Etiket: Tarımda

  • AK Parti’li Berber tarımda pazarlamanın önemine dikkat çekti

    Tekno Tarım Manisa 11. Uluslararası Tarım ve Hayvancılık Fuarı’nı ziyaret eden AK Parti Manisa Milletvekili Türkiye-Rusya Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı Recai Berber, “Bizim pazarlama işine üretimden daha fazla önem vermemiz lazım. Para kazanmadıktan sonra istediğin kadar uğraş. İhracatı desteklersek, dışarıya malı satarsak burada kıymetlenir. Yoksa sadece kendi kendimize ne üzümü bitirebiliriz ne zeytinimizi ne zeytinyağımızı” dedi.

    AK Parti Manisa Milletvekilleri Selçuk Özdağ ve Recai Berber, 2 Kasım’da açılan ve üreticilerden yoğun ilgi gören Tarım ve Hayvancılık Fuarını son gününde gezerek üreticilerle ve firma temsilcileriyle bir araya geldi.

    Tekno Tarım Manisa 11. Uluslararası Tarım ve Hayvancılık Fuarı’nın son gününde AK Parti Manisa Milletvekilleri Selçuk Özdağ ve Recai Berber, üreticilerle ve firma temsilcilerine buluştu. Stantları tek tek gezen milletvekillerine Şehzadeler Ziraat Odası Başkanı Mustafa Kaçire, Borsa Başkanı Sadık Özkasap, Manisa Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Adnan Erbil, Manisa Tarım ve Hayvancılık İl Müdürü İsmail Kaya eşlik etti.

    “Pazarlama işine üretimden daha fazla önem vermemiz lazım”

    AK Parti Manisa Milletvekili Türkiye-Rusya Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı Recai Berber, fuar ziyareti sırasında yaptığı konuşmada ihracatın önemine vurgu yaparak, “Bizim pazarlama işine üretimden daha fazla önem vermemiz lazım. Para kazanmadıktan sonra istediğin kadar uğraş. Bu üzümü, biz bu sene Türk Hava Yolları aracılığıyla kargoyla Kanada’ya gönderdik. Küçücük İsrail’in her gün yalnız 50 uçağı dünyanın her yerine kargo uçuşu yapıyor. Adam sabah çilek topluyor, akşam beşte Hollanda’daki markette yerini alıyor. Bizim de onu yapmamız lazım. İhracatı desteklersek, dışarıya malı satarsak burada kıymetlenir. Yoksa sadece kendi kendimize ne üzümü bitirebiliriz ne zeytinimizi ne zeytinyağımızı” ifadelerini kullandı.

  • Gıdanın sürdürülebilir geleceği için tarımda istihdam desteklenmeli

    Sürdürülebilir Gıda Konferansı, bu yıl da gıda sektörünün önde gelen isimleri ve otoritelerini bir araya getirdi. Düzenlenen konferansta, gıdanın sürdürülebilir geleceği için göçün önlenmesi ve kırsalda istihdamın desteklenmesi gerektiği vurgulandı.

    Her geçen gün artan dünya nüfusuna sağlıklı, güvenilir ve ulaşılabilir gıda hedefi doğrultusunda sektörde farkındalık oluşturmak ve gıda sistemlerinde sürdürülebilirlik dönüşümünü hızlandırmak amacıyla iş dünyası, kamu, bilim ve sivil toplum alanlarından ulusal ve uluslararası uzmanlar, bu yıl 3’üncü kez Sürdürülebilir Gıda Konferansı’nda bir araya geldi. Sürdürülebilirlik Akademisi ve Türkiye Gıda Sanayi İşverenleri Sendikası’nın (TÜGİS) öncülüğünde; Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Kalkınma Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) katkılarıyla gerçekleştirilen konferans, sürdürülebilir gıdanın geleceğinin konuşulduğu uluslararası bir platforma dönüştü.

    Kara gün; 2 Ağustos

    Sürdürülebilirlik Akademisi Yönetim Kurulu Başkanı Murat Sungur Bursa, konferansın açılış konuşmasında “Öncelikli hedefimiz, dünyada her sektöre damgasını vuracak sürdürülebilirlik kaygısının iş modellerine entegre edilmesini sağlamak Bu nedenle üç yıldır TÜGİS iş birliğiyle Sürdürülebilir Gıda Konferansı’nı topluyor; tüm paydaşlarla birlikte kaynakları sürdürülebilir şekilde kullanmanın yollarını arıyoruz” dedi.

