Etiket: Şubat’ın

  • 28 Şubat’ın Tanığı Gazeteciler Süreci Anlattı

    Postmodern darbe olarak anılan 28 Şubat sürecinin öncesi ve sonrasını usta gazeteciler masaya yatırdı. 28 Şubat’ın yaşayan tanığı gazeteciler, süreçte yaşadıkları zorlukları katılımcılarla paylaştı.

    Eyüp Belediyesi, 28 Şubat 1997’de gerçekleşen ve postmodern darbe olarak anılan 28 Şubat sürecinin yıl dönümünde dönemin tanıkları usta gazetecileri bir araya getirdi. Eyüp Kültür ve Sanat Merkezi’nde düzenlenen programın moderatörlüğünü Gazeteci Recep Yeter yaptı. Programın konuşmacıları ise Star Gazetesi Yazarı Yakup Köse ve Sabah Gazetesi Yazarı Mahmut Övür, 28 Şubat sürecinde yaşanan gelişmeleri değerlendirdi.

    28 Şubat sürecinde yaşanan gelişmelerin masaya yatırıldığı programın açılışında konuşan Eyüp Belediye Başkanı Remzi Aydın, “Hepimiz insanız, unutuyoruz maalesef, unutmamamız lazım. Dolayısıyla bizler Eyüp Belediyesi olarak diğer paydaşlarımızla her daim bu tip etkinlikleri ısrarla yapacağız. Yapmaya da devam edeceğiz ki unutulmaması lazım. Şuna inanıyorum 28 Şubatlar hep oldu aslında. 28 Şubatlara gerçekten milletimiz fırsatını bulduğunda çok güzel cevaplar verdi. Şöyle bir Türk siyasi tarihine baktığımızda tek patiyle devam eden süreçte Serbest Fırka denemesinde ne kadar büyük bir teveccüh olduğunu biliyoruz ve o sürecin de baltalandığını, kapatıldığını biliyoruz” ifadelerini kullandı.

    “28 ŞUBAT HİÇ BİTMEDİ, SÜREKLİ OLARAK FARKLI YÜZLERLE KARŞIMIZA ÇIKIYOR”

    28 Şubat sürecinin canlı tanıklarından Star Gazetesi Köşe Yazarı Yakup Köse, o dönemde yargılanma ve idama mahkum edilme sürecini katılımcılarla paylaştı. Yaşadığı zor günleri anlatan Köse, “Tutuklandım, ailemin gözetimi altında bulunmam gerekirken ailem Antalya’daydı ve ben Nazili Cezaevi’ne gönderildim. Ailem benim nerede olduğumu üç ay boyunca bilemedi. Uzun süre beni sormuşlar, aramışlar ve en sonunda vefalı birisi Aydın Cezaevi’nde yatıyor demiş. Ben üç mahkemeye çıktım ve idam cezası alana kadar üç celse gördüm. Ben 15 dakika içerisinde anayasal düzeni silah zoruyla yıkmak suçunda idam cezası aldım. O zaman anayasal cebrinin ne olduğunu bile bilmiyordum. Şunu söylemek istiyorum, 28 Şubat aslında hiç bitmedi. 28 Şubat sürekli olarak farklı yüzlerle Anadolu insanına dayatmaya çalışılıyor” şeklinde konuştu.

    “BÜYÜK TÜRKİYE İÇİN O İDAM SEHPASINA YENİDEN ÇIKMAYA HAZIRIM”

    Cezaevinde yaşadığı bazı olayları da anlatan Köse, “Koğuşumun kapısı açıldı ve içeriye bir subay girdi. Benim kolumdan tuttu ve ’Gel seninle biraz yürüyelim.’ Beni koca bir avluya getirdi ve avluda darı ağacı var. O zaman idam cezası kaldırılmamıştı. Bana o darı ağacını gösterdi ve ’Burada asılabilirsin’ dedi. Benimle dalga geçti ve beni oraya korkutmak için götürmüştü. Ben idam sehpasından inen birisi olarak şunu söylüyorum, ‘İslam davası ve büyük Türkiye için o idam sehpasına yeniden çıkmaya hazırım” ifadelerini kullandı.

  • Sorar: “28 Şubat’ın Mimarlarına Hakkımı Helal Etmiyorum”

    AK Parti Adana İl Başkan Yardımcısı Ali Sorar, 28 Şubat 1997’de yaşanan postmodern darbe sürecinde kendisinin de mağdur olduğunu belirterek “28 Şubat’ın mimarlarına hakkımı helal etmiyorum” dedi.

