Etiket: Sütünün

  • Karanfil ve broşür dağıtarak anne sütünün önemini anlattılar

    Her yıl 1-7 Ekim’de kutlanan Dünya Emzirme Haftası nedeniyle Özel İmperial Hastanesi’nde hasta ve hasta yakınlarına karanfil ve broşür dağıtılarak, anne sütünün önemi anlatıldı.

    Dünyada her yıl Ekim ayının ilk haftasında kutlanan Emzirme Haftası kapsamında Özel İmperial Hastanesi’nde bir etkinlik düzenlendi. Etkinlik kapsamında Hastane İşletme Müdürü Hakan Sağlam ve beraberinde Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürü Perihan Sarıdaş, Halkla ilişkiler Müdürü Sema Küçükosman, Müdür Yardımcısı Fatma Ülker, Hasta Hakları Sorumlusu Özge Kesici ve Kalite Yönetim Direktörü Elif Bayrak ile birlikte hasta ve hasta yakınlarına karanfil ve bilgilendirme broşürü dağıtıldı. Çeşitli ikramlarında yapıldığı etkinlikte hasta ve yakınlarına, anne sütünün önemi anlatıldı.

    “Emzirme Haftası” dolayısıyla farkındalık oluşturmak için etkinlikler düzenlediklerini belirten Hastane İşletme Müdürü Hakan Sağlam, bebeklerin sağlıklı büyüme ve gelişmesi için anne sütüyle beslenmenin en uygun yöntem olduğunu söyledi. Anne sütünün bebeklerin hem fiziksel hem de ruhsal gelişimi için son derece önemli olduğuna dikkat çeken Sağlam, “Emzirme haftası dolayısıyla servislerimizde ve polikliniklerimizdeki annelere ikramlarda bulunarak karanfil takdim ettik. Amacımız geleceğimiz olan çocuklarımızın kendileri için en ideal besin olan anne sütü ile beslenmelerini sağlayarak sağlıklı nesiller yetişmesine katkıda bulunmaktır” ifadelerini kullandı.

  • Ağrı’da arı sütünün kilosu 3 bin liradan satılıyor

    1632 rakımlı Ağrı’da yaylalarda ve köylerde arıcılar tarafından elde edilen ve birçok hastalığa iyi geldiği söylenen arı sütünün kilosu 3 bin liraya satılıyor.

    Dünya’da üretilmesi en zahmetli ve en pahalı sütü olan arı sütünü yediden yetmişe herkes kullanabiliyor. Arı sütünün vatandaşlar arasında bağışıklık sisteminden, kısırlık ve unutkanlık başta olmak üzere birçok hastalığa iyi geldiği biliniyor. Buzdolaplarında muhafaza edilen arı sütünün kilosu 3 bin liradan alıcı bekliyor. Dünyanın en pahalı ürünleri arasında gösterilen arı sütünü vatandaşlar çoğu zaman bal üreten yerlerden alıyorlar. Gram halinde de satılan arı sütünün 5 gramı 15 liradan satılıyor.

    Kent merkezine bağlı Çakıroba Köyü’nde uzun yıllardır arıcılık yapan Caner Altın ve ailesi ürettikleri arı sütünü baharat dükkânlarında satıyorlar. Köyde 200 kovanla arıcılık yaptıklarını söyleyen Altın, arı sütünün dünya’da en pahalı ürünlerden olduğunu ve vatandaşların kilo olarak alamadıklarını belirtti. Arı sütünün onlarca hastalığa faydalı olduğunu vurgulayan Altın, “Biz köyümüzde uzun bir süredir arıcılık faaliyetleri ile uğraşıyoruz. Ballarımızı hem iş yerimizde hem de sipariş üzerine Türkiye’nin dört bir yanına gönderiyoruz. Elimizde bulunan arıların çok zahmetli ve ince işçiliği ile elde edilen arı sütüne vatandaşlar yoğun ilgi gösteriyor. Kilo işi satamasak ta gram halinde satıyoruz. Yüzlerce müşterimiz var, arı sütünün faydaları satmakla bitmez, pahalı olmasının nedeni çok az bulunması ve çok faydalı olduğundandır” dedi.

