Etiket: Tarımı

  • Törer Batıdaki Tarımı Da Vurdu

    Ülkenin değişik yerlerinde tarım alanlarında kullanılan gübrelerden bomba yaparak eylem gerçekleştiren terör örgütü tarımı da olumsuz etkiledi. Terör örgütünün kullandığı nitrat gübresinin satışının yasaklanması ile birlikte Aydın’da üretim aşamasında olan çiftçiler çiftçiler kara kara düşünmeye başladı. Tarımda yaşanan olumsuzluklar üzerine olağanüstü toplanan Aydın Ziraat Odası İl Koordinasyon Kurulu, yaşanan sıkıntılar ve çözüm önerilerini Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na iletti.

    Yaşanan sıkıntıları Ankara’ya giderek bizzat bakanlığa ilettiklerini ifade eden Aydın Ziraat Odaları Koordinasyon Kurulu Başkanı Rıza Posacı, pamuk, domates, çilek, biber,kavun, ve karpuz üreticileri olarak acilen nitrat kullanmaları gerektiğini belirterek “Bu gübreyi kullanmadığımız takdirde verim düşer ve bazı ürünlerde Çiçek Burnu Çürüklüğü hastalığı oluşur. Otokontrol sistemi ile nitratlı gübrenin Aydın’da serbest bırakılmasını istiyoruz” dedi.

    YASAK GETİRİLMİŞTİ

    Bilindiği gibi; Terör örgütünün, Türkiye’nin çeşitli yerlerinde gerçekleştirdiği bombalama eylemlerinde kullandığı ve temininde güçlük çekmediği % 26 Kalsiyum Amonyum Nitrat, %33’lük Amonyum Nitrat, Kalsiyum Nitrat ve Potasyum Nitrat gübrelerinin ticareti yasaklanmıştı. Patlayıcı yapımında kullanılan nitrat gübrelerin kullanımını ve dolaşımını sınırlamak, etkili bir şekilde takip edilmesini ve denetlenmesini sağlamak bakımından, dağıtımı ve satımını yasaklamış olması dolayısıyla Aydın Ziraat Odaları Başkanları olağanüstü toplandı.

    “AYDIN’DAKİ 650 BİN DEKAR ALANDAKİ PAMUKTA SIKINTI YAŞANIR”

    Yapılan toplantının ardından Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na sunulmak üzere hazırlanan rapor hakkında bilgi veren Aydın Ziraat Odaları İl Koordinasyon Kurulu Başkanı Rıza Posacı, “Aydın ilimizde yaklaşık 650 bin dekar ekim alanı bulunan pamuk tarımında % 33’lük Amonyum Nitrat ye de % 26’lık Kalsiyum Amonyum Nitrat Gübresinin hemen kullanılması gerekmektedir. Alternatif gübrelerin kullanılması ile bitki ihtiyacı olan azotu zamanında alamayacak ve ürün kaybına neden olunacaktır. Kurulu tekstil sanayimizin hammaddesi oluşturan pamuğun, neredeyse ürettiğimiz kadarını dışarıdan ithal ederek milyonlarca dolar cari açık vermekteyiz. Bu açığın daha da artmaması bakımından içinde bulunduğumuz şu günlerde bitkinin ihtiyacı olan nitratlı gübreleri acilen vermemiz gerekmektedir. Alternatif azotlu gübreler olan %21 Amonyum Sülfat ve % 46’lık Üre gübresi varlığı Nitratlı gübrelere olan ihtiyacı karşılayacak düzeyde değildir. Nitratlı gübrelerin saf olarak kullanımı 574 milyon ton iken, Alternatif Azotlu gübreler olan Amonyum Sülfat ve Ürenin varlığı 414 milyon tondur. İlimizde yoğun olarak yetiştirilen çilek ve domates, biber, kavun

    karpuz tarımında Kalsiyum Nitrat ve Potasyum Nitrat gübreleri kullanımı çok önemlidir ve alternatifi de yoktur. Alkali karakterde bulunan ve kalsiyum alımı engellenen topraklarımızda Kalsiyum Nitrat Gübresi kullanımı zorunludur. Aksi takdirde kalsiyum eksikliği dolayısıyla domates ve biberlerde Çiçek Burnu Çürüklüğü hastalığı oluşur ki kaliteli ve verimli ürün istihsali mümkün olmaz” dedi.

