Etiket: Sürdürülebilirlik

  • ‘Türkiye’de İklim Değişikliği ve Tarımda Sürdürülebilirlik’ raporu açıklandı

    ‘Türkiye’de İklim Değişikliği ve Tarımda Sürdürülebilirlik’ raporu tarım ve gıda üretiminin iklim değişikliği ile karşı karşıya kalacağı tehditleri ortaya koydu. Raporda önlemlerin alınmaması durumunda Türkiye’nin mevcut su kaynakları ve gıda sorunlarına yeni sorunların ekleneceği, sulama, içme ve kullanma suyunda sıkıntıların yaşanacağı aktarıldı.

    Türkiye Gıda ve İçecek Sanayisi Dernekleri Federasyonu (TGDF), ‘Türkiye’de İklim Değişikliği ve Tarımda Sürdürülebilirlik’ raporu ile tarım ve gıda üretiminin iklim değişikliği ile karşı karşıya kalacağı tehdidin boyutlarını ortaya koydu. Raporda, sürdürülebilir tarım ve gıda güvencesi için ‘günübirlik politikalarla değil, uzun vadeli ve bilimsel bir yaklaşımla hemen harekete geçilmesi’ gerektiğinin altı çizildi.

    Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu (TGDF) Çevre ve Tarım Komisyonu adına; İTÜ Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu başkanlığındaki bir ekip tarafından hazırlanan ‘Türkiye’de İklim Değişikliği ve Tarımda Sürdürülebilirlik’ Raporu, TGDF Çevre ve Tarım Komisyonu Başkanı Ayhan Sümerli, FAO Türkiye Temsilci Yardımcısı Dr. Ayşegül Selışık ile Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu’nun katılımıyla düzenlenen toplantısında açıklandı.

    Rapora göre, yağış yetersizliği, su sıkıntısı ve aşırı hava olaylarındaki artış; bitkisel üretime uygun alanların azalması ve kuzeye doğru kaymasına yol açarak, tarım ve gıda üretimini sınırlayacağı için fiyatlar yükselecek, ithalat artıp ihracat düşecek.

    Sıcaklıktaki artışın, insan, bitki ve hayvan sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yapacağı, haşere, hastalık ve ölüm oranlarının artacağı bildirildi. Yarı kurak bölgelerin daha kurak hale geleceği ve sulama suyu talebinin de bugüne göre yaklaşık iki katına çıkacağı belirtildi.

    Raporda Türkiye’nin mevcut su kaynakları ve gıda sorunlarına yeni sorunların ekleneceği, sulama, içme ve kullanma suyunda sıkıntıların yaşanacağı aktarıldı. Sektörler ile birlikte iller- bölgeler arasında su için büyük bir rekabetin ortaya çıkacağı ayrıca, artan hava sıcaklığından büyükbaş hayvancılık olumsuz bir şekilde etkileneceği de kaydedildi.

    Şiddetli sağanaklar ile hortum, dolu ve ani yağışlardaki artışların da, Türkiye’de güvenli gıdaya ulaşma imkanlarını azaltacağı belirtildi.

    Neler yapılmalı?

    TGDF raporunda yer verilen öneriler şöyle sıralandı:

    “Türkiye’de Tarım Üretim Havzaları, değişen iklim şartları dikkate alınarak belirlenmeli, iklim değişikliğinin tarım havzalarımıza etkileri tüm tarım ürünleri için araştırılmalı ve iklim değişikliğine uyum politikaları bilimsel çalışmalara göre geliştirilip uygulanmalıdır.

    İklim değişikliğine göre acilen Ulusal Arazi Kullanımı Planlaması yapılarak, gelecekte öne çıkacak tarım alanları ve su havzaları gecikmeden ve tam anlamda koruma altına alınmalıdır.

