Etiket: Tanı

  • İdiyopatik Skolyoz Tanı Ve Tedavisindeki Gelişmeler Aydın’da Konuşuldu

    Adnan Menderes Üniversitesi’nde (ADÜ) İdiyopatik Skolyoz Tanı ve Tedavisinde Güncellemeler konulu sempozyum düzenlendi.

    Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı’nın düzenlediği İdiyopatik Skolyoz Tanı ve Tedavisinde Güncellemeler Sempozyumu, ADÜ Atatürk Kongre Merkezi Miletos Salonu’nda gerçekleşti. Sempozyumda Spinal Omurga Biyomekaniği ve Kinezyolojisi, İdiyopatik Skolyozda Tanım, Sınıflama ile Klinik ve Radyolojik Değerlendirme, Skolyozda Kardiyopulmoner Sorunlar, İdiyopatik Skolyozda Cerrahi Karar ve Yeni Yaklaşımlar, Skolyozda Korse Uygulamaları, Temel Yaklaşımlar ve Takip Kriterleri, Skolyozda Egzersiz ve Osteopatik Yaklaşımlar, Schroth Üç Boyutlu Egzersizler konu başlıklı sunumlar anlatıldı.

    Başkanlığını Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur, Genel Sekreterliğini Yrd. Doç. Dr. Gülnur Taşçı Bozbaş’ın yaptığı, hekimlerin ve tıp öğrencilerinin yoğun katılım gösterdiği sempozyum oldukça verimli geçti.

  • Menisküs Yırtıklarında Erken Tanı Ve Tedavi

    Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Harun Kütahya, menisküs yırtıklarında erken tanı ve tedavinin önemli olduğunu belirterek, yırtıkların ameliyatlı ve ameliyatsız yöntemle tedavi edilebildiğini söyledi.

    Medicana Konya Hastanesi doktorlarından Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Harun Kütahya, “Normal diz içinde menisküs yapıları, görev olarak diz kıkırdağını koruma ve ekleme binen yükün azaltılmasında faydalı bir yapıyken çeşitli travmalar sonrasında yırtık oluşabilmektedir. Bununla birlikte görevini yapamaz hale gelip aksine kıkırdakla ilgili zedelenme oluşturularak ileri ki dönemlerde de diz kireçlenmesine sebep olabilmektedir. O yüzden menisküs yırtıkları ile ilgili tanı ve tedavinin aksatılmadan yapılması gerekmektedir” dedi.

    “AMELİYATLI VE AMELİYATSIZ TEDAVİ”

    Menisküs yırtıklarının tedavi yöntemlerini de anlatan Yrd. Doç. Dr. Kütahya, şöyle konuştu: “Menisküs yırtıklarıyla ilgili genellikle tedavi ameliyatsız ve ameliyatlı tedavi şeklinde olabiliyor. Çoğunlukla yüzde 90 itibariyle menisküs yırtıklarında cerrahi işlem uygulanması gerekiyor. Bu işlemleri günümüz teknolojisiyle kapalı olarak yapabilmekteyiz. Artuskupi ismini verdiğimiz ameliyatla cerrahi işlem başarılı bir şekilde yapılabiliyor. Kapalı olarak küçük yaralardan diz içindeki menisküs yırtığına müdahale edilerek ilerici hastalık gelişimi önüne geçilebiliyor. Kıkırdak zedelenmeleri bu şekilde engellenebiliyor.”

    Menisküs yırtığıyla ilgili yapılabilecek diğer tedavi yöntemi olarak ameliyatsız tedaviyi gösteren Kütahya, şunları söyledi: “Fakat bunun hastaları daha çok, çocuklar veya yırtığın küçük olduğu hastalar olabiliyor. Büyük yırtıklarda özellikle tamir edilebilecek yırtıklarda da yine Artuskupik yöntemle kapalı olarak menisküs tamiri yapılabiliyor. Menisküs dokusunu olabildiğince korumaya çalışıyoruz. Fakat tamir edilemeyecek yırtıklarda da menisküsün yırtık olan kısmı kapalı olarak temizlenebiliyor. Bu şekilde işlemler yapıldıktan sonra hastalar kısa sürede gündelik hayata dönebilmektedir.”

  • Kandıra’da Meme Kanseri Erken Tanı Ve Tedavisinin Önemi Anlatıldı

    Kocaeli’de kadınlara, “Meme Kanserinde Erken Tanı ve Tedavi Yaklaşımları” anlatıldı.

    Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, Kocaeli Üniversitesi, Kandıra Belediyesi Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreterliği, İl Halk Sağlığı Müdürlüğü, Kocaeli Kanserle Mücadele Derneği ve Kent Konseyi’nin ortaklaşa düzenlediği “Meme Kanserinde Erken Tanı ve Tedavi Yaklaşımları” konulu panel Kandıra Belediyesi Turan Güneş Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Sağlıklı bir yaşam için meme kanserinde erken tanı ve tedavi yaklaşımları panelinde, kadınların korkulu rüyası haline gelen meme kanseri konusunda erken tanı ve tedavi süreciyle ilgili bilgiler, Kocaeli Üniversitesi(KOÜ) Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Zafer Utkan tarafından aktarıldı.

    Prof. Dr. Utkan, erken tanının tedavi sürecindeki önemine vurgu yaptı. Utkan, “Kanser bir hastalık değil, hastalıklar gurubudur. Kanseri vücudumuzdaki hücrelerin kontrolsüz dağılmasıdır. Dünyada her yıl yaklaşık on milyon yeni kanser olgusu ortaya çıkıyor. Kanserden dolayı gerçekleşen ölümlerin dünyadaki oranını yüzde 12’dir. Erkeklerde akciğer, prostat, kadınlarda ise meme ve troid kanserlerine daha sık rastlanılır” dedi.

    Her 11 dakikada 1 kadının, meme kanseri nedeniyle hayatını kaybettiğini söyleyen Prof. Dr. Utkan, ‘’Her 3 dakikada 1 kadına yeni meme kanseri tanısı konmaktadır. Kadınların 40’lı yaşlara gelir gelmez mutlaka Sağlık Bakanlığı’nın bu maksatla başlattığı tarama yöntemlerine katılmalarının önemli bir faktördür. Bu yüzde kadınların erken tanı için Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Erken Teşhis Merkezi(KETEM) ünitelerine başvurmaları ve gerekli incelemeleri yaptırmaları en doğrusudur” diye konuştu.

    Düzenlenen panelin ardından Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Erken Teşhis Merkezi(KETEM) tarafından tarama programı düzenlendi.

  • AIDS’te Erken Tanı Yüz Güldürüyor

    Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Faruk Geyik, AIDS’in cinsel yolla bulaşan bir hastalık olduğunu belirterek, cinsel yolla bulaşan diğer hastalıklar tespit edildiğinde, şüpheli temasta ve damardan uyuşturucu kullanma gibi durumlarda tanı testlerinin önerilmesinin uygun olacağını söyledi.

    Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Faruk Geyik, 1 Aralık Dünya AIDS Günü kapsamında AIDS hastalığı, korunma yöntemleri ve hastalığa karşı toplumsal farkındalık oluşturulmasına yönelik önemli açıklamalarda bulundu.

    AIDS hastalığını kısaca “Edinilmiş Bağışıklık Yetmezlik Sendromu” şeklinde açıklayan Prof. Dr. Mehmet Faruk Geyik, AIDS’e yol açan etken virüsün HIV (Human Immunodeficiency Virus) olduğunu söyledi.

    AIDS’in, HIV virüsü pozitif çıkan bir kişide ciddi klinik hastalık tablosunun oluştuğu durumu ifade etmek için kullanıldığını belirten Prof. Dr. Geyik, hastalığın HIV bulaştıktan sonra bazı etkenlere bağlı birkaç yıl ya da daha fazla süre sonra ortaya çıkan şikayet ve bulgularla kendini belli ettiğini ifade etti. Mehmet Faruk Geyik, “Hastalığın temel belirtileri vücudun savunma sisteminin zayıflaması ile ortaya çıkan hastalıklar sonucunda oluşmaktadır. Uzamış ateş, gece terlemeleri, kesilmeyen ishaller, kilo kaybı, lenf bezi büyümeleri, pamukçuk, bazı kanser türleri, açıklanamayan yara ve lekelenmeler durumlarında AIDS araştırılmalıdır. AIDS’in tüberküloz, mantar ve bazı fırsatçı enfeksiyonlarla beraber ortaya çıkabileceği de unutulmamalıdır” dedi.

    NASIL BULAŞIYOR?