  • Dr. Hasibe Uyğun Küçükapan: “Annenin, anne sütünün bir mucize olduğuna inanması gerekiyor”

    Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Hasibe Uyğun Küçükapan, bebeklere ilk 6 ay anne sütü verme oranının yüzde 30’larda olduğunu belirterek, “Annenin gebelik öncesinde anne sütünün bir mucize olduğuna, bebeğinin ilk aşısı olduğuna, bebeğinin her gereksinimini karşılayacağına ve ekstra hiçbir şey vermesi gerekmediğine öncelikle inanması gerekiyor” dedi.

    Konya Hospital Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Hasibe Uyğun Küçükapan, Türkiye’de 2008 verilerine göre ilk 6 ay anne sütü verme oranının yüzde 40’larda olduğunu belirterek, “Maalesef bu oran şimdilerde gerek sağlık çalışanlarına gerek annelere verilen eğitimlere rağmen yüzde 30’lara kadar gerilemiş durumda. Aslında biz mucize olduğundan zerre şüphemiz olmadığı anne sütünü çok da güzel anlatamıyoruz ve gerçek hayata geçiremiyoruz. Bunun tek bir sebebi yok. Bu multifaktoriyel ama her işte olduğu gibi bunda da inanmakla başlıyor. Annenin gebelik öncesinde anne sütünün bir mucize olduğuna, bebeğinin ilk aşısı olduğuna, bebeğinin her gereksinimini karşılayacağına, ekstra hiçbir şey vermesi gerekmediğine öncelikle inanması gerekiyor. Çevresi ve hekimi tarafından da cesaretlendirilmesi gerekiyor” dedi.

    “Zemzem hurma gibi yiyecekler bebeğe değil anneye verilmeli”

    Uzman Dr. Hasibe Uyğun Küçükapan, gebelik sonrasındaki loğusalık sürecinin anne için sıkıntılı bir süreç olduğunu da vurgulayarak, “Bu süreçte annenin sürekli bir motivasyona ihtiyacı var. Özellikle ülkemizi baz alırsak ve Konya ilini göz önünde bulundurursak mahalle baskısı diyebileceğimiz anneanne ve babaannelerin etkisi çok fazla. İlk yarım saat, bir saatte bebeği emzirmeyi çalışıyoruz. Aileye de bunu tembihliyoruz ama sezaryenle doğum ise anne, bebek henüz kavuşamıyorken bebeğe zemzem, hurma veriliyor ama bunlar anneye verilsin bebeğe değil. Henüz bilye kadar bir midesi olan bebeğe bunları verirsek anneyi emme isteğinin kaybolacağını, anneyi emdikçe annesinin sütünü artıracağını ve anne sütü o kadar kıymetli ki neredeyse bir ömür diyebileceğimiz çoğu hastalıklara karşı onu koruyacağını, en az 2 yaşına kadar ona en uygun besin olacağını anlatmak istiyoruz. Bu konuda da gerek hastane olarak gerek biz poliklinikte kendi çalışmalarımızla aileleri destekliyoruz. İhtiyaçları olduğu takdirde onlara hem eğitimler vererek hem de bizzat göstermeli olarak yardımcı olup desteklemeye çalışıyoruz” diye konuştu.

  • Manda sütünün markalaşma yolculuğu

    Kızılırmak Deltası’nda Manda Sütünün Markalaşma Yolculuğu eğitim toplantısı gerçekleştirildi.

    Toplantıda manda sütünden üretilen ürünlerinden marka oluşturularak ülke ekonomisine ve çiftçiye katkı sağlaması için yapılması gereken çalışmalar ele alındı. Kızılırmak Deltası Kuş Cenneti ziyaretçi konaklama merkezinde gerçekleştirilen toplantıya, Orman ve Su İşleri 11. Bölge Müdürü Mehmet Sıddık Kılınçer, Kırsal Kalkınma Daire Başkanı Mehmet Akif Özdemir, Samsun İli Damızlık Manda Yetiştiricileri Birlik Başkanı İsmail Metin, Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu(TKDK) Proje Uzmanı Volkan İmren, KOSGEB Samsun İşletme Geliştirme Müdürlüğü KOBİ Uzmanı Alp Arslan, Gıda, Tarım İl Müdürlüğü Ziraat Yüksek Mühendisi Hasan Çapkın, Bafra İŞKUR Müdürü Yakup Ergenlik ve manda üreticileri katıldı.

