Etiket: Sunulan

  • Dezavantajlı öğrencilere sunulan eğitime 3 milyonluk destek

    Dezavantajlı öğrencilere sunulan eğitime 3 milyonluk destek

    Dezavantajlı öğrencilere sunulan eğitim hizmetlerinin kalitesinin artırılmasına ve yaşam standartlarının yükseltilmesine yönelik İl Milli Eğitim Müdürlüğü yürütücülüğünde ve Atatürk Üniversitesi ile Aziziye Belediyesi ortaklığında düzenlenen proje kapsamında okullarda kurulan tasarım beceri atölyelerine Kuzeydoğu Anadolu Kalkınma Ajansı (KUDAKA) tarafından 3 Milyon TL destek verildi.

    Projenin detayları hakkında bilgi veren Atatürk Üniversitesi Proje Geliştirme ve Koordinasyon Ofisi Müdürü Prof. Dr. Hasan Özdemir, projenin genel hedefinin okullarda tasarım beceri atölyeleri kurarak dezavantajlı öğrencilere sunulan eğitim hizmetlerin kalitesinin artırılmasına ve yaşam standartlarının yükseltilmesine katkıda bulunarak olduğunu söyledi.

    11. Kalkınma Planında eğitimin temel amacının “tüm bireylerin kapsayıcı ve nitelikli bir eğitime ve hayat boyu öğrenme imkânlarına erişimi sağlanarak düşünme, algılama ve problem çözme yeteneği gelişmiş, özgüven ve sorumluluk duygusu ile girişimcilik ve yenilikçilik özelliklerine sahip, demokratik değerleri ve milli kültürü özümsemiş, paylaşıma ve iletişime açık, sanat ve estetik duyguları güçlü, teknoloji kullanımına yatkın, üretken ve mutlu birey yetiştirmek” olduğunu ifade eden Özdemir, bu temel amaç doğrultusunda şekillenen proje vesilesiyle, Erzurum’da sosyoekonomik açıdan dezavantajlı öğrencilerin yoğunlaştığı ortaokullarda tasarım beceri atölyeleri (TBA) kurularak öğrencilerin sanatsal, kültürel, sportif ve bilimsel açıdan zengin ortamlarda eğitim göreceklerini belirtti.

    Proje 6 bin öğrenciyi kapsıyor

    Bu sayede eğitimde niteliğin artırılarak öğrencilerin eğitim imkânlarından daha fazla yararlanmalarının sağlanacağını ve sosyoekonomik düzeylerine bağlı olarak oluşan dezavantajların azaltılmasına katkıda bulunacaklarını kaydeden Proje Geliştirme ve Koordinasyon Ofisi Müdürü Özdemir: “Bu atölyeler, dezavantajlı öğrencilerin yoğunlaştığı ortaokullarda eğitim gören yaklaşık 6 bin öğrencinin ilgi, yetenek ve becerileri doğrultusunda zamanlarını geçirecekleri birer yaşam alanı olarak hem ders içi hem de ders dışı zamanlarda hizmet verecek. Atölyeler öğrencilerin akademik başarılarının yükselmesinin yanı sıra sosyal ve bilişsel becerilerinin gelişmesine de destek olacak. Ayrıca öğrenciler, ders dışı saatlerde bu atölyelerde vakit geçirerek olumsuz ortamlara ve davranışlara sürüklenme riskinden kurtulacak” şeklinde konuştu.

  • Doktorlardan TBMM’ye sunulan yasa teklifiyle ilgili açıklama

    Adıyaman Tabip Odası, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) sunulan ‘torba yasa’ ile ilgili basın açıklaması yaptı.

    Adıyaman Demokrasi Parkında gerçekleştirilen basın açıklamasına doktorlar katıldı. Meclisi sunulan ‘torba yasa’ ile ilgili açıklama yapan doktor vatandaşlara sağlıkta şiddet ile ilgili broşür dağıttı.

    Adıyaman Tabip Odası Başkanı Mehmet Necip Gürlevik tarafından yapılan basın açıklamasıyla meclise sunulan yasa teklifine tepki gösterildi.