    “BİZ ÇİFTÇİMİZİ TANIYORUZ, OTO KONTROL SİSTEMİNİ UYGULAMA GARANTİSİ VERİYORUZ”

    Aydın’da çiftçilerin terör olaylarına karşı duyarlı olduğunu ve ciddi bir otokontrol ile olası sıkıntıların da önüne geçilebileceğini belirten Aydın Ziraat Odaları İl Koordinasyon Kurulu Başkanı Rıza Posacı öncülüğünde Bakanlığa sunulan dilekçede, “Çilek ve domateste kaliteyi ve rengi sağlayan ve genellikle damlama su ile verilen ve zaman zaman yapraklardan üst gübreleme olarak verilen Potasyum Nitrat gübresinin de alternatifi bulunmamaktadır. Nitratlı gübre kullanarak patlamalara neden olan terör olaylarının ilimizde vuku bulmadığı Nitratlı gübrelerin ilimiz tarımındaki önemi ve olmazsa olmazları dolayısıyla serbest bırakılması, gerektiğinde otokontrol sistemini uygulayacağımız garantisini verir, gereği hususu bilgilerinize ve takdirlerinize arz ederiz” ifadelerine yer verildi.

  • ‘Lisanslı Depoculuk Tarımı Geleceğe Taşıyacak’

    Lisanslı depoculuğun tarım sektöründe yaygınlaşmasının üretici ve tüketici açısından önemli bir kazanç olacağını belirten Gaziantep Ticaret Borsası (GTB) Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Tiryakioğlu, Hububat Emtia Merkezinde kurulacak Lisanslı Depolarla Gaziantep’i bölgede cazibe merkezi haline getirmek istediklerini ifade etti.

    Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik’in, Türkiye’de lisanslı depoculuğun gelişmesine yönelik ”İşin deposuyla değil, piyasanın regülasyonu ile meşgul olacağız” açıklamalarının sektör için bir devrim niteliği taşıdığını kaydeden Tiryakioğlu, “ Bakanımız Faruk Çelik, yıllardır çeşitli nedenlerle ülkemizde istenilen seviyede uygulanamayan Lisanslı Depoculuğu canlandırmak için kararlılığını ortaya koyarak, bu konuda gerekli adımların atılacağının müjdesini verdi. Dünya tarımsal ürün pazarlamasında önemli bir argüman olarak kendini gösteren bu sistem, bugün dünyanın birçok tarım ülkesinde başarıyla uygulanmakta. Bu nedenle ülkemizde yeni yeni gelişmeye başlayan lisanslı depoculuğu özellikle antepfıstığı ve hububatta en kısa süre içerisinde sektöre kazandırmak istiyoruz” dedi.

    Gaziantep Ticaret Borsası’nın tahıl toptan ticareti yapan üyelerine yönelik düzenlediği, ‘ Sektör Bilgilendirme’ toplantısında konuşan Tiryakioğlu, lisanslı depoculuğun önemi ve sağladığı avantajlar hakkında açıklamalarda bulundu.

    Proje çalışmaları GTB tarafından yürütülen Hububat Emtia Merkezinde lisanslı depolarla bölge tarımına çağ atlatmak istediklerini kaydeden Tiryakioğlu, “ Ekonomide küresel ölçekte bir daralma var ve bunun etkileri bizlere de yansıyor. Dolayısıyla yaptığımız işi sürekli, geliştirmemiz ve hep bir adım daha ileri taşımamız gerekiyor. Bu nedenle yeni buğday pazarının projesini oluştururken sektör temsilcilerimizle burasını nasıl bir çekim merkezi haline dönüştürebiliriz diyerek sürekli istişarelerde bulunduk. Gaziantep, makarna, un ve bulgur gibi birçok tarıma dayalı sektörde üretim merkezi durumunda fakat bu ürünlerin hammaddesinin korunması ve tedariki noktasında lisanslı depoculuğun eksikliğini hissetmekteyiz. İşte bu nedenle yeni kurulacak olan emtia merkezimizde lisanslı depolar oluşturarak gerek çiftçimize, gerekse de tüccarlarımıza en iyi hizmeti vermek istiyoruz ” diye konuştu.

