Etiket: Tanımayan

  • Sporun engel tanımayan yüzleri

    Sporun engel tanımayan yüzleri

    Erzurum Gençlik Spor Tekerlekli Sandalye Takımı Basketbolcuları ile Tekerlekli Curling Takımının Milli sporcusu Züleyha Bingöl, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü Münasebetiyle Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü’nü ziyaret etti. Gençlik Hizmetleri Müdürü Muammer Aydın, “Hep yüreğimizle aştık engelleri, gidilemez yerlere gittik. Yapılamaz denileni yaptık hep birlikte” dedi.

    3 Aralık Dünya Engelliler Günü Münasebetiyle Erzurumlu engelli basketbolcu ve curlingçiler, Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü’nü ziyaret etti. Tekerlekli Sandalye Takımı Kaptanı Sebahattin Demirtaş, Arda Ebren ve Tekerlekli Sandalye Milli Takım Sporcusu Züleyha Bingöl, Gençlik Hizmetleri Müdürü Muammer Aydın’ı ziyaret etti. Ziyarette Tekerlekli Sandalye Takımı Antrenörü Ali Ekber Erol ile GSİM Engelliler Servisinden İbrahim Pehlivan da hazır bulundu. Sporculara çecik ve hediyeler veren Gençlik Hizmetleri Müdürü Muammer Aydın, Tekerlekli Sandalye Basketbol takımı oyuncuları ve Curlingçi Züleyha Bingöl’ü başarılarından ötürü kutladı. Tekerlekli sandalye üzerinde tüm engelleri aşarak spora hizmet eden yürekli sporcuları tebrik eden Aydın, dünyanın pandemi sürecinden kurtulduktan sonra spor salonlarının ve sahalarının yine cıvıl cıvıl bir görünüme kavuşacağına inandıklarını söyledi.

    Gençlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü Erzurum Gençlik Hizmetleri Müdürü Muammer Aydın, “Hep yüreğimizle aştık engelleri, gidilemez denilen yerlere gittik. Yapılamaz denilenleri yaptık, hep birlikte. Engelsiz iklimlere, engelsiz baharlara da hep birlikte yürüyeceğiz. Fiziksel ya da zihinsel engeli olanlar masumdur. Hatta alacaklıdır, hepimizden, hayattan. Sorun ne zihinsel ne de fiziksel olmaktır. Gerçek sorun engeli olmayıp da ne kendine ne de insanlığa faydası olmayan engellilerdir. Gerçek engelliler faydalı olan insanlara engel olanlardır. Hayallerin engeli asla olmaz. 3 Aralık Dünya Engelliler Gününü kutluyor. Engelsiz bir yaşam diliyorum” dedi.

  • Yenimahalle’nin engel tanımayan kursiyerleri yılbaşı partisinde

    Yenimahalle Belediyesi Meslek Edindirme ve Hobi Kursları (YENİMEK) bünyesinde faaliyet gösteren Özgürleşen Eller Atölyesi’nde yeni yıl heyecanı yaşandı. 5 yılda 38 mezun veren atölyenin bu yılki en küçüğü 17, en büyüğü 42 yaşındaki 15 kursiyeri için yılbaşı partisi düzenledi.

    Sanat atölyesi olarak engellilere hizmet veren Özgürleşen Eller Atölyesi’nde öğretmenleri İlknur Öztaş ve velileri ile pasta kesen hafif mental, down sendromlu ve otistik zihinsel engelli grubundan kursiyerler, kendi hazırladıkları birbirinden güzel el emeği ürünleri de partiye katılan misafirlere hediye etti. Gün boyu birlikte şarkı söyleyip, eğlenen kursiyerler, yemeklerini de afiyetle yiyerek gönüllerince bir gün geçirdi.

    Genellikle okulla bağlantısı kesilmiş bireylerin tercih edildiği atölyede engellilerin dışarı çıkmaları, sosyalleşmeleri için yıl içinde sinema, piknik gibi organizasyonların da düzenlediği kurs merkezinde, kursiyerlerin psikomotorlarının gelişimine uygun el sanatları, seramik, keçe, resim, ahşap boyama gibi farklı alanlarda eğitimler veriliyor.