    Mehmet Necip Gürlevik, “Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni bin bir emekle kazanılmış hekimlik mesleğinin icrasına değil, sağlıkta şiddeti durduracak somut maddeler içeren yasalar çıkarmaya davet ediyoruz. Her ne kadar kamuoyuna sağlıkta şiddet yasası olarak sunulmaya çalışsada iktidar milletvekillerince torba yasa olarak TBMM’ye sunulmuş olan teklifin 24. maddesinde yer alan düzenlemenin Türk Tabipler Birliği’nin ısrarla önerdiğim sağlıkta şiddet yasası teklifi ile hiçbir ilgisi yoktur. Bu haliyle sağlıkta şiddeti önlemeye ilişkin hiçbir yeni düzenleme ve caydırıcılık getirmemektedir. 2 Ekim 2018 günü meslektaşımız Dr. Fikret Hacıosman cinayetinde de gösterdiği gibi sağlıkta şiddet oyalamaya, kandırmacaya, göz boyamaya gelmeyecek kadar büyük bir ciddi bir sorundur. Bu nedenle öncelikle mevcut taslağa sağlıkta şiddet için caydırıcı olacak önerilerimizin bir an önce eklenmesini istiyoruz” dedi.

    Gürlevik basın açıklamasında, yasada yer almasını istedikleri maddeleri sıralayarak, “Böyle bir anlayış kabul edilemez. Bu yöntem sürdürülemez. Türkiye Büyük Millet Meclisi Sağlık Komisyonu’nda görüşülmekte olan taslak geri çekilmeli, yerine hekimlerin ve toplumun taleplerine uygun hukuku esas alan yasa maddeleri içeren yeni bir teklif getirilmelidir. Hukukun geçerli olduğu bir ülkede uygulanması imkansız mevcut yasa teklifinin yasalaşmasını engellemek için bütün hekimleri sağlık çalışanları yaşama ve çalışma hakkına sahip olan tüm yurttaşlar olarak var gücümüzle karşı durmaya, sesimizi her yere duyurmaya kararlıyız” ifadelerini kullandı.

  • Kazakistanlı iş adamları, yatırımcıya sunulan avantajları inceledi

    Güney Kazakistan’ın Çimkent şehrinde kurulu organize sanayi bölgesi yönetimi, Kazakistan Cumhuriyeti Yatırım Destek Ajansı Türkiye Temsilcisi Nuriddin Amankul başkanlığında Adana Organize Sanayi Bölgesi’ni (AOSB) ziyaret ederek, bölgenin yatırımcıya sunduğu avantajları yerinde incelediler.

    AOSB Yönetim Kurulu Başkanvekili Ömer Kaya, Bölge Müdürü Mustafa Keskin ve Yönetim Kurulu Üyesi Selahattin Onatça tarafından konuk edilen Kazakistanlı işadamlarının ziyaretine, Kazakistan Adana Fahri Konsolosu Tarkan Kulak ile Adana Sanayi Odası Başkanı (ADASO) Zeki Kıvanç da eşlik etti.

    Karşılıklı olarak ticari işbirliğinin geliştirilmesi için görüş alışverişinde bulunulan ziyarette, AOSB Bölge Müdürü Mustafa Keskin, bölgede faaliyet yürüten firmalar ve yatırımcıya sundukları avantajlar hakkında bilgiler verdi.

    Türkiye ile Kazakistan arasında tarihsel bağlar bulunduğuna dikkat çeken AOSB Bölge Müdürü Mustafa Keskin, işbirliği konusunda her türlü desteğe hazır olduklarını söyledi.

    Keskin, AOSB’nin gerek altyapısı, gerek lojistik imkanları ile bölgenin sanayi üssü konumunda olduğunu dile getirerek, “Tekstil sektörünün ağırlıklı olduğu bölgemizde yaklaşık 500 firma faaliyet yürütüyor. İstihdamın yüzde 12’sini bünyesinde barındıran sanayi bölgemiz, kentin üretim ve ihracatının da yaklaşık yüzde 50’sini karşılıyor” dedi.

