Etiket: Suçlamaları

  • 5 kişilik aileyi yakarak öldüren 3 sanık mahkemede suçlamaları reddetti:

    Kastamonu’da hayvan hırsızlığı sırasında silahla öldürüldükten sonra ev ile birlikte yakılarak yok edilmek istenilen 5 kişilik Çataloğlu Ailesi cinayetinde yargılanan sanıklar, duruşmada Kur’an-ı Kerim’in üzerine yemin ederek suçlamaları reddettiler.

    Kastamonu’da merkeze bağlı Bürme köyü Kuzören Mahallesi’nde 29 Kasım 2017’de çıkan yangında, Çataloğlu Ailesi’ne ait iki ev yandı. Evlerden birinde oturan Fazıl Çataloğlu ile eşi Sebahat, oğlu Emin, gelini Şengül ve torunu Serdar Çataloğlu’na yangından sonra ulaşılamadı. Kastamonu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında 5 kişilik Çataloğlu Ailesi’nin, 42 gün sonra ev ile birlikte yakıldıkları ortaya çıktı. Yürütülen soruşturma kapsamında Erkan K. ile kardeşi Ersan K. ve kardeşlerin kayınpederi Ali Ş. tutuklanırken Ali Ş.’nin diğer damadı Hüseyin D. ise serbest bırakıldı. Tutuklu yargılanan sanıklar Erkan K. ile kardeşi Ersan K. ve kardeşlerin kayınpederi Ali Ş. ile Ali Ş’nin damadı Hüseyin D. hakkında Kastamonu Ağır Ceza Mahkemesinde ‘hırsızlık, bir suçu gizlemek veya başka bir suçun delillerini gizlemek ya da yakalanmamak amacıyla öldürme, canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürme, kasten yangın çıkarma, kasten öldürme’suçlarından dava açıldı.

    “Biz, böyle bir olaya karışmadık”

    Duruşmaya Karabük’ten SEGBİS sistemiyle katılan Erkan K., geçtiğimiz yıl Kurban Bayramında maktul Fazıl Çataloğlu ile tanıştıklarını belirterek, “Hayvan alım satımı için kendisiyle görüştük. Bana, Salı günü hayvanları almaya gelmemi söyledi. Bende Salı günü kardeşim Ersan işten çıktıktan sonra yemek yiyip yola çıktık. Biz, böyle bir olaya karışmadık. Biz, böyle bir olay işlemedik. Hayvanları alıp, hayvan pazarında sattık. Güvenlik kameralarından da görünebilir. Biz, köye gittiğimizde Fazıl abi vardı. Koyun yüklüyorlardı traktöre. 4 tane inek vardı Fazıl abide. 17 bin liraya pazarlığını yaptık, 2 bin lira peşin parasını verdik, geri kalan 15 bin lirayı da hayvanları sattıktan sonra ödeyecektik. Hayvanlar ahırdan çıkartırken kaçtı. Hayvanları yakalamamız biraz zaman aldı. 2 saat falan sürdü. Sonra hayvanları kamyona bindirip köyden ayrıldık. Cinayetle ilgili hiçbir şey olmadı. Biz de olayı Perşembe günü duyduk” dedi.

    “Üç evladım var, Kur’an-ı Kerim çarpsın bu olayla bir ilgimiz yok”

    Fazıl Çataloğlu’nun evine olay gecesi gittiklerini anlatan Erkan K., “Kayınpederim köye gittiğimizde yanımızda yoktu. Cinayet gecesi köyde yaşananların bizimle ilgisi yok. Biz, bilmiyoruz. Bu yüzden üzerimize atılan suçlamaları kabul etmek zorunda kaldık. Bu olay başımıza kalmasın diye yalan beyanlarım oldu. Pişmanın böyle söylediğim için” diye konuştu.

