Etiket: Symes:

  • TÜSİAD Başkanı Symes: “Vahim bir olayı atlattık”

    Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Cansen Başaran Symes, darbe girişiminin başarıyla def edildiğini belirterek, “Tüm halkımız ve siyasi liderlerimizin dirayetli duruşu ile bu son derece vahim ve kabul edilemez olayı atlatmış durumdayız” dedi.

    TÜSİAD Başkanı Cansen Başaran Symes, Taksim Meydanı’na kurulan darbe girişiminde şehit olanların isimlerinin yazılı olduğu Demokrasi Şehitleri Anıtı’na karanfil bıraktı. Açılan anı defterini imzalayan TÜSİAD Başkanı Cansen Başaran Symes, burada gazetecilere yaptığı açıklamada, “Tüm Türkiye dehşet içinde hepimizi derinden sarsan bir darbe olayını yaşadı. Tarihimizde böyle bir acının demokrasiye leke sürecek böyle bir girişimin hiçbir şekilde bir daha yaşanmamasını öncelikle diliyorum. Tüm halkımız, siyasi liderlerimiz son derece dirayetli bir duruş ile bu son derece vahim ve kabul edilemez olayı atlatmış durumdayız. Buradan demokrasimizi çok daha güçlenerek çıkacağına inanıyorum. Bir daha böyle bir şey yaşamayalım. Acı kayıplarımız var. O gece demokrasi adına, ülkemizin geleceği uğruna hayatlarını feda eden tüm şehitlerimizi burada saygıyla anıyorum. Tüm Türkiye’nin başı sağolsun. Özelikle de geride bıraktıkları ailelerine, sevenlerine de tekrar baş sağlığı diliyorum” ifadelerini kullandı.

  • Tüsiad Başkanı Symes: “Küresel Büyüme Bu Sene De Beklenenin Altında Gerçekleşti”

    TÜSİAD Başkanı Cansen Başaran-Symes, Küresel Ekonomik Beklentiler 2016 Toplantısı’nda küresel büyümenin bu sene beklenenin altında gerçekleştiğini dile getirdi.

    Küresel Ekonomik Beklentiler 2016 toplantısı İstanbul’da gerçekleşti. Toplantı ,Dünya Bankası Türkiye Ülke Direktörü Johannes Zutt’un konuşması ile başlarken, Türkiye Sanayici ve İşadamları Derneği Başkanı Cansen Başaran-Symes’in ve diğer katılımcıların konuşması ile devam etti. Küresel büyümenin 2015 yılında da beklentilerin gerisinde kalmasının, yükselen ve gelişmekte olan ülkelerde ekonomik faaliyetteki yavaşlamanın devam etmesinin ele alındığı toplantıda konuşan Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Cansen Başaran-Symes, “Merkez Bankası’nın izlediği politikaların başarısını Merkez Bankası’nın hedefleri doğrultusunda, yani enflasyon hedefini tutturması açısından değerlendirmek gerektiğini hep söylüyoruz. Bugün geldiğimiz noktada, maalesef, enflasyon sadece hedeften yüksek olmakla kalmayıp, giderek yükselen bir trend izlemeye başladı. Aynı zamanda Merkez Bankası politikaları enflasyon hedeflemesinden uzak bir görüntü çiziyor. Enflasyon için hedef koymakla, para politikası olarak enflasyon hedeflemesi yapmak arasında fark var. Son zamanlarda sadece bir hedefe sahip olmak yeterliymiş gibi bir izlenim hakim. Asla ulaşamayacağımız bir oranı mı hedefliyoruz? Yoksa bu hedefe ulaşmamız için gereken politikaların yapılmasının önünde engeller mi var? Samimi olarak söylemeliyim anlamakta güçlük çekiyoruz” dedi.

    “SURİYE KONUSUNUN GİDEREK DERİNLEŞTİĞİNİ VE ÜLKEMİZ BAŞTA OLMAK ÜZERE DÜNYANIN BİRÇOK BÖLGESİNDE TERÖR OLAYLARININ ARTTIĞINI ÜZÜLEREK GÖRÜYORUZ”

    TÜSİAD Başkanı Symes, konuşmasına “Küresel büyüme bu sene de beklenenin altında gerçekleşti. Çin ekonomisi yavaşlamaya devam ediyor. Suriye sorununun giderek derinleştiğini ve ülkemiz başta olmak üzere dünyanın birçok bölgesinde terör olaylarının arttığını üzülerek görüyoruz. Jeopolitik riskler geçen yıla kıyasla çok daha artmış durumda. Son zamanlarda her sohbetin, en tedirgin edici, baş konusu bu” diye devam ederek terör konusundaki endişelerini de dile getirdi.