    Araştırmacıların 7 milyar insanın tüm değerli kaynakları tüketeceği günü tespit etmek için çalışmalar yaptığını belirten Bursa, “20 yıl önce bu tarih Eylül ayının sonlarına denk gelirken, bu yıl 2 Ağustos oldu. Bu, ‘kara gün’ olarak tarihe geçti. Biz 2 Ağustos’tan bu yana krediden yiyoruz ve bu krediyi bizim yerimize kimse ödemeyecek! Ana sermayemiz hızla tükeniyor. Örneğin; dünyadaki gıda atıklarını yarıya indirirsek bu tarih bir hafta ileriye kaydırılabilir. Bu da bize kaynakları sürdürülebilir şekilde kullanmamız gerektiğini gösteriyor” şeklinde konuştu.

    Türkiye Gıda Sanayi İşverenleri Sendikası (TÜGİS) Başkanı Necdet Buzbaş da açılış konuşmasında, dünyada açlığın alınan tüm önlemlere rağmen artmaya devam ettiğini vurguladı. Buzbaş, “1996 yılında dünyada 900 milyon olan insan sayısı, 2016 yılına geldiğimizde 815 milyondu. Son 10 yıldır savaşlar, göçler, doğal afetler nedeniyle açlık tedricen artışa geçti. Bugün artık 7,5 milyar insan için gıda güvenliğinin tartışılmasının zamanı geldi. Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri 2030’a kadar açlığın sıfırlanmasını öngörüyor. Ancak artan talebe karşın arz azalıyor. Böyle devam edersek 2050 yılında gıda bakımından iflasa gideceğiz” dedi.

    Türkiye’nin kırsal nüfusu artan ülkeler arasında 9’uncu sırada yer aldığını kaydeden Buzbaş, genç nüfusun tarıma yönlendirilmesi konusunun önemle tartışılması gerektiğini dile getirdi.

    Çözüm daha fazla üretmek değil; gıda atık ve kayıplarını azaltmak

    Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürü Dr. Nevzat Birişik, 2010 yılında dünyada ilk kez şehirde yaşayan nüfusun kırsaldaki nüfusu geçtiğine dikkat çekerek, “Ya kırsal kesime refahı taşımalıyız ya da kentteki nüfus bu maliyeti paylaşmalı” dedi.

    Türkiye’de gıda fiyatlarının yüksekliğinin sürekli tartışıldığını belirten Dr. Birişik, katılımcılara “Sizce Türkiye’de gıda pahalı mı?” diye sordu ve şunları söyledi: “Pahalı olan bir şey değerli olur. Değerli olan da çöpe atılmaz. Dünyada bir milyara yakın insanın açlık çekmesinin nedeni üretimin azlığı değil! Daha fazla üretmek de rasyonel ve mümkün değil! Bugün tüm dünyada üretilen 4,5 milyar ton gıda aslında 12 milyar nüfusu besleyebilir. Bunun için gıda atık ve kayıplarını mutlaka azaltmalıyız”.

    “Kırsal kalkınmayla göçleri önlemek mümkün”

    Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) Türkiye Temsilci Yardımcısı Dr. Ayşegül Selışık, 16 Ekim’de kutlanan Dünya Gıda Günü’nün bu yılki temasının ‘göç’ olarak belirlendiğini belirterek, “Sürdürülebilir kırsal kalkınma, iklim değişikliğine uyum ve dayanıklı kırsal geçim kaynaklarına yatırım, mevcut göç sorununa karşı küresel cevabın önemli bir parçası” dedi.

    Kırsal kalkınmanın desteklenmesi halinde göçlerin azalabileceğine, yeni iş imkanlarının oluşturulabileceğine dikkat çeken Dr. Selışık, Suriye krizi nedeniyle Türkiye’ye göç edenlerin tarım sektöründe istihdam edilebilmesi için Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile ortak proje yürüttüklerini söyledi.