    Emtia merkezinde kurulacak olan lisanslı depolarda ürünlerin AB standartlarına göre tahlil edilerek stoklanacağını ve kalitesinin korunacağını dile getiren Tiryakioğlu, açıklamalarında,“Lisanslı depolarda oluşturulacak elektronik ürün senedi sistemi sayesinde üretici veya sanayici ürünü karşılığında alacağı senedi istediği zaman ihtiyaçları doğrultusunda kullanabilecek. Sistem sanayicilerimiz içinde önemli kolaylıklar sağlamakta. Her şeyden önce sanayici işleyeceği ürünü depolamak veya muhafaza etmek zorunda kalmayacak. İstediği ürünü, istediği zaman da, istediği kalitede Türkiye’nin neresinde olurlarsa olsun bir bilgisayar aracılığıyla kolayca temin imkanını elde edecek” şeklinde konuştu.

    Tiryakioğlu, ayrıca elektronik ürün senetleri ve lisanslı depoculuk konularında ilerleyen günlerde üyelerine yönelik bilgilendirme eğitimleri düzenleyeceklerini de sözlerine ekledi.

  • Erdinç, Çukurova Tarımı İçin Destek İstedi

    AK Parti Adana Milletvekili Mehmet Şükrü Erdinç, Çukurova’nın tarımsal profilini çizerek daha verimli hale getirilmesi için Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik’ten destek istedi.

    Milletvekili Erdinç, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın 2016 bütçesi üzerine Plan ve Bütçe Komisyonu’nda söz aldı. İlk olarak Tarım Bakanı Faruk Çelik’e Çukurova’yı anlatan Erdinç, Çukurova’nın iklimiyle, suyuyla, tarım potansiyeliyle, toprağıyla dünyada en değerli ovalardan biri olduğunu söyledi. Çukurova’nın tarımsal anlamda Türkiye’nin ihtiyaçlarını neredeyse tek başına üstlenebilecek potansiyele sahip olduğunu belirten Erdinç, “Adana’ya yapmış olduğunuz ziyarette bütçe görüşmeleri dolayısı ile bulunamadım. Sizler de bu ziyarette Adana’mızın mümbit topraklarını ve potansiyelini görme imkanını buldunuz. İnşallah, bakanlığınız döneminde bu potansiyel biraz daha üst seviyelere çıkarılarak Türkiye’nin ihtiyacını tek başına karşılayabilecek ve bu çerçevede diğer bölgelerle birlikte Türkiye’nin ihracatına ve ekonomisine ciddi katkı sağlayabilecek bir hale gelmesini temenni ediyorum” dedi.

    “KAPALI SİSTEM SULAMA ŞART”

    Çukurova’nın potansiyel anlamda sulu tarıma çok yatkın bir yönü olduğunu ifade eden Milletvekili Erdinç, vahşi sulama sistemiyle sulamanın uygun olmadığını ve tüm alanın kapalı sistem bir sulamayla sulanması gerektiğini söyledi.

    Milletvekili Erdinç, tarım ve hayvancılık ihracatının 2023 hedeflerindeki 40 milyar dolar seviyesine ulaşabilmesi için tarım ve hayvancılığa dayalı organize sanayi bölgelerinin kurulması ve bunun yanında liman entegresinin yapılması gerektiğini söyledi.

    Milletvekili Erdinç, yeni bir liman kurulmasıyla ilgili şunları söyledi:

    “Adana’mızın uzun yıllar özlemini çektiği, belki bir taraftan sizi ilgilendiren, bir taraftan da Ulaştırma Bakanlığımızı ilgilendiren bir husus. Tarım ve hayvancılığa dayalı bölgenin yapısı anlamında bir liman ihtiyacı var. Bu gün tarım sanayisi, hayvancılık sanayisi gelişmiş bir bölgenin yaptığı ihracatın tamamı Mersin Limanı üzerinden yapılmaktadır. Tabii, hem ulaşım anlamında hem de nakliye anlamında ciddi bir maliyet getirmektedir. Bu çerçevede liman hususunda da sizlerin katkılarını bekliyoruz.”

    “İLÇELERE IPARD DESTEĞİ GEREKİYOR”

    Bakanlığın kırsal kalkınma yatırımlarıyla ilgili olarak 81 ile yönelik çalışmalarının olduğunu ancak bu yatırımlar içerisinde IPARD Projesi’yle ilgili Adana’nın özel bir yerde olması gerektiğini belirten Milletvekili Erdinç sözlerine şöyle devam etti:

    “15 ilçemiz var, 4 tanesi merkez ilçe, 11 tanesi de taşra ilçesi. Bu 11 taşra ilçemizin hemen hemen çoğu, 1-2’si hariç dağlık bölgelerde ve tarım alanlarının birazda az olduğu bölgelerde. Özellikle bu ilçelerimize IPARD kapsamında destek verilmesinin vatandaşlarımız, çiftçilerimiz adına çok katkı sağlayacağını dünüyorum.”