    Hem değişen iklim şartlarına hem de bitkilerin su ayak izine göre doğru yerde, doğru bitki türünün seçilmesi ve doğru zamanda ekilmesi teşvik edilmeli, iyi tarım ve hayvancılık uygulamaları ülke geneline yaygınlaştırılmalıdır.

    Suya olan talebin azaltılması ve suyun tasarruflu kullanımı için akılcı su kullanımına gidilmeli, su havzaları ile tarım havzalarındaki su kullanımı ve yönetimi entegre edilerek suyun teknik ve idari yönleri birlikte ele alınmalıdır. Katma değeri çok küçük, fakat su ayak izi çok büyük olan tarım ürünlerinin ihracatına kısıtlama getirilmeli, su ayak izi yüksek olan ürünlerin ithalatının sürdürülebilir olması için de geldikleri ülkelerin iklim ve su kaynakları dikkate alınarak uzun vadeli bağlantılar yapılmalıdır.

    Sayısı ve şiddeti artan meteorolojik afetlerden korunmak için tarıma yönelik erken uyarı ve kapsamlı sigorta uygulamaları geliştirilip, çeşitlendirilerek yaygınlaştırılmalıdır. Tarım ve gıda sektörü ile ilgili yatırım ve teşviklere, mutlaka o bölgenin değişen iklimine göre karar verilmelidir. İklim değişikliğine uyum sağlayamayacak ve artık tarımla kalkınamayacak olan bölgelerimizin kalkınma stratejileri değiştirilip, tarım dışı yatırımlar ile başka sektörlere kaydırılarak Marmara Bölgesi’ne sıkışan sanayinin yükü azaltılmalıdır.”

    “Gıdada 2,6 milyar dolarlık israf var”

    Gıda atıklarının önemine dikkat çeken FAO Türkiye Temsilci Yardımcısı Dr. Ayşegül Selışık, “Gıda israfı önemli bir konu. Çünkü gıdanın neredeyse 3’te biri israf ediliyor bu da 2 milyar 600 milyon dolarlık karşılık demek. Tarladan sofraya olan süreçte herkesin üzerine düşeni yapması gerekiyor” diye konuştu.

    Toplantıda açıklamalarda bulunan İTÜ Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, dünyada iklim değişikliği konusunun çok önemli olduğunun altını çizdi. Kadıoğlu, “Dünya 3’üncü bin yıla doğru giderken en önemli problemlerden biri nüfus artışı, diğeri iklim değişikliğidir. Bir de terör olayı var” dedi.

    “Türkiye iklim değişikliği konusunu bilimsel olarak ele almalı”

    Türkiye’nin iklim değişikliği konusunu bilimsel olarak ele almasını gerektiğini belirten Kadıoğlu, “Özellikle nüfusumuz artarken gıda ve beslenmedeki kalite ve seviye yükselirken, tarımsal üretim seviyemizi de artırmak zorundayız. Dünyadaki tarım ürünleri üreten ülkelerle rekabet edebilmemiz gerekiyor. İklim değişikliği tarımı en çok etkileyen faktörlerden bir tanesidir” diye konuştu.

    “Türkiye’de tarım alanlarını kaybetmememiz gerekir”

    İklim değişikliğinde sürdürülebilir tarımın devam edebilmesi için yağışların baz alınarak doğru yerde doğru bitkinin ekilmesi, doğru sulamanın yapılmasının önemine dikkat çeken Kadıoğlu, “İklim değişikliği raporunda tarım ve gıda sektörüne Türkiye’de ki tarım havzası için gerekli temel bilgileri öğrettik. Hangi ayda yağış ne zaman artacak toprak nemi ne olacak buna bakarak teşvikleri ve planlamaları yapsınlar. Öncelikle tarım havzalarını belirlemek lazım, doğru havza homojen olursa o havzaya doğru politikalar uygulayabiliriz. En önemlisi Türkiye’de tarım alanlarını kaybetmememiz gerekir. Çünkü nüfusumuz artıyor daha fazla üretime ihtiyaç olacaktır. Bir yandan iklim değişikliği azaltırken bir yandan da biz tarım alanlarını yanlış kullanarak alanlara fabrika ve bina yapmayalım” diye konuştu.