    Avrupa gıda ve içecek endüstrisinin önemli temsilcisi konferansta

    Bu yıl konferansın önemli konuklarından biri, Avrupa’daki gıda ve içecek üreticilerinin en önemli temsilci organlarından Food&Drink Europe’un Genel Müdürü Mella Frewen’di. Frewen, ‘Gıda sistemlerinde küresel uygulamalar ve trendler’ başlıklı oturumda Avrupa’da gıda sektörüne yön veren trendler hakkında şöyle konuştu: “Gıda sektörünün hangi yolu izleyeceğine kişiselleştirilmiş beslenme alışkanlıkları belirleyici olacak. Artık genç-yaşlı fark etmeksizin herkes daha yaşam tarzı odaklı besleniyor. Ayrıca organik gıdalar da bugünün gözde trendleri arasında yer alıyor. Gelecekte yaşanan değişim hem çevre hem tüketici hem de şirketler için kazançlı olacak. Bir kazan-kazan ilişkisi yaşanacak. Ancak eğer buna ayak uyduramazsak ilk kurban da biz oluruz”.

    Aynı oturumda görüşlerini açıklayan Ülker CEO’su Mehmet Tütüncü de Türkiye’de gıda sektöründe Avrupa’dakine benzer sorunların yaşandığını vurgulayarak, “2030’da 8,6 milyar olacak dünya nüfusunu besleyebilmek için gıda sisteminde önemli değişikliğe ihtiyaç var. Tüm paydaşlar için değer oluşturacak bir iş modeli benimsemeli, teknolojik ve dijital dönüşümü tarım sektörüne de yansıtmalıyız. Gelecekte, son 10-20-30 yılda yaşanan değişimden farklı bir değişim yaşayacağız. Tüketici hız ve kolaylık istiyor. Yıldız Holding olarak biz de bu yeni dünyaya hazırlanıyoruz” diye konuştu.

    Sürdürülebilirlik CEO ajandalarında ön planda

    “Gıda sanayinde değişimin parametreleri: CEO ajandaları” başlıklı oturumda söz alan Cargill Gıda Ortadoğu, Türkiye ve Kuzey Afrika Yönetim Kurulu Başkanı Murat Tarakçıoğlu, “Sürdürülebilirlik keyfiyet değil, zorunluluktur. Her firma bunun için fizibilitesini yapmalı, sürdürülebilirliği iş modeli olarak görmelidir” derken, Ülker Türkiye Başkanı Mete Buyurgan da “Bir ülkede gıda ve tarım sektörü ne kadar güçlüyse sanayi de o kadar güçlü oluyor” diye konuştu.

    ’Tohumlarımıza sahip çıkalım’ çağrısı

    Reis Gıda kurucusu Mehmet Reis de dünyada küresel iklim değişikliği ve kuraklığa bağlı olarak ham madde fiyatlarında yaşanan dalgalanmalardan örnek verdiği konuşmasında şunları kaydetti: “2016 Dünya Bakliyat Yılı’nda dünyada bakliyat fiyatları yüzde 40 ila 80 arasında artış gösterdi. Bugün yaşanan sorunun çözümü adaletli paylaşımdan geçiyor. Ancak üretim de mutlaka artmalı. Gelecekte ürün bolluğu bitecek, ithalat azalacak. O günlere hazırlıklı olmalıyız. Tohumlarımıza sahip çıkmalıyız”.

    Yaşar Holding İcra Başkanı Dr. Mehmet Aktaş hiçbir şirketin sürdürülebilirlik konusunda tek başına çözüm sağlayamayacağını, bunun için değer zincirinin ilk halkasından başlayarak ‘kapsayıcı büyüme’nin gerçekleştirilmesi gerektiğini söyledi. Dr. Aktaş, “Tarım sektöründe sanayi ile entegre olmuş, sanayinin dijitalizasyon ve bilgi birikimini aktardığı bir yapıyı tesis etmeliyiz” dedi.

    Unilever Türkiye İçecek, Dondurma ve Gıda Başkan Yardımcısı Mustafa Seçkin, sürdürülebilirliğin sadece devletlerin değil toplumların da sorumluluğunda bir konu olduğunu dile getirerek, “Örneğin; ABD, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ndeki taahhüdünü geri çekti. Ancak bazı eyaletler ve önde gelen şirketler bu taahhüde devam ettiklerini bildirdi” dedi.

    2010 yılında hayata geçirdikleri Unilever Sürdürülebilir Yaşam Planı’nın sadece kafa yapısında değişiklik değil aynı zamanda davranış değişikliği sağlamaya da yönelik olduğunu belirten Seçkin, şirket olarak ‘çevreye saygı, kırsal kesimdeki işçilerin geçim kaynaklarının iyileşmesi ve sosyal refahın artması, atık’ başlıklarında ilerleme kaydetmeye odaklandıklarını vurguladı.