    “TARIMSAL PLANLAMAYA İHTİYACIMIZ VAR”

    Milletvekili Erdinç, getirisi yüksek ürünlerin dönemsel fiyat değişimlerinin çiftçiyi sıkıntıya düşürdüğünü ve bunu önlemek adına bakanlığın planlama yaparak çiftçiyi yönlendirmesi gerektiğini ifade etti. Milletvekili Erdinç konu hakkında şunları söyledi:

    “Özellikle bizim bölgemizi çok fazla ilgilendiriyor. Bizim orada karpuz ve domates çok yoğun ekilen ürünlerdir. Gelir getirisi daha yüksek ürünler tercih edildiği için, bugün mesela bu ürünler ekilirken şöyle bir yol izleniyor. Diyelim bu sene karpuz ve domates ciddi şekilde para etti, önümüzdeki yıl bir planlama eksikliğinden kaynaklı olduğunu düşünüyorum o bölgede yaşayan herkes bu ürünleri ekiyor ve o sene o ürünler para etmiyor. Böyle bir sıkıntı yaşıyoruz. Yani bir sene ekenler bu sene kar ettiyse önümüzdeki yıl da ekiyor, onunla birlikte bir çok kişi daha ekiyor, zarar edince önümüzdeki sene bu sayı azalıyor, azalınca da ürün yine para ediyor. Böyle bir kısır döngü var. Aslında buna da müdahale edebilirsek çok faydalı bir sonuç ortaya çıkar.”

    Milletvekili Erdinç, konuşmasında ayrıca Çukurova bölgesinde buğday ve mısır fiyatlarını değerlendirerek “Sizlerin de bildiği üzere Türkiye’de tarımsal anlamda en erkenci ürünler Adana’mızda yetişir. Özellikle buğday mayısın 20’sinden itibaren hasat edilmeye başlar. Çukurova’da hasat bittikten sonra diğer bölgelerde hasat başlar. Ancak buğday ve mısır fiyatları geç açıklandığı yönünde hemşehrilerimizin ciddi talepleri ile karşılaşıyoruz. Bu hususta nasıl bir çalışma yapabilirsiniz ayrıca lisanslı depoculuk bu konuya çözüm üretir mi?”

    “AÇIĞI GİDERİYORUZ”

    Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik de Milletvekili Erdinç’in görüş ve sorularına yönelik değerlendirmede şunları söyledi:

    “IPARD’la ilgili, Adana’nın olmadığını söylediler. O açığı gideriyoruz, şimdi tek merkezden bunlar yapılacak. Lisanslı depoculuktan bahsettiler. Lisanslı depoculuk gerçekten Türk tarımı açısından büyük bir kazan olacak ve ürün borsasıyla birlikte, ayrıca arkasından sözleşmeli tarım ve ürün planlamasıyla birlikte de yeni bir dönem, yeni bir çığır açılmış olacak.”

  • Türkçayder’den Organik Çay Tarımı Vurgusu

    ÇAYKUR’un da aralarında bulunduğu Türk çay sektörünün önde gelen 9 firması tarafından oluşturulan Türk Çayını Tanıtma ve Geliştirme Derneği (TÜRKÇAYDER) tarafından yapılan açıklamada, Türk çay sektörünün geleceği için organik tarımın önemine vurgu yapıldı.

    Üye firmaların neredeyse tümünün Rize ve çevresinde bulunmasına rağmen İstanbul merkezli faaliyet gösteren dernekten yapılan açıklamada, “Çay tarımında kullanılan ve çevreyi olumsuz yönde etkileyen azot, fosfor ve potasyum karışımlı kimyasal gübre kullanımına son vermek için organik çay tarımı destekliyoruz. Doğu Karadeniz Bölges’inde 758 bin dekar alanda yapılan çay tarımında yaklaşık 40 yıldır kimyasal gübre kullanılmaktadır. Ülkemiz için stratejik bir ürün olan çay tarımında organik dönüşüme öncülük edeceğiz. Organik ürünlerin dünyada daha çok tercih ediliyor. Kimyasal gübreler yer altı sularını kirletti,, toprağı öldürdü, ,uzun yıllar yoğun kimyasal gübre uygulamaları bölge ekolojik yapısını ve dengesini bozdu. Organik tarıma geçiş süreciyle çay tarımında organik gübre kullanımının arttırılması ve 210 bin çay üreticisini bilinçlendirmek amacıyla ulusal çapta kampanya başlatmak için hazırlık içerisindeyiz” denildi.

