Etiket: Tanı

  • Sağlık Tesislerinde Meslek Hastalıkları Tanı Süreci Sempozyumu

    Samsun Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreterliği İş Sağlığı ve Güvenliği Birimi tarafından düzenlenen “Sağlık Tesislerinde Meslek Hastalıkları Tanı Süreci Sempozyumu” gerçekleştirildi.

    Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesinde gerçekleştirilen sempozyuma, sağlık, hukuk ve iş güvenliği alanında görev yapan 250’nin üzerinde sektör çalışanı, sağlık yöneticileri ve hastane personeli katıldı.

    Oturum Başkanlığını OMÜ Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Başkanı Prof.Dr. Yıldız Pekşen’in yaptığı sempozyumda konuşmacı olarak Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalından Prof. Dr. Alp Ergör, İstanbul Meslek Hastalıkları Hastanesinden Dr. Özkan Kaan Karadağ, Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik Hukuku Ana Bilim Dalından Yrd. Doç.Dr. Dilek Eser yer aldı.

    Sempozyum açılış konuşmasını yapan Samsun Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreteri Prof. Dr. Süleyman Sırrı Kılıç, “Meslek hastalıkları özellikle sağlık personellerinin hizmet sunumu sırasında kendi sağlıklarını koruma adına dikkat etmesi, özen göstermesi gereken bir konudur. Sağlık çalışanları sağlık hizmeti sunumu esnasında ortaya çıkabilecek bu tür hastalıklarla karşı karşıya kalmamak için olası tüm komplikasyonları bilerek, en ufak ihtimalleri bile göz önüne alarak tedavi süreçlerine dâhil olmalıdırlar. İşlerini yaparken kendi sağlıklarını korumak için de gerekli özeni mutlaka göstermelidirler. Bu nedenle biz de bu konunun önemini bilerek bu sempozyumda olduğu gibi eğitim faaliyetlerini her zaman destekliyor, önemsiyor ve olası meslek hastalıklarının önüne geçmek için gerekli çalışmaları yapıyoruz. Doktorundan hemşiresine, temizlik personelinden, güvenlik personeline 9 bini aşkın çalışanımızdan oluşan bu sağlık ordusunun sağlığı bizim için önemli. Son kabine değişikliğinde Sağlık Bakanımızın Samsun’lu olması hepimize önemli görev ve sorumluluklar yüklemiş durumda. Samsun sağlık alanında yaptığı öncü çalışmalarla, projelerle ve sağlık yatırımlarıyla sesini sağlık alanında bugüne kadar duyurdu. Bu anlamda bundan sonra da Bakanımızın Samsun’dan olmasını göz özününde bulundurarak daha özel bir gayret göstermemiz, hem iş sağlığı ve güvenliği anlamında hem de sağlığın diğer alanlarında örnek çalışmalar üretmemiz gerektiğini düşünüyorum” dedi.

    Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Meslek Hastalıkları konusunda bilgi veren Prof. Dr. Alp Ergör, “İş Sağlığı ve Güvenliği alanında yapılan çalışmalarda dünyada örnek ülke olarak gösterilen Finlandiya da meslek hastalıkları oranının binde 2,2’dir. Türkiye’de ise bu oran iş sağlığı ve güvenliği alanında yapılan çalışmalar yeni olmasına rağmen binde 0,9 olarak tespit edilmiştir. Bu durum meslek hastalıklarının tespiti, tanı koyulması ve bildirimi noktasında ülkemizde bir eksiklik olduğunu göstermektedir. Ülkemizde meslek hastalığı tanısı koymaya yetkili sadece 8 hastane bulunmaktadır. Aslında her meslek hastalığı bir ipucudur, hastalığın kaynağının tespitinde ve sorunun giderilmesinde büyük önem arz etmektedir. Bu konuda tüm kurumların çalışmalarına hız vermesi gerekmektedir” diye konuştu.

