Etiket: Şubat’ın

  • 28 Şubat’ın simge ismi Sivas Belediye Başkanlığı için aday adayı

    28 Şubat ve başörtüsü mağdurlarının gönüllü avukatlığını yapan Avukat Mustafa Coşkun, Sivas Belediye Başkanlığı için aday adayı oldu.

    28 Şubat sürecinde başörtüsü mücadelesinin simge isimlerinden Avukat Mustafa Coşkun, Sivas Belediye Başkanlığı için AK Parti’den aday adayı oldu. Adaylığı ile ilgili açıklamada bulunan Coşkun, “Yaklaşık 20 yıldır meslek kuruluşları ve sivil toplum kuruluşlarının içerisinde bulundum. Sivas ile ilgili tüm çalışmalara, çalıştaylara, istişare toplantılarına katıldım. Çözüm önerilerini yöneticilerimizle, bakanlarımızla, başbakanımızla ve gönderdiğimiz raporlar ile Cumhurbaşkanımızla paylaştık. Rabbim nasip eder ve bu görev bize verilirse bu birikimimi Sivas için değerlendirmeyi düşünüyorum. Ekibimiz ve kadrolarımız hazır. Sivaslılar ile alanındaki en iyilerle, en çalışkan, en dürüst, en yetenekli ve öz güveni yüksek kadrolarla çalışacağız” dedi.

    Sivas için ellerinden geleni yapma hedefinde olduklarını belirten Coşkun, “Geçmişteki başkanlarımızın yaptıkları çalışmaları şükranla anıyoruz. Onların yaptıklarının üzerine bir şey koymak için, Sivas’ı büyük bir şehir haleni getirmek için, daha gelişmiş bir şehir yapmak için, turizmde öne çıkartmak için, bir ticaret merkezi haline getirmek için belediye başkanı olarak elimizden gelen ne varsa yapacağız” dedi.

    Mustafa Coşkun kimdir?

    Avukat Mustafa Coşkun, 1994 yılında yapılan Baro Genel Kurulu’nda Baro Yönetim Kurulu üyeliğine seçildi. 1996-2000 yılları arasında iki dönem Baro Genel Sekreterliği, 2000-2004 yılları arasında iki dönem de Baro Başkan Yardımcılığı görevlerinde bulundu. 2004 yılından başlayarak iki dönem Baro Başkanlığı yaptı. 28 Şubat sürecinde yapılan yargılamalarda gönüllü olarak sanıkların vekilliğini üstlendi. Muhafazakar anlayışa mensup baro başkanları ile oluşturulan platformun kurucuları arasında yer aldı ve sözcülüğünü yaptı. Platform bu dönemde başörtüsü davaları, temel hak ve hürriyetlerin tam olarak hayata geçirilmesi, parti kapatma davası, 27 Nisan e-muhtırası ve vesayet odakları ile mücadelede aktif görevler üstlendi. 2008-2010 yılları arasında Türkiye Barolar Birliği Üst Kurul Delegesi olarak görev yaptı.

  • Kamu Başdenetçisi Malkoç: “15 Temmuz 28 Şubat’ın gayrimeşru çocuğudur”

    Kamu Başdenetçisi (Ombudsman) Şeref Malkoç, 15 Temmuz’un 28 Şubat’ın gayrimeşru çocuğu olduğunu belirterek, 28 Şubat’taki ilişkilerin 15 Temmuz’un temelini attığını söyledi.

    Türkiye’de cunta kuranların ya da biraz güçlenenlerin devleti ele geçirmeye çalıştıklarını belirten Kamu Başdenetçisi Şeref Malkoç, “28 Şubat’ın özeti şudur; milletin helal oyları ile seçilmiş meşru bir iktidara karşı, parlamentodan güven almış bir hükümete karşı gayri meşru ilişkilerin sonucunda Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) içindeki cuntacılar, eşkıyalar, basınla, sermaye çevreleriyle ve sivil toplum örgütleri ile iş birliği yaparak meşru hükümeti iktidardan indirmişler, milletin hak ve özgürlüklerini kısıtlamışlar, milletin çocuğunun geleceğini onlara haram etmişlerdir” dedi.

    Malkoç, Türkiye’nin mülteciler konusunda yaptığı çalışmaların bütün dünyaya ombudsmanlar aracılığı ile duyurulması için 2-3 Mart’ta uluslararası bir sempozyum düzenleyeceklerini, sempozyumun konusunun göç ve mülteciler olduğunu söyledi.

    “28 Şubat’ın yaralarının hala kapandığını söylemek mümkün değildir”

    İHA muhabirinin gündeme ilişkin sorularına cevap veren Ombudsman Malkoç, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin çadır ya da aşiret devleti olmadığını belirterek, “Kökleri Osmanlı’ya ve Selçuklu’ya dayanmaktadır. Köklü bir geleneğin devletidir. Milletimiz asil bir millettir. 28 Şubat gibi gayrimeşru işlerle ilişkiler içerisinde bulunanları bu memleketin savcıları yakasından tutmuş, sanık sandalyesine oturtmuş ve yargılamıştır. Milletimizde yargının yaptığı bu güzelliğin yanı sıra 28 Şubat’ı AK Parti’yi iktidara getirerek tasfiye etmiştir. 28 Şubatçılara, milletin iradesini yok sayanlara, ortadan kaldırmaya çalışanlara siyasi alanda dersi vermiştir. 28 Şubat’ın yaralarının hala kapandığını söylemek mümkün değildir” diye konuştu.