    ORGANİK ÜRETİM TÜRK ÇAYINA GÜÇ KATACAK

    Organik üretimin Türk çay sektörüne güç katacağı kaydedilerek “Tarımda gübre kullanımı en önemli etkeni oluşturmaktadır. Çay üretimimizde kimyasal ilaç kullanılmaması dünya çay üretimindeki en büyük avantajımızdır. Bu avantajımıza organik gübre kullanımını da ekleyerek Türk Çayı’nın gücüne güç katmış olacağız.Ülkemizde organik çayın gelişimini özetlemek gerekirse, bu konuda ilk adım, 2014 yılında Yeditepe Üniversitesi ve ÇAYKUR’un ortaklaşa hayata geçirdikleri Yeşiltepe Köyü Organik Çay Projesi ile atılmış oldu. Proje kapsamında Yeditepe Üniversitesi tarafından geliştirilen mikrobiyal gübreler Rize’de çay bahçelerinde yapılan deneme uygulamalarında olumlu sonuçlar elde edildi. 2015 yılı itibariyle de çayda verim kaybını önlemek ve daha kaliteli çay elde edebilmek için organik çay yetiştiriciliğinde organik gübre uygulamaları yaygınlaştırıldı” ifadeleri kullanıldı.

  • 11 Aralık Uluslararası Dağ Tarımı Günü

    Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Bölümü Bitki Besleme Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nesrin Astam Yıldız, 11 Aralık Uluslararası Dağ Tarımı Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, “Dağlardaki tarım orman topraklarımızı koruyarak kullanalım” dedi.

    Geçen yıl Birleşmiş Milletler Gıda Tarım Örgütünün ( FAO) 11 Aralık tarihini “Uluslararası dağ tarımı günü olarak deklare etmesi ve 1015 yılının Dünya toprak yılı olması nedeniyle, dağlarda yaşayan önemli bir nüfusun tarım topraklarının da korunarak kullanılması gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Nesrin Astam Yıldız, “Dünya nüfusunun yüzde 19’u (1.4 milyar) tarım, yüzde 23’ü hizmet sektörü, yüzde 12’si imalat sanayiinde çalışmaktadır. Dünya yüz ölçümünün yüzde 22 si dağlık alandır. Dünya nüfusunun yüzde 14’ü dağlarda tarım ve ormancılıkla geçimini sağlamaktadır” dedi.

    900 milyon tarım ve orman çiftçisinin dünyanın dağlık bölgelerde yaşadığını ve bu insanların yoğun emeklerine ait üretim potansiyelinin dağlarla sınırlı kalmayıp, aşağılarda yaşayan milyarlarca insana gıda hizmeti sağlamak üzere kaydığını hatırlatan Prof. Dr. Nesrin Astam Yıldız, “Bu dedenle FAO sürdürülebilir dağ tarımı konusunun da gelişimini desteklemek gerektiğine dikkat çeker.

    Dağlık bölgelerin her birinde, topraklar iklim, vejetasyon ve toprak koşullarına bağlı olarak değişen temel ekosistem fonksiyonlarına sahiptir, bu nedenle dağlık alanlardaki toprakların güvenliğinin sağlanması dolaylı olarak gıda güvenliğini koruyacak ve sürdürülebilir kılacaktır. Zira tarımın temelini de bu ilke oluşturmaktadır.

    Toprak tükenmez veya yorulmaz bir kaynak değildir. Alternatifi olmadığı gibi, kirlenip bozulduğu zaman eski sağlığına veya kalitesine kavuşturulması da söz konusu değildir. Hava veya suyu kirlendiği zaman temizlemek mümkündür ancak, toprak kirliliğinin giderilmesi pratik değildir. Dağ toprakları da gün geçtikçe, iklim değişikliği, ormansızlaşma, sürdürülemez tarım uygulamaları , seller ve toprak kaymaları gibi nedenlerle çölleşme ve afetlere maruz kalmaktadır.