    AIDS’in hangi yollardan bulaştığına dair önemli bilgiler veren Prof. Dr. Mehmet Faruk Geyik, AIDS’in tokalaşmakla, sarılmakla, öksürükle, hapşırıkla, aynı ortamda bulunmakla, sivrisinek ısırığıyla, gözle görünür yara veya kan içermedikçe tükürükle ve terle bulaşmadığının altını çizdi. Prof. Dr. Geyik, “HIV toplumda korkulduğu kadar çok bulaşıcı değildir. Esas bulaşma; kan ve kan ürünlerinin kullanımıyla, ortak enjektör kullanımıyla, organ nakliyle, korunmasız cinsel ilişkiyle, plasental geçişle, doğumla ya da anne sütüyle bebeğe bulaşabilir. HIV hassas bir virüstür, dış ortamda kısa sürede bulaştırıcı özelliğini kaybeder” şeklinde konuştu.

    AIDS ya da daha doğru bir tanımla HIV testinin, kan bankaları başta olmak üzere birçok sağlık merkezinde yapılabildiğini belirten Prof. Dr. Geyik, diğer tanı testlerinden farklılığını; gönüllülük esasına dayanılarak kişilerin onayıyla bakılan, gizlilik kuralları içinde yapılan bir test şeklinde açıkladı. Tanıda genelde iki aşamalı bir yaklaşım olduğunu söyleyen Prof. Dr. Mehmet Faruk Geyik, önce tarama testinin yapıldığını, tarama testinde pozitif çıkan vakalara ikinci olarak doğrulama testi yapılarak tanıya gidildiğini ifade etti.

    KORUYUCU BİR AŞISI YOK

    AIDS için şu anda kullanılabilecek koruyucu bir aşının mevcut olmadığını söyleyen Prof. Dr. Mehmet Faruk Geyik, “Erken tanı alan hastalarda erken başlanan tedavi yüz güldürücüdür. Hastalık tedaviyle ölümcül olmamakla beraber kronik bir hastalıktır. Tedavi ömür boyudur. Hastalıktan tam olarak kurtulmak mümkün olmasa da kötü seyir günümüzde kullanılan etkili tedavilerle düzeltilebilir” dedi.

    Günümüzde uygulanan AIDS tedavisinin pahalı olmasını bir dezavantaj olarak nitelendiren Prof. Dr. Geyik, “AIDS, doğru zamanda uygun ilaç birleşimleriyle kontrol altına alınabilir. Antiretroviral olarak adlandırdığımız ilaçlarla, iyi bir sağlık danışmanlığı hizmetiyle hastalar uzun yıllar kaliteli hayat sürdürebilir. İlaç tedavisi yanında sosyal ve psikolojik destekte de ihmal edilmemelidir” diyerek tedavide temel amacın, hastaların rahat yaşam süresinin uzamasının sağlanması ve diğer insanlara bulaşmasının azaltılması olduğunu söyledi.

    EĞİTİM VERİLİYOR

    AIDS tedavisiyle ilgili bilgiler de veren Prof. Dr. Mehmet Faruk Geyik, “Üniversitemiz Hastanesinde takip ve tedavisini sürdürdüğümüz çok sayıda hastamız bulunmaktadır. Hastalığın tanı ve tedavisini yapacak Enfeksiyon Hastalıkları hekimlerinin iyi yetişmesi için çabalamaktayız. Hekimlerle beraber, öğrenci ve diğer sağlık personelinin AIDS’le ilgili bilgi ve yeteneklerini geliştirmeye yönelik eğitim-öğretim hizmeti de verilmektedir” ifadelerini kullandı.

    AIDS’ten korunma yöntemleri hakkında topluma önemli tavsiyelerde bulunan Prof. Dr. Geyik, “Bulaşma yollarını bilirseniz AIDS’ten de korunma önlemlerini alabilirsiniz. Öncelikle her türlü cinsel ilişkide uygun korunma yöntemleri uygulanmalıdır. Kan ve kan ürünleri mutlaka güvenilir ve standart testlerden sonra kullanılmalıdır. Ortak enjektör kullanımından kesinlikle kaçınılmalıdır. HIV testi pozitif olan gebelerin bebekleri mutlaka koruma altına alınmalıdır” diyerek açıklamalarına devam etti.

    Dünya AIDS Günü ile ilgili düşüncelerini de paylaşan Prof. Dr. Geyik, bugünün küresel çapta AIDS hastalığına karşı farkındalık oluşturmaya yönelik önemli bir sağlık aktivitesi olduğunu söyledi. Mehmet Faruk Geyik Dünya AIDS Günü kapsamında kutlanan etkinlikleri; dünyada ve ülkemizde sağlık bütçeleri oluşturulurken AIDS hastalarına daha fazla pay ayrılması, toplum bilincinin arttırılması, hastalara karşı olan önyargı ile mücadele ve eğitimin geliştirmesi açısından çok değerli bulduğunu ifade etti.

