu iddia ile kaos oluşturmaya çalışmaktadır. Anayasamızda ve Orman Kanunu’nda yanan alanların başka maksatlı kullanılmayacağı açıkça belirtilmiştir. Bu nedenle Pekşen’in sözleri kamuoyunu yanlış yönledirmekten öteye gitmemektedir. Bu konuda bir çok açıklama yapılmasına rağmen Sayın Haluk Pekşen gerçek dışı iddialarını paylaşmaya devam etmektedir” dedi.

    Başkan Üstün, Pekşen’in “Villaların birisi de Sürmene Belediye Başkanı Rahmi Üstün’ündür” iddiaları ile ilgili olarak ise “Şahsımla ilgili ortaya attığı ve gerçekle hiçbir bağlantısı olmayan iddiasını bir an önce ispat etmeye davet ediyorum. Eğer iddiasını ispat eder ise oturduğum koltukta bir dakika dahi oturmayacağım. Eğer iddiasını ispat edemez ise ahlaklı siyasetin ve siyasi erdemin gereği Milletvekilliği makamından istifa etmeli, o koltukta bir dakika dahi oturmamalıdır. Dürüst siyaset bunu gerektirir. Yoksa yanıltmaya çalıştığı milletimizin vicdanında hayatı boyunca mahkum olacak, milletimiz tarafından cezalandırılacaktır” ifadelerini kullandı.

  • Gümüşhane’de ’Referandum Sürecinde Sistem Tartışmaları ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ paneli

    Gümüşhane Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü öğretim üyesi Yrd.Doç.Dr. Kadir Sancak, referandum yaklaştıkça sosyal medya ve diğer alanlarda daha fazla yalanın piyasaya sürülmeye başlandığını söyledi.

    Gümüşhane’de Birlik Vakfı Gümüşhane Şubesi tarafından “Referandum Sürecinde Sistem Tartışmaları ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” konulu panel düzenlendi. Atatürk Kültür Merkezinde düzenlenen panele AK Parti Gümüşhane Milletvekili Hacı Osman Akgül, Belediye Başkanı Ercan Çimen, kurum müdürleri, AK Parti İl Başkanı Av.Celalettin Köse, Birlik Vakfı Gümüşhane Şube Başkanı Halil İbrahim Karahanoğlu ve çok sayıda vatandaş katıldı.

    Gümüşhane Üniversitesi akademisyenlerinden Yrd.Doç.Dr. Kadir Sancak’ın yönettiği panelde Yrd.Doç.Dr. Ali Çiftçi “Mevcut sistemle getirilmesi muhtemel sistemin kıyaslaması” konusunda, Öğretim Görevlisi Dr. Bülent Bal “Başkanlık sistemi sürecinin nasıl başladığı” konusunda ve Avukat Emre Balki de “Yargı alanında yapılacak değişiklikler” konularında sunumlarını gerçekleştirdi.

    “Avrupa’nın hiçbir zaman Türkiye’de ki seçimlere bu kadar angaje olduklarına daha önce rastlamadık”

    Panel yöneticisi Sancak, mevcut sistemin devam edip etmeyeceğinin 10 gün sonra yapılacak referandumla belirleneceğini belirterek, “Zaman azaldıkça referandum gündemimizi daha fazla işgal etmeye başladı. Sadece yurt içinde değil, yurtdışında da bu süreç büyük bir ilgiyle takip ediliyor. Özellikle Almanya, Hollanda, İsviçre gibi ülkelerde en az Türkiye kadar yakından takip edilen bir süreci görüyoruz. Normal zamanda Avrupa ülkelerinde yaşayan Türklerin Türkçe’yi ve kendi kültürlerini yaşatmalarından rahatsızlık duyulurken, bu süreçte Alman gazetelerde ve diğer gazetelerde Türkçe bölümler ayrıldığını ve niçin hayır denmesi gerektiği şeklinde propagandanın yapıldığını görüyoruz. Sırf bunlar bile bu referandum sürecinin aslında ne kadar önemli olduğunu bizlere gösteriyor. Avrupa’nın hiçbir zaman Türkiye’de ki seçimlere bu kadar angaje olduklarına daha önce rastlamadık” dedi.

    “Referandum yaklaştıkça sosyal medya ve diğer alanlarda daha fazla yalan piyasaya sürülmeye başlandı”

    Bu sistemi şahıslar bazında değil de getirilecek sistem bazında dikkate alarak değerlendirmenin çok daha sağlıklı olacağının altını çizen Sancak, referandum yaklaştıkça sosyal medya ve diğer alanlarda daha fazla yalanın piyasaya sürülmeye başlandığını da sözlerine ekledi.

    “Şu anki sistemimiz deve kuşu hikayesine benziyor”

    Gümüşhane Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü Öğretim Elemanı Dr. Bülent Bal ise “Deve kuşu” hikayesini anlatarak başladığı konuşmasında deve kuşunun deve olmadığını, kuş da olmadığını hatırlatarak, “Şu anda sistem açısından bizim hali pürmelalimiz, vaziyetimiz tıpkı deve kuşu hikayesine benziyor. Ne deve ne kuş tam bir deve kuşu tarzında bir sistemimiz var. Anayasada parlamenter sistem yazıyor ancak bu sistem ruhu ve genetiği birbirine karışmış bir parlamenter sistem” diye konuştu.