    Başkan Yardımcısı Ali Sorar, 28 Şubat sürecinin 19. yılı dolayısıyla yaptığı açıklamada, “Bugün anayasa suçu işleyecek kadar pervasızlaşan vesayetçilerin arkasında, hala 28 Şubat hayaletinin durduğunu görmek hiçte zor değil. Devlet içindeki illegal iktidar mücadelesini tüketen, her şeyden ve herkesten korkan darbeler ülkesi, karanlık ve güvensiz Türkiye’nin yerinde, şimdi daha itibarlı, özgüvenli, tarihiyle, kişiliğiyle cesur ve büyük bir Türkiye’nin varlığı, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın mirasıdır” ifadelerini kullandı.

    “KARA LEKELİ YILLARIN ADIDIR”

    28 Şubat’ın her kesimden insanı mağdur ettiğini, kendisinin de o süreçte İmam Hatip Lisesi’nde okuduğu için bu dönemin mağdurlarından olduğunu ifade eden Sorar, şöyle devam etti:

    “28 Şubat sürecinde, iktidar peşinde koşan vesayetçilerin ve haksız kazanç peşinde koşan sermayenin uyumuyla, yasakçı zihniyetin hortlatıldığı, geride biz darbe mağdurları bırakan, tarihin kara lekeli yıllarının adıdır 28 Şubat. Sermayenin haksız rekabet üstünlüğü peşinde koştuğu bu dönmede, kapitalizmin ve faşizmin birilerinin iştahını kabarttığı, bunun eseri olan ceberrut bir devletle ilk kez o yıllarda tanışmıştım. 28 Şubat’ın yardımıyla, devlet içine denetimsiz feodal iktidarını yerleştirenlere, ortaçağ kalelerini inşa edenlere, hakkımı hiç bir zaman helal etmeyeceğim! 28 Şubat, biz ülke vatandaşlarını sermaye yaparak girişilen bir devlet içi iktidar mücadelesinden, darbe heveslilerinin ülkemize kara günleri yaşatma girişimlerinden başka bir şey değildi. Arkada büyük sermayelerin programlarının varlığını şimdilerde daha net anlamak mümkün.”

    “MİLLETİMİZİN DUASINI ALDI”

    AK Parti Adana İl Başkan Yardımcısı Ali Sorar, açıklamasını şöyle sürdürdü:

    “28 Şubat’ın ertesinde, çarkları geri çevirmeyi ve durdurmayı başarmak için yola çıkan kutlu yolun lideri ve yol arkadaşları, umut ışığı olarak tüm mağdurların heyecanı oluverdi 2001 yılında. Artık darbelere ve darbecilere karşı sessiz bir devrim yapacağına inandığımız bir isim vardı. O isim, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dan başkası değildi.

    2001 yılı, tarihimizin dönüm noktalarından biridir. Ancak bu dönüm noktası, tarihin çarklarını ileriye çevirenlerin, inancının eseridir. Bu inancın arkasında tüm mağdur milletimiz gibi, şahsımın da durması kaçınılmaz bir sorumluluktu. 28 Şubat’ın bugün öksüz kalması, 27 Nisan bildirisinin askeri bir müdahaleye dönüşememesi, milletimizin duasını arkasına almayı başaran Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın eseridir. 28 Şubat’ın faturasını o zamanlar bizler ödemiş olsak da, günlük ve dar menfaat duygusu ile, nemalanmak için 28 Şubat’ı destekleyenlerin ellerinden alınan, çocuklarımızın ve ülkemizin geleceği, milletimizin menfaatleri olunca, rahat bir nefes almış oluyoruz. 28 Şubat’ın mimarları bugün hatırlanmıyor bile. Darbe mimarlarının tamamının tasfiye edilmiş olması, başka bir mutluluk sebebimiz. Millet iradesinin egemen olduğu, akla ve sağduyuya uygun, zengin ve iddialı bir Türkiye’de yaşamaktan ve bu ülkenin vatandaşı olmaktan gurur duyuran Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a, partimizin şimdiki kaptanı Başbakanımız Sayın Ahmet Davutoğlu’na ve bu davanın hizmetkarı tüm siyasilerimize sonsuz teşekkürlerimi, tüm mağdurlar adına sunmayı ve sonuna kadar yanlarında olmayı bir borç ve görev olarak görüyorum.”