    Sürdürülebilir Tarım ve Gıda Sanayi oturumunda konuşan Metro Toptancı Market Gıda Kategori Müdürü Birol Uluşan, Coğrafi İşaretli Ürünler Projesi ile kaybolmaya yüz tutan onlarca ürüne değer kazandırdıklarını söyledi.

    Üreticilerin gerekli ticari motivasyon sağlandığı ve önlerine pilot proje konulduğu zaman coğrafi işaretlere yöneldiklerine dikkat çeken Uluşan, bu motivasyon ile kaybolmaya yüz tutan ürünlerin yeniden gün yüzüne çıkartıldığını aktardı. Birol Uluşan konuşmasında hızla artan nüfusa karşın gıda ürünlerinin nüfusa yetmesi için gıda atık ve kayıplarının önüne geçilmesi gerekliliğine dikkat çekerek, “Metro olarak TÜBİTAK iş birliğiyle meyve-sebzede üretimden rafa kadar olan süreçteki yaşanan gıda atıklarının nedenlerini ortaya koyan bir araştırma yaptık. Bunun sonucuna göre kötü koşullarda tedarik edilen ürünler iyi koşullarda tedarik edilenlere göre 9 kat daha fazla atığa dönüşüyor” dedi.

  • ‘Türkiye’de İklim Değişikliği ve Tarımda Sürdürülebilirlik’ raporu açıklandı

    ‘Türkiye’de İklim Değişikliği ve Tarımda Sürdürülebilirlik’ raporu tarım ve gıda üretiminin iklim değişikliği ile karşı karşıya kalacağı tehditleri ortaya koydu. Raporda önlemlerin alınmaması durumunda Türkiye’nin mevcut su kaynakları ve gıda sorunlarına yeni sorunların ekleneceği, sulama, içme ve kullanma suyunda sıkıntıların yaşanacağı aktarıldı.

    Türkiye Gıda ve İçecek Sanayisi Dernekleri Federasyonu (TGDF), ‘Türkiye’de İklim Değişikliği ve Tarımda Sürdürülebilirlik’ raporu ile tarım ve gıda üretiminin iklim değişikliği ile karşı karşıya kalacağı tehdidin boyutlarını ortaya koydu. Raporda, sürdürülebilir tarım ve gıda güvencesi için ‘günübirlik politikalarla değil, uzun vadeli ve bilimsel bir yaklaşımla hemen harekete geçilmesi’ gerektiğinin altı çizildi.

    Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu (TGDF) Çevre ve Tarım Komisyonu adına; İTÜ Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu başkanlığındaki bir ekip tarafından hazırlanan ‘Türkiye’de İklim Değişikliği ve Tarımda Sürdürülebilirlik’ Raporu, TGDF Çevre ve Tarım Komisyonu Başkanı Ayhan Sümerli, FAO Türkiye Temsilci Yardımcısı Dr. Ayşegül Selışık ile Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu’nun katılımıyla düzenlenen toplantısında açıklandı.

    Rapora göre, yağış yetersizliği, su sıkıntısı ve aşırı hava olaylarındaki artış; bitkisel üretime uygun alanların azalması ve kuzeye doğru kaymasına yol açarak, tarım ve gıda üretimini sınırlayacağı için fiyatlar yükselecek, ithalat artıp ihracat düşecek.

    Sıcaklıktaki artışın, insan, bitki ve hayvan sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yapacağı, haşere, hastalık ve ölüm oranlarının artacağı bildirildi. Yarı kurak bölgelerin daha kurak hale geleceği ve sulama suyu talebinin de bugüne göre yaklaşık iki katına çıkacağı belirtildi.

    Raporda Türkiye’nin mevcut su kaynakları ve gıda sorunlarına yeni sorunların ekleneceği, sulama, içme ve kullanma suyunda sıkıntıların yaşanacağı aktarıldı. Sektörler ile birlikte iller- bölgeler arasında su için büyük bir rekabetin ortaya çıkacağı ayrıca, artan hava sıcaklığından büyükbaş hayvancılık olumsuz bir şekilde etkileneceği de kaydedildi.

    Şiddetli sağanaklar ile hortum, dolu ve ani yağışlardaki artışların da, Türkiye’de güvenli gıdaya ulaşma imkanlarını azaltacağı belirtildi.