    Konuşmasında petrol fiyatlarındaki düşüşten ve etkilerinden de bahseden Symes, “Düşük petrol fiyatları ise birçok ülkenin ekonomisinde hiç de tahmin etmediğimiz kadar istikrarı bozucu etki yapıyor, daralmaya neden oluyor. Uzun süre daha düşük seviyelerde kalacağı tahmin edilen fiyatlar yalnızca hammadde satarak sağlanan refahın sürdürülebilir olmadığını net bir şekilde ortaya koyuyor. Bizim de buradan kendi adımıza çıkarmamız gereken ders, sadece hammadde gelirine bağımlı ekonomilere dayanarak büyümemizi sürdürülebilir kılamayacağımız. Bu durumun çözümünün de petrol fiyatlarının tekrar yükselmesini beklemek olmadığı son derece aşikar. İş dünyamız, pazar çeşitliliğinin önemini bugünlerde her zamankinden daha fazla hissediyor. Küresel gelişmeler artık istisnasız tüm ekonomilerde arz yönlü önemli yapısal değişiklikler olmasını kaçınılmaz kılıyor” dedi.

    “ÖNDE GELEN GELİŞEN ÜLKELER GRUBU YAVAŞLIYOR”

    Symes, gelişen ülkelerdeki ekonomik sorunlardan bahsederek, “Dünya Bankası raporunda gerek petrol ihracatçılarının içinde bulunduğu durum gerekse gelişmekte olan ekonomilerdeki zayıf büyümenin diğer ülkelere yayılma etkisi kapsamlı olarak ele alınıyor. Sonuçlar oldukça çarpıcı. BRICS denilen, Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’dan oluşan, önde gelen gelişen ülkeler grubu yavaşlıyor. Hindistan hariç gözlenen bu yavaşlamanın küresel ekonomiye yayılması bekleniyor. Dünya Bankası araştırmacıları BRICS grubunun büyümesinin 1 yüzde puan kadar düşmesi durumunda, diğer gelişmekte olan ülkelerde büyümenin ortalama 0,8 yüzde puan, küresel büyümenin ise 0,4 yüzde puan azalacağını tahmin ediyorlar. Bunlar bizleri etkileyecek oldukça yüksek oranlar. Gelişen ülkelerin küresel ekonomide giderek daha büyük bir yer kapladığına ve bu piyasaların sağlıklı olmasının küresel istikrar için giderek daha önemli olduğuna şahit oluyoruz.  Ancak küreselleşmeyi ne kadar anlayabildik, gittikçe serbestleşen sermaye ve küreselleşen ekonominin gerektirdiği denetim ve düzenleme mekanizmalarını kurmayı başarabildik mi? Dünyadaki aktörler küresel ölçekte politika yapma kabiliyetine sahip mi? Bu son kriz belki de bize aslında ne kadar az şey bildiğimizi gösterdi, mevcut uluslararası kurumların ne kadar dar bir politika alanına sahip olduğunu gün yüzüne çıkardı” dedi. Symes konuşmasında 2016 yılında Türkiye’yi zor bir dönem beklediğine de dikkat çekti. Toplantı diğer katılımcıların konuşmalarıyla devam etti.

  • Tüsiad Başkanı Symes: “Küresel Isınma Temel Yaşam Kaynaklarımızı Tehdit Ediyor”

    TÜSİAD Başkanı Cansen Başaran-Symes, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Taraflar Konferansı (COP) 21’in sonuçlarının ele alındığı toplantıda “Küresel ısınma temel yaşam kaynaklarımızı tehdit ediyor” dedi.

    Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 21. Taraflar Konferansı (COP 21) Aralık ayında Paris’te gerçekleştirildi ve iklim değişikliğiyle mücadelede 2020 yılı sonrasına yönelik yeni rejimin çerçevesini çizen bir anlaşma metni üzerinde uzlaşıyla sonuçlandı. Birleşik Krallık Ankara Büyükelçiliği Refah Fonu İşbirliği, REC Türkiye ve Amerikan Büyükelçiliği desteği ile yapılan toplantıda Paris Anlaşması’nın Türkiye ve Türkiye’deki özel sektör açısından yansımaları ele alındı.