    “Marmara’da sıkışan sanayinin yükü Anadolu’ya aktarılmalı”

    Tarımda sürdürülebilirliği artırmak için tarım alanlarının ve su havzalarının korunması gerektiğini söyleyen Kadıoğlu, “Bölgedeki iklim şartlarına yağışa göre uygun ürün ekmek gerekiyor. İklim değişikliğinden dolayı bazı bölgeler daha da kuraklaşacak. Tarımın kuru ya da ıslak tarımın mümkün olmayacağı yerleri bugünden belirleyerek oraların kalkınma stratejilerini tarım dışına çıkarmak gerekir. Marmara’da sıkışan sanayinin yükünü Anadolu’ya ve bu yerlere aktararak oranın kalkınmasını devam ettirmemiz gerekiyor” dedi.

    İklim değişirken Türkiye’de tarım ve gıda sektörünün de değişmesi gerektiğini vurgulayan Kadıoğlu,”Çok geç kalmadan yarın hallederiz demesen bugünden alınacak tedbirleri bilimsel esaslara göre düzenlememiz gerekir. Bizim nerede şehir nerede fabrika nerede tarım ve su havzasını korumamız gerekliliğini iklime göre belirleyip ona göre planlamalıyız. İlerleyen dönemlerde artan nüfusun artan beslenme ihtiyacının sağlayabilelim ve dünya ile rekabet edebilelim” ifadelerini kullandı.

    Önlemlerin alınmaması durumunda Kadıoğlu, Türkiye’nin daha fazla gıda ithal etmek zorunda kalacağını, köyden kentte daha fazla göç olacağını ve işsizlik oranlarının artacağını vurguladı.

    TGDF Genel Sekreteri İlknur Menlik de gıda endüstrisinde hammaddenin sürdürülebilirliği açısından ihracatta güçlü olduğu kalemlere odaklanılması gerektiğini belirterek, “Raporun çıkış noktası Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının hazırladığı ‘Havza bazlı tarım’ modeliydi. Havza başlı yarım modelini öncelikle iklim değişikliği perspektifi ile ele alalım. Hangi havzamızda hangi bölgemizde hammaddemizin su ve toprak açısından geleceğinin ne olduğunu ortaya çıkarmaya çalıştık. Acil olarak şu yapılmalı; gıda endüstrisinin aşağı yukarı ihracatı ve ihracatında güçlü olduğu kalemleri belli zaten buralardaki hammaddenin ve sürdürülebilirliği açısından o kategorilere odaklanmamız gerekiyor” diye konuştu.

    “Havza bazlı tarım modelinin de tekrar ilgili taraflarca optimize edilmesi gerekiyor” diyen Menlik, “Buralardaki temel hammadde girdilerimizin su ayak izine bakmamız lazım ihracat su ayak iznimize bakmamız gerekir. Havza bazlı tarım modelinin de tekrar ilgili taraflarca optimize edilmesi gerekiyor. Model yanlış demiyoruz. Model yaklaşım ve felsefe son derece doğru ama bunun temelinde su ve tarım alanı toprak alanı açısından değerlendirmek gerekiyor. Çünkü su ve toprak olmadan tarım olmaz. Endüstrinin de tarım üretimi kesiminde hızlıca daha az su daha az toprak daha az çevresel etki konusunda hem yatırımlarını ve çalışmalarını artırması gerekiyor” şeklinde konuştu.

  • EBRD’den Erdemir’e sürdürülebilirlik ödülü

    Erdemir, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) tarafından bu yıl yedincisi düzenlenen ‘Sürdürülebilirlik Ödülleri’nde ‘Sürdürülebilir Enerji’ kategorisinde büyük ödüle layık görüldü.