    28 Şubat’tan sonra 15 Temmuz olaylarının yaşandığını ve 15 Temmuz’da da 28 Şubat’taki gibi TSK’nın içerisindeki bir grup cuntacının milletin uçağı, tankı, tüfeği ile milleti öldürmeye kalktığını belirten Şeref Malkoç, “Milletimiz yine ayağa kalktı. Cumhurbaşkanımızın dirayeti, cesareti ve tecrübesi ile millet harekete geçti. Cuntacılara haddini bildirdiği gibi çöken devlet kurumlarını da teker teker ayağa kaldırdı. 15 Temmuz, 28 Şubat’ın gayrimeşru çocuğudur. Oradaki ilişkiler 15 Temmuz’un temelini atmıştır. Milletimle iftihar ederek söylüyorum ki, 15 Temmuz’un hesabını millet sormuş ve üstesinden gelmiştir. Yargı üzerine düşeni yapmaya devam etmektedir. 28 Şubat’ın hesabını yargı soruyor. Millet sandıkta 28 Şubat’ta AK Parti’yi iktidara getirerek tasfiye etti” şeklinde konuştu.

    “Gelecekte darbelerin olmaması için umut verici gelişmeler”

    “TSK’nın içerisinde bir araya gelen bazı unsurlar hemen cunta kurup devleti ele geçirmeye çalışıyorlar, darbe yapmaya kalkıyorlar” açıklamasında bulunan Malkoç, bunun ahlaka, hukuka, anayasaya ve insan haklarına aykırı olduğunu söyledi. Malkoç, “TSK’da yavrularımıza askeri okullarda, harp okullarında ne yedirip içiriyorlar da bunlar cuntacı oluyor veya ne okutuyorlar da bunlar darbeci oluyor. Bunları iyi araştırıp tedbirini almak gerekiyor. 15 Temmuz’dan sonra Cumhurbaşkanımızın başkanlığında Başbakanımızın da gayretleri ile bununla ilgili tedbirler alındı. Askeri liseler, harp okulları buralarda çok güzel düzenlemeler yapıldı. Bunun yanı sıra TSK’nın insan kaynağı çeşitlendirildi. Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı İçişleri Bakanlığına bağlandı. Bütün gelişmiş ülkelerde olduğu gibi Kara Kuvvetleri, Deniz Kuvvetleri ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı Milli Savunma Bakanlığına bağlandı. Gelecekte darbelerin olmaması için umut verici gelişmelerdir. TSK kantin işletecek, içindeki cuntacılarla uğraşacak veya askere bot temin edecek veya mühimmat temin edecek. Bunlar artık Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılacak. TSK ülkenin savunması konusunda titiz çalışmalar yapacak. Bunar güzel adımlar, bu adımların desteklenmesi gerekiyor. Bu adımların önünün açılması gerekiyor. Önemli bir şey daha var, 15 Temmuz’a millet çöken devlet kurumlarını ayağa kaldırmak için sokağa çıktı, tanka karşı yumruk attı, bomba atan uçağa karşı slogan attı. Çocuğunun geleceğini korudu, demokrasiyi kurtardı, anayasayı korudu. En büyük etken Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dır. Meclisten anayasa değişikliği geçti, 16 Nisan’da milletimiz en isabetli tercihini yapacaktır. TSK’nın düzeni 15 Temmuz’da getirilen düzen şeklinde olsaydı, rahmetli Erbakan Hocaya Genelkurmay Başkanlığında rütbesi düşük bir asker omuz atamazdı. Şimdiki hükümetin yaptığı düzenleme gibi TSK’nın içerisinde hukuki düzenlemeler o gün olmuş olsaydı rahmetli Erbakan Hoca Başbakan olarak hacca gittiğinde ona küfür eden, hakaret eden generaller olmazdı. Kulağından tutulup gereken cezalar verilirdi. Erbakan Hocaya omuz atan askere de hiçbir şey yapılmadı, küfür edene de yapılmadı. Hoca şikâyet etti küfür eden, hakaret eden generali. Dönemin Genelkurmay Başkanı ‘Gerekirse daha ağırını yapacağız’ dedi. Türkiye bu kepazeliklerden kurtulmuştur. Bundan sonrası daha da güzel olacak. Umudumuz budur. Biz darbe görmek istemiyoruz. Biz demokrasiyi en geniş şekilde kurumsallaştırmak istiyoruz. Biz hukukun üstünlüğünü yerleştirmek işitiyoruz. Biz insan haklarının en kâmil manada bu ülkede yaşanmasını istiyoruz. Bunun için de mutlaka herkesin anayasaya ve anayasanın üstünlüğüne sahip çıkması gerekir. O açıdan 16 Nisan’da milletimiz neyi tercih ederse hepimizin kabulüdür” ifadelerini kullandı.