    Özgürleşen Eller Atölyesi’nde haftanın 4 günü yaşıtlarıyla eğitim alan engelliler, hem keyifli vakit geçiriyor hem de yeni beceriler edinerek hayata tutunuyor.

  • Sınır Tanımayan Doktorlar’dan Gazze için yardım çağrısı

    Sınır Tanımayan Doktorlar, Gazze’de sağlık merkezlerinde tedavi gören hastaların sayısındaki artışın mevcut sağlık sistemini zorladığı gerekçesiyle dünya ülkelerine Gazze için kaynak oluşturma ve yaralılara hastanelerde yer açma çağrısında bulundu.

    Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF), Gazze’deki sağlık imkanları hakkında çarpıcı açıklamalar yaptı. İsrail ordusu tarafından vurulan ve gösteriler sırasında yaralanan hastaların ihtiyaçları katlanarak artarken, bölgede acil tıbbi ihtiyaçlarının ortaya çıktığını söyleyen Sınır Tanımayan Doktorlar, dünya ülkelerini Gazze için kaynak oluşturmaya ve yaralılar için hastanelerde yer açmaya çağırdı. MSF ekipleri, ağır kurşun yaraları nedeniyle sağlık merkezlerinde tedavi gören hastaların sayısındaki artışın Gazze’deki sağlık sistemini zorladığını söyleyerek, binlerce insanın enfeksiyon ve engelli kalma riskiyle karşı karşıya olduğunun altını çizdi.

    Gazze’deki 4 hastanede ve 5 operasyon sonrası bakım kliniğinde pansuman, fizyoterapi, plastik ve ortopedik cerrahi hizmetleri veren MSF ekipleri, mevcut tıbbi destek kapasitesiyle hızla artan ihtiyaçlar arasında uçurum oluştuğunu söyledi. Sağlık Bakanlığının verilerine göre gerçek mühimmatla yaralanan toplam 5 bin 866 kişiden 3 bin 117’sini 30 Mart-31 Ekim tarihleri arasında tedavi eden MSF ekipleri yaptıkları açıklamada, “Bu hastaların çok büyük bir kısmı bacağından yaralanmış durumda. Yaklaşık yarısında açık kırıklar, geri kalanında ise ileri seviye yumuşak doku zedelenmeleri görülüyor. Kolaylıkla iyileşmeyen bu karmaşık yaraların ciddiyeti ve halihazırda yetersiz kalan Gazze’deki sağlık tesislerinde uygun tedavinin sunulamaması, özellikle açık kırıkları olan hastalarda yüksek enfeksiyon riski anlamına geliyor. Gazze’deki sağlık merkezleri kemik enfeksiyonlarını tespit etme konusunda yeterli imkanlara sahip değil. Bu yüzden hastaların en az yüzde 25’inde enfeksiyon görülmesinden endişe duyuyoruz. Bu da binden fazla Gazzeli’nin enfeksiyona yakalanması demek oluyor” dedi.

    “Hastalar ömür boyu engelli kalabilir, enfeksiyon nedeniyle ölebilir”

    Gazze’deki MSF hastalarını kapsayacak şekilde yapılan ilk incelemelere göre, toplam yaralı sayısının en az yüzde 60’ına tekabül eden 3 bin 520 kişinin, ek ameliyatlara, ek fizyoterapi ve rehabilitasyon seanslarına ihtiyacı olduğu ortaya çıktı. 10 yıldan daha uzun bir süredir abluka altında olan bölgede sağlık sistemi zayıflayarak mevcut yükü kaldıramayacak duruma geldi. Yaralı sayısında meydana gelen artış ile beraber sağlık hizmetlerinin düzenli olarak verilmesi güçleşti.