    Cesette silahına ait kurşun çıkmasına rağmen suçsuz olduğunu söyledi

    Mahkeme heyetinin çocuğun başından çıkan kurşunun Erkan K’ya ait silahtan çıktığını hatırlatması üzerine Erkan K., kendisine ait silahın Daday’da köyünde durduğunu ve evden çıkarmadığını söyledi. Fazıl Çataloğlu’ndan 4 büyükbaş hayvan satın aldıklarını ve hırsızlık yapmadıklarını anlatan Erkan K, “Çocuklarımızın üzerine yemin ederim kayınpederim yoktu. Kardeşimle birlikte gittik. Hayvanları normal bir şekilde alıp sattık. Kur’an çarpsın bizim bu olayla ilgili bir alakamız yok. Üç evladım var, Kur’an-ı Kerim çarpsın bu olayla bir ilgimiz yok. Bu olaydan sonra bütün hırsızlık olayını bizim üzerimize yıktılar” şeklinde konuştu.

    “İşkence yaparak bu suçu kabul ettirdiler bizlere”

    Çorum’dan duruşmaya SEGBİS sistemiyle katılan, işkence ile suçlamalarını kendilerine kabul ettirildiğini iddia Ersan K. ise, “Abimin ehliyeti yoktu. Yolda çevirme oluyordu, bende kamyonu kullanmak için abimle köye gittim. Ben, rahatsızdım bu yüzden kamyonda kaldım. Abim, eve gidip hayvanları alıp geldi. Abimin eve gidip gelmesi 2-3 saat sürdü. Döndüğünde bana hayvanların kaçtığını ve pazarlık yaptığını söyledi. Bildiğim her şeyi anlattım. Bize işkence yaptılar. Bu suçu kabul ettirdiler bizlere. Silah köydeydi, silahı yanımızda taşımıyorduk. Silahtan çıktığını söylenen merminin çocuğun kafasından nasıl çıktığını bilmiyorum. Ben, silah sesi falanda duymadım. Avukatım gelmeden bize suç attılar. Biz, böyle bir suç işlemedik. Ben, bir aylık evliyim. Ben, neden böyle bir şey yapayım. Ben, yangın görmedim. Görseydim, ihbarda bulunurdum. Bizim üzerimize suç atıldı” ifadelerini kullandı.

    “Ne ifade verdiğimi bilmiyorum, kendimi tanıyamaz hale gelmiştim”

    Duruşmaya Çankırı’dan SEGBİS sistemiyle katılan ve olayın olduğu gece evinde olduğunu iddia eden Ali Ş. de, şunları kaydetti: “Sabah kalkınca Kastamonu’ya geldim. Biraz kahvehanede oturdum. Bende olayı öğleden sonra duydum. Benim, yaşanan bu olayla ilgili bir alakam yok. Karakolda bana baskı yaptılar. Dövdükleri için şuurumu kaybettim. Ne ifade verdiğimi bilmiyorum, kendimi tanıyamaz hale gelmiştim.”

    “Cesetler tespit edilemediği için 5 kişi öldürüldü denilemez”

    Tutuklu sanık Ali Ş’nin avukatı da, savunmasında mevcut delillerle 5 kişinin öldürüldüğünün söylenemeyeceğini belirterek şöyle konuştu: “5 kişi öldürüldüğü demek için bunların cesetlerinin tespit edilmesi gerekiyor. Ali Ş’nin alınan savunmasında baskı olmuştur. Şuurunu kaybettiği için bütün damatlarının ismini vermiştir. Önce savcının, daha sonra kolluk kuvvetleri tarafından sanığın ifadesi alınmıştır. Sanıkların ifadelerinden yola çıkılarak deliller oluşturulmuştur. Bu yüzden baskıyla ifade alınmıştır sonucu ortaya çıkıyor.

    “Bin 200 derece yakılan cesetlerin bulunması tabii ki de mümkün değil”

    Bunun üzerine söz alan müşteki tarafından avukatı ise, Yargıtay Ceza Dairesinin bazı kararlarından örnekler vererek, cesetler bulunamazsa dahi bulunamayan cesetler için cezalar verildiğini söyledi. 1200 derecede bir sıcaklıkta vahşice yakılarak yok edilmek istenilen cesetlerin bulunmasının tabii ki de mümkün olmadığını savunan müşteki avukatı, ama diğer bulunan delillerle cesetlerin yakıldığının kanıtlandığını ifade etti.