  • 28 Şubat’ın Yıl Dönümü

    Ordu İmam Hatip Mezunları ve Mensupları Derneği (ORİMDER) Başkanı Belgüzar Çiçek, 28 Şubat döneminin bir zulüm dönemi olduğunu belirterek, “Milli irademize ve değer yargılarımıza yönelik kitlesel zorbalık günlerini ve zorbaları toplum olarak unutmayacağız. Tarihin hiçbir döneminde zulüm payidar olmamıştır ve bundan sonra da olmayacaktır” dedi.

    28 Şubat post-modern darbenin yıl dönümünde dernek binasında basın toplantısı düzenleyen ORİMDER Başkanı Belgüzar Çiçek, o dönemde militarizmin meşrulaştırıldığını, her türlü gayri hukuki uygulamaya imza atıldığını, ‘İrtica tehlikesi’ adı altında başlatılan ve dindar kesimi hedef alan baskı ve zulümlerin akıl almaz algı oyunları ile desteklenerek ülkenin en önemli sorunu haline dönüştürüldüğünü belirtti.

    “TOPLUM ‘SÜREK AVI’NA MARUZ KALDI”

    Belgüzar Çiçek, açıklamalarında şu görüşlere yer verdi:

    “Toplumu fişleme birimleri oluşturulmuş ‘kamusal alan’ zorlama tabiri ile bir sürek avı haline getirilmiştir. Bu süreçte STK görünümlü birçok dernek ve grup militarizmin gönüllü kolluk gücü olarak faaliyet yürütmüştür. En barışçıl özgürlük eylemleri şiddetle bastırılmış gazeteciler, sivil toplum mensupları, öğrenciler DGM’lerde idamla yargılanmıştır. Süreç içindeki uygulamalar, insan hakları, hukukun üstünlüğü, eğitimde fırsat eşitliği, inanç özgürlüğü gibi anayasal hakları hiçe sayarken ulusal ve uluslararası kurumlar ve sözleşmeler de yanlı tutumu ile meşruiyetini kaybetmiştir. ‘Gerekirse silah bile kullanırız’ ifadesi ile mücadele edilen kitlenin terör örgütü olduğu algısı yerleştirilmeye çalışılmıştır. Darbeyi, baskı ve zulmü meşrulaştırıcı her türlü kaos da çeşitli entrikalarla oluşturulmuştur. Ordu, yargı, medya ve sermaye grupları hep birlikte hareket ederek mevcut (Refah-Yol) Hükümeti istifaya zorlanmıştır. Milletin iradesiyle alay edercesine ‘Beceremediniz Bırakın’ diyenlerin sözleri, zafer çığlıkları eşliğinde ana haber bültenlerinde ve manşetlerde yer bulmuştur.”

    “28 ŞUBAT’TA EN BÜYÜK ZARARI İMAM-HATİP’LER GÖRDÜ”

    “Toplumun büyük bir kesiminin maddi ve manevi zarar gördüğü 28 Şubat Darbesi’nin en büyük mağdurları eğitim hakkı gasp edilen İmam Hatip ve üniversite öğrencileri olmuştur. İmam Hatiplerin orta kısımlarını kapatmaya yönelik uygulamaya alınan 8 yıllık kesintisiz eğitim, üniversite sınavlarına girişte uygulanan katsayı engeli, üniversitelerde başörtüsü yasağı ile tarihte örneğine ender rastlanır bir adaletsizliğe imza atılmıştır. İmam hatip okullarında eğitim gören 13-14 yaşındaki çocuklar keskin nişancıların beklediği okul kapılarından geri çevrilmiştir. Eğitim hakkı ellerinden alınan öğrencilerin yurt dışına çıkmaya başlaması ile büyük bir beyin göçü yaşanmıştır. İmam hatiplerin orta kısımlarının kapatılması ve üniversite sınavlarında katsayı uygulamasının başlamasıyla imam hatiplerde eğitim gören öğrenci sayısı 500 binlerden 60 binlere düşmüştür.”