    Mustafa Keskin, kapasite kullanımında son üç yılın rekorunu kıran AOSB’nın sunduğu avantajlar ile de yerli ve yabancı yatırımcılar için cazibe merkezi konumunda olduğunu dile getirdi.

    Kazakistan’ın sunduğu avantajlar

    Kazakistan Cumhuriyeti Yatırım ve Kalkınma Bakanlığı Türkiye Temsilcisi Nuriddin Amankul ise Çimkent şehrindeki sanayi bölgesi hakkında bilgi verdi. Bölgenin tekstil üzerine kurulu olduğunu belirten Amankul, Kazakistan’da yapılacak yatırımların 2030 yılına kadar emlak vergisi ve KDV’den muaf tutulacağını dile getirdi. Amankul, ayrıca ham madde, ekipman, gümrük vergileri konusunda da muafiyeti olduğunu kaydetti.

    Yatırımcılara sunulan avantajların 2054 yılına kadar uzatılması için çalışmaların sürdüğünü kaydeden Nuriddin Amankul, “Bunların yanı sıra Kazakistan Organize Sanayi Bölgesi’nde yatırım yaparak istihdama katkı sağlayacak iş adamları için yüzde 30-40’la varan bir indirim uygulanacak. En önemlisi yatırım yapacaklara arsa karşılıksız olarak veriliyor. Ayrıca işçi verimliliği çok yüksek ve ilk ay 100 ve üzerinde işçi çalıştıran firmalarda maaşın yüzde 50’si devlet tarafından karşılanıyor” diye konuştu.

    Şuan yatırım için 20 hektar alan bulunduğunu dile getiren Amankul, ihtiyaç duyulması halinde 700 hektarlık bir ilave alanın da yatırıma açılabileceğini vurguladı. Kazakistan’ın genç bir nüfusa sahip olduğunu belirten Amankul, işsizlik oranlarının ise yüzde 9’larda olduğuna dikkat çekti.

    Konuşmaların ardından AOSB Yönetim Kurulu Başkanvekili Ömer Kaya, Kazakistan’ın Ankara Büyükelçisi Abzal Saparbekuly’e ulaştırılması için heyete bir tablo hediye etti.

  • Avrupa Birliği’ne sunulan dikkat çeken rapor

    AB Komisyonunun EL-CSID projesi kapsamında Müslüman ülkelerle diplomatik ilişkilerden sorumlu Doç. Dr. Naciye Selin Şenocak, “Türkiye’nin AB’ye girmesi halinde İslamiyet’in Truva Atı olarak görülmesi Türkofobia’yı artırıyor. Türkiye’nin, Müslüman ülkelerle,Afrika, ülkeleriyle, Rusya, Çin gibi ülkelerle yeni pazarlar ararken ekonomik krizle boğuşan AB için büyük kayıp” dedi.

    Müslüman ülkeleriyle diplomatik ilişkilerden sorumlu Doç. Dr. Naciye Selin Şenocak, AB ve Türkiye ilişkileri konusunda AB Komisyonu’na sunduğu raporu ve yeni yol haritasını değerlendirdi.

    “AB ile Türkiye yol ayrımına geldi”

    Avrupa Birliği ve Türkiye ilişkileri son 54 yıldır en büyük diplomatik krizini,15 Temmuz ve referandum sürecinde yaşadığını ifade eden Doç. Dr. Şenocak; “15 Temmuz darbe girişiminden, 16 Nisan referandum sureci boyunca ve sonrasında AB’nin tutumu iki tarafı önemli bir yol ayrımına getirmiş durumda.Türkiye 54 yıldır AB kapısının önünde bekletilmektedir. Türkiye’nin AB ye alınmamasının nedeni Kopenhag Kriterleri olarak öne sürülse de aslında bunun başlıca nedeni Türkiye hakkında yüz yıllardan beri yapılan kara propaganda ve ön yargılardır. Türkiye’nin AB’yi istila etmesi gibi yersiz bir korku söz konusudur.11 Eylül’den beri İslamofobia AB’de yükselişe geçmiş durumdadır. İslam terörizmle bağdaştırılıyor. Türkiye eşittir İslam, İslam eşittir terörizm kara propagandası AB’nin gerek Türkiye gerekse Müslüman ülkeleriyle ilişkilerini zedelemektedir. Türkiye’nin AB’ye girmesi halinde İslamiyet’in Truva Atı olarak görülmesi Türkofobia’yı artırıyor.”