    Çataloğlu’nun abi ve ablası davaya katılma talebinde bulundu

    Fazıl Çataloğlu’nun ağabeyi Emin Çataloğlu ile ablası Nuriye Kabuloğluise, sanıklardan şikayetçi olduğunu ve davaya katılmak istediklerini kaydetti. Mahkeme heyeti, sanıkların tutukluluğunun devamına karar vererek, Cumhuriyet Savcısının mütalaa hazırlayabilmesi için duruşmayı 31 Ocak tarihine erteledi.

  • FETÖ’den tutuklu iş adamları suçlamaları reddetti

    İzmir’de Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) soruşturması kapsamında, örgüte finansal destek sağladığı iddiasıyla tutuklanan ünlü iş adamları Abdullah Kavuk, Ahmet Küçükbay, Şeref Sipahi ile tutuksuz sanık Metehan Kavuk, ilk kez hakim karşısına çıktı. Duruşmanın öğleye kadar devam eden bölümünde mahkemeye savunma yapan Abdullah Kavuk, Metehan Kavuk ve Şeref Sipahi, örgüt ile bağlantılarının olmadıklarını, haklarındaki iddiaları ret ettiklerini söyledi. Tutuksuz yargılanan Metehan Kavuk, “Ülkesinin çıkarını savunan şerefli bir babanın oğluyum. Değerli bir ailenin ferdiyim. Mahkemeden herhangi bir talepte bulunmuyorum” dedi.

    İzmir 13. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen ilk duruşmaya tutuklu sanıklar Abdullah Kavuk, Ahmet Küçükbay, Şeref Sipahi, tutuksuz sanık Metehan Kavuk, sanık avukatları ve sanık yakınları katıldı. Üye hakim, sanıklar hakkında hazırlanan iddianameyi okudu. İddianamenin okunmasından sonra sanıkların savunmaları alınmaya başladı.

    “Ülkesini seven şerefli bir babanın oğluyum”

    İlk olarak savunmasını tutuksuz yargılanan Metahan Kavuk vermeye başladı. Hakkında hazırlanan iddianameyi kabul etmediğini belirten sanık Metehan Kavuk, “Hayatımın hiçbir bölümünde, FETÖ’nün okulunda okumadım, bankasına para yatırmadım, gizli haberleşme programı ’Bylock’u kullanmadım. Gizli bir tanığın verdiği ifade nedeniyle buradayım. Soyadım Kavuk olduğu için mi yoksa babamın soyadını taşıdığım için mi tutuklandım bilmiyorum. Ülkesinin çıkarını savunan şerefli bir babanın oğluyum. Değerli bir ailenin ferdiyim. Mahkemeden herhangi bir talepte bulunmuyorum” dedi.

    “İş adamları toplantısında dini sohbetler yoktu”

    Tutuksuz yargılanan Metehan Kavuk’un ardından tutuklu yargılanan Kavuk’un babası Abdullah Kavuk savunmasını yaptı. FETÖ ile hiçbir bağlantısının olmadığının ifade eden Abdullah Kavuk, “Hayatım boyunca devletimin yanında yer aldım. Gediz Üniversitesini İzmir’e bir üniversite kazandırmak için kurduk. 17-25 Aralık öncesi cemaat açısından hiçbir tehlike olmadığı için üniversite için yardım ettim. İzmir’de iş adamları ile bir araya geliyorduk. Bu toplantılara kısmen katıldım, kısmen katılmadım. Bu toplantılarda o dönem EXPO vardı, nasıl katkı yapabilir onun için ve İzmir’e yatırımlar hakkında konuşuluyordu. Toplantılar her zaman olmazdı. Toplantıyı yapacak iş adamı, yemeği düzenler, davet ederdi. Ramazan ayında bir toplantı daha sık olurdu. Hatta evlerde bile olurdu bu toplantılar. Buruda dini sohbetler olmazdı, iş konuşulurdu. Düzenli yapılan toplantılar değildi. ’Babalar grubu’ diye tabir edilen grubu bilmiyorum. Ben o toplantılarda hiç bulunmadım. Katıldığım toplantıları da söyledim, onlarda iş adamlarıyla ilgili toplantılardı” diye konuştu.