    “ZÜLUM PAYİDAR OLMAZ”

    “Bugün ‘1000 yıl sürecek’ denilen 28 Şubat Darbesi’nin mimarları yargı karşısındadır. Ancak o dönemde militarizmi her şekilde destekleyen ve meşruiyet zemini oluşturan ulusal ve uluslararası aktörler yargı sürecine dâhil olmasalar bile milli irademize ve değer yargılarımıza yönelik kitlesel zorbalık günlerini ve zorbaları toplum olarak unutmayacağız. Tarihin hiçbir döneminde zulüm payidar olmamıştır ve bundan sonra da olmayacaktır.”

  • 28 Şubat’ın İzleri ‘28 Şubat Ve Necmettin Erbakan’ Konulu Panelde Masaya Yatırıldı

    28 Şubat sürecinde yaşananlar, Bağcılar’da düzenlenen ‘28 Şubat ve Necmettin Erbakan’ konulu panelde masaya yatırıldı. 28 Şubat sürecine yönelik konuşan eski MÜSİAD Genel Başkanı Dr. Ömer Bolat, “Halka çok büyük zulümler yaptı, ekonomiyi bir enkaza çevirdi. O nedenle unutulmamalı ve unutturulmamalı” dedi.

    Bağcılar Belediyesi, 1997 yılında gerçekleşen ve adı postmodern darbe olarak anılan 28 Şubat sürecini ‘28 Şubat ve Necmettin Erbakan’ isimli panel ile ele aldı. Sürecin 19. yıl dönümünde gerçekleştirilen panelin moderatörlüğünü Gazeteci-Yazar Ekrem Kızıltaş yaptı. Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz Bağcılar Kültür Merkezi’nde düzenlenen panelin konuşmacıları ise eski MÜSİAD Genel Başkanı Dr. Ömer Bolat ve Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Çelik oldu.

    “28 ŞUBAT’I BU AZİZ MİLLET TARİHE GÖMDÜ”

    Konuşmasında 28 Şubat süreci ve Necmettin Erbakan’ın siyasi görüşlerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan eski MÜSİAD Genel Başkanı Ömer Bolat, “Özellikle hanımlar, gençler 28 Şubat’ın en büyük darbesini yiyen kesimlerdi. Bin yıl sürecek dedikleri 28 Şubat’ı bu aziz millet ve onun içinden çıkan devlet adamları hep birlikte tarihe gömdüler. Hocamız öncelikle çok başarılı bir akademisyendi. Çok genç yaşta profesör olmuştu. Matematik, makine mühendisliği ve metal sektörü uzmanlık alanlarıydı. Teknik bir dehaydı, siyaset ustası bir insandı. Yaklaşık 43 sene siyaset alanında başarılı bir çizgisi vardı. Erbakan hocamızla özdeşleşen en önemli kavramlardan biri ‘Milli Görüş’ kavramıydı. Milli Görüş kavramı insanlarımızın olaylara bakışında ekonomiden tekniğe, sanattan kültüre, dış politikadan siyasete milli bir bakış açısıyla yaklaşımı öngören bir kavramdı. Bu kavramı kazandırdı” ifadelerini kullandı.

    “UNUTULMAMALI VE UNUTTURULMAMALI”

    28 Şubat sürecini Türkiye’ye olumsuz anlamda çok büyük etkilerinin olduğunu belirten Bolat, yaşanan olumsuzlukların günümüzde etkilerinin büyük ölçüde ortadan kaldırıldığına dikkat çekti. Bolat, “28 Şubat postmodern falan değil açıkça bir darbeydi ama darbelerin en kötülerinden biriydi. Çünkü halka çok büyük zulümler yaptı, ekonomiyi bir enkaza çevirdi. O nedenle unutulmamalı ve unutturulmamalı. Bir kısmımız bunları yaşadı. Çocuklarımıza, torunlarımıza, talebelerimize bunları anlatmamız lazım. Özellikle halkın çocukları, halkın temsilcileri bayanlar, Türkiye böyle değildi. Bugün Türkiye’de başörtülüler öğretmen oluyor, savcı-hâkim oluyor, rektör oluyor, öğretim üyesi, memur oluyor. Kamuda, özel işletmelerde, belediyelerde çalışabiliyor. Sakallılar, gümüş yüzüklüler çalışabiliyor. Sarıklılar, cübbeliler sokakta özgürce dolaşabiliyor. Herkes birbirinin kılığına kıyafetine karışmadan kardeşçe yaşayabiliyorlar. Ama 15-18 sene önce ‘irtica geliyor, şeriat geliyor’ korkularıyla, halkı birbirine düşürme, birbirine düşmen etme kampanyaları yapıldı” şeklinde konuştu.