    Neler yapılmalı?

    TGDF raporunda yer verilen öneriler şöyle sıralandı:

    “Türkiye’de Tarım Üretim Havzaları, değişen iklim şartları dikkate alınarak belirlenmeli, iklim değişikliğinin tarım havzalarımıza etkileri tüm tarım ürünleri için araştırılmalı ve iklim değişikliğine uyum politikaları bilimsel çalışmalara göre geliştirilip uygulanmalıdır.

    İklim değişikliğine göre acilen Ulusal Arazi Kullanımı Planlaması yapılarak, gelecekte öne çıkacak tarım alanları ve su havzaları gecikmeden ve tam anlamda koruma altına alınmalıdır.

    Hem değişen iklim şartlarına hem de bitkilerin su ayak izine göre doğru yerde, doğru bitki türünün seçilmesi ve doğru zamanda ekilmesi teşvik edilmeli, iyi tarım ve hayvancılık uygulamaları ülke geneline yaygınlaştırılmalıdır.

    Suya olan talebin azaltılması ve suyun tasarruflu kullanımı için akılcı su kullanımına gidilmeli, su havzaları ile tarım havzalarındaki su kullanımı ve yönetimi entegre edilerek suyun teknik ve idari yönleri birlikte ele alınmalıdır. Katma değeri çok küçük, fakat su ayak izi çok büyük olan tarım ürünlerinin ihracatına kısıtlama getirilmeli, su ayak izi yüksek olan ürünlerin ithalatının sürdürülebilir olması için de geldikleri ülkelerin iklim ve su kaynakları dikkate alınarak uzun vadeli bağlantılar yapılmalıdır.

    Sayısı ve şiddeti artan meteorolojik afetlerden korunmak için tarıma yönelik erken uyarı ve kapsamlı sigorta uygulamaları geliştirilip, çeşitlendirilerek yaygınlaştırılmalıdır. Tarım ve gıda sektörü ile ilgili yatırım ve teşviklere, mutlaka o bölgenin değişen iklimine göre karar verilmelidir. İklim değişikliğine uyum sağlayamayacak ve artık tarımla kalkınamayacak olan bölgelerimizin kalkınma stratejileri değiştirilip, tarım dışı yatırımlar ile başka sektörlere kaydırılarak Marmara Bölgesi’ne sıkışan sanayinin yükü azaltılmalıdır.”

    “Gıdada 2,6 milyar dolarlık israf var”

    Gıda atıklarının önemine dikkat çeken FAO Türkiye Temsilci Yardımcısı Dr. Ayşegül Selışık, “Gıda israfı önemli bir konu. Çünkü gıdanın neredeyse 3’te biri israf ediliyor bu da 2 milyar 600 milyon dolarlık karşılık demek. Tarladan sofraya olan süreçte herkesin üzerine düşeni yapması gerekiyor” diye konuştu.

    Toplantıda açıklamalarda bulunan İTÜ Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, dünyada iklim değişikliği konusunun çok önemli olduğunun altını çizdi. Kadıoğlu, “Dünya 3’üncü bin yıla doğru giderken en önemli problemlerden biri nüfus artışı, diğeri iklim değişikliğidir. Bir de terör olayı var” dedi.

    “Türkiye iklim değişikliği konusunu bilimsel olarak ele almalı”

    Türkiye’nin iklim değişikliği konusunu bilimsel olarak ele almasını gerektiğini belirten Kadıoğlu, “Özellikle nüfusumuz artarken gıda ve beslenmedeki kalite ve seviye yükselirken, tarımsal üretim seviyemizi de artırmak zorundayız. Dünyadaki tarım ürünleri üreten ülkelerle rekabet edebilmemiz gerekiyor. İklim değişikliği tarımı en çok etkileyen faktörlerden bir tanesidir” diye konuştu.

