Etiket: Sürecinde

  • AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Yazıcı: “Çözüm sürecinde risk aldık”

    AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı, çözüm sürecinde büyük bir risk aldıklarını ve bunun ilk taahhüdünün Gezi olaylarında bozulduğunu söyledi.

    Şanlıurfa’da GAP Tarımsal Eğitim Merkezi’nde (GAPTEM) düzenlenen 17. Dönem Siyaset Akademisi’nin açılış konuşmasını yapan AK Parti İl Başkanı Zeynel Abidin Beyazgül, “AR-GE nedir, AR-GE çalışmaları nedir? AR-GE çalışmaları halkın ihtiyaçlarını tespit edip, halkın taleplerine göre o ihtiyaçları yerine getirmektir” dedi.

    AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı ise, AK Parti’nin siyasi hayatı hakkında bilgi verdi. Çözüm sürecine de değinen Yazıcı, “Türkiye 30 yılı aşkın bir süredir terörle mücadele ediyor. Bizden önceki hükümetler de mücadele etti ama terör bitmedi ve devam etti. Dağ kadrosuna katılımlar devam etti. Farklı bir bakış ortaya koyalım, dünya örneklerine bakalım dedik, bir süreç başlattık. İki buçuk yılı aşkın bir süre gerçekten kimse ağlamadı, kan akmadı. Büyük bir risk aldık. Bunlar AK Parti hükümetinin ayağının tökezlediğini zannettiler. İlk taahhütlerini Gezi olaylarında durdurdular. Dışarıya çıkaracaklardı silahlı güçlerini. Ceylanpınar’da, burada iki polisimizi gece evlerinde başlarına kurşun sıkmak suretiyle şehit ettiler, bozdular” ifadelerini kullandı.

    Programa Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı’nın yanı sıra AK Parti İl Başkanı Zeynel Abidin Beyazgül, AK Parti Şanlıurfa milletvekilleri, Büyükşehir Belediye Başkanı Nihat Çiftçi, Haliliye Belediye Başkanı Fevzi Demirkol, Eyyübiye Belediye Başkanı Mehmet Ekinci, Karaköprü Belediye Başkanı Metin Baydilli ve kursiyer katıldı. Programın ardından AK Parti İl Başkanı Beyazgül, Yazıcı’ya bir plaket takdim etti.

  • Başbakan Yardımcısı Canikli: “28 Şubat sürecinde kapatılan imam hatipler FETÖ’nün okullarına yaradı”

    Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli, 28 Şubat’ta imam hatip okullarının kapatılmasının Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) okullarına yaradığını söyledi.

    Giresun’da Anadolu İmam Hatip Lisesi’ne bağlı yurdun açılışını yapan Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli, yaptığı konuşmada 28 Şubat sürecinde başka birtakım tahribatla birlikte imam hatip okullarının da kapatıldığına dikkat çekerek, “Biz onu sadece özellikle salt ideolojik yaklaşımlarla böyle bir karar alındığını ve adımın atıldığını o zaman bu çerçevede değerlendirerek yorumlamıştık. Fiilen kapatılmıştı. Üniversiteye girişte dezavantajlı bir şekilde tablo ortaya koyarsanız tabi ki kimse tercih etmez. Fiilen böylelikle kapatılmış oldu” dedi.

    Bugün toplumda her veli, her ebeveynin çocuğunun nasıl eğitim alması gerektiği konusunda bir kanaati ve kararı olduğunu belirten Canikli, “Herkeste o hakka saygı duyar. Saygı duyması da gerekir. Hangi okul türüne evlatlarını göndermek isterse gönderebilir. Hiç kimsenin ona müdahale etme hakkı yoktur. Doğru ve demokratik bir yaklaşımdır. Devlet o imkanı onlara sunabilmeli. Aynı şekilde de bir veli çocuğunu biraz daha dini hassasiyetle imam hatip müfredatına uygun bir programda eğitim görmesini arzu ediyorsa diğerlerine yaklaşıldığı gibi aynı şekilde eşit ve tarafsız şekilde yaklaşmalı, aynı imkan ona da sunulmalıdır. Müdahale edilmemeli ve yönlendirilmemelidir. Ya da bu noktada baskı altına alınmamalıdır. Kim çocuğunu nereye göndermek istiyorsa göndersin. Devlet ve hükümet olarak bizim görevimiz bu vatandaşın talebinin yerine gelmesi için en iyi şekilde gerekli alt yapıyı sunmak ve hazırlamaktır” şeklinde konuştu.