    Sınır Tanımayan Doktorlar, yaralarının düzgün bir şekilde iyileşmesi için onarım cerrahisine (rekonstrüktif cerrahi) ihtiyaç duyan hastalarda oluşan enfeksiyonların bu cerrahi işlemin önünü kestiğini söyledi. Ekipler, “Bu yaraların çoğu, özellikle tedavi edilmedikleri takdirde, hastaların çoğunu ömür boyu engelli kalma riskiyle karşı karşıya bırakıyor. Tıbbi müdahale yapılmayan enfeksiyonlar ise uzvun cerrahi olarak kesilmesiyle (ampütasyon) veya ölümle sonuçlanabiliyor” diyerek durumun ciddiyetini gözler önüne serdi.

    Ülkelere maddi destek çağrısı

    Konuyla ilgili açıklama yapan Filistin Program Direktörü Marie-Elisabeth Ingres, “MSF olarak şimdiden kapasitemizin üç katına çıktık. Cerrahi müdahale, kontrollü antibiyotik tedavisi, yoğun bakım, uzun süreli fizyoterapi ve rehabilitasyon ihtiyacı olan hastaların sayısındaki artış inanılmaz boyutta. Dünyanın en iyi hastanelerini bile zorlayabilecek raddeye gelmiş olan sağlık ihtiyaçları, Gazze’de tam bir yıkıma neden oluyor” dedi.

    Marie-Elisabeth Ingres, yaptığı açıklamada bölgedeki komşuların ve dünya çapındaki diğer ülkelerin destek amacıyla maddi kaynak oluşturmaları ve ileri seviye cerrahi müdahale imkanı olan hastanelerde Filistinli yaralılara yer açmaları çağrısında bulundu. Ingres, “Şu anda İsrail ve Filistin makamlarından, gelişmiş tıbbi destek ve bakım sunabilecek sağlık kuruluşlarının bölgeye girişlerini ve sahada çalışmalarını ve yine Filistin ve İsrail makamlarından, bu kişilerin yurt dışındaki hastanelere transfer ve sevk işlemlerinin kolaylaştırılmasını talep ediyoruz” sözleriyle mevcut ihtiyaçların altını çizdi.

    Ingres, “Diğer ülkelerde uygun tedavi imkanları varken insanları ağır yaralarıyla ve ömür boyu engellilik riskiyle baş başa bırakmak vicdana aykırı ve insafsız bir tutum olacaktır” diyerek ortaya çıkan ihtiyaçlarla ilgili diğer ülkeleri sorumluluk almaya çağırdı.

  • Nauri’den Sınır Tanımayan Doktorlar’ın hizmetlerini sonlandırma kararı

    Avusturalya’nın kuzeydoğusunda bulunan Nauru Adası hükümeti, Sınır Tanımayan Doktorlar’ın (MSF) adada sığınmacılara, mültecilere ve Nauru halkına sunduğu ruh sağlığı destek hizmetlerini ani bir kararla sonlandırma kararı aldı.

    Avusturalya’nın kuzeydoğusunda bulunan Nauru Adası’nda hükümet, uluslararası tıbbi insani yardım kuruluşu Sınır Tanımayan Doktorlar’ın (MSF) sığınmacılara, mültecilere ve Nauru halkına sunduğu ruh sağlığı destek hizmetlerini ani bir kararla sonlandırma kararı aldı. Kararı kesin bir dille kınadığını açıklayan MSF, adadaki ruh sağlığı destek ihtiyacının “çok ciddi boyutlarda” olduğunu vurguladı ve Avustralya’nın kıyı ötesi gözaltı politikasını sonlandırması yönünde çağrı yaparak, adada tutulan tüm sığınmacı ve mültecilerin tahliye edilmesi gerektiğini belirtti. MSF’den yapılan açıklamada ise ““Nauru’dan çıkarılması gereken biz değiliz, adada beş yıldan fazla süredir kalan mültecilerdir” ifadeleri yer aldı.

