Etiket: Tanı

  • Yrd. Doç. Dr. Bakkaloğlu: “Unutkanlıkta Erken Tanı, Hastalık Seyrini Olumlu Yönde Etkiler”

    Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Amber Eker Bakkaloğlu, unutkanlıkta erken tanının, hastalığın seyrini olumlu yönde etkilediğini söyledi.

    Günümüzde her yaştan insanın yakınması olan unutkanlık konusunda, 14-20 Mart Beyin Farkındalık Haftası kapsamında açıklamalarda bulunana Yrd. Doç. Dr. Amber Eker Bakkaloğlu, bu yıl ‘’Unutkanlığınız masum mu?’’ sloganıyla yola çıktıklarını ifade etti.

    Günümüzde her yaştan kişinin yakınması olan unutkanlık, bağlı olduğu nedenler ve erken tanının önemi konularında halkı bilinçlendirmek ve farkındalık oluşturmak amacıyla 14- 20 Mart Beyin Farkındalık Haftası kapsamında Yakın Doğu Üniversitesi Basın ve Halkla ilişkiler Müdürlüğü’ne açıklamalarda bulunan Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Amber Eker Bakkaloğlu, ‘’Beyin Farkındalık Haftası’nda, her yaştan bireyi, vücudun bu en gizemli organının fonksiyonları ve hastalıkları ile ilgili bilinçlendirmek için çeşitli aktiviteler yapılmakta. Bizler de bu yıl ‘Unutkanlığınız masum mu?’ sloganı ile yola çıktık. Unutkanlık her yaştan kişinin sık bir yakınmasıdır. Bu yakınmaların büyük bir kısmını tedavi edilebilir vitamin eksiklikleri, hormonal bozukluklar ve depresyon gibi sebepler oluşturmaktadır’’ dedi.

    EN ÇOK ENDİŞE DUYDUĞUMUZ UNUTKANLIK KAYNAĞI ALZHEİMER

    Her toplumda olduğu gibi toplumumuzda da unutkanlıktan yakınan kişilerin en çok Alzheimer hastalığından endişe ettiğini dile getiren Yrd. Doç. Dr. Amber Eker Bakkaloğlu, ‘’Alzheimer hastalığı en sık demans (halk arasında bunama) nedenidir ve sıklığı yaşlanan toplumlarla birlikte yıllar içinde artmakta. 65 yaş üstü her 8 kişiden birinde, 85 yaş üzerindeki kişilerde ise her iki kişiden birinde görülmekte. Tüm dünya genelinde şu anda 20 milyon Alzheimer hastası olduğu belirtilmekte. Her 20 yılda rakamın ikiye katlanarak 2050 yılında 80 milyona ulaşacağı düşünülmekte. Bugün ülkemizde 3000 Alzheimer hastası olduğu tahmin edilmekte’’ diye konuştu.

    ERKEN TANI HASTALIK SEYRİNİ OLUMLU YÖNDE ETKİLER

    Tedavi edilebilir unutkanlık nedenlerinin saptanması ayrıca diğer demans nedenlerinin erken tanısının yapılmasının, hastalık seyrini olumlu yönde etkilediğini belirten Bakkaloğlu, ‘’Erken tanıya giden yol hastalıkların halk tarafından tanınması ile başlar. Demans, genellikle ileri yaşlarda ortaya çıkan ve çoğu kez yavaşça ilerleyen, beynin bilgi, davranış ve gündelik yaşamı sürdürme konularında gösterdiği yetersizliktir. Kişinin günlük yaşamının etkilenmesi tanımız için önemlidir. Demans sadece hafıza problemi değildir. Hafıza kaybı yanında, örneğin giyinme, düzgün bir biçimde yemek yeme, alet kullanma gibi kazanılmış becerileri gerçekleştirmekte güçlük çekilmesi, kişilik-davranış değişiklikleri, dili kullanmada ve konuşulanları anlamada bozukluk, yol bulamama, aritmetik yapamama, içe kapanma, canlı hayaller görme gibi belirtiler demansın habercisi olabilir. Ancak akılda bulundurulmalıdır ki her unutkanlık demans değil. Ayrıca Alzheimer hastalığı dışında da demans nedenleri vardır. Tanı aşamasında hasta ile birlikte mutlaka onu iyi gözlemleyen yakını ile görüşme yapılmalı. Daha sonra hafızanın, işlem yeteneğinin, şekilleri kopyalama becerisinin ve daha birçok beyin işlevinin kontrol edildiği nöropsikolojik testler uygulanır. Unutkanlık testleri dediğimiz bu testler hastalarımızın tanısında ve takibinde oldukça değerli’’ diyerek sözlerini noktaladı.

