Etiket: SÜRECİ

  • Çatalağzı ve Muslu’daki termik santral başvurusu ile ÇED süreci durduruldu

    Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, belediye başkanlarının şikayetini dikkate alarak Çatalağzı ve Muslu bölgesindeki yeni termik santral başvurusu ile ÇED sürecini durdurdu.

    Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Muslu ve Çatalağzı Belediye Başkanlıklarının şikayetini dikkate alarak Eren Enerji’nin yeni termik santral başvurusu ile Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) sürecini durdurdu.

    Bakan adına Genel Müdür Yardımcısı Ali Rıza Tanas imzası ile Zonguldak Valiliği’ne, Muslu Belediye Başkanlığı ve Atatürkçü Düşünce Derneği’ne sürecin durdurulduğuna ilişkin yazı gönderildi. Gönderiler yazıda, Zonguldak İl sınırları içerisinde yapılması planlanan termik santral projelerinin mevcutta yer alan termik santrallerle birlikte değerlendirilmesi neticesinde, ortaya çıkması muhtemel çevresel problemler ve insan sağlığına ilişkin hassasiyetler sıralanarak belediyelerin şikayetleri dikkate alındı.

    “ÇED süreci durdurulmuştur”

    Ali Rıza Tanas imzalı yazıda bakanlığa yapılan başvurunun ardından inceleme ve değerlendirme komisyonunun toplandığı ve neticesinde ÇED sürecinin durdurulduğu dikkat çekildi. Yazıda, şöyle denildi:

    “Zonguldak Eren Enerji Termik Santrali-IV (700 MWe/707,8MWm/1.677,5MWt) ve Derin Deniz Deşarjı’’ entegre projesi ile ilgili olarak ÇED Yönetmeliği’nin 8’inci maddesi kapsamında hazırlanan ÇED Başvuru Dosyası ile ilgili olarak 17.04.2015 tarihinde e-ÇED sistemi üzerinden Bakanlığımıza başvuru yapılmıştır. Proje ile ilgili olarak ÇED Yönetmeliği’nin 12’inci maddesi gereğince 27.09.2016 tarihinde gerçekleştirilen 1’inci İnceleme ve Değerlendirme Komisyonu toplantısı neticesinde bahse konu projeye ilişkin ÇED süreci durdurulmuştur.”

    Memnuniyetle karşılandı

    Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın Çatalağzı ve Muslu beldelerinde yapımı planlanan yeni santrali durduran karar ise memnuniyetle karşılandı. Muslu Belediye Başkanı Sabahattin Adıyaman ve Çatalağzı Belediye Başkanı Adnan Akgün; Çevre ve Şehircilik Bakanlığının, bölgesel hassasiyetleri ve kamuoyunun sağlığına dair duyarlılığına yönelik aldığı ÇED sürecini durdurma kararını memnuniyetle karşıladıklarını dile getirerek, haklı ve samimi mücadelelerinin verdiği bu sonucun tüm Zonguldak halkına hayırlı olmasını dilediler.

  • Hak-İş ve Hizmet-İş Genel Başkanı Arslan: “Toplu sözleşme süreci devam ediyor”

    Hak-İş ve Hizmet-İş Genel Başkanı Mahmut Arslan, “Hak-İş’e bağlı sendikaların yaklaşık 3 bin 100 adet toplu sözleşmesi süreci devam ediyor. Bunların 2 yıl içerisinde sadece yüzde 25’ini imzalayabildik. Onu da biz imzalamadık, Yüksek Hakem Kurulu’ndan yenilendi. Geriye kalan yüzde 75 taşeron işçinin 2 yıldan fazladır devam eden toplu sözleşme beklentisi var” dedi.