    Meslek Hastalıkları Kurullarının İşleyişi hakkında bilgi veren Dr. Özkan Kaan Karadağ, “Günümüzde artık üretim biçimleri kirli bir yapıdadır, teknik ve kimyasal içerikte altyapılara sahiptir. Bu nedenle alınması gereken önlemler çalışan sağlığı için günümüzde eskiye oranla daha büyük önem arz etmektedir. Ülkemizde özellikle Sakarya – Bursa arasında sanayinin geliştiği montaj hattı bu anlamda dikkatle değerlendirilmesi ve takip edilmesi gereken noktayı oluşturmaktadır. Dünyada konuyla ilgili yapılan değerlendirmelere göre meslek hastalıkları ve kazalarının yüzde 30 oranında olduğu düşünüldüğünde, bu konunun insan sağlığı açısından ne kadar büyük önem arz ettiği görülebilir. Meslek hastalıkları ve kazalarının nedenleri yapılan değerlendirmeler sonucunda net olarak tespit edilirse, çözüm anlamında da büyük başarı elde edilecektir. Hedef her zaman daha az meslek hastalığıyla karşılaşmak daha iyi iş sağlığı uygulamaları oluşturmak, tespit ve bildirim noktasında mutlaka artışı sağlamak olmalıdır. Mutlaka erken tespit yapılmalı ve önlem alınmalıdır. Ülkemizde olduğu gibi hiç tespit olmaması, sağlıklı bir iş sağlığı güvenliği yapısı olduğunu göstermez” şeklinde konuştu.

    Yrd. Doç. Dr. Dilek Eser ise sosyal güvenlik yasasında yapılan değişiklikler, meslek hastalıklarının tespiti sürecinde ve hukuki süreçte dikkat edilmesi gereken noktalar hakkında bilgi verdi.

    Daha sonra konuşmacılara, Genel Sekreter Prof. Dr. Süleyman Sırrı Kılıç, Mali Hizmetler Başkanımız Sadi Ergin, Samsun Eğitim Araştırma Hastanesi Yöneticisi Doç. Dr. Fatih Özkan ve Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Mehmet Çelebi tarafından plaket verildi.

  • Haseki Genetik Tanı Merkezi, sağlıkta çığır açacak

    Türkiye’de yer alan bütün kamu hastanelerine Ağustos 2016 tarihinden itibaren hizmet veren Haseki Genetik Tanı Merkezi, yeni nesil ileri gen dizileme teknolojisi ile sağlıkta yeni bir çığır açacak. Nadir Hastalıklar Derneği Başkanı Prof. Dr. M. Hamza Müslümanoğlu, Genetik Tanı Merkezinde, faaliyetine başladığı günden itibaren birçok genetik testin güvenli ve başarılı bir şekilde yapıldığını söyledi.

    “Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu İstanbul Fatih Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreterliği Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesinde faaliyet gösteren Haseki Genetik Tanı Merkezi, Ağustos 2016 tarihinden itibaren, Türkiye’de yer alan bütün kamu hastanelerine hizmet vermektedir” diyen Nadir Hastalıklar Derneği Başkanı Prof. Dr. M. Hamza Müslümanoğlu, merkezin sağlık açısından çığır açacağını belirtti.

    Yeni nesil ileri gen dizileme teknolojisi

    Kamu hastaneleri içerisinde en geniş genetik test çeşitliliğini sunan merkezde, günlük ortalama 300-650 arası örnek kabulünün yapıldığını belirten Nadir Hastalıklar Derneği Başkanı Prof. Dr. M. Hamza Müslümanoğlu Genetik Tanı Merkezi ile alakalı şunları kaydetti:

    “Haseki Genetik Tanı Merkezi, her geçen gün test listesini, kullandığı yöntemleri, dünya literatürü ve rehberleri çerçevesinde güncellemekte ve genişletmektedir. Şimdi de merkez, kamu hastaneleri içerisinde ilk defa yapılacak birçok yöntemi bünyesine katmaktadır. Merkezde kullanılan yeni nesil ileri gen dizileme teknolojisi ile birçok genetik hastalık panelinin incelenmesi yapılacaktır. Özellikle ülkemizde görülen, nadir genetik hastalıkların tanısına yönelik uygulanacak, kalıtsal ve klinik eksom sekanslama bu anlamda klinik tanıya büyük fayda sağlayacaktır. Yine çok önemli olan, kanser genetik tanısında kullanılacak, hastaların değişimleri konusunda hızlı sonuç almayı sağlayacak, sıvı biyopsi materyalinden genetik değişimleri inceleyen araştırma yöntemleri de merkezin rutin hizmetlerine dahil olacaktır. Özellikle bazı genetik tetkikler yurt dışına gönderilmekte idi ve hem uzun zaman beklemeye hem de yüksek maliyetlerle yapılmaktaydı. Ancak yapmış olduğumuz yeni yatırımlarla daha uygun fiyatlara daha kısa sürede yurt dışına göndermeden çözüme kavuşturmuş olacağız.”

    Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genetik Merkezi çalışanlarına da teşekkürlerini ileten Müslümanoğlu, merkezin sağlık açısından çığır açacağını söyledi.

    Spinal Müsküler Atrofi (SMA), hastaları ile alakalı tetkiklerin hali hazırda yapılmakta olduğunu belirten Müslümanoğlu, Fatih Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreterliğine bağlı Süleymaniye Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi tüp bebek ve PGT merkezinin, bu genetik tanı merkezi ile entegre olarak taşıyıcı ailelere sağlıklı çocuk sahibi olmalarını sağlayacak çalışmaların da en kısa sürede tamamlanacağını kaydetti.

  • Bingöl’de “Kanserde Erken Tanı” konferansı

    Bingöl’de “Kanserde Erken Tanı” konferansında konuşan Doç.Dr. Fatin Rüştü Polat, meme kanseri ve karaciğer kanseri tedavisinde iyi durumda olduklarını fakat mide kanserinde kırmızı çizgide olunduğunu söyledi.

    Bingöl Üniversitesi, kuruluşunun 10. yıl dönümü etkinlikleri kapsamında “Kanserde Erken Tanı” konferansı düzenlendi. Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç.Dr. Fatin Rüştü Polat konferansta kanser hakkında bilgi verdi. Gerçekleştirilen programın üniversitenin sağlıkla ilgili alanda yaptığı ilk program olduğunu aktaran Bingöl Üniversite Rektörü Prof.Dr. İbrahim Çapak, “Biz, niceliğe değil niteliğe bakıyoruz. Bizim için nitelik önemlidir. Bingöl’de yapılacak çok şey var, ancak bu da ilgi ve alaka ile ilgilidir” dedi.

    Kanserin kontrolsüz bir hücre çoğalması olduğunu dile getiren Doç.Dr. Fatin Rüştü Polat, kanserin artık hayatın bir parçası olduğunu ve henüz tedavisinde bir çözüm bulunmadığını ifade etti. Erken tanı ile beraber hastalıklı hücreyi alabildiklerini ancak kökten yok etmenin mümkün olmadığını vurgulayan Doç.Dr. Polat, “Bir milyar gen içinde bozuk bir geni arıyoruz. Doğru hekim, doğru teşhis, doğru tedavi doğru sonuç verir. Erken tanı ile beraber hastalık çok düşük maliyetle tedavi edilebilindiği gibi hastayı kurtarmada yüksek oluyor. Erken tanı ülke ekonomisine de büyük katkılar yapar. Aynı zamanda hastanın ömrüne de ömür katar. Hekimi bilgi ve ahlaken yetiştirebilirsek hastayı da doğru bilgilendiririz. Erken tanı ile kanserli organı koruyabiliyoruz. Meme kanseri ve karaciğer kanserinde iyi durumdayız fakat mide kanserinde kırmızı çizgideyiz. Bu da beslenme kültürü ile alakalı bir durumdur” diye konuştu

    Meme kanseri hakkında bilgi veren Polat, şöyle konuştu:

    “Meme kanserinde erken tanı koymada çok iyi durumdayız. Kadınlarda doğum sayısını arttırarak, en az üç-dört doğum yaptırarak ve kadınları stresten koruyarak bu tür kanserle mücadele edebiliriz. Kadınların sadece doğum yapmaları yetmez aynı zamanda kadınları emzirme yoluyla bu tür kanserden korumak mümkündür. Çünkü kadınlar emzirince memelerini dinlendirmiş olurlar. Kadınlar, el ile kendilerini muayene edebilirler ve 40 yaşına kadar üç yılda bir, 40 yaşından sonra yılda bir kez genel cerrahi kontrolüne gitmeleri gerekir. Bu sayede mamografi ile erken tanı konulabilinir. Sonuç olarak erken tanı ile beraber yaşam kalitesini artırıyoruz ve ölümü öteliyoruz.”

    Kongre Merkezinde düzenlenen konferansa, Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç.Dr. Fatin Rüştü Polat ve Bingöl Üniversite Rektörü Prof. Dr. İbrahim Çapak’ın yanı sıra Bingöl Halk Sağlığı Müdür Yardımcısı Uzman Doktor Celal Özyıldırım, öğrenciler ve davetliler katıldı.

  • Kanserde erken tanı hayat kurtarıyor

    Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Yıldız Keleş, kanser tedavisinde erken tanının önemli rolü olduğunu söyledi.

    İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Görevlisi, Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Yıldız Keleş, 1-7 Nisan tarihlerinin her yıl kanser bilinçlendirme ve tanıtım haftası olarak değerlendirildiğini kaydetti. Türkiye’de 2014 Sağlık Bakanlığı verilerine göre her yıl 163 bin yeni kanser vakasının görüldüğünü aktaran Yrd. Doç. Dr. Keleş, erkeklerde kanser görülme oranlarının arttığına dikkat çekti.

    “Erken tanı ile şansımız çok yüksek”

    Erkeklerde akciğer, kadınlarda ise meme kanserinin ilk sıralarda yer aldığını dile getiren Keleş, “Erken tanıyla kanser türlerinin tedavisinde başarı şansımız çok yüksek. O nedenle bu hafta kanserde erken tanıyı, düzenli sağlık kontrollerini vurguluyoruz” diye konuştu.

    “Tedavide son 20 yılda ciddi yol aldık”

    Kanseri arttıran nedenlerin başında sigaranın geldiğini belirten Yrd. Doç. Dr. Yıldız Keleş, “Obeziteye de dikkat etmemiz gerekiyor. Obeziteyle ilgili kanserlerde de artış görüyoruz. Kanserle ilgili tanılar arttıkça, teknolojik gelişmeler de artıyor. Onkoloji tedavilerinde son 20 yılda büyük bir gelişim oldu. Radyasyon onkolojisi alanında önemli gelişmeler oldu. Modern ve ileri teknolojiler sayesinde sadece kanserin bulunduğu alanı ışınlamayı hedefleyen cihazların sağladığı faydalar öne çıkıyor. Radyoterapi 100 yıldır zaten uygulanan bir tedavi yöntemi. Ama son 20 yılda radyoterapinin yan etkilerini azaltmaya yönelik ciddi yol aldık” dedi.

  • Kanserde erken tanı hayat kurtarır

    Yakın Doğu Üniversitesi (YDÜ) Hastanesi Medikal Onkoloji Uzmanı Dr. Ömer Diker, hemen her kanser tipinde erken teşhisin hayat kurtardığını söyledi.

    Her kanser tipinde erken teşhisin hayat kurtarıcı olabileceğini, bu açıdan farkındalığı artırmanın büyük önem taşıdığını, söyleyen Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Medikal Onkoloji Uzmanı Dr. Ömer Diker, dünyada yaygın olarak kullanılan kanser tarama programları irdelendiği zaman, öncelikli olarak kalın bağırsak kanserleri, rahim ağzı kanserleri, meme kanserleri, akciğer kanserleri, prostat kanserleri ve cilt tümörlerinden bahsetmenin uygun olacağını ifade etti.