  • Erken Tanı İçin Check-up’ın Önemi

    Turgut Özal Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Osman Kaftan, kanser başta olmak üzere birçok hastalığın tedavisinin check-up ile erkenden belirlenip tedavi edildiğini ifade etti.

    Turgut Özal Ünversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi bahar ve yaz aylarının yaklaşmasıyla birlikte ’Kendinize Değer Verin’ sloganıyla bir check-up kampanyası başlattı. Kampanya kapsamında hazırlanan ’altın, gümüş ve bronz’ check-up paketleriyle vücutta istenilen detayda taramalar yaptırılabilecek. Tarama yaptıracak kişilere check-up temsilcisi tüm işlemler boyunca rehberlik edecek ve check-up işlemi Prof. Dr. Osman Kaftan tarafından yapılmakta.

    Turgut Özal Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi İç Hastalıları uzmanlarından Prof. Dr. Osman Kaftan check-up ile ilgili şu bilgileri verdi:

    “Check-up hastalanmadan önce kişinin kendini ve vücudunu tanıması için bir fırsattır. Yaşam koşullarının yoğun temposu , dengesiz-sağlıksız beslenme ve yaşanan stres vücut üzerinde olumsuz gelişmelere neden olmaktadır. Birçok hastalığın sonuç olarak olumlu tedavisi erken tanı ile mümkündür.Sadece yapılan kan tahlili ile örneğin şeker, kolesterol vb kronik hastalıkların varlığı tespit edilebilir. Kişinin yaşam kalitesini artırabilmek adına beslenme alışkanlıkları ya da ihtiyaç halinde ilaç tedavisi başlanabilir.”

    “AİLEDE HASTALIK OLANLAR ÖZELLİKLE DİKKAT ETMELİ”

    Prof. Dr. Kaftan ailesinde kanser, şeker, yüksek tansiyon, şişmanlık, koroner kalp gibi kalıtımsal ve kronik hastalığı olanların özellikle check-up yaptırması gerektiğinin altını çizdi.

    Kaftan, “Yoğun tempoda ve stres altında çalışanlar, ile de akciğer hastası, alkol ve hepatit virüsüne bağlı karaciğer hastaları, sigara ve alkol kullananlar, evlenmeye ve gebeliğe hazırlananlar (kan uyuşmazlıkları, kan hastalıkları vs tespiti için…) Check-up yaptırması gerekir” ifadesini kullandı.

    Prof. Dr. Kaftan her sağlıklı bireyin yılda bir kez check -up yaptırmasının son derece önemli olduğunu da vurguladı.

  • ‘Kanserde Erken Tanı Hayat Kurtarır’ Projesine Teşekkür

    Kansere dikkat çekmek, erken tanının hayat kurtarabileceğinin önemini ve bilincini oluşturmak amacıyla hazırlanan Edirne Belediyesi Sağlık İşleri Birimi ve KETEM işbirliğinde gerçekleştirilen ‘Kanserde Erken Tanı Hayat Kurtarır’ projesi kapsamında kanser taramasından geçen Edirne Belediyesi’nin kadın personeli, Başkan Gürkan’a teşekkür ziyaretinde bulundu.

    Edirne Belediye Meclisi Toplantı Salonu’nda gerçekleşen ziyarette, Belediye Başkan Yardımcıları Çiğdem Gegeoğlu, Dr. Ertuğrul Tanrıkulu, belediye meclis üyeleri Melek Yürük, Ezgi Yetkiner, Nahide Demir, KETEM Doktorları Dr. Meltem Doksatlı ile Dr. Deniz Özden, Proje Koordinatörü Hemşire Ayten Sünetçiler, Proje Yürütücüsü Hemşire İnci Özer ve Edirne Belediyesi’nde çalışan kadın personel yer aldı.