    Hak-İş ve Hizmet-İş Genel Başkanı Mahmut Arslan, Hak-İş’e bağlı Hizmet-İş Sendikası’nın Kıbrıs’ta gerçekleştirilen Genişletilmiş Başkanlar Kurulu kapsamında sohbet toplantısında gazetecilerle bir araya geldi. Arslan, taşeron ve mevsimlik işçiler sorunu, toplu sözleşmeye ilişkin rakamlar hakkında gazetecilerin sorularını yanıtladı. Taşeron işçilerin kadro sorununun çözülmesi gerektiğinin altını çizen Arslan, “Bu konuda ciddi bir çalışma yaptı hükümet. Ondan vazgeçtiğini ilan etti. Bütün taşeron işçilerin kamuda istihdam edileceğini söyledi. Bizi heyecanlandırdılar. Nasıl istihdam edileceği konusunda biz hayal kırıklığına uğramıştık. Çünkü orada, kısmen memur kısmen işçi, ikisinin arasında bir yerde bir çözüm önerilmişti, biz buna karşı çıktık. Aynı zamanda bizim yapmamız gereken görevimiz var. Sadece Hak-İş’e bağlı yaklaşık 220 bin işçinin toplu sözleşmesi şu anda tıkanmış durumda. Konfederasyonumuza bağlı sendikalarda tespitler yaptık. 2014-2015 Temmuzundan bu tarafa toplu sözleşme görüşmeleri çıkmaza girdiği için hükümet bir çerçeve sözleşme yapılması konusunda açıkçası çok istekli davranmayınca, Kamu İşverenleri Sendikası da taşeron toplu sözleşmelerinde inisiyatif almadığı için sadece Hak -İş’e bağlı sendikaların yaklaşık 3 bin 100 adet toplu sözleşmesi süreci devam ediyor. Bunların 2 yıl içerisinde sadece yüzde 25’ini imzalayabildik. Onu da biz imzalamadık, Yüksek Hakem Kurulu’ndan yenilendi. Geriye kalan yüzde 75 taşeron işçinin 2 yıldan fazladır devam eden toplu sözleşme beklentisi var. Gerçekten bu çok büyük bir haksızlık, bir adaletsizlik. AK Parti Hükümeti’nin çıkardığı bir kanundan dolayı işçiler toplu sözleşme hakkını kullanmaya çalışıyorlar ama aynı hükümet taşeron konusunda yeni bir düzenleme yapma düşüncesiyle toplu sözleşmeleri ihmal etti. Biz geçtiğimiz günlerde yaptığımız görüşmelerde yeniden buna hız verilmesini, taşeronla ilgili düzenleme yapılacaksa bunun bir an evvel ortaya konması, var olan toplu sözleşmelerin imzalanmasını bekliyoruz. Çünkü Yüksek Hakem Kurulu’na giden toplu sözleşmenin serencamı 1 yıllık bir zaman istiyor. İşçilerin sendikaya üye olup bakanlıktan tespit istemesinden, Yüksek Hakemden sözleşmenin sonuçlanmasına kadar geçen süre ortalama 1 yıl” ifadelerini kullandı.

    “Her şey yerli yerindeyse, o zaman biz de bu olumlu giden ekonomik yapıdan daha fazla pay istiyoruz”

    Arslan, Maliye Bakanı ve Çalışma Bakanının önümüzdeki günlerde bir araya geleceğini belirterek, toplu sözleşmelerin sonuçlandırılması konusunda yeni bir adım atılmasını beklediklerini dile getirdi. “15 Temmuz’un getirdiği travma çalışma hayatının gündemi de dahil Türkiye’nin bütün gündemini altüst etti” diyen Arslan şöyle devam etti:

    “Taşeron işçilerin toplu sözleşmelerinin imzalanması konusunda hükümetten yana adımlar bekliyoruz. Sayın Maliye Bakanından da bu konuda talepte bulunduk. Hükümetin bütün açıklamalarında, makroekonomik dengelerin olumlu yönde seyrettiğini ifade etti. Cari açık azalıyor, enflasyon düşüyor, bütçe açıkları olmadığı gibi bütçe fazla veriyor. Döviz dengede devam ediyor. Moody’s’in açıklamalarına rağmen ekonomide ciddi bir sarsılma söz konusu değil, her şey yerli yerindeyse, o zaman biz de bu olumlu giden ekonomik yapıdan daha fazla pay istiyoruz dedik. Toplu sözleşme adetleri açısından 3 bin 100 adet toplu sözleşmenin sadece 700’ü Yüksek Hakem Kurulu tarafından yenilendi. Bu hızla gidersek 2017’nin sonuna kadar bu toplu sözleşmeler sonuçlanmayacak. Bu da gerçekten büyük bir haksızlık. Yılbaşında biz kamunun yeniden sözleşmelerini yapacağız. Taşeron işçilerin bir önceki dönemden kalan sözleşmeleri var. AK Parti Hükümeti’nin taşeronlar konusunda getirdiği yasal düzenleme çok önemli bir eşiği aşmaktı. Toplam taşeron işçilerin büyük çoğunluğu Hak-İş üyesi. Şu anda bize verilen rakamlar 250 bin civarında işçinin sendikalara üye olduğu toplu sözleşme süreçlerini takip ettiğini, bunun 200 binden fazlası zaten Hak-İş’e bağlı sendikalara üye. Diğer konfederasyonların her ikisinin toplam taşerondaki üye sayısı 50 bini geçmiyor. Onun için bütün sorumluluk da bize ait. Hak-İş olarak taşeron işçilerin ağırlıkta olduğu bir örgütüz. Bunun çözüm konusunda da hükümete gerçekten büyük bir görev düşüyor. 15 Temmuz travması nedeniyle bunu birkaç ay gündeme taşıyamadık. Çünkü hepimizi ilgilendiren bir konu var. İşgal girişimine karşı Türkiye’nin ortaya koyduğu bir mücadele varken bunları konuşmanın tabi çok da anlamlı olmadığını düşünüyorum. Biraz bekledik. Şimdi Türkiye normal gündemine dönemeye başlayınca bir taraftan da bizim bu konuyu görüşmemiz gerekiyordu.”