    OYAK Maden ve Metalürji Grubu şirketlerinden İsdemir’in basınç enerjisinden yararlanılarak elektrik enerjisi üretilmesini sağlayacak TRT projesi‘Sürdürülebilirlik Ödülleri’ kapsamında büyük ödülün sahibi oldu.

    Erdemir Yönetim Kurulu Başkanı Ömer M. Baktır, ödüle ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Erdemir ve grup şirketlerimizin iş stratejilerinin temelinde sürdürülebilirlik var. Enerji verimliliği alanındaki yeni uygulamalarımızı bu vizyonla hayata geçiriyor,yatırımlarımızı ve sosyal sorumluluk projelerimizi sürdürülebilirliği esas alan bu bakışla şekillendiriyoruz” diye konuştu.TRT projesinin, çevre için katma değer yaratan ve rekabet avantajı sağlayan örnek bir yatırım olduğunu belirten Baktır, “Enerji yoğun bir sektörde faaliyet gösteren bir kuruluş olarak, enerji yönetiminde uzun yıllara dayanan çalışmalarımızı yenilikçi uygulamalarla sürdüreceğiz.Bugün EBRD tarafından verilen bu ödül de grubumuzun sürdürülebilirlik vizyonunun bir sonucudur” dedi.

  • Coşdan: “Tekstil ve modada sürdürülebilirlik Türkiye için fırsat olabilir”

    İAÜ Moda ve Tekstil Tasarımı öğrencileriyle bir araya gelen yesilyama.com kurucusu İrem Yanpar Coşdan, sürdürülebilir üretimin tüketicinin de tercihleri üzerinden şekilleneceği mesajı verirken, tekstil alanında sürdürülebilirlik odaklı çalışmaların aynı zamanda Türkiye’nin dünya tekstil devi olması için de bir fırsat olabileceğini söyledi.

    İstanbul Aydın Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Moda ve Tekstil Tasarımı Bölümü; sürdürülebilirlik kavramının moda ve tekstil sektöründeki önemine dikkat çekmek üzere ‘Sürdürülebilir Moda Sürdürülebilir Tekstil’ başlıklı etkinliğe ev sahipliği yaptı. Florya Halit Aydın Yerleşkesi’nde gerçekleştirilen etkinlikte tekstil mühendisi ve aynı zamanda yesilyama.com’un kurucusu olan İrem Yanpar Coşdan, ‘Sürdürülebilir Moda Sürdürülebilir Tekstil’ konulu söyleşide ‘Sürdürülebilirlik Nedir?’, ‘Neden Önemlidir?’, ‘Tekstil ve Moda Sektörlerinde Yürütülen Sürdürülebilirlik Faaliyetleri Nelerdir?’ gibi başlıklar üzerinden sunum gerçekleştirdi.

    Sürdürülebilirlik kavramının iş dünyasında çok sıklıkla kullanılan bir kavram haline geldiğine dikkat çeken Coşdan,“Sürdürülebilirlikte esas olan markaların daha iyi koşullarda işçi çalıştırması, az enerji, az su tüketimi ile çevreci üretim gerçekleştirmesi, sosyal katkıyı maksimize etmesidir” dedi. Çoğu firmanın sürdürülebilirlik kavramını pazarlama unsuru olarak kullandığına işaret ederken, sürdürülebilir üretim gerçekleştiren çok az marka olduğunu söyledi.

    Tekstil alanında gerçekleştirilen üretimin çevresel etki boyutuna dikkat çeken İrem Yanpar Coşdan, bu etkinin atık, su, iklim, hayvan ve sosyal etkilerine ilişkin şu noktaların altını çizdi: “Tekstil alanında gerçekleştirilen 400 milyar metrekarelik kumaştan 60 milyar metrekarelik çöp atık oluşuyor. 1 tişörtün üretimi için 2 bin 700 litre su tüketimi yapılıyor, ki bu 3 senelik su ihtiyacına karşılık geliyor. Yine pamuk yetiştirmek için yüzde 22’lik kimyasal böcek ilaçları kullanılıyor. Tekstil sektörü, en kirletici sektörler arasında ikinci sırada geliyor. Tekstil sektöründe kullanılmak üzere senede 50 milyon hayvan katlediliyor.”