    “Cemaatin terör örgütü olduğunu öğrenince geriğini yaptık”

    Hiçbir himmet toplantısına katılmadığını ve himmet vermediğini ifade eden Abdullah Kavuk, “17-25 Aralık’tan sonra devletimin yanında oldum. Ayrıca, 17-25 Aralık öncesinde FETÖ’ye sempatizan olmadım. Çocuklarımı bu örgüte ait okullara göndermedim. Örgütün hiçbir gazetesine, dergisine abone olmadım. ’Bylock’ programını cezaevinde öğrendim. Gediz Üniversitesini cemaate hizmet etsin diye kurmadık. İzmir’e üniversite kazandırmak için kurduk. Ben 2015’te Gediz Üniversitesini bıraktığımda devlete 40 milyon dolar karı vardı. 17-25 Aralık’tan sonra devletimiz cemaatin terör örgütü olduğunun söyleyince FETÖ ile bağlantılı olan mütevelli heyetinde olan Bekir Baz’ın istifasını istedik ve o da istifa etti” diyerek savunmasının sonunda tahliyesini isteyerek şirketlerinin ve üzerindeki kayyumun kaldırılmasını talep etti.

    “Bağışçı haklıydı, biz geciktirdik”

    Duruşma savcısının üniversiteye bağışlanan 20 milyonluk arazi sorusu üzerine sanık Abdullah Kavuk, “Bana Çiğli’deki arsadan bahsettiler ve buranın hastane yapılması şartı ile bağışlanacağını söylediler. Bizde bu arsayı hastane kompleksi yapılmak üzere hayırsever Hatice Bahriye Yağcı’dan şartlı bağışı kabul ettik. Problemli bir yerdi. Bizde üniversiteye bağlı bir hastane yapmayı geciktirdik. Bağışçı da, gecikmeden dolayı, bizden arsayı geri almak için dava açtı. Bağışçı haklıydı, biz geciktirdik ancak gecikme bizden kaynaklı değildi” ifadelerini kullandı.

    “Ortaokul mezunuyum üniversite hocalarına akıl verecek biri değilim”

    Bir diğer sanık Şeref Sipahi ise “Benim FETÖ ile alakam yoktur. İddianamede belirtildiği gibi örgütün paralarını aklamadım. Kimseden yardım almadım. FETÖ’nün toplantılarına katılmadım. Gediz Üniversitesindeki bağlantım da vakıftan kaynaklanıyor. Vakfın kurucusu ağabeyim Şerafettin Sipahi’dir. O vakfı kurarken yönetimde 2 Sipahi’nin de bulunmasını şart koşmuş. Ban ortaokul mezunuyum üniversiteye aklım yetmez ama ağabeyimin zoru ile girdim. Yılda 3 defa düzenlenen toplantılara bir defa anca katılırdım. Ben dediğim gibi ortaokul mezunuyum, oraya gidip üniversite hocalarına akıl verecek, sohbet edecek biri değilim. Benim FETÖ ile alakam yok, kuyumcu dükkanımda bizzat dururum, sabah 5 buçukta işe başlar gece 10’a kadar dükkanda olurum. Benim toplantılara katılacak zamanım yok. İşimin başındayım. Örgüte himmet vermedim. Örgüt adına para almadım. ’Babalar gurubunu’ bilmiyorum. Onların toplantılarına hiç katılmadım” şeklinde konuştu.

    Sabah başlayan duruşmaya öğle arası molası verilirken öğleden sonra devam edecek duruşmada Ahmet Küçükbay savunmasını yapacak.