    Mevsimlik İşçiler

    Mevsimlik işçiler konusuna değinen Arslan, “Geçici mevsimlik işçiler konusuna bir önceki hükümet döneminde, daha önceki hükümet döneminde, Sayın Faruk Çelik ile 2015 yılı toplu sözleşmesini imzalarken kamuda bir düzenleme yaptı. Geçici mevsimlik işçilerin 5 ay 29 gün olan çalışma sürelerinin işletmelerin ihtiyacına göre uzatılabileceğine yönelik bir protokole imza attık. Bunun gereğinin yapılması gerekir. Burada bir yasal düzenlemeye ihtiyaç var. Örneğin Orman Bakanlığında bazı işler vardır ki 12 ay yapılması gerekiyor. Halbuki yasaya göre orman yangın işçilerinin 5 ay 29 günden fazla çalışma imkanı yok. 2006 yılında kanun çıkarken dendi ki; ‘kamuda 6 aydan fazla geçici işçiler çalıştırılamaz.’ Dolayısıyla o günden bu güne kadar maalesef 5 ay 29 gün çalışmak zorunda arkadaşlarımız. Çıktıkları zaman başka yerlerde çalışamıyorlar. Toplum yararına çalışmada yer alamıyorlar çünkü toplum yararına çalışmada şart şu; hiçbir yerde sigortalı olarak çalışmamış olacak, hiçbir gelirleri olmayacak. Şimdi bunların hizmet akitleri askıda. Gelecek sene tekrar işe giriyorlar ama 6 aylık dönemde boş kalıyorlar. Sosyal güvenlik hakları, emeklilik hakları ciddi sıkıntıda. Bizim önerimiz şuydu, Bakan bey de kabul etmişti. Öyle işletmeler var ki, 7 ay, 8 ay çalışılması gerekiyor, bırakalım onlar çalıştırsın ama şeker fabrikası gibi, çay fabrikası gibi bunları biz 12 ay çalıştırmaya kalkarsak şeker fabrikalarını da, çay fabrikalarını da batırırız. Bir komisyon oluşturduk Türk-İş’ten Hak-İş’ten ve DİSK’ten ki DİSK’in pek yok bu konuda. 5 ay 29 gün çalışanların sayısı yaklaşık 30 bin civarı. Bunlar ormanda var 10 küsür bin bir o kadar ÇAYKUR’da var, şeker fabrikalarında var. Bunların büyük bir bölüm de Hak-İş’e üye. İşletmelerin ihtiyaçlarına göre 5 ay 29 günden fazla çalışabilsinler ama alt sınır 5 ay 29 gün olsun. Orman da desin ki, ‘bizim 7 ay çalıştırmamız gerekiyor.’ Yangın mevsimi uzuyor, kışın yangın işçileri başka işler de yapabilir, ÇAYKUR’da bazı birimler var ki 5 ay 29 günden fazla çalışması gerekiyor. Çay fabrikaların bakımı konusunda. İşletmeleri burada serbest bırakalım istendi. İşletme ihtiyacına göre 9 ay çalıştırsın, belediyeler de 12 ay hizmet versin. 12 ay çalışması gereken işçiye 5 ay 29 gün sınırı koyuyoruz. Bunu esnetelim dedik. Önceki talebimiz, bunlara kadro istiyoruz. 12 ay çalışacak şekilde fakat bu asla hükümet tarafından dikkate alınmadığı için esnettik biraz” ifadelerini kullandı.