    “İmam hatipler kapatılınca öğrenciler FETÖ’nün okullarına otomatik olarak yönlendirilmiş oldu”

    Bugün itibariyle imam hatip okullarında 1 milyon 150 binin üzerinde öğrencinin eğitim öğretim gördüğünü söyleyen Canikli, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bazı kişiler böyle bir sayıya ulaşılmasını eleştiriyor. Benzer bir yaklaşım 28 Şubat sürecinde ortaya konuldu, imam hatipler kapatıldı. O zaman biz onu sadece özellikle salt ideolojik yaklaşımlarla böyle bir karar alındığını ve adımın atıldığını düşünmüştük. Bugün çok daha farklı projelerin önemli başlangıç noktaları olduğunu anlıyoruz. Çocuklarının dini hassasiyeti olan bir okuldan mezun olmasını isteyen velilerin tercih ettiği bu okul kapatılınca bu şekilde talebi olan öğrencilerin hemen hemen büyük bölümü, hatta tamamına yakını Fetullahçı Terör Örgütü’nün okullarına otomatik olarak yönlendirilmiş oldu. Çünkü o alanda ona yakın bir hizmet vereceği ile yola çıkan Fetullahçı Terör Örgütü’nün okullarına bu kaynak o okullara yönlendirildi. Yani 28 Şubat sürecini dizayn eden gerçekleştirenlerinden amaçlarından biri de bu idi. Ve gerçekten imam hatipler kapatıldıktan sonra yüzbinlerce evladımız hem insan hem de parasal kaynak olarak Fetullahçı Terör Örgütü tarafından maalesef sömürüldü, kullanıldı ve bu terör örgütünün güçlenmesi, gelişmesi için inanılmaz bir şekilde onlara bu kaynak sağlandı. Bugün imam hatiplerdeki öğrenci sayısının bu kadar yüksek olmasına itiraz edenlere yakında yaşanan tarihi gerçeği hatırlatmakta fayda var.”

  • Mesleki yeterlilik sürecinde örnek güç birliği

    Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nın (BTSO) mesleki standartları yükseltmek maksadıyla 2014 yılında Bursa’ya kazandırdığı Mesleki Yeterlilik Sınav ve Belgelendirme Merkezi (MESYEB), Bursa İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile iş birliği protokolü imzaladı.

    Türkiye’nin en büyük sınav ve belgelendirme kuruluşu MESYEB ile Bursa İl Milli Eğitim Müdürlüğü arasında protokol imzalandı. İl Milli Eğitim Müdür Yardımcısı Ekrem Koz, Bursa’da 17 halk eğitim, 11 mesleki eğitim merkezi, 1 olgunlaşma enstitüsü ve 88 mesleki ve teknik Anadolu lisesinin bulunduğunu söyledi. Yapılan iş birliğinin mesleki yeterlilik sınav ve belgelendirme süreçlerinin daha hızlı ilerlemesine büyük katkı sağladığını kaydeden Ekrem Koz, “BTSO MESYEB, akredite olmuş önemli kuruluşlarımızdan birisidir. MESYEB ile İl Milli Eğitim Müdürlüğümüzün imkânlarımızı birleştirmek suretiyle mesleki eğitimin niteliğini artırmayı hedefliyoruz. Protokol ile MESYEB’in yapacağı mesleki yeterlilik sınavlarında Bursa İl Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı mesleki ve teknik kurum/okullarında görev yapan atölye ve meslek dersleri öğretmenlerinin imtihanlarda görevlendirilmesi, okulların mesleki eğitim uygulama alanlarının kullanılması ve geliştirilmesi konusunda iş birliği yapılacak. Protokolün hayırlı olmasını diliyorum” diye konuştu.

    BTSO MESYEB Genel Müdürü Ramazan Karakök, Türk Akreditasyon Kurumu’nun (TÜRKAK) TS EN ISO 17024 Personel Belgelendirme Standardı’na göre akredite olan ve Mesleki Yeterlilik Kurumu (MYK) yetkilendirme denetimlerini başarıyla tamamlayan merkezin 64 meslekte sınav ve belgelendirme hizmeti sunduğunu kaydetti. ramazan Karakök, alanında Türkiye’nin en büyüğü olan merkezin iş dünyasına yerel ve küresel ekonomide rekabet gücüne büyük katkı sağladığını söyledi.