    CİNSEL YOLLA BULAŞIYOR

    Prof. Dr. Mehmet Faruk Geyik, AIDS’in cinsel yolla bulaşan bir hastalık olduğunu belirterek, cinsel yolla bulaşan diğer hastalıklar tespit edildiğinde, şüpheli temasta ve damardan uyuşturucu kullanma gibi durumlarda tanı testlerinin önerilmesinin uygun olacağını söyledi. Tanı testlerine ve tedaviye kolay ulaşım imkanları sağlanmasının önemine değinen Prof. Dr. Geyik, hastalık bulaşmayanların korunması, bulaşmış olanların ise başkalarına bulaştırmasını en aza indirecek önlemlerin sıkı bir şekilde uygulanması gerektiğini ifade ederek açıklamalarını noktaladı.

  • Diyabette Erken Tanı Ve Tedavi Çok Önemli

    Son yılların en önemli sağlık problemlerinden olan diyabet hastalığı görülme sıklığının ülkemizde her geçen gün arttığını söyleyen Acıbadem Adana Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şebnem Aktaran, 14 Kasım Dünya Diyabet Günü nedeniyle hastanelerinde hasta ve hasta yakınlarına şeker ölçümü yaptıklarını ve onları diyabet hakkında bilgilendirdiklerini anlattı. “Diyabette erken tanı konması ve tedaviye erken dönemde başlanması daha sonra gelişebilecek sağlık problemlerini önleyebilir” diyen Prof. Aktaran, diyabetle sağlıklı yaşamanın yolunun diyabeti öğrenmek ve gereken özeni göstererek bunun bir yaşam biçimi olarak benimsenmesi olduğunu söyledi.

    Prof. Aktaran, diabetle ilgili şu bilgileri verdi;

    DİYABET NEDİR VE NİÇİN ERKEN DÖNEMDE KAN ŞEKERİ KONTROL ALTINA ALINMALIDIR?

    Diyabet, vücudumuzda pankreas adlı salgı bezinin yeterli miktarda insülin hormonu üretememesi ya da ürettiği insulin hormonunun etkili bir şekilde kullanılamaması sonucunda gelişir. Tüketilen besinlerden kana geçen şeker hücreler tarafından kullanılamadığı için kan şekeri yükselir. Kan şekeri kontrol altına alınmadığı takdirde zaman içerisinde diyabet hastalığı körlüğe, kalp ve damar hastalıklarına, inmeye (felç), böbrek yetmezliğine ve sinir sisteminde hasara yol açabilir. Aynı şekilde gebelik döneminde de kontrol altına alınamayan diyabet anne ve bebek sağlığı açısında sağlık sorunlarına neden olabilmektedir.

    DİYABETİN TİPLERİ VE BELİRTİLERİ NELERDİR?

    Diyabetin belirtilerinin bilinmesi hastalığın erken devrelerinde tanı ve tedavi olanağı sağlar. Çocuklarda ve gençlerde görülen tip 1 diyabetin başlangıç şikayetleri belirgindir. Günler veya haftalar içerisinde aşırı susama ve su içme, idrar yapma sıklığının ve miktarının artması, iştah artmasına rağmen zayıflama ve halsizlikle başlar. Tedavi edilmezse ilerliyen günlerde şekerin yükselmesiyle beraber iştahsızlık, bulantı, karın ağrısı, halsizlik, şuur bulanıklığı ve koma hali ortaya çıkabilir. Tip 2 diyabet genellikle 35-40 yaşından sonra başlar. Gelişimi yavaştır. Hastalarda susama, çok su içme, ağız kuruması, idrar yapma sıklığının ve miktarının artması, geceleri idrar yapma isteği, aşırı iştah, inatçı kaşıntı, kadınlarda vajinal kaşıntı, ellerde ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma şikayetleri görülür. Bazı hastalarda tesadüfen yapılan kan şeker tetkiki ile tanı konur.

    TIP 2 DİYABET RİSKİ KİMLERDE DAHA FAZLADIR?