    “Geçici işçilikten kurtulacağız derken taşeron işçiye yakalandık”

    2007’de 219 bin geçici işçiye kadro aldıklarını hatırlatan Arslan, “Bunların bir bölümü Orman Bakanlığı’ndaydı, belediyelerde ve diğer kamu kurumlarındaydı. O zaman sayın Başbakan Sayın Erdoğan bir daha bu konunun gündeme getirilmemek üzere kapatılmasını istedi ve bu geçici işçi çalıştırmaya son verilmesini istedi. 5 ay 29 gün şartı da bunu sağlama için getirilmişti. Biz yağmurdan kaçarken doluya yakalandık. Geçici işçilikten kurtulacağız derken taşeron işçiye yakalandık. Yasa 2006’da çıkarken geçici işçi çalıştırmasın kamu, bunun anlamı şudur, kadrolu işçi çalıştırsın ama biz geçici işçi çalıştırmaya sınır getirdik fakat kadrolu işçi alınmadı taşerona yönelme oldu. Şu andaki tablo hükümetin beklentilerinden çok farklı bir yere gitti. Hükümetler de haklı olarak, mesela Süleyman Bey Trabzon Milletvekili, çay bir kısmı Trabzon’da da var, o yaşananları görünce dedi ki ‘bu sorunu çözmemiz gerekiyor.’ Bunun çözümü de bir orta yol” şeklinde konuşu.

  • “Bin Yılın Şafağında 15 Temmuz Süreci” Trabzon’da her yönüyle konuşuldu

    Trabzon Büyükşehir Belediyesi ‘Bin Yılın Şafağında 15 Temmuz Süreci’ konulu panel düzenledi.

    Hamamizade İhsan Bey Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen panelin moderatörlüğünü gazeteci-yazar Ferhat Ünlü yaparken, panelistler Güvenlik Uzmanı Mete Yarar ve Gazeteci Süleyman Özışık Trabzonlular’la buluştu.

    Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Orhan Fevzi Gümrükçüoğlu, AK Parti Trabzon İl Başkanı Haydar Revi, MHP İl Başkanı Nihat Birinci ve Rusya Federasyonu Trabzon Başkonsolosu Dimitri Paladov’un hazır bulunduğu panele Trabzonlular yoğun ilgi gösterdi.

    Panelin açılışında hemşehrilerine seslenen Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Orhan Fevzi Gümrükçüoğlu, “Bu büyük topluluk bu aziz milletin, bu devletin nasıl bir dünya devleti olduğunu ve nasıl bir millet olduğunu hali ile göstermektedir” dedi.

    15 Temmuz’un uluslararası bir oyunun, katiller sürüsü ile ortaya koyduğu çok büyük bir ihanet olduğunu belirten Başkan Gümrükçüoğlu, “Sunucumuz ‘unutmadık, unutmayacağız’ dedi. Ama bir şey daha söyledi: ‘Unutturmayacağız.’ Unutturmamamızın yolu bu güzel teşriflerinizle birlikte bu meselenin en doğru ve sağlıklı tahlillerini bütün kuşaklarımıza iletebilmektir. 15 Temmuz’da canlarını kaybeden, gözünü kırpmadan şahadet mertebesine ulaşanların hepsini rahmetle anıyoruz. Başta yakınları olmak üzere aziz milletimize sabırlar ve başsağlığı temenni ediyoruz. Canını ortaya koyarak gazilik mertebesine ulaşan ve halen tedavileri sürmekte olan 3 bin kadar kahramanımıza Allah’tan acil şifalar temenni ediyoruz” ifadelerini kullandı.

    Panelde, ‘Güvenlik ve stratejik politikaları açısından 15 Temmuz’un arka planı’ konulu sunum gerçekleştiren Mete Yarar, Türkiye’nin etrafında yakın tarihte yaşanları tek tek açıklayarak, milleti her daim uyanık olmaya çağırdı.

    Mısır’daki ve Libya’daki darbenin perde arkası

    Mısır’ın Türkiye ile doğalgaz anlaşması imzalamak isteyince Sisi’nin darbe yaptığını dile getiren Yarar, “Yıl 1991. Körfez Harekatı başladı. Birleşmiş Milletler (BM) 2003’e kadar ambargo kararı aldı. Türkiye’ye faturası tam 100 milyar dolardı o zamanın parasıyla. 1991’de 32. ve 36. paralele Çekiç Gücü kurdurdular, kimseye ait olmayan topraklar oluşturdular. Türkiye’ye 30 bin can ve 300 milyar dolara mal oldu. Libya’da Kaddafi iktidarının devrilmesinden önce Fransa daha BM kararı olmadan bombalamaya başladı. Sizce Fransa neden bu kadar hararetliydi? Çünkü 2 ay önce Kaddafi’nin istihbarattan sorumlu albayını Paris’te sorguladılar. Şunu öğrendiler: ‘Kaddafi kendi ülkesindeki bazı petrol yataklarını Türkiye’ye teslim etmişti. Anlaşmalar imzalanmıştı. 3 bölgede petrol çıkarılacaktı. Hatta kuyuları açacak bizim ekipler dahi gitmişti. Fransa’da tuttuğu 250 milyar dolar parayı da Türkiye bankalarına aktarma kararı almıştı. Şimdi geliyorum Mısır’da Sisi’nin darbe yapmasına. Darbeden 2 hafta önce Mısır Devlet Başkanı Türkiye’den bir heyeti Mısır’a çağırmıştı. Teklif şuydu: Şimdi İsrail’le beraber çıkardıkları bir doğalgaz yatağı var. Mısır iki bölümde doğalgazı Türkiye ile ortak çıkaracaktı. 2 hafta sonra sözleşme imzalanacaktı. Darbe yapıldı. Sisi bu hakları İsrail’e devretti. Ve şu anda İsrail yaklaşık 1 trilyon dolarlık bu pastanın büyük hissedarı oldu. Oyunlar böyle kuruluyor” diye konuştu.