    Kadının mesleki, sosyal ve ekonomik anlamda özgürleşmesi gerektiğini ifade eden Gürkan, “Ben öğretmenlik yaparken velilerime hep şunu söylerdim, ‘Erkek çocuklarınızı okutun ama kız çocuklarınızı mutlaka okutun, mesleğini yapıp yapmaması çok önemli değil ama mutlaka elinde bir mesleği olsun. Evlendiğinde ve eğer mutsuz bir evlilik yapmışsa, sırf ekonomik özgürlüğü yok diye o kötü evliliğe mahkûm kalmış olacak. Kendi yaşamını kuracak bir işi olacaksa, kendi ayaklarının üzerinde durabilirse kendi kaderini kendi belirleyecektir” diye konuştu.

    Gürkan ayrıca Edirne’de kadınlara yönelik çok güzel çalışmaların gerçekleştirildiğini ifade ederek, projede katkısı olanlara teşekkür etti.

  • Glokomda Erken Tanı Önemli

    Acıbadem Ankara Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Uğur Emrah Altıparmak, glokom hasatlığında erken tanının son derece önem arz ettiğini bildirdi.

    Glokomun en sık görülen türlerinin ’açık açılı’ ve ’kapalı açılı’ olduğunu belirten Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Uğur Emrah Altıparmak, bu iki türün tüm glokom hastalarının yaklaşık yarısını oluşturduğunu, ayrıca çocuk ve gençlerde (jüvenil tip), hatta çok nadir olmakla birlikte bebeklerle de (yenidoğan glokomu) görülebildiğini söyledi. Yine göz içi basınç değerleri normal ölçülmesine rağmen görme sinirinde hasar gelişen bir glokom türü de (normal basınçlı glokom) olduğunu belirten Prof. Dr. Altıparmak, glokomun en sık görülen türü olan açık açılı glokomun herhangi bir yakınmaya neden olmadığını kaydetti.

    Oldukça sinsi ilerleyen ve hastanın fark etmesi için görmesinin ciddi olarak azalması gerektiğini ifade eden Altıparmak, “Bu nedenle rutin göz muayenesinin en önemli bölümlerinden birisi göz tansiyonunun ölçümüdür. Kapalı açılı glokom daha çok ataklar şeklinde kendini gösteren bir hastalıktır. Göz tansiyonu aniden yükselir, hastanın gözünde kızarıklık, bulanık görme ve ağrı olur. Yenidoğan glokomunda ise bebek ışıklara aşırı hassastır, gözleri sulanır, hastalığın devamında gözünün önündeki saydam tabaka (kornea) büyümeye başlar ve gözde de büyüme meydana gelir” dedi.

    Prof. Dr. Altıparmak, rutin göz muayenesinin bölümleri arasında zaten göz tansiyonu ölçümü ve görme sinirinin değerlendirilmesinin yer aldığını hatırlatarak, “Günümüzde görme sinirindeki kaybın daha hassas ölçümüne izin veren ve takiplerde değişimi daha kolay fark etmemizi sağlayan bilgisayarlı görme alanı, göz siniri analizi (OCT, HRT vb) gibi cihazlar mevcuttur. Ayrıca saydam tabakanın göz tansiyonu ölçümünü etkilediği bilindiğinden son yıllarda saydam tabaka kalınlığı ölçümü (pakimetri vb) de glokom hastalarının tanı ve takibinde kullanılan yöntemler olmuştur” şeklinde konuştu.