  • Emzirme Sürecinde Sıvı Alımına Dikkat

    Uzman Diyetisyen Yasemin Batmaca, emzirme süresince sıvı alımına dikkat edilmesi gerektiğini belirtti.

    İrene Diet & Wellness Uzman Diyetisyen Yasemin Batmaca, konuya ilişkin olarak yaptığı değerlendirmede, “Mucizevi tek besin olan anne sütünün, annenin süt vermesine engel bir sağlık problemi yoksa, mutlaka ama mutlaka verilmesi gereklidir. Anne sütü, bebeğin fiziksel ve ruhsal gelişimi için son derece önemlidir. Bu önemli dönemde bebeğin sağlıklı büyümesi ve gelişmesi için çok önemli olan anne sütünün miktarı, kalitesi ve annenin besin depolarının dengesi için annenin yeterli ve dengeli beslenmeye çok dikkat etmesi gereklidir” dedi.

    Emzirme sürecinde normal ihtiyaca ek olarak gereken enerjinin mutlaka tüm besin gruplarından yeterli ve dengeli miktarlarda eklemeler yapılarak sağlanması gerektiğini anlatan Uzman Diyetisyen Yasemin Batmaca, “Emzirme sırasında bebek için üretilen sütün, bir kısmı annenin tükettiklerinden, bir kısmı da, hamilelik döneminde oluşturulan depolardan karşılanır. Yeterli süt üretimi için bir diğer önemli unsur yeterli sıvı tüketimidir. Emzirme sürecinde ortalama 3 litre sıvı alınmalı, bunun 2 litresi su, geri kalanı da bitki ve meyve çaylarından (rezene, ısırgan vb.), şekersiz kuru veya taze meyve kompostosu, tüketilen ayran, çorba gibi sıvılardan oluşmalıdır. Emziklilik döneminde yapılan önemli bir hata ağır şerbetli tatlıların, şekerli kompostoların tüketilmesidir. Şekerli yiyeceklerin süt yaptığına yönelik yanlış inanç, tüketilmelerinin ardından, su içme ihtiyacını artırmaları nedeniyle oluşmuştur. Bu nedenle kilo almamak ve yeterli sıvı tüketimini sağlamak için yeterli miktarda fakat şekersiz sıvı almalıdır” şeklinde konuştu.

  • 28 Şubat Sürecinde Atıldığı Üniversitede Şimdi Dekanlık Yapıyor

    28 Şubat sürecinde eşinin başörtülü olduğu gerekçesiyle üniversiteden atılan bir akademisyen, atıldığı üniversitede şimdi dekan olarak görev yapıyor.

    1996 yılında Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi’ne (OMÜ) bağlı olan Amasya’daki Eğitim Fakültesinde araştırma görevlisi olarak çalışmaya başlayan Prof. Dr. Yavuz Bayram, 28 Şubat sürecinde eşinin başının kapalı olduğu gerekçesiyle üniversiteden atıldı. Fakültede başarılı çalışma hayatı olan ve akademik kariyer planlayan Bayram, üniversiteden hukuksuz bir şekilde atıldığı gerekçesiyle mahkemeye başvurdu. Ancak mahkemeden umduğunu bulamadı. Ailesiyle birlikte zor zamanlar geçiren Bayram, bir dönem belediyede mevsimlik işçi kadrosuyla çalıştı. Daha sonra Amasya’da bir lisede edebiyat öğretmeni olarak görev yapmaya başladı. Bir süre sonra Hitit Üniversitesine açılan kadrolara başvuran Bayram, burada doçentliğe yükselerek bölüm başkanı oldu. Bu arada mahkeme süreci lehine sonuçlanan Bayram, OMÜ’ye başvurarak atıldığı üniversiteye geri dönüş yaptı. Şu an Prof. Dr. Yavuz Bayram edebiyat alanında birçok başarılı eseriyle birlikte OMÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanlık görevini yürütüyor.