    “Türkiye 18 Temmuz’da Irak ve Suriye’ye girecekti”

    Türkiye’nin 18 Temmuz’da Irak ve Suriye’ye gireceğini belirten Yarar, “Dünya büyük bir pazar, herkes var olmak için ekonomik çıkarlarını ortaya koyuyor. O yüzden kimse kimsenin gözünün yaşına bakmıyor. 15 Temmuz gecesi cuntacıların yapmak istediği bu ülkeyi dizlerinin üzerine çökertecek hale getirmekti. Hani ‘siz çok oluyorsunuz’ diye bir reklam vardı. Bu ülke içinde bunu söylemeye başlamışlardı. Niye? 3 tane ekonomik kriz olacak denilen ülkede kriz olmadı. En son büyük kriz olacak dediklerinde, Türkiye’den 30 milyar dolar para çekileceğini söylediklerinde tık oynamadı. 15 Temmuz gecesi ‘ertesi gün dolar yüzde 50 artar’ denildiğinde bu ülkenin vatandaşları 11 milyar dolar bozdurdu. Evet, bu millet gerçekten çok oluyor, birilerin çok rahatsız ediyor. 15 Temmuz öncesinde Türkiye iki defa bugün yapmakta olduğu Fırat Kalkanı harekatını yapmaya kalktı. Barikatların önünde Türkiye’ye diz çökertilmeye kalkındı. Süreçlere bakın. Hepsi Türkiye’nin diz çökertilmesi için yapılan hareketlerdi. Bizi bir sene boyunca Suriye’nin içinde İŞİD’le PKK ile mücadele etmek için oyalayanlar o bir sene de ne yaptılar biliyor musunuz? Sınırımızda PKK’ya 700 km’lik hat kurdular. Biz tam karşıya geçecektik, 15 Temmuz’da darbe başımıza geldi. Hatırlıyor musunuz o gece basına yansıyan bir faaliyet vardı. O gün Genelkurmay Karargahında Türkiye’nin önemli birliklerinin komutanları Ankara’da karargahtaydı. Toplantının konusu neydi biliyor musunuz? 18 Temmuz’da Irak’ta ve Suriye’de PKK’ya karşı başlayacak olan operasyonların son planlamasının yapılmasıydı. 18 Temmuz’da Türkiye’nin en büyük operasyonu başlayacaktı” şeklinde konuştu.

    “Biz yalnızca FETÖ terör örgütüne karşı uyanık olmayacağız”

    Türkiye’yi dizleri üzerine çökertme projesinden vazgeçmeyeceklerini kaydeden Yarar, “Şimdi neyi öğreniyoruz? PKK’nın başlarının darbeyi bildiğini öğreniyoruz. PKK’nın militanlarına mesaj çekerek ‘polislere saldırın askerlere saldırmayın’ diye talimat geçtiğini öğreniyoruz. Siz o gece yalnızca FETÖ ile mücadele ettiğinizi sanıyorsanız kendinizi küçümsüyorsunuz. Siz o gece 7 düvülle mücadele ettiniz. Halen daha mücadele etmeye devam ediyorsunuz. 15 Temmuz günü bitti mi? 1071’den itibaren, bu topraklara geldiğinizden beri bizimle mücadele edenlerin derdi bitti mi? Şimdi 2 darbe olacak mı olmayacak mı soruluyor. Ben bunu bilemem. Olmaz diyemem ama şunu net olarak söyleyebilirim: Bu proje vazgeçmez. Türkiye’yi dizleri üzerine çökertme projesinden vazgeçmezler. Bizim uyanık olmamız gereken yerde burasıdır. Biz yalnızca FETÖ terör örgütüne karşı uyanık olmayacağız. Birisini maşa yapmak isteyenlere karşı uyanık olacağız. Hatırlayın Abdullah Öcalan’ı bize teslim ederken başkasını alıp ABD’ye götürdüler. Bugün FETÖ’yü bize teslim etsinler inanın başka bir şey çıkarırlar” ifadelerini kullandı.