    “Değiştirilmek istenen şey rejim değişikliğiyle alakalı değil”

    Gümüşhane Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü akademisyenlerinden Yrd.Doç.Dr. Ali Çiftçi ise anayasa değişikliği paketinde rejim değişimiyle ilgili bir madde bulunmadığının altını çizerek, “Değiştirilmek istenen şey rejim değişikliğiyle alakalı değil. Cumhuriyet devlet şeklinden monarşik devlet şekline geçme gibi bir değişiklik söz konusu değil ve hiç gündeme de gelmedi. Aynı şekilde üniter devlet yapısında da bir değişiklik öngörülmüyor” diye konuştu. Avukat Emre Balki ise yeni düzenleme ile yargı alanında yapılması planlanan değişiklikleri anlattı. Mevcut anayasada belirtildiği üzere “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” diyen Balki, “Millet bu egemenliği devletin organları, devletin erkleri vasıtasıyla kullanır. Bu erkler yasama, yürütme ve yargıdır. Önümüzdeki 18 maddelik anayasa değişikliğinin özü ve felsefesi millet egemenliğini, millet hakimiyetini tam ve sağlıklı bir şekilde etkin kılmaktır” diye konuştu.

    Anayasa değişikliği paketi içerisinde yargıya ilişkin düzenlemeler olduğunu ifade eden Balki, bu düzenlemeleri 3 başlık halinde şöyle sıraladı:

    “Askeri yargının kaldırılması. Anayasa’nın 9. maddesindeki ‘bağımsız mahkemelerce’ ifadesinin yerine ‘bağımsız ve tarafsız mahkemelerce’ ifadesinin eklenmesi. Hakimler Savcılar Yüksek Kurulunun yapısındaki değişiklik.”

    Yargıyla ilgili bu 3 konudan en çok tartışılan HSYK yapısındaki değişikliği anlatan Balki, “Yeni sistemde üye sayısı 13’e iniyor. Cumhurbaşkanı 4 kişi atıyor. Millet adına yetkiyi kullanan HSYK’nın içinde millet nerede? Yasamada milletin vekaleti var. Yürütmede yine var. Ama yargıda kesinlikle halkın etkisi yok. Yeni sistemde tamamen halk egemenliği kurulmak isteniyor” dedi.

    Yeni sistemle yargının tarafsızlığına ve bağımsızlığına yönelik menfi bir durumun olmadığını örnekleriyle açıklayan Balki, “Tam aksine yargı açısından müspet gelişmeler var yeni pakette. İnşallah bu değişikliklerle birlikte tam anlamıyla daha bağımsız ve güvenilir olacak” dedi.

    Panel katılımcıların panelistlere sorularını iletmesi ve Birlik Vakfı tanıtım filminin izlettirilmesiyle son buldu.

  • Gümüşhane’de yeni otogar yeri tartışmaları

    Gümüşhane’de 32 yıldır otobüs işletmeciliği yapan ve aynı zamanda bir ulaşım firmasının ortaklarından İl Genel Meclisi üyesi Zülfikar Bal, yeni otogarın kesinlikle transit yol kenarında olması gerektiğini, bu durumun hem vatandaşın hem de otogar esnafının lehine olacağını söyledi.

    Konunun İl Genel Meclisi toplantısında gündeme gelmesi üzerine söz alarak meclis üyelerini bilgilendiren tecrübeli işletmeci Bal, otogarın transit yol kenarında herhangi bir yere yapılması gerektiğini, böylelikle hem vatandaşın mağdur olmayacağını hem de otogar esnafının mağdur olmayacağını kaydetti.

    İl Genel Meclisi Şerif Bayraktar başkanlığında yapılan Şubat ayı toplantılarında gündem dışı olarak gündeme gelen konuyla ilgili söz alan Bal, eski İmam Hatip veya Oltan Sungurlu Caddesinde tır parkı olarak düşünülen yere otogar yapılması halinde ortaya ciddi mağduriyetler çıkacağını söyledi.

    Buralara otogar yapılması halinde Ünye, Erzincan ve diğer illerdeki yeni yapılan otogarların pozisyonuna düşüleceğini, vatandaşların ve otobüslerin uğramayacağı bir mekan haline geleceğini savunan Bal, “Eğer bahsedilen her iki noktaya da otogar yapılırsa işletmeciler çarşı içinde büro tutacaklar, servis tutacaklar. Şehrimizde ana caddelerdeki kiraların durumu ortada. Bunlar hep maliyet tutacak. Oradaki işletmecilerin hepsi komisyonla çalışan insanlar. Bunlar o vatandaşı kurtarmayacak. Bu da sıkıntı oluşturacak” dedi.

    Gümüşhane’nin kış memleketi olması nedeniyle yüksek yerlerdeki otogarlara araçların da çıkamayacağını, dolmuş problemi yaşanacağını ve şehir içi trafiğinde keşmekeş meydana geleceğini ifade eden Bal, “Hacıemin’e kurulursa çevre yolu kavşağına çok yakın olur. Akçakale tarafında da olsa orada da kavşak var. Şehir merkezine zaten girmiyor bu otobüsler. Biz şehrimizin genişlemesi ve büyümesinden yanayız. Dolmuş güzergahında olan, ana yol üzerinde herhangi bir yere otogar olabilir” diye konuştu.

    Bu durumla ilgili Ünye’de, Erzincan’da yeni ve şehrin dışına yapılan otogarların gidilip görülmesini isteyen Bal, sözlerini şöyle tamamladı: “Her zaman şehirler İstanbul ve Ankara yönüne akarlar. Bunu da düşünmek gerek. Transit yol kenarında neresi olursa olsun yapılsın. Aksi olursa yarın o otogardaki lokanta, büfe gibi esnaflarda kimse olmayınca kepenk kapatmak zorunda kalacak. Bu iş otogar esnafına çok büyük bir maliyet yükler.”