    “AB’nin demokratik değerleri dünyayı kan gölüne çeviriyor”

    AB Müslüman ülkeleriyle ilişkilerini iyileştirmek ve kendi bünyesinde Müslüman gençlerin radikalleşmesinin önüne geçmek istiyorsa İslamiyeti aşağılayıp, İslami değerlerini red etmek yerine “İslamiyeti evrensel değerleri olan bir medeniyet olduğunu“ kabullenmesi gerekiyor. İslamiyetin kendi felsefesi, tarihi, sanatı, edebiyatı var. Avrupa’nın 18.yy’dan kalma evrensel diye Dünya’ya empoze etmeye çalıştığı demokratik değerler Irak, Libya, Afganistan örneklerinde olduğu gibi Dünyayı kan gölüne çevirir bu değerler 21.yy Dünyasına uyarlanması gerekmektedir.“

    “DEAŞ’e katılımın yüzde 70’i Avrupa’dan“

    DEAŞ’e üye olan gençlerin yüzde 70’inin Avrupa’da yasayan gençlerin olduğuna da dikkat çeken Doç. Dr. Şenocak; “Bu durum Avrupa’nın kendi evrensel olarak değerlendirdiği değerleri sorgulaması gerektiğini gösteriyor. Ayrıca Avrupa’nın entegrasyon politikasının bir fiyasko olduğunu göstermektedir. Bu durum özellikle Müslüman gençlerin “ötekileştirerek“ kimliksizleştirilmesi ve radikal grupların kurbanı haline gelmesine neden olmaktadır. AB acilen yeni bir entegrasyon politikasıyla bu gençleri kazanması gerekmektedir.“

    “AB, Türk halkı karşısında güven kaybına uğradı“

    Türk halkı karşısında AB‘‘nin güven kaybına uğradığını da söyleyen Doç. Dr. Şenocak; “15 Temmuz darbe girişimi karşısında Türk halkının mücadelesi AB tarafından Demokrasi Zaferi olarak nitelendirilmemesi ve aksine Cumhurbaşkanı Erdoğan karşıtı kara propaganda yapılması Türk halkının AB’ne güvencesini sarsmıştır. Bugün Türkiye’nin AB üyelik müzakerelerinin devam etmesi konusunda referandum yapılsa yapılan araştırmalara göre halkın yüzde 83 durdurulması kararı çıkar. Bunun nedeni AB Türkiye’yi yıllardır oyalaması ve Türkofobik tutumu olarak değerlendirilmektedir. Referandumda AB ülkelerinde evet sonucunun yüzde 75 oranında çıkmasının nedeni AB ülkelerinde yapılan Cumhurbaşkanı Erdoğan karşıtı propagandanın Türkiye karşıtı olarak algılanmasıdır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’in; “Ben mazlumların sesiyim“ söznü dikkate alınması gerekir bu önemli mesajla sadece Türkler değil Dünya’da yaşayan Müslüman topluluğu kendini bu sözle bağdaştırıyor. İslamofobianın yükselişiyle kendilerini mazlum görüyorlar. Yani 1.7 milyar insan, 57 ülke önümüzdeki günlerde Türkiye’nin dış siyasetinde önemli bir rol oynayacaktır.”