    Prof. Dr. Yavuz Bayram, bin yıl sürecek zannedilen bir vicdansızlığın soğuğunda Türkiye’nin üşüdüğünü belirterek “Genç kızlar üniversite kapılarından çevriliyor, memurlar fişlenip devlet dairelerinden kovuluyor, siyasetçileri ve bürokratları hizaya getirecek tutuklama yapılıyordu. Hukukun egemenliği unutulmuş; egemenlerin hukuku işliyordu. Kargı gücüyle işleyen bir yargı algısı oluşmuştu. ‘Allah, bir daha yaşatmasın!’ denecek günlerdi” dedi.

    “KENDİNİZE YER BULSANIZ İYİ OLUR”

    1996 yılında asistan olarak üniversiteye başladığını hatırlatan Bayram, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “2001 yılında doktorayı bitirdim. O zaman üniversitede akademisyene aşırı ihtiyaç vardı. Biz 33a statüsünde görev yapıyorduk. Kanunda 33a, ‘hizmetine ihtiyaç olduğu sürece görevine devam eder’ yazıyor. Fakültede bölümde tek araştırma görevlisi bendim. İşimi en iyi şekilde yapmaya çalışıyordum. Bizde kanuna güvendik. 33a’lıların atıldığını öğrenince dekanın yanına çıktım. Dekan da bize ‘kendinize yer bulsanız iyi olur’ dedi. Sonra üniversiten atıldık. Yine dekanın yanına çıktım. Neden atıldığımı sorunca ‘Yavuzcum bazen yaşların arasında kurular da yanar’ dedi. Ben de dekana her türlü yasal zeminde hakkımı arayacağımı söyledim. 2005 yılında da üniversiteden ilişiğimiz kesildi. 10 yıl çalıştığımız okuldan atıldığımızın 2. günü bizden kimlik istediler. Bizim okula alınmamamız konusunda güvenlik görevlilerine talimat vermişler. Burada mesele benim eşimin başörtülü olmasıydı. Araştırma görevlisiyken bir toplantıda benim öğretim görevlisi olarak atanmam gündeme geldi. Fakat oradakiler benim eşim başörtülü olduğu için beni atamadı. Eşim de bu süreçte sıkıntılar yaşadı. Kazandığı üçüncü üniversitesine başörtülü olduğu için gidemedi. 28 Şubat’ta en büyük sıkıntıyı başörtüsü yüzünden zulüm gören, okullarına gidemeyen bayanlar yaşamıştır.”

    “MAHKEME LEHİME SONUÇLANDI”

    Mahkemeye dava dilekçesi verdiklerini söyleyen Bayram, “Biz olumlu bir haber beklerken mahkeme durdurma talebinin reddine karar verdi. Olacak şey değil. Sonra bölge idare mahkemesine gittik o da bizi haklı bulmadı. Sonra Danıştay’a başvurdum. Dava dilekçemi kendim hazırladım. Sonra mahkeme beni haklı bularak kararı bozdu ve mahkemeyi kazandım. Sonra tazminat davası açtım onu da kazandım” şeklinde konuştu.

    “EŞİM DE BÜYÜK ZORLUKLAR YAŞADI”

    Okuldan atıldıktan sonra öğretmenlik atamalarına başvurduğunu anlatan Bayram, sözlerini şöyle tamamladı:

    “Sonra belediyede başkan danışmanı olarak fakat mevsimlik işçi kontenjanında işçi kadrosunda çalışmaya başladım. Sonraki dönemde öğretmenlik atamalarına başvurdum ve Amasya’da bir lisede edebiyat öğretmeni olarak çalışmaya başladım. 2007’de Hitit Üniversitesinde kadro ilanı oldu ve Hitit Üniversitesine girdim. Bir yıl sonra doçent oldum. Orada da beni çalıştığım üniversiteden atanlar tarafından baskı gördüm. Bölüm başkanı olduktan sonra OMÜ’ye gelebilmek için üniversiteye başvuruda bulundum. Sağolsun şimdiki rektör Hüseyin Bey de olumlu yaklaştı. Bunun için kendisine teşekkür ediyorum. Sonunda araştırma görevlisi olarak atıldığım üniversiteye doçent olarak geri döndüm. Buraya geldikten sonra dekan yardımcılığı yaptım, profesör oldum. 2014’te de dekan oldum.”