    Coşdan, dünyada 65-75 milyon tekstil işçisi bulunurken, Türkiye’de kayıtlı tekstil işçisi sayısının 1 milyonu bulduğuna dikkat çekerken; dünyada dörtte üçü kadın olmak üzere 36 milyon insanın tekstil alanında çalıştığı bilgisini verdi ve tekstil işçilerinin dünyada 12-16 saatlik çalışma karşılığında aylık 44 pound gibi çok düşük ücretler ile kölelik koşullarında çalıştırıldığını söyledi.

    Türkiye’nin dünya tekstil devi olması için fırsat

    Tekstil alanında tedarik zincirinin sürdürülebilirlik bağlamında önem arz ettiğinin altını çizen Coşdan, markaların üretim sürecinin teknoloji sayesinde takip edilebilir bir seviyeye geldiğini belirtirken, tasarım, materyal seçimi, üretim, lojistik ve satış pazarlama gibi tedarik zinciri halkalarında sürdürülebilirlik odaklı çalışmaların Türkiye’nin dünya tekstil devi olması için bir fırsat olarak nitelendirdi.

    Sürdürülebilir dünya için tüketici tercihleri belirleyici

    Tekstil alanında sürdürülebilir bir sürecin hem tekstil işçilerinin daha iyi koşullarda çalışması, hem de dünya kaynaklarının daha verimli kullanımı açısından önem arz ettiğini ortaya koydu ve bu noktada tüketim tercihlerini markaların sürdürülebilir bir sürece yöneltmede çok belirleyici olabileceğine vurgu yaptı. Coşdan, şunları söyledi: “Her şeyden önce tüketiciler olarak satın alacağımız ürünlerin üretim süreçlerini sorgulamalıyız. Kıyafet alışverişini az ve öz yapmalıyız. Elimizde kullanmadığımız kıyafetleri ihtiyacı olanlarla paylaşmalıyız. Yırtılan, düğmesi kopan kıyafetlerimizi tamir etmeliyiz. Geri dönüşüme yönlendirmeliyiz. Türkiye’de doğru bir üretim süreci içinde olan markaların ürünlerini tercih ederek, ağır koşullarda çalıştırılan tekstil işçilerine destek olabiliriz. Tekstil ürünü satın alırken organik pamuk olmasını tercih etmeliyiz.”

    Moda ve tekstil öğrencilerine de seslenen Coşdan, “Tekstil sektörünün temsilcileri sizlersiniz. Çalışacağınız kurumlarda sürdürülebilirliği esas almaları konusunda baskı yapabilirsiniz” dedi.

    Bugün insanlığın farklı gezegenlerde yaşam izleri aramak için çok büyük bir kaynak ayırdığını belirten Coşdan, “Hâlbuki dünya kaynaklarını doğru kullanabilsek, başka gezegenlere de ihtiyacımız olmayacak” mesajı verdi.

  • Ak-Kim Kimya’nın Sürdürülebilirlik Raporuna Uluslararası Ödül

    Ak-Kim Kimya’nın ’Gelecek Bizim Ellerimizde’ temasıyla hazırladığı 2014-2015 Sürdürülebilirlik Raporu dünyanın en itibarlı halkla ilişkiler platformlarından Amerikan İletişim Profesyonelleri Ligi (League of American Communications Professionals-LACP) tarafından ödüllendirildi.

    Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi kapsamında ve uluslararası kabul görmüş Küresel Raporlama Rehberi (Global Reporting Initative) GRI’ya uygun olarak hazırlanan Ak-Kim’in 2014-2015 Sürdürülebilirlik Raporu, dünyanın en saygın iletişim kuruluşlarından biri olarak nitelendirilen LACP tarafından Altın Ödül’e layık görüldü.