    Kalın bağırsak kanseri 50 yaş ve üzeri kişilerde taranmalı

    Uzm. Dr. Ömer Diker, farklı yöntemlerle taranabilen kalın bağırsak kanserinin, 50 yaş ve üzeri bireylerde taranması uygun bir kanser tipi olduğunu ifade etti. Yıllık olarak dışkıda (Gaitada) gizli kan, yılda bir veya üç yılda bir DNA bazlı dışkı testleri, 5 yılda bir kalın bağırsak sol alt ucunun (sigmodoskopi) veya 10 yılda bir tüm kalın bağırsağın kamera bazlı yöntemlerle incelenmesinin (kolonoskopi) benzer tarama yöntemleri olduğunu belirten Uzm. Dr. Ömer Diker, hasta ve hekimin tercihleri doğrultusunda bir yol belirlenerek, tarama yapılması önerisinde bulundu.

    Meme kanseri tarama yaşı 40

    Meme kanserlerinde, tarama başlangıç yaşı ve tarama aralıkları açısından farklı kılavuzlarda farklı yaklaşımların mevcut olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Ömer Diker, bu kılavuzların bir kısmında taramanın 40 yaşından itibaren, diğer bir kısmında ise 50 yaş itibariyle önerildiğini ifade etti. Yine bir kısım kılavuzda yıllık mamografi önerilmekteyken, diğer bir kısımda iki yılda bir taramanın önerilmekte olduğunu vurguladı. Uzm. Dr. Ömer Diker, sözlerine şöyle devam etti: “Benim kendi hastalarımda benimsediğim yaklaşım, ortalama riske sahip bireylerde (ailesinde meme kanseri hikayesi olmayan, kişinin kendi özgeçmişinde kanser öncülü diyebileceğimiz bir lezyonu bulunmaması) taramaya 50 yaş itibariyle başlamak ve iki yıla bir mamografik görüntüleme yapmaktır”.

    Rahim ağzı kanseri taramasına 21 yaşında başlanmalı

    Rahim ağzı kanserinin taramaya en erken yaşta başlanılan kanser tipi olduğu bilgisini veren Uzm. Dr. Ömer Diker, 21 yaş itibariyle 3 yılda bir rahim ağzı taraması alınmasının doğru olduğunu söyledi. 30 yaş ve üzeri bireylerde ise bu yönteme aynı şekilde devam edilmesinin kabul edilebilen bir yaklaşım olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Ömer Diker, bununla birlikte 2012 yılından beri kullanılan altın standart tarama metodunun, kansere neden olan virüs taraması için HPV testinin ve sitolojinin beş yılda bir kombine olarak kullanılmasının doğru olacağını belirtti.

    Prostat kanserlerinde kullanılan tarama yöntemi PSA testi

    Prostat kanserinin, taramanın bir miktar tartışmalı olduğu kanser türü olduğundan bahseden Uzm. Dr. Ömer Diker, bu kanser türü ile ilgili yine farklı kılavuzlarda farklı önerilerin yer aldığını vurguladı. Amerikan Ulusal Kapsamlı Kanser Ağı kılavuzlarına göre 45 yaş itibariyle taramaya başlanması ve tarama için elle muayene ve PSA testinin baz alınması önerilmekteyken, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Prevensiyon Hizmetleri Görev Gücü kılavuzlarında tarama önerilmediğini belirtti. Uzm. Dr. Ömer Diker, Avrupa Üroloji Derneği Kılavuzları’nda ise “Hastadan PSA testi istemeden önce sağlayabileceği faydalar yanında getireceği potansiyel zararlardan da bahsedin” ifadesine yer verildiğini, buradaki tartışmanın temelini, prostat kanserlerinin önemli oranda yavaş seyirli kanserler olması, pek çok prostat kanserinin kliniklere yansımaması ve hastaların herhangi bir şikayeti olmadan normal ömür sürelerini tamamlamasının olduşturduğunu ifade etti. Uzm. Dr. Ömer Diker, kanda PSA testi yapılması durumunda saptanabilecek yüksekliklere göre, cerrahi ve biyopsinin komplikasyonlar getirebileceğinin mutlaka göz önünde bulundurulması gerektiğine dikkat çekerek, kendi pratiğinde bu tarama türüne yer vermediğini belirtti.