    Toplantıda konuşan Türk Sanayicilieri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Cansen Başaran-Symes, ekonomik faaliyetlerin çevresel kaygıları dikkate alan bir anlayışla sürdürülmesinin TÜSİAD’ın en öncelikli çalışma prensiplerinden olduğunu söyledi. Symes, 1996 yılından bu yana salt çevre ve iklim değişikliği konularına ilişkin olarak faaliyet gösteren, bir çok faaliyete imza atan son derece güçlü bir çalışma grubuna sahip olduklarının altını çizerek “Dünya Sürdürülebilir Kalkınma İş Konseyi’nin Vizyon 2050 raporundan hareketle, TÜSİAD’ın 40. yılında, hazırlanan ’Vizyon 2050 Türkiye’ raporumuzda da ’Sürdürülebilir dünyaya nasıl ulaşabiliriz denkleminde iş dünyasının rolünü’ ele aldık. Son iki yıldır İklim Yatırımı Fonları (Climate Investment Funds) kapsamındaki Temiz Teknolojiler Fonu’nun (Clean Technologies Fund) gelişmekte olan ülkeler adına özel sektör gözlemci üyesiyiz. Dünyanın en kapsayıcı kurumsal sürdürülebilirlik platformu olan UN Global Compact’in Türkiye’deki sekretaryasını da TİSK ile birlikte yürütüyoruz. Geçen yıl hazırladığımız Gıda, Tarım ve Hayvancılık Rekabet Gücü raporumuzda olduğu gibi birçok çalışmamızda iklim değişikliğinin etkilerini ve alınması gereken önlemleri ele alıyoruz. REC Türkiye ile birlikte kurmuş olduğumuz, TÜSİAD üyesi olmayan iş dünyası temsilcilerini de içeren, İklim Platformu 2008 yılından bu yana çalışmalarını sürdürüyor. Yine siz değerli paydaşlarımızla her yıl, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Taraflar Konferansının (COP) sonuçlarını, düzenlediğimiz toplantılarda ele alıyoruz. COP 21’de üzerinde uzlaşılan anlaşma metni, 2020 yılı sonrası için yeni bir iklim rejiminin çerçevesini çizdi. Sonuçlarını farklı boyutları ile tartışacağımız bu anlaşmanın gerek ekonomik gerekse çevresel yansımaları bakımından bir dönüm noktası olduğu düşüncesindeyiz. Biz de bu yılki toplantımızda, bir ekonomik dönüşümün temellerini atan Paris Anlaşması’nı iş dünyasının gözüyle ve uygulama perspektifinde tartışmayı hedefliyoruz” dedi.

    Dünyanın baş döndürücü bir değişimin, dönüşümün içinde olduğuna vurgu yapan Cansen Başaran-Symes, “Tükenen doğal kaynaklar, sayısı giderek artan doğal afetler, farkındalık artmış olsa da ürkütücü boyutlara ulaşan yoksulluk, ekonomik faaliyetlerin çevresel ve sosyal açıdan artık mevcut biçimiyle sürdürülemez olduğunu gösteriyor. Büyüme, yaşam kalitesi ve iklimin korunması hedeflerinde dengeyi sağlayamadık. Ve maalesef küresel ısınma yaşam alanımızı ve temel yaşam kaynaklarımızı tehdit eder boyutlarda. Son 50 yılda ortalama sıcaklık artışının 1 santigrat dereceye yaklaştığı dünyamızda 2.7 milyar insan su sıkıntısı yaşıyor ve bu sayının daha da artacağını biliyoruz. Son 20 yılda çoğunluğu iklim değişikliği nedeniyle gerçekleşen doğal afetlerin yol açtığı zarar 2 trilyon 300 milyon doları buldu. Bu afetler nedeniyle bir yılda göç eden insan sayısı 22 milyonu aşmış durumda.İklim değişikliği sorununun temel nedeni olan sera gazı emisyonları tarihteki en yüksek seviyeye ulaşmış durumda. Nitekim Dünya Ekonomik Forumu tarafından yapılan küresel risk araştırmasında iklim değişikliği, önümüzdeki 10 yıl için, kitlesel imha silahlarından daha da önemli bir tehdit olarak birinci sırada konumlandırıldı.Geçen yıl bu konuların küresel ölçekte ve en üst seviyede çok çeşitli zirvelerde dillendirildiğine şahit olduk. Binyıl Kalkınma Hedefleri yerini Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerine bıraktı. Dünya liderleri, 2030 yılına yönelik 17 hedef ortaya koydu: Bunların içinde ulaşılabilir ve temiz enerjinin temini, iklim değişikliğiyle mücadele, yoksulluğun ortadan kaldırılması gibi hedefler de yer alıyor. Bu 17 hedefin hepsi çok temel gereklilikler ve hiçbiri de maalesef yeni değil. Konular yeni olmadığına göre artık tespit değil eylem zamanı. Peki bu açıdan baktığımızda durum nedir? Geçen sene OECD ülkelerinin bu 17 hedef ve seçilen 34 gösterge çerçevesinde performansları değerlendirildi. Çalışmaya göre maalesef dünyanın en zengin ülkeleri bile hedefler için tam olarak hazır değil. Türkiye ise sadece 8 göstergede iyi ve üzeri not almış. Bu hedefler doğrultusunda acaba değişime ne kadar hazırız?” şeklinde konuştu.