    “İçimize nifak sokmaya çalışanlara her gün sokağın ortasında tokat atmak zorundasınız” diyen Yarar, şunları söyledi:

    “Birisi sizin değerlerinize bir şey söylediğinde buna cevap vermek zorundasınız. Vermezseniz olay büyüyor. 15 Temmuz bir sürecin küçük bir parçasıydı. ‘Bu topraklar Türklere bırakılmayacak kadar değerli’ diyenlerle yapılan bir mücadeledir. FETÖ bunun sadece küçük bir maşasıdır. Siz 15 Temmuz’da bu maşayı kırdınız. Ne zaman başarı olursunuz biliyor musunuz? O maşayı bu adamların ekine veren adamların kolunu kırdığımızda başarılı oluruz. Bunlar kim olduğunu başarı öğrendiğinizde başarı olursunuz. 15 Temmuz öncesi ya da sonrası diye ayırmıyorum. Bu topraklarda yaşamaya andımız olduğu sürece bu mücadele devam edecek.”

    Süleyman Özışık: “MİT listeyi teslim edecek, çok büyük şaşkınlıklar yaşayacağız”

    Gazeteci Süleyman Özışık ise, yaptığı konuşmada, önümüzde haftalarda herkesi şok edecek operasyonların yapılabileceğine dikkat çekti. Darbe gecesi yaşanan kahramanlık hikayelerini anlatarak sözlerine başlayan Özışık, şöyle konuştu:

    “Henüz 21 yaşında genç bir delikanlı darbeyi haber alıyor, Kısıklı Mahallesi’nin hemen aşağısında oturuyor. Binlerce insan sokağa çıkıyor ama ‘ne yapacağız’ diye bir panik hali. 21 yaşındaki delikanlı çıkıyor ve çığlık çığlığa bağırıyor. ‘Yetişin Abdülhamid’i deviriyorlar’ diye bağırıyor. Sayın Cumhurbaşkanımızın evine doğru yürüyüşe geçiyor ve on binlerce insanı arkasından sürüklüyor. Daha sonra köprüde ‘Allah’ım benim şahadetimi kabul eyle’ diyerek tankların üzerine gitmiş ve şehit düşmüş.”

    “Beline silahını koyup TRT’ye giden Süleyman Soylu benim kahramanımdır”

    Darbe gecesinin kuşkusuz çok büyük kahramanlarının olduğunu vurgulayan Özışık, sözlerine şöyle devam etti:

    “Darbe gecesi TRT’nin basıldığını duyduğunda beline silahını koyup 25 arkadaşıyla TRT’ye giden Süleyman Soylu benim kahramanımdır. Benim bir başka kahramanımda Devlet Bahçeli’dir. Bunu sanırım hepiniz kabul ediyorsunuz. Darbenin haber alınışının birkaç dakika sonrasında ‘ben devletimin, milletimin ve hükümetimin yanındayım’ diyecek kadar onur ve şeref sahibi bir insandır. Son dönemlerde görevden almalar oluyor ve çok sayıda insan ben mağdurum diyor. Ben mağdurum diyenlerin aslında ne kadar mağdur olduğunu bizim tartışmamız lazım. Devlet 16 ayrı kriter koymuş. Bunları kırmızı’ turuncu ve mavi diye işaretlemiş. Turuncu ve mavi arasında şüpheli ve affedilebilir olanlar var. Bir de kırımızı olanlar var. İşte bunlar kırmızı gruba giriyor. Kırmızı grupta olanlar içinde aranan birinci şart Bylock. Bylock öyle telefona girip her hangi bir yerden yükleyeceğiniz bir etkileşim değil. FETÖ terör örgütü tarafından sizin elinizdeki telefona gönderiliyor ve size gönderilen özel şifre sayesinde giriş yapabiliyorsunuz. Bu şifre haftada bir değişiyor. Burada yer aldığınızda darbecililerin yaptığı planların ciddi bir bölümünün buradan yürütüldüğünü görüyorsunuz. Buraya benim girmem ya da sizden birisinin girmesi mümkün değil. Yani sizin kendi taraflarında olduğunuzdan emin olacaklar ve siz bir güç olacaksınız.”