    Glokom hastalığının seyrini değiştirdiği bilinen ve tedavi edilebilen tek faktörün şu an için hala göz içi basıncının, yani göz tansiyonunun düşürülmesi olduğunu ifade eden Prof. Dr. Altıparmak, “Günümüzde göz tansiyonunu çok etkin biçimde düşürebilen sayısız ilaç ve ilaç kombinasyonları vardır. İlaç kullanmaya uygun olmayan veya ilaçla hastalığın ilerlemesi durdurulamayan hastalar için çeşitli cerrahi tedaviler (lazer tedavileri de dahil) mevcuttur. Tedavide önemli olan, her hastanın kendi özelinde değerlendirilmesi, muayene ve testlerde hastalığın ilerlemesini durduran göz tansiyonu değerlerinin tespit edilmesi ve korunmasıdır. Örneğin bir hastanın göz içi basıncını normalin üst sınırı olan 21 mm hg’nın altına indirmek görme siniri hasarını durdurmaya yeterken, benzer bir hastada yetmeyebilir ve göz içi basıncını daha da düşük seviyelerde tutmak gerekebilir. Bütün bunlar hastaların dikkatli bir takibi ve verilen tedaviye uymaları ile gerçekleştirilebilir” diye konuştu.

    “40 YAŞ ÜZERİNDE DAHA SIK RASTLANIYOR”

    Glokom hastasının kendi görmesini koruması için yapacağı en önemli şeylerin ilaçlarını düzenli kullanması ve kontrollerini aksatmaması olduğunu söyleyen Altıparmak, sözlerine şöyle devam etti:

    “Göz hekiminiz sizin için en uygun takip sıklığını size anımsatacaktır. Glokom hastalığı bazı ailelerde daha sık görülebilir. Bu nedenle glokom tanısı konan hastalar kan bağı olan akrabalarını bilgilendirip onları da göz muayenesi olmak için teşvik etmelidir. Glokom hastalığına 40 yaş üzerinde daha sık rastlandığından bu yaştaki hasta yakınlarının da göz muayenesi olmaları son derece önemlidir.”

  • Dr. Yüksel: “Nadir Hastalıklara Konulan Tanı Yüzde 50’yi Bulmuyor”

    Mersin Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinde görev yapan Tıbbi Genetik Uzmanı Dr. Zafer Yüksel, dünyada 6-8 bin arasında nadir hastalık olduğunu ve bu hastalıklara konan tanı oranının yüzde 50’yi bile bulmadığını söyledi.

    Mersin Kamu Hastaneleri Birliğine bağlı Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinde görev yapan hekimler ile sağlık çalışanlarına, 29 Şubat Nadir Hastalıklar Günü dolayısıyla nadir hastalıklar konusunda farkındalık eğitimi verildi. Hastanede görevli Tıbbi Genetik Uzmanı Dr. Zafer Yüksel, dünya üzerinde görülen nadir hastalıkların durum tespiti ve çözüm önerilerini hazırladığı eğitim görseli ile anlattı.

    “NADİR HASTALIKLARIN ANCAK YÜZDE 50’SİNE TANI KONABİLİYOR”

    Nadir görülen hastalıkların genellikle genetik kökenli olduğunu dile getiren Dr. Yüksel, “Nadir hastalıklara tanı konulabilmesi yüzde 50’yi bulamamakla birlikte, ortalama tanı süreleri 6-7 yıl olabilmektedir. Bu hastalıkların sayısı bugün için 6-8 bin arasıdır. Bu hasta grubunun yüzde 80’i genetik kökenlidir. Geri kalan kısmı alerjik ve enfeksiyon hastalıklarıdır” dedi.

    Nadir hastalığı olan ailelerin birçok sıkıntıyla karşı karşıya olduklarına dikkat çeken Yüksel, şöyle konuştu:

    “Nadir hastalığa sahip aileler acı içerisindedir. Onlar hastalığın getirdiği olumsuzlukların yanında bu hastalıkların tanınmaması, tedavi süreçlerindeki zorluk ve günlük yaşamda karşılaştıkları sorunlar ile aramızda. Günümüzde bu hastalıkların tedavi olanakları hızla gelişmektedir. Bazı hastalıklara özel tedavi geliştiriliyor. Son 7-8 yılda 800’den fazla hastalığın tedavisi geliştirildi. Ama tanı konulamazsa tedavi şansı yoktur. Ülkemizde nadir hastalığı bulunan vatandaşlarımıza tanı koyabilecek hekimlerimiz ile tanı koyabilecek laboratuvar ve cihaz alt yapımız vardır.”