    Orman ve Su İşleri 11. Bölge Müdürü Mehmet Sıddık Kılınçer yaptığı konuşmada, “Bir çok sulak alanın kendisini kontrol etmesi, sazlıkların kendisini yenilemesi kuşlar ve böcekler için korunan alanlar oluşturması açısından mandaların Kızılırmak Deltası’nda ayrı bir önemi vardır. Mandalar Kızılırmak Deltası kadar ne kadar önemli ise de sulak alanlarda mandalar kadar önemlidir. Çünkü sulak alanlar mandalar için hayati önem taşımaktadır. Manda yoğurdu ve kaymağı tükenmeye yüz tutmuş organik bir servet niteliğindedir. Manda yoğurdu ve sütü, bilinen inek, keçi ve koyun sütünden daha fazla kalsiyum ve iki kat daha fazla proteine sahiptir. Yüzde 60 kalsiyum, yüzde 40 protein içeren manda sütü kolesterol bakımından da oldukça düşüktür. Özellikle son yıllarda organik ürünlere talebin ciddi bir şekilde artması sonucu talepleri karşılama adına önemli bir pazar ve iş kolu oluşturmaktadır. Özellikle süt, yoğurt ve kaymak gibi ürünlerin organik marka halinde etiketlenmesi, gıda güvenliği açışından şekillendirilmesi ve hak etmiş olduğu fiyat aralığında pazar bulabilme olanakları araştırılmalıdır. Deltada en önemli sorunlarımızdan biriside markalaşma ve fiyat konusunda önemli pazarlara önemli bir pay alabilme sorunudur” dedi.

    Bölge Müdürü Kılınçer’in konuşmasının ardından proje uzmanları tarafından markalaşmanın önemi, TKDK hibe ve destekleri, KOSGEB hibe ve destekleri, girişimcilik ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı hibe destekleri konucunda manda üreticileri bilgilendirildi.

  • Margarin anne sütünün kalitesini düşürüyor

    Dicle Üniversitesi (DÜ) Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mikdat Şimşek, çeşitli karışımlardan elde edilen margarin yağlarının kalp hastalıkları ve anne sütünün kalitesini düşürmesi gibi zararlarının olduğuna dikkat çekti.

    DÜ Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi ve GAP Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Mikdat Şimşek, 1870’li yıllardan itibaren özellikle savaşlarda askerlerin beslenmeleri için üretilen ve zamanla milyonlarca insanın kullandığı margarin yağlarının zararları hakkında bilgi verdi. Birçok insanın sofrasında bulundurduğu ve “oleo margarin” denilen yağdan üretilen margarin yağının birbiri içerisinde çözülmeyen karışımlardan oluştuğuna dikkat çeken Şimşek, “Margarin yağı bitkisel ve hayvansal yağlar ile suyun karışımından oluşmakta. Bunlar birbiri içerisinde çözülmediği için de arada tampon görevi gören değişik materyallerin oluşmasına sebep olabilmektedir. Öbür taraftan da bunlara tatlandırıcı özelliği katabilmek için de sitrik asit, ekşimiş süt altı suyu ve yoğurt katılmakta, renklendirici ilave edilmesi için de doğal yollardan havuçtan elde edilen beta karoten ilave edilmektedir. Bunların bir araya gelmesiyle de margarin yağı elde edilmektedir. Bunlar bir araya gelince de bunların kimyasal yapısındaki vitaminler bozulmaya sebep oluyor” dedi.

    “İnsan sağlığı açısından büyük risk taşıyor”

    Bu vitaminlerin bozulmasının insan sağlığı açısından büyük risk taşıdığını vurgulayan Şimşek, “Harvard Üniversitesinde margarin yağı ve normal yağ verilen kadınlar üzerinde yapılan araştırmada yağı kullanan kadınların koroner kalp hastalığına yakalanma olasılığı, kullanmayanlara oranla yüzde 53 daha fazla olarak tespit edilmiş. Margarin yağının zararlı etkileri üzerine araştırmalar hala devam etmektedir. Sonuç olarak margarin yağları şeker hastalığına, anne sütünün kalitesinin düşmesine, kötü kolesterolün yükselmesine, iyi kolesterolün de düşmesine yol açabilmektedir. Doğal yollardan elde edilen yağlardan beslenmemiz lazım. Hayvansal ve bitkilerden elde edilen bozulmamış yağlar normal yağlardır. Tereyağı, zeytinyağı ve benzeri yağları tüketmek daha sağlıklı bir toplum oluşmasına katkı sağlayacaktır” diye konuştu.