    Yapılan açıklamada; ilk izlenim, kapak tasarımı, paydaş mektubu, anlatım dili, finansal veriler, kreativite, verilen mesajların açıklığı ve bilgiye erişebilirlik kriterlerine göre yapılan değerlendirme sonucunda Ak-Kim Kimya Sürdürülebilirlik Raporu 100 üzerinden 98 puanın sahibi oldu.

    ’Gelecek Bizim Ellerimizde’ temasıyla sürdürülebilirlik alanında bir dizi çalışmaya yapan Ak-Kim hem bireysel hem de kurumsal olarak sürdürülebilir kalkınma anlayışını benimseyerek bu standartlardaki performansını artırmaya yönelik çalışmalarına devam ettiği bildirildi. Ak-Kim 2013 sürdürülebilirlik raporu ile de daha önce LACP Gümüş Ödülü’nü kazanmıştı.

  • Gıda sürdürülebilirlik endeksi açıklandı

    Dünya’da gıda ve beslenme sorunlarını analiz eden ’Gıda Sürdürülebilirlik Endeksi’ açıklandı. Endekse göre, 1,8 milyar insanın gıdaya erişiminin yok. Fakat 2 milyar insan obezite hastalığı var. Ayrıca, 1965’ten bu yana fazla kilolu insanların sayısının küresel ölçekte üç misline çıktı.

    Dünyada gıda ve beslenmeye ilişkin sorunları analiz etmek amacıyla kurulan Barilla Gıda ve Beslenme Vakfı (BCFN), Milano’da gerçekleştirilen 7’nci Uluslararası Gıda ve Beslenme Forumu’nda ’Gıda Sürdürülebilirlik Endeksi’ni yayınladı. Dünya nüfusunun üçte ikisini ve gayrisafi küresel hasılanın yüzde 87’sini temsil eden endeks, aralarında Türkiye’nin de yer aldığı 25 ülkedeki gıda ve beslenme sürdürülebilirliğini ölçtü. Sürdürülebilir tarım, beslenme zorlukları ve gıda israfı olmak üzere üç temel konuda, 58 kritere dayanarak gerçekleştirilen endekste ilk üç sırayı Fransa, Japonya ve Kanada aldı. Fransa, gıda israfıyla mücadelede uyguladığı yenilikçi politikalar ve nüfusunun dengeli beslenmesi ile ilk sırada yer alırken, Japonya ve Kanada sürdürülebilir tarım politikalarının yanı sıra dengeli beslenme rejimlerinin yaygın olarak benimsenmesi ile ikinci ve üçüncülüğü paylaştı.

    Daha iyi beslenmeden sadece sağlığın değil gezegenin de yararlanacağına dikkat çeken BCFN Başkanı Guido Barilla, “Gıda sürdürülebilirlik endeksi insanların dünyanın neresinde en iyi beslendiklerini, bir yiyeceğin ne kadar lezzetli olduğuna bağlı olarak değil, gıda sisteminin sürdürülebilirliği açısından anlamamızı sağlayacak. Dolayısıyla araştırmacıların, karar vericilerin araştırma ve politika seçimlerini odaklamaları gereken noktalara ışık tutacak. Bana göre lezzet açısından dünyanın en iyisi İtalyan yemekleri. Ama gıda sistemi olarak baktığınızda oldukça yukarılarda yer alsak da hâlâ daha iyi yapmamız gereken şeyler var” dedi.

    Tarımda çeşitlendirme, su kaynaklarının yönetimi kriterlerinde aldığı puanlarda endekste altıncı sırada yer alan İtalya, tarım sektöründe sera gazı salımı konusunda Avrupa’nın en iyi ülkesi olarak öne çıktı. Türkiye ise dünya sıralamasında arazilerin verimli kullanımı, sera-karbon gazı salımı tarımsal ürün çeşitliliği konularıyla 19’uncu sırada yer alabildi. Gıda sürdürülebilirlik endeksinde en düşük puanı alan ülkeler ise Hindistan, Suudi Arabistan ve Mısır oldu.