    Olayın geçmişi

    İzmir’de, 15 Temmuz darbe girişimin ardından, ünlü iş adamları Orkide Yağları ve Küçükbay Şirketler Grubu sahibi olan Ahmet Küçükbay, Kavuklar Şirketler Grubu sahibi ve Gediz Üniversitesinin eski Mütevelli Heyet Başkanı Abdullah Kavuk ile oğlu Metehan Kavuk, Şeref Kuyumculukun sahibi Şeref Sipahi tutuklanmıştı. Soruşturmayı yürüten savcı Zafer Dur, dört önemli isimle ilgili soruşturma dosyasını ayırdı ve savcı iş adamları hakkında hazırlanan iddianameyi İzmir 13. Ağır Ceza Mahkemesine gönderdi. FETÖ örgütüne finansal destek sağladıkları iddiasıyla tutuklanan iş adamları hakkındaki 168 sayfalık iddianame mahkeme tarafından kabul edildi. İddianamede, 4 iş adamına 10 ile 15 yıl arasında ceza verilmesini istedi. İddianamenin kabul edildiği gün Metehan Kavuk dosya üzerinden görülen dava ile tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

  • Darbeci Binbaşı Seymen: “Darbe dışındaki suçlamaları reddediyorum”

    Cumhurbaşkanına suikast girişimi davasında sanıkların ara ifadelerinin alınmasına devam ediliyor. Davanın önemli isimlerinden sanık Özel Kuvvetler Komutanlığı timinin başında olduğu ileri sürülen sanık Binbaşı Şükrü Seymen, darbe dışındaki tüm suçlamaları reddettiğini, helikoptere ateş etmediğini, ateş edip de isabet ettirmemeyi de kendisine hakaret sayacağını açıkladı.

    “FETÖ suçlamasını kabul etmeyeceğim”

    Sanık Seymen ara ifadesinde, mahkemede adil yargılanma prensibine uyulmasını, her sanık için görevlendirilen avukat sayısının üç olduğunu ve müşteki tarafının da üç avukat ile sınırlandırılmasını istedi. Seymen, “Müşteki avukatları kendilerine algı oluşturmaya çalışıyorlar. ‘Tek ağızdan ifade verilmiyor’ iddiasına katılmıyorum. Benim verdiğim ifade kimsenin ifadesine benzemez. Sırf birileri mutlu olsun, siyasi malzeme çıksın diye, FETÖ suçlamasını kabul etmeyeceğim” dedi.

    “Bu İddianameyi ben hazırlasaydım, kendimi beceriksiz sayardım”

    İddianamenin özensiz ve yetersiz hazırlandığını ileri süren Seylen, “Eski mesleğimdeki tecrübelerime dayanarak söylüyorum ki, böyle iddianameyi ben hazırlasaydım kendimi beceriksiz sayardım. Müşteki avukatları ‘tarihe tanıklık ediyoruz’ dediler. Sadece bu cümlelere bütün samimiyetimle katılıyorum. Demokrasi, hukuk ve özgürlüğün dip yaşandığı bir zamandayız. Ne olmamasını bilen gençler ve aydınlar iyi bir gelecek kuracaklardır. Sağ kalırsam ben de ileride torunlarıma elimden geleni yaptığımı söylerim. Marmaris’te helikoptere ateş etmedim. Kurşun yağmuru altında bile telefon ile konuşuyordum. Benim için o anda infiala kapıldığım söylenmiş. 16 yıldır savaşıyorum. Hiç infiale kapılmadım ve bundan sonra da İnşallah kapılmam. Helikoptere ateş etmedim. O kadar ateş edip de bir mermi isabet ettirmemeyi kendime hakaret sayarım. Abdestimden, namazımdan eminim.

    “Darbe dışındaki suçlamaları reddediyorum”

    Darbeci olduğunun altını çizen sanık Binbaşı Şükrü Seymen, “Darbe dışındaki bütün suçlamaları reddediyorum. Eğer buradan sıvışmak isteseydim, darbeyi reddeder, diğer suçlamaları kabul ederdim. Hakkımda sahte ve hatalı rapor düzenleyen polis ve savcılar hakkında hukukun egemen olduğu zaman davacı olacağım” dedi.

  • Binbir surat Murat hakkındaki suçlamaları kabul etmedi

    Kayıp şahısların kimliklerini kullanarak yaklaşık 1 milyon liralık kredi çektiği iddia edilen şahıs, hakkındaki suçlamaları kabul etmedi.