    “Çok büyük şaşkınlıklar yaşayacağız”

    Çok büyük operasyonlara tanıklık edileceğini söyleyen Özışık, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Paralel yapı TÜBİTAK’ta iken bu sistemi kendine göre özelleştiriyor. Daha sonra MİT bu sistemi çözdüğünde paralel yapı bunun farkına varıyor ve bu sistemi bırakıyor ama MİT bu sayede bazı kaynaklara göre 87 bin, bazı kaynaklara göre ise 53 bin kişinin sistemin içinde olduğunu tespit ediyor. Benim öğrendiğim kadarıyla ismi belirlenen ilk 20 bin kişilik liste önümüzdeki hafta Emniyet’e teslim edilecek ve biz çok çok büyük operasyonlara tanıklık edeceğiz. Belki içinde milletvekillerinin olduğu, üst düzey bürokratların olduğu, belki iş dünyasında hiç ummadığımız kişilerin bu sistemin içinde olduğunu göreceğiz ve çok büyük şaşkınlıklar yaşayacağız.”

  • Türk halkı OHAL süreci uygulamalarını destekliyor

    Türk halkı, OHAL kararı sonrası uygulamalara ve bazı belediyelere kayyum atanmasına destek veriyor.

    Areda Araştırma Şirketi ve SDÜ Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Suat Kolukırık koordinatörlüğünde 22-26 Eylül tarihleri arasında 30 büyükşehirde siyasal gündeme ilişkin kamuoyu anketi yapıldı. 2 bin 418 kişiyle ve CATI Bilgisayar destekli telefon görüşmesiyle yapılan araştırma, OHAL kararı sonrası uygulamalar halkın destek verdiğini ortaya koydu. Ankete katılanların yüzde 80’i FETÖ/PDY operasyonlarının amacına uygun yürütüldüğünü düşünüyor. Ancak görevden uzaklaştırılan, ilişiği kesilen ve yapılan tutuklamalar hakkında katılımcıların yarısı daha iyi bir değerlendirme sürecinin işletilmesine vurgu yapıyor. Ankete katılanların yarısında yürütülen soruşturmalarda baskı, karartma ve kayırma algısının hakim olduğu görülüyor

    “Fırat Kalkanı Operasyonu ve kayyum atamalarına büyük destek”

    Katılımcılar, Türk ordusunun Suriye’deki varlığı ve Fırat Kalkanı operasyonunu yüzde 79.2 oranında destekliyor. Katılımcıların yüzde 74.8’i ise yeni bir kalkışma ya da darbe girişimi olacağını düşünmüyor. Darbenin toplumsal etkileri bağlamında katılımcıların geleceğe ilişkin beklentileri olumlu ve yüzde 70’i yeni bir demokratik ortamın oluşacağına inanıyor. Kamuoyunda sıklıkla tartışılan belediyelere kayyum atamaları katılımcılar tarafında olumlu karşılanıyor. Kayyum atamalarına halkın desteği yüzde 75. Darbe girişiminden olumsuz olarak etkilenmediğini belirtenlerin oranı yüzde 79.4.

    “Türk halkı OHAL süreci uygulamalarını destekliyor”

    Anket çalışmasını İHA muhabirine değerlendiren SDÜ Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Suat Kolukırık, 15 Temmuz sonrası ortaya konulan politikalar halkın büyük çoğunluğunun destek verdiğini belirterek, “Özellikle FETÖ’yle yapılan mücadelede atılan adımların yerinde olduğuna ilişkin bir oranlama var. Halkın yüzde 70’i tarafından destek görüyor. Yine anket sonuçları halkın büyük kesiminin darbe girişiminden etkilenmediğini, geleceğe olumlu baktığını ve önümüzdeki süreçte daha demokratik bir ortamın yaşanabileceğine ilişkin ciddi desteği var. ONAL kapsamında bazı belediyelere kayyum atanmasıyla ilgili de halkın büyük oranda desteğini görüyoruz. Bunda da özellikle terör eylemlerinde belediye araçlarının kullanılmasının etkin olduğu sonucunu çıkartabiliriz. Fırat Kalkanı operasyonu çerçevesinde Türkiye’nin sınır güvenliğin sağlamak adına başlattığı operasyon halk tarafından yine yerinde bir adım olarak değerlendiriliyor. Genel anlamda Türk halkının OHAL süreci uygulamalarını desteklediğini söyleyebiliriz” dedi.

  • Başsavcı Şimşek: “FETÖ süreci sabote etmek istiyor”

    Manisa Cumhuriyet Başsavcısı Akif Celalettin Şimşek, “İllerde kurulacak komisyonlar ile açığa alınan ya da ihraç edilenler ile ilgili sağlıklı tekrar araştırmalar yapılmalı ve mağduriyetler giderilmelidir. Hain örgütün elemanlarının şuan en çok kullanmaya çalıştıkları bu konuda istismarlarla başarı ile götürülen süreci sabote etmek için yaygara yaptıkları görülmekte. Buna asla meydan verilmemelidir” dedi.