    “Türkiye,AB arasında yeni bir işbirliği gerekli”

    Türkiye Müslüman ülkelerle, Afrika, ülkeleriyle, Rusya, Çin gibi ülkelerle yeni pazarlar ararken ekonomik krizle boğuşan AB için büyük kayıp olacağını da kaydeden Doç. Dr. Şenocak; “AB, Türkiye’nin en önemli ekonomik partneri. Türkiye’nin, Rusya, Hindistan, Çin, Müslüman ülkeleri ve Afrika ülkelerinde yeni pazarlar oluşturması ekonomik krizle savaşan AB için bir kayıp olacaktır. Bunun yanında AB Türkiye için de önemli bir partnerdir özellikle IPARD, ERASMUS gibi AB fonlarının desteklediği projelerle Türkiye önemli reformlar yapmıştır. Uyum sürecinde Türkiye gerek yargı, gerek ticaret, eğitim sektörlerinde önemli gelişmeler ve standardizasyon sürecinde başarılı çalışmalar yapmıştır. Kazan-kazan esaslı yeni bir işbirliği modeli geliştirilmelidir.”dedi.

  • Numan Şeker: “Eğitim müfredatının değişmesi için sunulan rapor, gelecek nesillerin yetiştirilmesinde önemli rol alacaktır”

    Memur-Sen Bursa İl Temsilcisi ve Eğitim Bir-Sen Bursa 1 Nolu Şube Başkanı Numan Şeker, eğitim sisteminde müfredatın demokratikleştirilmesine yönelik 50 akademisyen ve 400 öğretmenden oluşan 9 komisyonun hazırladığı raporun gelecek nesillerin yetiştirilmesinde önemli rol oynayacağını söyledi.

    Türkiye’deki eğitim sisteminin gerçek anlamda demokratikleşmesi ve toplumun farklı taleplerine cevap üretebilmesi adına çağdaş gelişmeleri dikkate alan yeni bir yapıya ihtiyaç olduğunu belirten Numan Şeker, eğitim sisteminin çoğulcu ve demokratik farklılıklara imkân tanıyan, ortak bir kültür, millet ve vatan etrafında birleşmeyi sağlayacak şekilde yeniden kurgulanması gerektiğini söyledi. Bu çerçevede, eğitim sistemini düzenleyen anayasadan başlanarak ilgili tüm mevzuat değiştirilmesi adına aylarca süren titiz bir çalışma neticesinde, 50 akademisyen ve 400 öğretmenden oluşturulan 9 komisyonun rapor hazırladığını belirten Şeker, “Yıllardır, nasıl bir müfredat ve eğitim sistemi istediğimizi, önerilerimizle birlikte dile getiriyoruz. Bugünün ve geleceğin nesillerini yetiştirmenin en değerli yatırım olduğunun bilincinde olarak, eğitim çalışanlarının sosyal ve özlük haklarının yanında her türlü eğitim meselemize ilişkin araştırma ve arayışlara dönük çalışmalar yapmayı da kendimiz için millî bir sorumluluk gördük. İthal programlarla, millî ruhtan yoksun müfredatlarla sorunlarımızı çözemeyeceğimiz, medeniyet değerlerinden habersiz nesillerle muasır medeniyetler seviyesine çıkamayacağımız gerçeğinin altını çizdik. Eğitimin asıl amacı ve işleyişinin çocuklarımıza öğreteceğimiz bilgi, onlara kazandıracağımız erdemli davranışlar, aşılayacağımız millî bir ruh, yerli bir kimlik ve evrensel felsefi değerlerle gelişmiş bir kişilik tamamıyla müfredatla ilgilidir” şeklinde ifade etti.