    The Economist Intelligence Unit (EIU) işbirliği ile gerçekleştirilen endeks, 1,8 milyar insanın gıdaya erişiminin olmadığı günümüzde, 2 milyar insanı etkileyen obezite gerçeğini bir kez daha gözler önüne serdi. 1965’ten bu yana fazla kilolu insanların sayısının küresel ölçekte üç misline çıktığı kaydedildi. Bu oran erkeklerde yüzde 3,2’den 10,8’e, kadınlarda ise yüzde 6,4’ten 14,9’a ulaştı. Açlık ve yetersiz beslenmeye çare bulmak ve aynı zamanda fazla kilolu ve obez insanların sayısındaki artış sorununu çözmek için kaynak niteliği taşıyan endekste gelişmekte olan ülkelerde yaşayan fazla kilolu çocukların ve ergenlerin oranının erkek çocuklar arasında yüzde 8,1’den yüzde 12,9’a, kız çocuklarda ise yüzde 8,4’ten yüzde 13,4’e yükseldiği kaydedildi. Birleşik Arap Emirlikleri fazla kilo ve obezite kriterinde en sonda yer alırken, hemen önünde Suudi Arabistan ve ABD listelendi. Birleşik Arap Emirlikleri’nde nüfusun yüzde 74’ü obez veya fazla kilolu olarak tespit edilirken; bu oranlar Suudi Arabistan’da yüzde 69,6, ABD’de ise yüzde 67,3.

    Endekste ayrıca orta ve yüksek gelir grubu ülkelerde mikro besin eksikliği görüldüğüne de dikkat çekildi. Türkiye, Meksika, Arjantin, Rusya ve Brezilya; endeksin son 8’inde, Güney Afrika, Çin, Endonezya ve Kolombiya gibi daha düşük gelirli ülkelerin bile gerisinde kaldı. İyot eksikliğinde ise bu kez İtalya, Avustralya ve Almanya daha düşük gelirli ülkelerin altında yer aldı. Anemi, büyüme geriliği ve gece körlüğü gibi bir dizi sağlık probleminden sorumlu olmasına karşın, mikro besinlerin eksikliğinin ne denli önemli bir sorun olacağının henüz farkına varılamadığı kaydedildi.

    Endekste dikkat çeken bir diğer nokta da gıda israfı oldu. Fransa ve İtalya’nın da aralarında bulunduğu ilk 10 ülkede, en çok ihtiyacı olanlara gıda bağışında bulunan şirketlere ve üreticilere teşvik sunulduğu kaydedilirken, yılda 200 milyon insanı besleyebilecek 1,3 milyar ton yiyeceğin depolama sırasında bozulduğu, kaybedildiği, dağıtım sırasında tüketilemez hale geldiği veya gıda perakendecileri, restoran ve hanehalkları tarafından israf edildiğine dikkat çekildi. Gıda maddelerinin kişi başına en fazla israf edildiği ülkeler Suudi Arabistan (427 kg), Endonezya (300 kg), ABD (277 kg) ve Birleşik Arap Emirlikleri (169 kg) olarak sıralandı.

    Kaybedilen gıda miktarı, devlet politikaları ve israfı azaltma amaçlı altyapı yatırımının incelendiği ’Gıda İsrafı’ değerlendirmesinde Türkiye, 25 ülke arasında 20’inci oldu. Tarım alanında Ar-Ge ve inovasyon kalitesi listesinde 22’inci sırada yer alan Türkiye; sürdürülebilir tarımda 14, tarımsal ürünlerin çeşitliliğinde 12, tarımın atmosfere ve çevresel etkisi sıralamasında 6, arazilerin verimli kullanımında ise 5’inci sırada yer buldu.