    Uzm. Dr. Ömer Diker: “30 paket/yıl sigara içmiş kişiler akciğer kanseri taraması yaptırmalı”

    Son yıllarda çalışmaları yayınlanan ve belki de en az bilinen tarama kapsamında yer alan akciğer kanserinin farklı birliklerin kılavuzlarına girdiğini söyleyen Uzm. Dr. Ömer Diker, taramanın temelde 55 – 74 yaş arası bireylerde önerildiğini belirtti. Uzm. Dr. Ömer Diker şöyle devam etti: “Bu bireylerin taranmasındaki esas şart, 30 paket/yıl sigara içilmiş veya hala içiliyor olmasıdır. Kişiler paket/yıl hesabını nasıl yapacakları noktasında ise günlük içilen sigara paket sayısı ve kaç yıldır sigara içildiğinin çarpılması neticesinde bir sayıya ulaşmak mümkün olacaktır. Örneğin; 20 yıldır günde 2 paket sigara içen bir birey için 20 x 2 = 40 paket/yıl sigara içicisi olması gibi. Taramada kullanılan yöntem düşük dozlu bilgisayarlı tomografidir. 55-74 yaş arasında 30 paket/yıl sigara içmiş, bırakmış veya hala içen bireylere 3 yıl süreyle yılda bir düşük dozlu bilgisayarlı tomografi çekilmesi esastır. Bu tarama işlemi de benim açımdan bir takım endişeler yaratmaktadır. Çalışmalar incelendiğinde bilgisayarlı tomografide bir anormallik saptandığı zaman, bunun %96’sının akciğer kanseri ile ilişkisiz olması ciddi bir sorun gibi gözükmektedir. Başka bir deyişle, 100 anormallik saptanan hastanın 4’ünde bu akciğer kanseriyken, 96’sında başka başka sebepler saptanmıştır. Bunları dışlamak için yapılacak biyopsi ve benzeri girişimler de kişiler açısından bir takım komplikasyonlar getirme ihtimaline sahiptir. Yine bu yalancı pozitif sonuçların kişilerde yaratacağı endişe ve psikolojik sonuçlar da bu yöntemi önerirken göz önünde bulundurulmalıdır”.

    Uzm. Dr. Ömer Diker: “Cilt tümörlerinde tarama gündeme alınmalı”

    Dünyada sıklığı giderek artan ve çok agresif bir kanser tipi olan cilt tümörlerine de değinen Uzm. Dr. Ömer Diker, tıp dünyasının geçmişe göre fersah fersah yol kat etmiş olduğuna, hedefe yönelik tedaviler ve immünoterapiler sayesinde 2010 sonrasındaki dönemde çok ciddi tedavi başarılarından bahsetmenin gerekliliğine vurgu yaptı. Tarama açısından bakıldığında, ozon tabakasında oluşan değişimler sonrasında global manada son 10 yılda, yıllık tanı sıklıklarının 3 – 4 kat artış gösterdiğini ifade eden Uzm. Dr. Ömer Diker, Onkoloji ve Dermatoloji alanlarında, taramaya yönelik giderek artan çalışmalar yürütüldüğünü, temel önerinin yılda bir kez dermatolojik muayene yapılması ve kişilerin vücutlarındaki benler konusunda eğitilmesi olduğunu belirtti. Kişi eğitiminde temel noktanın, ABCDE’nin öğretilmesi ve kişilerin aylık olarak vücutlarındaki benleri bu açıdan değerlendirmesi olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Ömer Diker, değerlendirme sonucunda uyarıcı bulgular saptaması durumunda, kişilerin zaman kaybetmeden bir Dermatoloji hekimine başvurmalarını önerdi.