    Başkan Şeker, “Cumhuriyetin ilk yıllarında yeni bir kimlik, ulus ve devletin oluşturulmasını hedefleyen bu modernleşmeci proje, Kemalizm olarak tanımlanmıştır. Kemalizm, cumhuriyetin kuruluşundan günümüze eğitim sisteminin üzerindeki kurucu etkisini sürdürmüştür. Bu ideoloji, devleti bireye önceleyen, farklılıklara izin vermeyen ve tek tipçi bir eğitim anlayışını dayatmaktadır. Söz konusu sözleşmelerde, eğitim hakkı, insanlar arasında yaş, cinsiyet, renk, dil, din, ırk yönünden bir ayrım gözetmeksizin tüm insanlara tanınmıştır. Bu sözleşmelere göre, çocuğun eğitim ve öğretiminden birinci derecede anne ve baba sorumluyken, eğitim ve öğretime ilişkin düzenlemeleri yapmak devletin görevidir. Son yıllarda eğitim sisteminde atılan adımlarla, askeri müdahaleler döneminde kurulan eğitim sistemi restore edilmeye çalışılsa da, halen kurucu yasal belgelerle var olmaya devam etmektedir. Tek tipçi, vesayetçi, doğrudan askeri müdahale dönemlerinin insan anlayışını sürdürmeye dayalı bir endoktrinasyon, eğitim sisteminde hâkimiyetini sürdürmektedir. Başta ilgili mevzuat olmak üzere, eğitim sisteminin insan haklarına duyarlı ve muhtelif toplumsal kesimleri dışlamayacak şekilde yeniden kurgulanmasına ihtiyaç vardır. Böylece, farklılıklara saygı temelinde Anadolu’da yaşayan bütün vatandaşları birbirine bağlayan ortak bir kültürün inşa edilmesi mümkündür” dedi.

    Numan Şeker, “Eğitim Bir-Sen olarak, baskıcı, aşırı ideolojik, tek tipçi ve farklılıklara izin vermeyen bir eğitim sistemi yerine, öğrencilerimizin kendi değerleriyle barışık yetişmesini, kendilerini en iyi şekilde gerçekleştirebilmelerini, yeni gelişmelere açık olmalarını ve böylece dünyayla rahatlıkla rekabet edebilmelerini sağlayacak bir eğitim sistemi istiyoruz. Bundan dolayı, kendine güvenen, araştıran, sorgulayan, kendi iradesine sahip çıkan ve herhangi bir ideolojiye körü körüne bağlı olmayan, demokratik ve farklılıklara saygı duyan fertlerin yetişmesi için müfredat reformunun yapılmasını gerekli görüyoruz. Türkiye’de eğitim sisteminin gerçek anlamda demokratikleşmesi ve böylece toplumun farklı taleplerine cevap üretebilmesi için, çağdaş gelişmeleri dikkate alan yeni bir yapıya ihtiyaç vardır. Eğitim sistemi, bir yandan çoğulcu, demokratik, farklılıklara imkân tanıyan bir çerçeveye, diğer yandan da ortak bir kültür, millet ve vatan etrafında birleşmeyi sağlayacak şekilde yeniden kurgulanmalıdır. Dahası, müfredatın ayrımcı, dışlayıcı, sabit fikirli yaklaşımı reddeden bir felsefede yeniden yapılanmasına ihtiyaç vardır” diye konuştu.

    Ayrıntılı öğretim programları yerine standartlar benimsenmesi gerektiğini belirten Şeker, “Öğretim programları her bir düzey için bir ana yeterlilik çerçevesini ve asgari standardı oluşturacak kazanım hedeflerini belirlemeli, bununla yetinmelidir. Türkiye’de din ve ahlak eğitimi, OECD ülkelerinde olduğu gibi birinci sınıftan itibaren verilmelidir. Öğretim programlarında yer verilecek konular hayatla ve ihtiyaçlarla ilişkili, öğrenmeyi özendirici ve ilgi uyandırıcı olmalıdır. Öğretim programları ve merkezi sınavlar arasında ahenk sağlanmalıdır. Merkezi sınavlar, öğretim programlarındaki amaçlar ile ölçme ve değerlendirme tavsiyeleriyle uyumlu hale getirilmelidir. Bu çerçevede, çoktan seçmeli sınavlara ek olarak gerek geleneksel gerekse tamamlayıcı ölçme ve değerlendirme yaklaşımları kullanılmalıdır. Haftalık ders saatleri ve özellikle temel derslere ayrılan süreler azaltılmamalıdır” şeklinde konuştu.