    Symes, sürdürülebilir kalkınma zirvesinden üç ay sonra gerçekleşen COP 21’de üzerinde uzlaşılan anlaşmanın, bu hedeflerden belki de en zor olanına, iklim değişikliğiyle mücadeleye ilişkin bir yol haritası ortaya koyduğunu belirterek “Düşük karbonlu ve iklim değişikliğine dirençli bir ekonomiye geçişi amaçlayan bu yol haritası ne demek? Sera gazı emisyonlarının azaltılması için üretim ve tüketim süreçlerinde, yaşam biçimimizde değişim demek: yani ulaşımdan, gıdaya, enerjiden, sanayiye kadar birçok alanda üretim ve tüketim süreçlerini çevresel maliyetleri göz önüne alarak yeniden tasarlamak demek. Bununla birlikte, küresel ısınmanın etkilerine dirençli bir yaşam biçimi demek. Tüm bunlar ise teknolojinin, Ar-Ge’nin, finans dünyasının bu dönüşümü gerçekleştirecek kapasiteyi, mekanizmaları, araçları hızla oluşturmasına ihtiyaç var demek. Artık iklim değişikliği konusu alışılagelmiş sektörel alanlar dışında da öncelikli ele alınıyor: örneğin, sigorta sektöründen bir örnek vermek gerekirse,  Münih İklim Sigortası Girişimi kapsamında kalkınmakta olan ülkelerdeki 400 milyondan fazla kişiye destek olma hedefiyle yeni modeller tasarlanıyor. Dünya Ekonomik Forumu’nda sanayide dönüşüm olgusunun konuşulduğu platformlarda konu iklim değişikliğine geliyor, döngüsel ekonomi tartışılımaya başlandı. Biz de TÜSİAD olarak 17 Mart’ta Sanayi 4.0 yaklaşımının Türkiye için potansiyelini ve fırsatları ele alan çalışmamızı kamuoyu ile paylaşacağız. İletişim teknolojileri, robotlar, biyo-teknoloji, malzeme bilimi, nano-teknoloji gibi birçok alandaki ilerleme bize bir başka gerçeği gösteriyor. Enerjiyi depolayan teknolojiler, üç boyutlu yazıcılar, kuraklığa dayanıklı tohumlar gibi bir dizi çığır açan buluşu tetikleyen değişim ve dönüşüm baskısı, yalnızca çevresel ve sosyal sorunların sonucu değil, aynı zamanda ekonomik gelişimin yarattığı bir fenomen” dedi.

    Atık yönetimi ve enerji verimliliği gibi alanlardaki yeni yaklaşımlardan doğan döngüsel ekonomi olgusunun da bu dönüşümün bir başka boyutunu ortaya koyduğunu söyleyen Symes, Avrupa’da döngüsel ekonomi prensipleri uygulanarak gerçekleştirilecek teknolojik dönüşümün 2030 yılında net 1.8 trilyon Euro kar sağlayacağı tahminleri yapılıyor” dedi. Symes, artık ürünün yaşam dönemi en uzun olacak şekilde tasarlanması ve üretilmesine yönelik Ar-Ge ve inovasyon çalışmalarında yoğunlaşıldığını belirterek “Sadece atıkların yeniden kullanılması değil ürünün kendisinin ya da yan ürünlerin hammadde veya yakıt olarak yeniden ekonomik döngü içine girmesi artık yatırım planlamalarının bir parçası oluyor. Çevresel kaygılar ve iklim değişikliğiyle mücadele iş dünyasına önemli bir sorumluluk yüklüyor. Memnuniyetle belirtmek isterim ki yatırım kararları daha çevre ve iklim dostu hedefleri içermeye başladı. Ar-Ge ve inovasyon faaliyetlerinin mevzuatta yapılan son iyileştirmelerle bu çabalara önemli katkılar sağlayacağına inanıyoruz.  Bununla birlikte, çoğunluğunun özel sektör tarafından yapılması öngörülen düşük karbonlu ve yüksek verimli teknoloji yatırımları için, öngörülebilirlik ve politikalarda uyum ihtiyacı önemle vurgulanması gereken bir konu olmaya devam ediyor” şeklinde konuştu.