    “Türkiye’de tarım alanlarını kaybetmememiz gerekir”

    İklim değişikliğinde sürdürülebilir tarımın devam edebilmesi için yağışların baz alınarak doğru yerde doğru bitkinin ekilmesi, doğru sulamanın yapılmasının önemine dikkat çeken Kadıoğlu, “İklim değişikliği raporunda tarım ve gıda sektörüne Türkiye’de ki tarım havzası için gerekli temel bilgileri öğrettik. Hangi ayda yağış ne zaman artacak toprak nemi ne olacak buna bakarak teşvikleri ve planlamaları yapsınlar. Öncelikle tarım havzalarını belirlemek lazım, doğru havza homojen olursa o havzaya doğru politikalar uygulayabiliriz. En önemlisi Türkiye’de tarım alanlarını kaybetmememiz gerekir. Çünkü nüfusumuz artıyor daha fazla üretime ihtiyaç olacaktır. Bir yandan iklim değişikliği azaltırken bir yandan da biz tarım alanlarını yanlış kullanarak alanlara fabrika ve bina yapmayalım” diye konuştu.

    “Marmara’da sıkışan sanayinin yükü Anadolu’ya aktarılmalı”

    Tarımda sürdürülebilirliği artırmak için tarım alanlarının ve su havzalarının korunması gerektiğini söyleyen Kadıoğlu, “Bölgedeki iklim şartlarına yağışa göre uygun ürün ekmek gerekiyor. İklim değişikliğinden dolayı bazı bölgeler daha da kuraklaşacak. Tarımın kuru ya da ıslak tarımın mümkün olmayacağı yerleri bugünden belirleyerek oraların kalkınma stratejilerini tarım dışına çıkarmak gerekir. Marmara’da sıkışan sanayinin yükünü Anadolu’ya ve bu yerlere aktararak oranın kalkınmasını devam ettirmemiz gerekiyor” dedi.

    İklim değişirken Türkiye’de tarım ve gıda sektörünün de değişmesi gerektiğini vurgulayan Kadıoğlu,”Çok geç kalmadan yarın hallederiz demesen bugünden alınacak tedbirleri bilimsel esaslara göre düzenlememiz gerekir. Bizim nerede şehir nerede fabrika nerede tarım ve su havzasını korumamız gerekliliğini iklime göre belirleyip ona göre planlamalıyız. İlerleyen dönemlerde artan nüfusun artan beslenme ihtiyacının sağlayabilelim ve dünya ile rekabet edebilelim” ifadelerini kullandı.

    Önlemlerin alınmaması durumunda Kadıoğlu, Türkiye’nin daha fazla gıda ithal etmek zorunda kalacağını, köyden kentte daha fazla göç olacağını ve işsizlik oranlarının artacağını vurguladı.

    TGDF Genel Sekreteri İlknur Menlik de gıda endüstrisinde hammaddenin sürdürülebilirliği açısından ihracatta güçlü olduğu kalemlere odaklanılması gerektiğini belirterek, “Raporun çıkış noktası Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının hazırladığı ‘Havza bazlı tarım’ modeliydi. Havza başlı yarım modelini öncelikle iklim değişikliği perspektifi ile ele alalım. Hangi havzamızda hangi bölgemizde hammaddemizin su ve toprak açısından geleceğinin ne olduğunu ortaya çıkarmaya çalıştık. Acil olarak şu yapılmalı; gıda endüstrisinin aşağı yukarı ihracatı ve ihracatında güçlü olduğu kalemleri belli zaten buralardaki hammaddenin ve sürdürülebilirliği açısından o kategorilere odaklanmamız gerekiyor” diye konuştu.

    “Havza bazlı tarım modelinin de tekrar ilgili taraflarca optimize edilmesi gerekiyor” diyen Menlik, “Buralardaki temel hammadde girdilerimizin su ayak izine bakmamız lazım ihracat su ayak iznimize bakmamız gerekir. Havza bazlı tarım modelinin de tekrar ilgili taraflarca optimize edilmesi gerekiyor. Model yanlış demiyoruz. Model yaklaşım ve felsefe son derece doğru ama bunun temelinde su ve tarım alanı toprak alanı açısından değerlendirmek gerekiyor. Çünkü su ve toprak olmadan tarım olmaz. Endüstrinin de tarım üretimi kesiminde hızlıca daha az su daha az toprak daha az çevresel etki konusunda hem yatırımlarını ve çalışmalarını artırması gerekiyor” şeklinde konuştu.

  • Tarımda sigortalanma arttı

    Manisa’da bir takım incelemelerde bulunan Tarım Sigortaları Havuzu (TARSİM) Genel Müdürü Yusuf Cemil Şatoğlu, “Manisa’da ödediğimiz son 2015 ve 2016 yılında Manisa’da üzüm üreticisine ödediğimiz hasar miktarı yaklaşık 450 milyon lira civarında. Tüm bölgeyi kapsadığında Manisa bölgesine baktığımızda 2006 yılında 2017 yılına kadar geçen sürede ödediğimiz hasar miktarı 850 milyon lira civarında” dedi.