    Bursa’da bir bankadan kredi çekerken yakalanan ve üzerinden 15 tane farklı sahte kimlik çıkan Afganistan uyruklu Murad K.’nın (45) yargılanmasına 7. Ağır Ceza Mahkemesinde devam edildi. Hakkında 87 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açılan ve her kimliğe şekil değiştirip kendi fotoğrafını yapıştırdığı iddia edilen Murad K, hakkındaki suçlamaları kabul etmedi. Murad K, “Bana bütün iftiraları kardeşim attı. Bana, ‘Sana öyle bir oyun oynayacağım ki içeriden bir daha çıkamayacaksın’ demişti. Bu onun oyunudur. Ben haksız yere içeride yatıyorum. Yaklaşık 1.5 senedir tutukluyum. Tahliyeme karar verilmesini istiyorum. Ben tahliye olursam yine bütün mahkemelere katılacağım. Söz veriyorum, kaçmayacağım” dedi.

    Mahkeme heyeti, Murad K’nin tutukluluk halinin devamına karar vererek, eksik evrakların giderilmesi için duruşmayı ileri bir tarihe erteledi.

  • Derya bebeği dövdüğü iddia edilen kadın, suçlamaları reddetti

    Nisan ayında Hopa Kadın Sığınma Evinde kalbi durarak yoğun bakıma kaldırılan Derya bebek olayıyla ilgili suçlanan İpek Bektaş (21), hakkındaki iddiaların gerçeği yansıtmadığını söyledi.

    Olay, Artvin Hopa Kadın Sığınma Evi’nde 16 Nisan’da meydana gelmişti. 2 yaşındaki kızı Derya D. ile birlikte Hopa Kadın Sığınma Evinde kalan Ö.D., kursta olduğu sırada kalbi duran kızının hastaneye kaldırıldığı haberini almıştı. Hopa Devlet Hastanesinde yapılan kalp masajıyla hayata döndürülen Derya bebek, ambulans helikopterle önce Trabzon’a, buradan da Samsun’da bir özel bir hastaneye sevk edilmişti. Yoğun bakıma alınan bebeğin beyninin, uzun süre oksijensiz kaldığı için hasar gördüğü belirlenmişti. 40 gün bu hastanede tedavi gören Derya bebek daha sonra Trabzon’a, bir dönem koruyucu ailesi olan Derya Topal’ın evine getirilmişti.

    Olayın meydana geldiği 16 Nisan günü Ö.D’nin Derya bebeği kendine emanet ederek kursa gittiğini belirten İpek Bektaş, Derya bebeğin kalbi durmasından kendisinin sorumlu tutulduğu fakat haksız yere suçlandığını söyledi. Olay anı kendi bebeğini emzirmek ve uyutmak için odasına gittiğinde oğlu ile Derya bebeği salonda bıraktığını ifade eden Bektaş, daha sonra oğlunun parmağıyla salonu işaret etmesi üzerine salona gidip Derya bebeği hareketsiz bir şekilde bulduğunu belirtti. Güvenlik kamerası görüntülerinin olduğunu söyleyen Bektaş, sürekli tehditler aldığını, anne ve Derya Topal hakkında suç duyurusunda bulunacağını belirtti.

    “Defalarca baktığım bir bebekti”