    Diyabet, herkeste, her yerde ve her yaşta teşhis edilebilir. Özellikle ailesinde diyabet öyküsü olanlar, şişman kişiler, 4 kg’dan daha ağır bebek doğuran kadınlar, stres altında yaşayanlarda, kanda yağ yüksekliği ve tansiyon yüksekliği olanlarda diyabetin görülme riski daha yüksektir. Ayrıca pankreas hastalıkları, hipertiroidi, akromegali, cushing gibi bazı hormon hastalıkların da tip 2 diyabet görülebilir.

    DİYABET TANISI NASIL KONUR?

    Diyabet tanısı Açlık Kan Şekeri (AKŞ) ölçümü veya gereğinde Oral Glikoz Tolerans Testi (OGTT) yapılarak saptanır. AKŞ ölçümü 100-125 mg/dl olması gizli şeker (pre-diyabet) sinyalidir. AKŞ ölçüm sonucunun 126 mg/dl veya daha fazla olması diyabetin varlığını gösterir. OGTT’de glikozdan zengin sıvı aldıktan sonraki ikinci saat kan şekeri ölçümü 140-199 mg/dl ise gizli şeker, 200 mg/dl veya daha yüksek ise diyabet tanısı konur.

    NE KADAR SIKLIKTA TETKİK YAPTIRMALI?

    Pre-diyabet saptanmamış olmasına karşın risk faktörlerine sahipseniz her 3 yılda bir test yaptırmalısınız. Eğer pre-diyabet varsa tip 2 diyabetin tespiti için yılda bir test yaptırmanız gerekir. Bu dönemde ideal kilonuzu korumanız ve diyabet gelişimini geciktirmeniz için beslenmenize özen göstermelisiniz.

    IÜÜ SİZDE VEYA BİR YAKININIZDA TIP 2 DİYABET VARSA NE YAPMALISINIZ?

    Diyabet ömür boyu süren ciddi bir hastalık olmasına rağmen hastalığınız hakkında eğitimli olduğunuzda, uygun beslendiğinizde, hekim kontrolünde ilaçlarınızı kullanıp önerilen düzenli egzersizleri yaptığınızda endişeye gerek yoktur. Bu sayılanları uygularsanız sağlıklı bir yaşam sürdürebilirsiniz.

    TIP 2 DİYABET TEDAVİSİNİN ESASLARI NELERDİR?

    Uygun beslenme ve kişiye özel düzenlenmiş programlı egzersiz bir yaşam tarzı olmalıdır. Eğer, bu tedavi planına uyulmasına rağmen kan şekeri normal sınırlar içinde tutulamazsa ağızdan hap olarak alınan şeker düşürücü ilaçlar tedaviye eklenir. Zaman içerisinde bazı tip 2 diyabetiklerin kan şekeri düzeyini normal sınırlarda tutabilmek için insülin enjeksiyonları ile tedavi sürdürülür.

    DİYABETTE BESLENME TEDAVİSİNDE NELERE DİKKAT EDİLMELİDİR?

    Diyabetli birey kan şekerini normal sınırlar içinde tutmak, hiperglisemi (kan şekeri yüksekliği) ve hipoglisemi (kan şekeri düşüklüğü) gibi ani gelişebilecek problemleri önlemek ve ideal vücut ağırlığını korumak için kendisine önerilen beslenme programını yaşam biçimi olarak kabul etmelidir. Bu nedenle bireysel özelliklerine uygun, yeterli miktarda ve uygun zamanda yemek yemeli, özellikle 3 ara ve 3 ana öğün almalıdır. Kan şekeri kontrolü için uygun miktarda karbonhidrat içeren glisemik indeksi düşük, posa miktarı yüksek olan besinler ve bol sıvı tüketmelidir. İçeceklerine şeker eklememelidir.

    BAŞARILI BİR DİYABET TEDAVİSİ İÇİN NELER YAPILMALI?

    Diyabet tedavisi, bir ekip işidir. Ekipte hekim, diyetisyen ve diyabet hemşiresi olmalıdır. Diyabet kan şekeri kontrol altına alınmadığı takdirde vücutta hemen her organı etkileyen ve ömür boyu süren bir hastalıktır. Diyabetli kişi ve ailesi diyabet hakkında eğitim almalı ve kan şekerini kontrol altına almada en önemli faktör olan diyete ve tedaviye uyuma, kontrolleri aksatmamaya özen göstermelidir. Başarılı bir diyabet tedavisi için kan şekerini kontrol altında tutmanın gereklerini yerine getirmek hayat tarzı olarak benimsenmelidir.