    FETÖ ile mücadelede başarılı çalışmalara imza atan Manisa Cumhuriyet Başsavcısı Akif Celalettin Şimşek, sürdürülen mücadele sırasında gözlemlediği tespitlerini sosyal medya sayfasındaki yazısında yayınladı. “Süreç haksız mağduriyetlere sebebiyet veriyor mu?” başlıklı yazısında FETÖ’nün planlarını deşifre eden Başsavcı Şimşek, süreç içerisinde gerçekleştirilen açığa almaların süreç sonrasında yeniden değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, hain örgütün haksız mağduriyetleri kullanarak süreci sabote edebileceğini kaydetti. FETÖ üyelerinin önceden bilinmesi sayesinde savcıların elinin güçlendiğini ve örgüt elemanlarının tespitlerinde isabetli kararlar verildiğini yazan Başsavcı Şimşek, “İhanet kalkışmasının gerçekleştiği tarihten bugüne FETÖ üyesi olduğu tespit edilen şüpheliler hakkında yurdun dört bir yanında yoğun bir şekilde adli ve idari soruşturmalar başlatılmış olup, hızla da devam etmektedir. Özel sektör ve ticaret hayatının içinde olanların çalışma ve hareket alanlarının daha önceden de biliniyor olması, savcıların elini güçlendirdiğinden dolayı tespitlerde büyük oranda isabet kaydedilmesine sebebiyet vermiştir. Zira okulları, dershaneleri, dernek ve vakıfları önceden de bilindiği için delil toplamakta ve örgütün üyelerini tespitte zorlanılmamakta ve isabetli kararlar verilmektedir” dedi.

    “FETÖ süreci sabote etmek istiyor”

    Bazı örgüt üyelerinin devlet kadrolarında kamufle olduğunu ve bunların tespitlerinde zorlanıldığını da sözlerine ekleyen Şimşek, “Ancak devlette yıllarca kamuflaj ve takiyyelerle kendilerini gizleyip, yeraltı örgüt üyesi gibi hareket ettiklerinden tespitte zorlanılmaktadır. Bu nedenle kamuda görev yapanlar ile ilgili son günlerde hak kayıplarına sebebiyet verildiği ve bunların ilerde ciddi sıkıntılar yaratacağı endişesi hasıl olmuştur. Peki bu iddianın doğruluk payı var mıdır? 15 Temmuz’da şu görüldü ki; 17 Aralık sonrası paralel devlet yapılanması mensupları için sadece yargı ve emniyetin tespit ve tasfiye için çalışma yaptığı, süreç boyunca yalnız bırakılan Sayın Cumhurbaşkanı’nın bütün uyarılarına rağmen diğer devlet kurumlarının kendi bünyelerinde kayıtsızlık içinde oldukları anlaşılmıştır. Hal böyle olunca hazırlıksız yakalandıkları süreçte acele ile bazı yanlış tasarruflara imza atabilmektedirler. Bu nedenle illerde kurulacak komisyonlar ile açığa alınan ya da ihraç edilenler ile ilgili sağlıklı tekrar araştırmalar yapılmalı ve mağduriyetler giderilmelidir. Hain örgütün elemanlarının şuan en çok kullanmaya çalıştıkları bu konuda, istismarlarla başarı ile götürülen süreci sabote etmek için yaygara yaptıkları görülmekte buna asla meydan verilmemelidir” dedi.

    “Vatandaşların sağlıklı ihbarları önemli”

    Örgüt üyelerinin tespit edilmesi için vatandaşların sağlıklı ve sağlam ihbarlarının önemine vurgu yapan Şimşek, “Örgüt üyelerinin tespiti açısından belirlenen kriterlerin dışında duyarlı vatandaşlarımızın sağlıklı, sağlam bilgileri ve ihbarları önem arz etmektedir. Kul hakkına girmeden herkesin devletine yardımcı olması gerekmektedir. Devlet memuru da olsalar, kendilerini istedikleri kadar gizleseler de toplumun ve sosyal hayatın içindeler mutlaka verdikleri açıkları mevcuttur. Ülkesine ve vatanına ihanet eden kardeşimiz dahi olsa asla korumamak ve affetmemek gerekir. İsabet oranının çok yüksek olduğu tasfiye sürecinde, bir kişi dahi olsa asla mağduriyete sebep vermemeliyiz” dedi.