    Geçen Ocak ayında kadın sığınma evine yerleştiğini belirten İpek Bektaş, “Yerleştikten sonra Ö.D ile tanıştık ve arkadaş olduk. Hiçbir sıkıntımız ve sorunumuz yoktu. İyi arkadaş olduk. Daha sonra birbirimize çocuklarımızı birbirimize emanet etmeye başladık. Yeri geldiğinde ben ona, yeri geldiğinde o bana emanet etti. 16 Nisan’da Ö.D yanıma gelerek kursa gideceğini ve kızına bakmak için benden ricada bulundu. Ben de tabii ki dedim. Defalarca baktığım bir bebekti. İlk defa bakmadım. Birçok kez emanet aldım. Yemekhaneden çocuklarımı alıp kendi katıma çıktım. Bebek yukarıda başka bir bayanla kalıyordu. Ben Derya bebeği alıp kendi katıma indim. Çocuklarla birlikte hep beraber salondaydık. Daha sonra bebeğim ağlayıp huysuzlandığı için bebeğimi yatak odasına emzirmeye ve uyutmaya götürdüm. 25 dakika boyunca salonda çocukları tek başlarına bıraktım. 25 dakika sonra oğlum yanıma geldi ve salonu parmağıyla işaret etmeye başladı. Annecim Derya nerede dediğimde oğlum konuşamıyordu. Sadece kendini ifade etmek için eliyle salonu işaret ediyordu. Salona gittiğimde Derya bebek koltuğun üstünde hareketsiz ve mosmor bir vaziyette buldum. Çığlık attım. Çığlığımı duyan temizlik personeli ve güvenlik görevlileri yanıma geldiler. Bebeği alıp aşağıya indiler. Ambulansı aradılar fakat ambulans geç kalınca kurumun arabasıyla hastaneye gittiler. Hastaneye gittiklerinde Derya bebeğin kalbi durmuştu. Durumu kötü olduğu için Trabzon’a sevk ettiler. Daha sonra oradan da Samsun’daki özel bir hastaneye sevk ettiler” dedi.

    “Bir anneye katil damgası vuruyorlar”

    Ailenin sürekli kendini suçladığını söyleyen Bektaş, “Ben bir şey yapmadım ve mağdurum. Defalarca kez bunu dile getirdim. Aile ile sürekli irtibata geçtim. Aile anlamıyor. Sürekli suçlayacak insanlar arıyorlar. Doktor raporlarında hiçbir şekilde darp cebir izine rastlanmadı. Olay olduğu gün 15 dakika sonra polis geldi ve inceleme yaptılar. Derya’ya dair hiçbir şeye rastlamadılar. Salonda inceleme yaptılar. Ben karakolda ifademi verdim. Hiç kimseden kaçmıyorum. Aile sürekli beni suçluyor. Suçsuzum ve mağduriyetimi dile getiriyorum. Ben hiçbir şey yapmadım. Yalancı şahitler buluyorlar. Yalancı şahitler ‘odada gördük’ diyorlar. ‘Biz gördük evet darp etmiş, yastıkla boğmuş’ diyorlar. Yalancı şahitler kim? Konuşsun. Orada benden ve çocuklarımdan başka kimse yoktu. Zaten kamera kayıtları da var. Kamera kayıtları mahkemede var. Savcıda var. Hepsi incelemeye alındı. Bir anneye katil damgası vuruyorlar. Sürekli aleyhimde kötü kötü şeyler konuşuyorlar. Bundan çok rahatsızım bunun hakkında suç duyurusunda bulunacağım hem anneye hem Derya Topal’a” diye konuştu.

    “Sosyal medya da büyük baskı altındayım”

    Derya bebeğin sağlık durumuyla ilgili bilgi aldığını belirten Bektaş, “Sürekli bana Derya bebeğe farklı teşhisler koyduklarını söylüyorlardı. En son raporda boğulma çıktı. Çok şaşırdım. El izi yok darp izi yok çok şaşırdım. Aile sürekli beni tehdit ediyorlardı. Sosyal medya olsun, gerek telefonlar olsun sürekli tehdit altındaydım. Tehdit ediliyordum. Bunu gören kurum amirleri başka bir ile naklimi çıkardı. Orada da rahat bırakmadılar. Yine tehdit edildim. Daha sonra eşimle barıştım. Şu anda sosyal medyada büyük baskı altındayım. İnsanlar sürekli beni kötülüyor. Derya Topal’a itibar etmesinler. Yalan söylüyor. Çünkü o olayın olduğu gün o evde değildi. Kendisi görmeden bilmeden bana iftira atıyorlar. Gereken ne ise yapılmasını istiyorum. Kendi hakkımı arayacağım. Buradayım, kaçmıyorum, hiç bir yere gitmiyorum. Gerek savcılık gerek mahkeme benim adresimi biliyor. Gerekli olan her yere açıklamamı yapıyorum” şeklinde konuştu.