    Dağlarda yaşamını sürdüren halkın, topraklarına köklü bağlantılarıyla dağ insanlarının miraslarının birer parçası durumundadır. Dağlarda tarım ve ormancılıkla geçimini sürdüren insanlar, elbette yüzyıllar boyunca, kendi ölçeklerinde, tarımsal uğraşları ve karşılaştıkları sorunlar için; gerekli çözümleri ve teknikleri, yerleşik uygulamalarla, bilgi birikimleriyle ve dahi sürdürülebilir toprak yönetimi anlayışıyla geliştirmeye çalışmaktadırlar.

    2015 “toprak yılı” münasebetiyle, tarım toprakları dendiğinde sadece tarıma elverişli ovalar, düz araziler vb yapılan tarım değil, dağlarda da yaşatılan bir tarımsal potansiyel olduğunun bilincinde olmamız gerekmektedir. Bu kapsamda araştırma raporları , makaleler ,eğitim seminerleri, uzun metrajlı model projeler, eğitim-öğretim çalışmaları yapılmaktadır.

    Dünyada yıllık 75 milyar ton tarım toprağı kaybediliyor. Dünya ekilebilir tarım alanlarının üçte birini erozyon ve kirlenme sebebiyle son 40 yılda kaybetmiş. Toprak güvenliği, gıda ve su güvenliği kadar önemlidir. Gıdalarımızın yüzde 95 i topraktan kaynak alır. İklim değişikliği nedeniyle, kuraklık, sel ve fırtına gibi olumsuzluklar tarımsal üretimi (FAO verilerine göre) yüzde 15-20 dolayında düşürecektir. Artan nüfusu besleyebilmek Tarım-0rman arazilerimizi kesinlikle korumamız ve kirletilmesinin ve erozyonla kaybının önüne geçmemiz gerekmektedir. Bu nedenle, Tarım arazilerimiz ile meralarımızın amaç dışı kullanımını ivedilikle engellemeliyiz” şeklinde konuştu.

    Dağlardaki tarımsal potansiyelin maruz kaldığı olası tehditlerin; çevresel, ekonomik ve toplumsal (kültürel) değerlere yön verebildiğini anlatan Prof. Dr. Nesrin Astam Yıldız, daha sonra şunları kaydetti; “Dağ tarımı konusunda lobi oluşturan ülkeler, sürdürülebilir dağ gelişimini desteklemek adına, dağlardaki tarım-orman emekçilerini, politikacıları, kalkınma uzmanlarını ve akademisyenleri bilgilendirmek üzere seferber olmuş durumdadırlar.

    Bir düşünüre der ki; “Hayatınızda en az bir kez doktora, mimara veya bir avukata işiniz düşebilir, buna karşılık , günde üç öğün çiftçiye muhtaçsınız” . Gıda üretiminde topraklar ,bizim sessiz müttefiklerimizdir. Müttefikler statik değil dinamiktirler. (FAO) Unutulmamalıdır ki; “Toprak Yoksa Hayat Yok!” Öyleyse: Tarıma gönül vermiş olan herkes ele ele “tarımsal bağımsızlık ve gıda güvenliği” mücadelemizde sağlık , barış, düzen ve huzurla yola devam etmeliyiz. Ülkemizde gerek ovalarda gerekse dağlardaki tarımsal potansiyelimizle istersek! Dünya ekonomisinde ilk sıralara geçebiliriz hatta dünyaya kafa tutabiliriz. Bu noktada tarımsal alandaki çözüm yelpazesinde “bilim adamı çiftçi işbirliği“ (Çiftçi-Akademisyen Sinerjisi ) önemli bir etkendir.

    Tarım Bakanımızın ; Tarımsal potansiyeli yüksek Ovaları sit alanı ilan edeceği konusundaki kararlılığını, dağ tarımı konusunda da göstereceğini umut ediyorum. 11 Aralık Uluslararası Dağ Tarımı gününde; Dağ ürünlerini teşvik ve ulusal, bölgesel ve uluslararası düzeyde, bal, otlar, baharatlar ve el sanatları gibi yüksek kaliteli dağ ürünleriyle, dağ üreticileri için Pazar fırsatları sunmaları konusunda desteklerini bekleriz.”