    TÜSİAD Başkanı Cansen Başaran-Symes konuşmasını şu şekilde sonlandırdı: “Konuşmamın başında, TÜSİAD olarak, iklim değişikliğiyle mücadele konusunu birincil önemdeki konular arasında gördüğümüzü belirttim. Şimdi de bu mücadelede etkili uygulama için önemli gördüğümüz bazı konuları sizlerle paylaşmak isterim. Negatif etkilerini yaşamaya başladığımız iklim değişikliğiyle mücadelede ortak çabayı gösteren Paris Anlaşması’nın tarafları arasında olunması ülkemiz açısından mutlak bir önemdedir. Öte yandan, dünya ekonomisini de şekillendireceğine inandığımız bu anlaşmada ülkemizin konumunun, gelişmekte olan ülkelere yönelik finansal destek ve teknoloji transferi mekanizmalarından yararlanacak şekilde netleştirilmesi de eşdeğer gerekliliktedir.Bunu mümkün kılacak adımların uluslararası platformlarda ivedilikle ve kararlılıkla atılacağını düşünüyoruz. COP21 dönem başkanı Fransa’nın bu yönde desteğini sürdürmesini bekliyoruz. Öte yandan, ulusal düzeyde iklim değişikliğiyle mücadeleye yönelik tüm plan ve politikaların bir an önce net bir şekilde tariflenmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu süreçte de; Çevresel, ekonomik ve sektörel hedeflerin bütüncül bir anlayışla ve birbirini tamamlar şekilde ele alınmasını; Etkili uygulamayı mümkün kılacak regülasyonların ve altyapının uyumlu bir takvimleme yapılarak hayata geçirilmesini; Uygun finansman mekanizmalarının eşzamanlı tasarlanmasını önemli görüyoruz. İklim Değişikliği Ulusal Eylem Planı’nın gözden geçirilmesi bu kapsamda bir ilk adım olacaktır. Bu politikalar dahilinde, sanayide enerji verimliliğini artırmaya ve yeni teknolojileri geliştirmeye yönelik yatırımların teşvik edilmesi öncelikli olmalıdır. Bu anlayışla Ar-Ge ve inovasyon vizyonumuz düşük karbon ekonomisini de merkeze alacak şekilde geliştirilmelidir.   Elektrik piyasalarının verimliliği özendirecek bir yapıya kavuşturulması için ilave tedbirler alınmalıdır. Yenilenebilir enerji kaynakları potansiyelimizin kullanılmasına yönelik son yıllarda sağlanan ivme artarak devam ettirilmelidir. Biz de TÜSİAD olarak iklim değişikliği ile mücadeleye yönelik politikaları oluşturma sürecindeki çalışmalara katkı sağlamak üzere, piyasa temelli ve düzenleyici araçları maliyet ve etkinlik açısından ele alacak bir projeyi başlatıyoruz. TÜSİAD’ın 45. yılında gerçekleştireceğimiz bu projemizle, politika yapıcılara sunacağımız önemli bir etki değerlendirme çalışmasını gerçekleştirmeyi hedefliyoruz. Biraz sonra konuk konuşmacılarımız ve panelistlerimiz anlaşmanın içeriğini farklı yönleriyle ve çok etraflıca ele alacaklar. Ben bu noktada Davos Forumundan bir alıntı ile bu zorlu sürecin başarısı için gerekli gördüğüm unsuru paylaşmak isterim: “Bir planınız yoksa hedefler sadece dileklerdir”.

  • Tüsiad Başkanı Cansen Başaran Symes Terörü Lanetledi

    Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Cansen Başaran Symes, Ankara’da 28 kişinin hayatını kaybettiği terör saldırısını lanetleyerek, “Bu tarifi imkansız insanlık dışı saldırıda hayatını kaybeden herkesin ailelerine ve yakınlarına baş sağlığı, sabır ve yaralılara da acil şifalar diliyorum” dedi.

    TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Cansen Başaran Symes, Conrad Otel’de düzenlenen CFO Summit 2016 programının açılış konuşmasını yaptı. Cansen Başaran Symes, Ankara’da 28 kişinin hayatını kaybetmesine neden olan terör saldırısını kınayarak, “Maalesef dün akşam üzeri Ankara’da düzenlenen terör saldırısıyla toplum olarak bir kez daha sarsıldık. Bu tarifi imkansız insanlık dışı saldırıda hayatını kaybeden herkesin ailelerine ve yakınlarına başsağlığı, sabır ve yaralılara da acil şifalar diliyorum” dedi.

  • Tüsiad Başkanı Symes: “Mülteci Meselesi Tarihe Geçecek”

    TÜSİAD Başkanı Cansen Başaran-Symes,TÜSİAD’ın 46. Olağan Genel Kurulu’nda gündemdeki mülteci meselesine değindi Symes, konuyla ilgili olarak “Mülteci meselesi tarihe geçecek” dedi.