    TARSİM Genel Müdürü Yusuf Cemil Şatoğlu, bir takım incelemelerde bulunmak üzere Manisa’ya geldi. Önce TARSİM Manisa Bölge Müdürlüğü’nü ziyaret eden Şatoğlu, daha sonra Manisa Bağcılık Araştırma Enstitüsü’ne gelerek inceleme yaptı. Manisa Bağcılık Araştırma Enstitüsü Müdürü Akay Ünal’dan çalışmalar hakkında bilgi alan Şatoğlu, burada yetiştirilen üzümlerin de tadına baktı. Kuru üzümde 2017 yılı yapılan ihracat verilerini açıklayan Ünal, “Ege İhracatçılar Birliği rakamlarına göre yalnızca bu yıl 270 bin ton ihracatla 470 milyon dolar civarında bir gelir elde ettik. Yalnızca kuru üzümden. Bunun sofralık kısmı ayrıca hesaplanıyor. Biz tamamıyla ürettiğimiz ürünleri özellikle kuru üzümü yüzde 90’a yakın bir oranla ihraç ediyoruz. İç piyasada tüketmiyoruz. Kuru üzümde ihracat ülkesiyiz” dedi.

    Şatoğlu daha sonra enstitüde bulunan bağları yerinde inceledi. Manisa’da son yıllarda tarımda sigortalanmanın arttığını söyleyen Şatoğlu, “Manisa tarımsal üretimde Türkiye’nin en önemli bölgelerinden bir tanesi. Hem bizim Manisa Bölge Müdürlüğümüz kapsamına giren iller hem de sadece Manisa ili olarak Türkiye’de çok önemli bir tarımsal üretime sahip. Türkiye genelinde TARSİM poliçesine en fazla rağbet eden bölgelerin başında Manisa geliyor. Üzüm önemli bir üretim. Ekonomik değeri olan tarımsal ürün. Bu nedenle de üreticilerimizin özellikle 2015-2016 yıllarında yaşadıkları önemli doln ve dolu hadiselerinden dolayı üreticilerin TARSİM’e olan ilgisi ger geçen gün artarak devam etti. Bizim sadece ve sadece Manisa’da ödediğimiz son 2015 ve 2016 yılında Manisa’da üzüm üreticisine ödediğimiz hasar miktarı yaklaşık 450 milyon lira civarında. Tüm bölgeyi kapsadığında Manisa bölgesine baktığımızda 2006 yılında 2017 yılına kadar geçen sürede ödediğimiz hasar miktarı 850 milyon lira civarında. Bu ciddi bir rakam. Demek ki bu bölgede doğal risklerin yoğun yaşandığını da gösteriyor. Manisa ilinde üzüm üreticilerinde özellikle üzümde çok yoğun ilgi var. Üzümde sigortalanma oranları neredeyse Manisa’da yüzde 60’ları bulmuş durumda. Her 10 üreticiden 6’sının TARSİM poliçesi var. Kendisini don dolu gibi tabi afetlere karşı korumuş oluyor” dedi.

    2015 ve 2016 yıllarında sigortalanmanın diğer yıllara göre iki kat artmasının yaşanan don, dolu olayları ve üreticinin bilinçlenmesi nedeniyle olduğunu söyleyen Şatoğlu, “Afetlerin 2015-2016 yıllarında don ve dolu hadisesinin yaşanmış olması bundan dolayı ciddi hasar oluştu. Diğer bir neden ise üreticinin ilgisi arttı. Daha önceki yıllara göre poliçe adetleri 2015 ve 2016 yıllarında oldukça arttı” diye konuştu.