    “Tuvalete bile gidemeyecek durumdalar”

    Konuyla ilgili açıklama yapan psikiyatrist Dr. Beth O’Connor, “Utanç verici bir durumla karşı karşıyayız. MSF’nin ruh sağlığı hizmetlerinin artık gerekli olmadığı beyan ediliyor, fakat biz, Nauru’da süresiz olarak alıkonulan mültecilerin ruh sağlığında büyük bir çöküş gözlemliyoruz” dedi.

    O’connor, “Nauru’da bulunduğum 11 aylık süre zarfında mülteciler ve sığınmacılar arasında intihara teşebbüs ve kendine zarar verme vakalarında endişe verici bir artışa şahit oldum. Tedavi imkanı sunduğumuz kadın, erkek ve çocuklarda bu eğilimlerin yaygın hale geldiğini görüyoruz. Özellikle travmatik uzaklaşma sendromu yaşayan çok sayıda çocuk olduğunu gördük ve bu bizi çok endişelendiriyor. Çünkü bu çocukların genel ruh sağlığı durumlarındaki ciddi gerileme, onları yemek yiyemeyecek, su içemeyecek, hatta tuvalete bile gidemeyecek hale getirdi” ifadelerini kullandı.

    Yaşama isteğini kaybeden pek çok kişi var

    Yapılan tıbbi değerlendirme ve analizler, MSF ekiplerinin tedavi imkanı sunduğu mültecilerin derin bir çaresizlik hissine hapsolduğunu, tam bir kısır döngü içinde yaşadıklarını ve çoğunun yaşama istediğini kaybettiğini ortaya koydu. Bu kişiler arasında en az 78 kişi kendine zarar verdi, intiharı düşündüğünü belirtti ya da intihara teşebbüs etti. 9 yaşındaki çocuklar bile MSF çalışanlarına, Nauru’da umutsuzluk içinde yaşamaktansa ölmeyi yeğlediklerini aktardı. Ruh sağlığı desteğine en çok ihtiyacı olan kişiler ise Avustralya’nın göç politikası sonucu yakın aile bireylerinden uzak kalmış olanlar.

    Hapishanede kalmak adada kalmaktan daha iyi

    MSF ile sahada çalışan psikolog ve psikiyatristlerin son 11 aydır hastaların gösterdiği semptomları dengede tutmaya çalıştığını söyleyen Dr. O’Connor, Nauru’da süresiz olarak tutulan kişiler için terapilerin kesin çözüm olamayacağını belirterek, “Hastalarımızın pek çoğu hapishanede kalmanın bu adada kalmaktan daha iyi olduğunu, çünkü hapishanedeyken en azından çıkış tarihinin bilindiğini söylüyor. Dolayısıyla bu kişiler adada mahsur kaldığı sürece, sunulan bu tedaviler mevcut duruma yönelik nihai bir çözüm olmayacaktır. MSF’nin psikolojik ve psikiyatrik destek hizmetlerini sonlandırmasına yönelik hükümet kararı ise olumsuz sonuçlar doğurabilir ve pek çok kişinin canına mal olabilir” dedi.

    “Kıyı ötesi süresiz gözaltı politikası yıkıma neden oluyor”

    Nauru’da tutulan mültecilerin çoğu kendi ülkelerinde veya yol boyunca belirli travmalara maruz kalmış olsalar da, onların mukavemetini asıl yıkan, gelecekte güvenli ve anlamlı bir hayat sürme ümitlerini tümüyle yok eden, Avustralya Hükümeti’nin kıyı ötesi süresiz gözaltı politikasıdır” dedi.

    “Tıbbi bir afet durumu olmaksızın aileleri birbirinden ayırmak insanlık dışı”

    MSF Avustralya Direktörü Paul McPhun, “Tıbbi bir afet durumu olmaksızın aileleri birbirinden ayırmak; kadın, erkek ve çocukları belirsiz bir süreyle ücra bir adada tutarak onları korunma haklarından mahrum etmek ve çaresizliğe hapsetmek insanlık dışı, zalimce ve aşağılayıcı bir uygulama” diye konuştu.