    TÜSİAD’ın 46. Olağan Genel Kurulu, bugün Çırağan Sarayı’nda gerçekleştirildi. Genel Kurul toplantısının ilk bölümünde Mustafa Koç’un anısına özel bir bölüm düzenlendi. Ardından açılış konuşması için TÜSİAD Başkanı Cansen Başaran-Symes kürsüye çıktı. Symes, konuşmasında “Bu yılki Genel Kurulumuzu, Yüksek İstişare Konseyimizin eski Başkanı, TÜSİAD Onursal Başkanı, değerli üyemiz ve hepsinden önemlisi yeri doldurulamayacak dostumuz Mustafa Koç’un vakitsiz vefatından duyduğumuz acı henüz çok tazeyken yapıyoruz. Başta Koç ailesi olmak üzere, tüm sevenlerine, dostlarına, çalışma arkadaşlarına ve TÜSİAD üyelerine bir kez daha başsağlığı dileklerimi sunuyorum. Bugün size küresel ve ulusal ekonomimizdeki, iş dünyamız açısından önem arz eden kritik gelişmelerden, TÜSİAD olarak büyük önem verdiğimiz 64. Hükümet Eylem Planı ile ilgili görüşlerimizden, bu çerçevede gerçekleştirdiğimiz Ankara temaslarından ve gündemimizi aşırı şekilde ele geçirmiş olan siyasi reformlar ve özgürlük alanlarına ilişkin tartışmalardan bahsedeceğim” dedi.

    Temmuz ayından beri yüzlerce güvenlik görevlisinin şehit olduğuna ve sivil vatandaşlarında hayatlarını kaybettiğine dikkat çeken Symes, “PKK terör örgütü, adına konuştuğunu iddia ettiği Kürt vatandaşlarımıza hayatı zindan etmek için her şeyi yapıyor. Bugünden bir yıl önceye geri gidersek bölgede çözüm yoluna girildiğini, barış ve huzur ortamının sağlandığını ve hatta çözüm sürecinin ekonomik ayağına sahip çıkmak üzere bölgeye yaptığımız ziyaretleri hatırlamak ve hatırlatmak istiyorum. Elbette, sürecin yönetimi açısından, özellikle de şeffaflığı açısından sorunlarımız olduğunu da hatırlıyorum. Buna rağmen şiddetin ve terörün geri dönülmez bir şekilde gündemden kalktığı inancımız çok yüksekti. Bugün yeniden terörle topyekün mücadele noktasına gelmiş olduğumuzu üzülerek görüyoruz. Geriye bakmak istemiyorum; yeniden umutla ileriye bakmak istiyorum. Çatışmaların bir an önce durması, PKK’nın derhal şiddete son vermesi ve siyaset kanallarının yeniden açılarak, barışçı çözüm yoluna dönülmesi gerekir. Yüce Meclis’e tarihsel bir görev düştüğüne inanıyorum. İki gün önce Ankara’da TBMM Başkanımız’ı ziyaret ettik. Bu buluşmanın sonunda iç barışın Meclis içinde anlamlı bir uzlaşmanın sağlanmasıyla ve topluma bu ışığın yansıtılabilmesiyle mümkün olabileceğini bir kez daha gördük. Çevremizdeki ateş şiddetlenir ve çöküş hızlanırken Türkiye’nin toplumsal barışa her zamankinden daha fazla ihtiyacı var” şeklinde konuştu.

    Suriye’de yaşanan olaylara da değinen Symes, “Suriye’de süren vekalet savaşları komşumuzun toplumunu hallaç pamuğu gibi dağıttı. Sınırımızın hemen güneyinde, dünyanın en eski yerleşim birimlerinden, Halep şehrinin insanları canlarını sınırlarımıza dar atıyorlar.

    Bu noktada bir tespitimi sizinle paylaşmak isterim. İltica ve göç konusu sadece uluslararası anlaşmalar, mali paketler “kendi ülkemizi mülteci akınından nasıl koruyacağız” meselesi değildir.

    Göçü, Suriye örneğine bakarak sadece savaş kaynaklı bir olguya indirgemek de mümkün değildir. Savaşlardan kaçan insanların yanı sıra daha iyi ve daha özgür bir yaşam için canını hiçe sayarak gelişmiş ülkelere iltica etmeye çalışan binlerce insan söz konusu. Bu sorunun kaynaklandığı coğrafyada çözülmesi şarttır” dedi.