    “Ağaçlarınızı sigortalayın” çağrısı

    Şatoğlu ayrıca tarımsal ağaçlara da sigorta yapılmasına başlandığını ve üreticilerin sigorta poliçelerine başvurduğunu belirterek, “Eğer ağaç teminatı aldıysa üretici, yani bu meyveleri için ağaç teminatı poliçe kapsamında aldıysa üreticiler bu yangın afetinden sonra TARSİM’e başvurmak suretiyle hasarlarını karşılayabilirler. Ağaçları için poliçelerinin mutlaka olması gerekiyor. Ağaç teminatını da bu yılın başından itibaren verdik. TARSİM bugüne kadar ağaçtaki ürünü sigortalıyordu. 2017’nin başından itibaren ağacın kendisini de sigortalamaya başladı. Giderek artan bir talep var. Hem kiraz ağacı hem de zeytin ağacı çok kıymetli ağaçlar. Bu ağaçlar 15-20 yaşına geldiğinde en verimli olduğu yaşlara geldiğinde ekonomik değeri çok daha artıyor. Bunun yangından ve kardan dolayın zarar gördüğünü düşündüğümüzde emek gidiyor. Onun için üreticilerimizin sigorta yaptırmaları gerekiyor” diye konuştu.

    Şatoğlu daha Manisa Bağcılık Araştırma Enstitüsü işletmesini ziyaret ederek, işletmede üretilen başta üzüm şırası olmak üzere ürünleri inceledi.

  • Tarımda çalışan kadınların meseleleri tartışıldı

    Gürsu Belediyesi ve İlçe Ziraat Odası iş birliğiyle tarım sektöründe çalışan kadınların meseleleri masaya yatırıldı.

    Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, AB ve Mali Yardımlar Daire Başkanlığı’na sunularak hibe alma hakkı kazanan projenin uygulama faaliyetleri kapsamında çalışan kadınlarla ilgili seminer düzenlendi. Uygulamalı olarak aşılama ve budama eğitimleri alan kadınlar, proje süresince ücretsiz psikolojik danışmanlık hizmeti ve kişisel gelişim seminerlerinin yanı sıra son yapılan toplantıda sıkıntılarını yetkililerle paylaştı.

    Gürsu Ziraat Odası Baş Mühendisi Ali Şen, “Bir işin eğitimini aldıktan sonra kadınların işe gitmesi onlara daha çok kazanç sağlayacaktır. Bu proje bu yönden çok önemlidir. Ayrıca işverenin saygısı da buna gören değişiklik gösterecektir. Gürsu ovasında kadın işçi açığı çok olduğu için üretici eğitim aldığınız sürece eğitimliye daha mahkum olacaktır. Sizler onlara muhtaç değilsiniz onlar sizlere muhtaçtır. İşi siz iyi bildiğiniz zaman bir kazanacağınıza iki kazanacaksınızdır. Şu anda 2 bine yakın işçi başka şehirlerden gelmiş burada konaklıyor. Onlar sadece iki hasat için buradadır. Gürsu’daki kadınlarımınız tamamı bu işi yapacak dersek bile işçi açığı olacaktır” dedi.

    Yaşanan sıkıntıların üstünün örtülmesi yerine Alo 170 veya bölge temsilciliklerine şikayetlerinin gecikmeden bildirilmesinde fayda olduğunu belirten SGK Temsilcisi Serkan Oktay ise, “SGK olarak kadınların istihdamı ile ilgili her alanda gerekli kolaylıklar sağlanıyor. Ancak kadınlarında kendini değerli görmeleri ve mutlaka 1 gün daha olsa sigortalı olarak çalışması gerekiyor. Çünkü yaşanan bir sıkıntıda hiçbir şekilde hak iddia edemezsiniz” diye uyarıda bulundu.

    Gürsu veya Türkiye’nin tüm genelinde işverenlere çok iş düştüğünü belirten Alara Tarım Ürünleri A.Ş. İnsan Kaynakları Müdürü Serpil Doğan, “İşverenler fiziki ortamları bir kadının rahat edebileceği gibi ayarlaması gerekmektedir. Kadınların çoğu abdest alıp namaz kılmak isteyecek. Ancak bazı bölgelerde bu imkan işveren tarafından işçiye sağlanmıyor. Tarla ortamında da kendileri bu işi yapamayacakları için kadın çalışmaktan vazgeçiyor. Bunun haricinde kadın veya erkek hiç fark etmez, şikayetten kaçınmamalıyız. En önemlisi de işçilerin kamyonlarla, traktörlerle taşınması. Bunu hiçbir zaman bizler onaylamıyoruz. Biz firma olarak buna bir düzen getirdik. Ama caddelerde, tarla aralarında bunları hala görmek mümkün oluyor. Buna işveren çare bulmalı, çünkü jandarmayı bile tarla aralarından giderek ceza yememek için atlatıyorlar” diye konuştu.