    McPhun “Avustralya Hükümeti kıyı ötesi gözaltı uygulamasını insani bir politika olarak göstermeye çalışıyor. Fakat insanları denizden kurtarıp daha sonra bir açık hava hapishanesine dönüşmüş olan Nauru’ya yollamanın hiçbir insani boyutu yok. Bu politikaya bir an önce son verilmeli ve bu uygulama hiçbir hükümet tarafından tekrarlanmamalı. Nauru’dan asıl çıkarılması gereken MSF’nin psikologları ve psikiyatrları değil, adada son beş yıldır mahsur kalan yüzlerce mülteci ve sığınmacıdır” ifadelerini kullandı.

    MSF hizmetlerine artık gerek kalmadı

    MSF Kasım 2017’den bu yana Nauru Cumhuriyeti’nde bölge halkına, mülteci ve sığınmacılara ücretsiz psikolojik ve psikiyatrik hizmetler sunuyordu. Nauru Hükümeti’nin ‘MSF hizmetlerine artık gerek kalmadığını’ belirterek MSF’yi bilgilendirmesi ve MSF’nin hizmetlerine 24 saat içinde son vermesini talep etmesi üzerine, bu hizmetler 5 Ekim’de askıya alındı. Aralarında 115 çocuğun olduğu 900 mülteci ve sığınmacının neredeyse tamamı, yeni bir ülkeye yerleştirilme süreçlerine dair herhangi bir bilgi akışı ve beklenti olmaksızın, beş yıldan fazla süredir adada kalıyor.

  • “Hayvanların Yaşam Hakkını Tanımayan Siyasilere Oy Yok” kampanyası

    Mersin’de, Anamur Hayvanları Koruma Derneği, 24 Haziran Genel Seçimleri öncesinde “Doğayı ve Hayvanların Yaşam Hakkını Tanımayan Siyasilere Oy Yok” kampanyası başlattı.

    Dernek üyeleri, 24 Haziran Genel Seçimleri öncesinde siyasi parti liderlerine ve adaylarına taleplerini açıklamak için toplandı. Dernek binasında toplanan üyeler, hayvanların gördüğü eziyet, tecavüzler ve doğayı koşulsuz koruyacak uygulamalar için yasa tasarısı hazırlanması için tüm partilere çağrıda bulundu.

    Anamur Hayvanları Koruma Derneği Sözcüsü Füsun Bayraktaroğlu, burada yaptığı açıklamada, “Türkiye’de 7 milyon can yoldaşı olarak hayvana yapılan vahşet, işkence, tecavüz ve her türlü kötü muameleye karşı olan mücadelemizin bir parçası olarak, doğayı ve hayvanların yaşam hakkını tanımayan tecavüz, şiddet ve işkenceyi kınamayan siyasilere oy yok kampanyasını, bugünden itibaren başlatmış bulunuyoruz. Hayvana tecavüz ve vahşetin son örneği, Konya’da yavru bir köpeğe tecavüz edip, organlarını parçalayan ve bu görüntüleri sosyal medyada paylaşan şahıs, 671 TL idari para cezasına çarptırılmıştır. Bu sonuç, milyonlarca insanın tepkisine neden olmuş, toplumda infiala neden olmuştur. Bir çocuğa tecavüz etmekle, bir hayvana tecavüz etmek aynı çarpık zihniyetin ve patolojinin sonucudur. İnancımız budur. Her iki durumda, çaresiz ve masum bir canı katletmek olgusunu içinde barındırmaktadır. Bu nedenle, hayvanları koruma kanununun resmi ve sivil ayrımı yapılmadan TCK kapsamına alınmasını, bu çağrılara sessiz kalan siyasi partilere ve adaylarına oy yok diyoruz.”

    “Oylarımız, doğa ve hayvan haklarını savunacağına söz veren aday ve partilere olacaktır” diyen Bayraktaroğlu, “Oylarımız, hayvana şiddet ve tecavüzün TCK kapsamına alınması için çalışma başlatan ve çalışmalarına seçim sonrasında da devam edeceğine söz veren, aday ve partilere olacaktır” diye konuştu.