    Cansen Başaran-Symes, Çin’in yeni G20 döneminde, kapsayıcılık olgusunun dünya genelinde yaygınlaştırılması, içselleştirilmesi ve ülke politikalarına yansıtılabilme konusunu hassasiyetle ele alacağını belirterek “Geçtiğimiz hafta sonu TÜRKONFED’le birlikte KOBİ’ler ve Teknoloji başlıklı konferansı gerçekleştirmek üzere Hatay Antakya’daydık. Antakya ziyaretimiz ülke olarak yapmamız gereken şeyin çok yalın olduğunu bize bir kez daha hatırlattı: Farklılıklarımızdan, farklı kültür ve inançların bir arada yaşamasından kaynaklanan gücümüze ve bu mozaiğe sonuna kadar sahip çıkmalıyız. Hep birlikte el ele vererek, terörün ve kutuplaşmanın ülkemizde kökleşmiş bu kardeşlik ortamını bozmasına izin vermemeliyiz. 2016 yılına iktisadi açıdan maalesef artan belirsizliklerle girdik. Bu sene küresel krizin 8. Yılı ve açıkça ifade etmeliyim ki, en kötüsü geride kaldı diyebilecek durumda değiliz. Krizden bu yana küresel büyüme hızı ortalama %30 kayıpla devam ediyor. Küresel büyümenin önemli motorları olağanüstü yavaşladı. Artık gelişmiş, gelişmekte olan ayrımı yapmamıza da gerek kalmadı. Tüm hatlarda büyüme hız kaybediyor” şeklinde konuştu.

    Küresel ekonomiyi etkileyen siyasi ve sosyolojik gelişmelerin olduğunu söyleyen Symes, “Geçtiğimiz on-onbeş yılın mucize ülkeleri, gelişmiş olsun, gelişmekte olsun kapsayıcı büyüme anlayışından uzaklaştıkça sıkıntıya düştüler. Sürdürülebilir büyümenin en önemli bloku olan orta sınıfların kazanımları erimeye başladı, gelir dağılımı her anlamda bozuldu. Kayırmacılık, kaynak israfı, yolsuzluk ve kurumsal erozyonun ne türden ekonomik ve toplumsal çalkantıları tetiklediğini izliyoruz. Bugün yeniden kapsayıcı büyüme, sürdürülebilirlik olguları, siyasilerin gündeminde. Umut ediyoruz ki, son on yıldan alınan dersler yeni ekonomik büyüme politikalarının oluşturulmasına katkı sağlar. Nitekim sizler de biliyorsunuz, TÜSİAD’ın 2015-2016 programının ana etkinliklerini kapsayıcılık anlayışı ile ilişkilendirerek oluşturduk” dedi.

    “MÜLTECİ MESELESİ TARİHE GEÇECEK”

    Mülteci meselesini, “Her halde bu yüzyılın en önemli siyasi ve sosyolojik olgusu olarak tarihe geçecek” ifadeleriyle tanımlayan Symes, “Öyle ki, Avrupa Birliği’nin bütünlüğünü sarsacak boyutlara ulaştı. Birlik üyelerinden bazılarının kurumun temel ilke ve değerlerinden ayrıldığını şaşkınlık içerisinde takip ettik. Avrupa ekonomilerinde görülen durağanlık ve işsizlik aşırı sağın yükselişine yansıdı, demokratik düzeni yıprattı. Korkarım AB değerlerini restore etmek zaman alacak. Her şeye rağmen, AB demokrasi kültürünün bu saldırıyı püskürteceğine inanıyorum. Türkiye dışa açık bir ekonomi olması nedeniyle dış talep yetersizliğinden büyük zarar görüyor. Sosyal dengelerimizin korunabilmesi ve güçlendirilebilmesi için daha yüksek bir büyümeye ihtiyacımız olduğunu sıklıkla ifade ettik. Türkiye, sanayileşmesini tamamlamamış bir ülke olarak mevcut işsizlik rakamlarını en azından sabit tutabilmek için en az yüzde 5 büyümeyi yakalamak durumundadır. Bu büyümenin gerektirdiği iç tasarruf veya dış tasarrufu bulabilmek hiç de kolay değil. İçeride yatırımlar artmıyor, enerji fiyatlarındaki düşüşe rağmen cari işlemler açığımız halen riskli bir noktada. Dolayısıyla, iki konu bizim açımızdan muazzam önem taşıyor. Birincisi, makroekonomik istikrara zarar verecek en ufak bir söylem veya tutuma müsamaha göstermemeliyiz. Bu noktada hemen ifade etmek istiyorum, göz göre göre artan enflasyonu iyi irdelemek ve bu artışa muhakkak son vermek durumundayız. İkinci önemli konu, 64. Hükümetin Eylem Planıdır. Geçtiğimiz haftalarda önemli sayıda bakanımızı ve hemen bu hafta başında da Sayın Başbakanımızı ziyaret ederek hem makroekonomik istikrar, hem de eylem planıyla ilgili görüş alışverişinde bulunduk. İşbirliği içinde gelişmeleri yakından takip etmeye devam ediyoruz. Hükümetin reform konusunda kararlı tutumunu görmekten memnunuz. Ancak önemle belirtmek isterim ki, içinde bulunduğumuz küresel iktisadi durum eylem planının kesinlikle ve kesinlikle, etkili bir şekilde uygulanmasını zorunlu kılıyor” dedi.

    Türkiye’ye yatırım yapmaya hevesli ancak ülkemizden olumlu gelişmeler bekleyen potansiyel yatırımcıların bulunduğunu ifade eden Symes,”Küresel ekonomik koşulların düzelmesini beklemeyeceğimize göre, eylem planının etkili uygulanması hepimizin ortak sorumluluğu olmalıdır. Faaliyet raporumuzda göreceğiniz üzere, eylem planının hayata geçirilmesinde kritik öneme sahip bir dizi konu zaten TÜSİAD programında vardı. Geçtiğimiz yıl gündeme hakim olan siyasi gelişmeler, iki seçim ve terör patlaması arasında TÜSİAD her dönemde olduğu gibi, Türkiye’nin ekonomik olarak daha etkili yeni bir platforma sıçraması için neler yapılması gerekir diye kesintisiz çalıştı. Örnek vermek gerekirse Sanayi 4.0 projemiz, büyük veri üzerine çalışmalarımız, STEM (Bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik) eğitimi üzerine yaptığımız çalışmalar, gençlik, kadın ve KOBİ projelerimiz, hep Türkiye ekonomisinin rekabet gücünü artırmak, dijital atılım yapmak için üzerinde çalıştığımız projeler. Tüm çalışmalarımızı burada tek tek sıralamayacağım. Faaliyet kitapçığımız elinizde var. Genel Sekreterimiz Zafer Yavan da sizlere bunu detaylı bir şekilde sunacak” dedi.

    Yaklaşık 10 yıldır süren küresel krizin 20. yüzyılda oluşturulmuş özgürlükçü demokratik değerlerini zedeler noktaya geldiği vurgulayan Symes, “Eğer dünya yeniden özgürlükçü demokratik değerlere dönüş istikametinde hareket etmez ise aslında ekonomik krizden çıkmak daha zorlaşacak. Yeni iktisadi düzende kapsayıcı büyüme ve yenilikçi rekabet, özgürlükçü, demokratik bir yapıyı, şeffaf, hesap verebilir bir hukuk devletini gerektirmektedir. Bu noktadan Türkiye’ye bakmak istiyorum. Toplumda yargıya güven yeterli değil. Maalesef kimse aksini iddia da etmiyor. Yargı bağımsızlığının ve yargıya güvenin zayıfladığı, hukukun öngörülebilir olmadığı bir ülkede elde edilen ekonomik başarıları sürdürebilmek mümkün değildir.Konuşmamın içinde sizlerle paylaştığım makroekonomik istikrar ve eylem planının etkili uygulanması, eğer meclisi ile, hükümeti ile, sivil toplum örgütleri ile, iş dünyası örgütleri ile özgürlük ve hukuk açığını kapatmak için çaba sarf etmezsek anlamını yitirecektir” şeklinde konuştu.

    TÜSİAD Başkanı Cansen Başaran-Symes konuşmasını şu şekilde sonlandırdı: “Bunca yıllık demokrasi deneyiminin ardından ifade ve düşünce özgürlüğünün hala tartışılmasından huzursuzluk duyuyorum. Demokrasinin temel dinamiği olan ifade özgürlüğüne yönelik yaygın tahammülsüzlüğü süratle aşmalıyız. Yoksa bu tahammülsüzlük toplumu ve geleceğimizi köreltecektir. Şiddete çağrı olmadıkça çok seslilikten korkmamalıyız. Bir düşünün, çok sesli olmayan bir toplumda, yeni anayasa nasıl tartışılabilir, AB uyumu nasıl müzakere edilebilir, bölgesel kalkınma nasıl tartışılacak, sormak isterim.Son olarak üzerine titrememiz gereken laiklik ilkesine değinmek isterim. Özgürlükçü laiklik anlayışı, bireyselleşmenin temelini oluşturur. Bu temel üzerinde bilimsel düşünce, inisiyatif alma, sorgulama, araştırma olguları yükselir. Nitelikli eğitim yoluyla elde edeceğimiz bu özellikler toplumun gelişmişliğinin olmazsa olmazlarıdır. Biz yetişkinlerin sorumluluğu elde edilen kazanımları artırarak yeni nesillere devretmektir. Bunu yapmazsak insanlık, yurttaşlık görevimizi ve gelecek nesillere karşı sorumluluğumuzu yerine getirmemiş oluruz. Gerek yeni anayasanın yaratacağı heyecan ve umut, gerekse AB normlarında özgürlüklerin genişletilmesi için yapılacak düzenlemelerle Türkiye’nin müreffeh ve huzurlu geleceğine yöneleceğine inanıyoruz”.