    “Bu manşetler iyi niyetli, hukuka uygun, demokrasiye uygun yorumlar değildir”

    Malkoç, “Karargah Rahatsız” manşetine ilişkin ise şu ifadeleri kullandı:

    “Bunlar yanlıştır, hukuka aykırıdır, fikir ve ifade hürriyeti kapsamının içine girmeyen şeylerdir. 15 Temmuz’dan sonra birçok şey yerine oturtulmaya çalışılıyor. TSK siyasetle uğraşmayacak artık, ona göre düzenleme yapıldı. TSK’nın başındakiler, komutanlar bakanlara, başbakana cevap yetiştirmeye kalkmayacaklar. Bunu özleyenler, bunun hasretini çekenler var. Demokrasi adına, hukuk adına, milli irade adına o günler geride kaldı. 15 Temmuz hukuk açısından, milli irade açısından bir milattır. Bir daha geriye gidilemez. 28 Şubat özlemi içerisinde olanlar yanıp tutuşabilirler ama bu millet hukuksuzluğa, anayasanın çiğnenmesine kesinlikle müsaade etmeyecektir. Böyle yayın yapanları akıllarını başlarına almaya, hukuka riayet etmeye, milli iradeye saygılı olmaya davet ediyorum. Bu manşetler iyi niyetli, hukuka uygun, demokrasiye uygun yorumlar değildir. Bu saatten sonra ülkeye kimse zarar vermeye kalkmasın. Millet 15 Temmuz’da, ‘ben oy verdiğim insanları cuntacılara teslim etmem, benim irademle seçtiğim insanlar beni yönetecek, kim bunları devirmeye kalkarsa karşısına çıkarım, yanlışları varsa sandıkta ben değiştiririm’ demiştir” dedi.

    “Türkiye’nin yaptığı bu güzel hizmetler bütün dünyaya ombudsmanlar aracılığı ile duyurulsun”

    2-3 Mart’ta düzenlenecek olan Uluslararası Ombudsmanlık Sempozyumu’na ev sahipliği yapacak olan Malkoç, sempozyumla ilgili olarak, “Türkiye bir taraftan ekonomik kalkınmasını sürdürüyor. Dünyanın en büyük havaalanlarını yapıyor, nükleer santraller, tüneller, yollar yapıyor. Ekonomik kalkınmayı sürdürüyor, FETÖ, PKK, DEAŞ gibi dünyanın en kanlı ve sinsi terör örgütleri ile mücadele ediyor. Bunların yanı sıra 3 milyon Suriyeli mülteci var, bu insanlara bakıyor. Türkiye’de 185 bin Suriyeli çocuk doğmuş. Türkiye’de 500 bin Suriyeli çocuk ilk ve orta öğretimde okuyor. Finlandiya’da bütün ilköğretim çağında olan çocukların 370 bin olduğu düşünülürse ne kadar hizmet yapıldığı ortaya çıkar. Biz arzu ettik ki, Türkiye’nin yaptığı bu güzel hizmetler bütün dünyaya ombudsmanlar aracılığı ile duyurulsun. İnsan hakları konusunda duyarlı olan kurumlar, kişiler bundan haberdar olsun. Bu vesile ile 2 ve 3 Mart’ta uluslararası bir sempozyum düzenledik, sempozyumun konusu göç ve mültecilerdir. Açılış 2 Mart Perşembe günü saat 14.30‘da Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde Cumhurbaşkanımız tarafından yapılacaktır. 40 ülkeden 55’e yakın ombudsman ve yardımcısı geliyor. Türkiye’nin yaptığı hizmetleri o ülkelere anlatacağız, tanıtacağız. Bu anlamda mültecilere yapılan destek ve yardım konusunda Türkiye dünyanın itibarını kurtarıyor, onurunu temsil ediyor. Dünyadaki bütün insan hakları savunucularının seslerini daha çok yükseltmeye davet edeceğiz” diye konuştu.

  • 14 Şubat’ın favori hediyesi ’kırmızı güller’

    Enis Kurt, Türkiye’de 14 Şubat Sevgililer Günü’nde en çok rağbet gören hediyeliğin kırmızı güllerden oluşan çiçek buketlerinin olduğunu söyledi.

    444Çiçek.com’un ürün yöneticilerinden Enis Kurt, 14 Şubat Sevgililer Günü’nde kırmızı güllerden oluşan buketlerin en fazla sipariş aldıkları ürünlerin başında geldiğini belirtti. Kurt, pembe, beyaz ve sarı renkli güllerle hazırlanmış çiçek aranjmanlarının da yine en çok satılan ürünlerden olduğunu söyleyerek, son yıllarda lilyum, papatya ve güllerle hazırlanan gösterişli çiçek sepeti aranjmanlarının yoğun olarak talep gördüğünü ifade etti.

    “Çiçek almak, mutluluk verici hediye olarak görülüyor”

    14 Şubat’ta çiçek hediye etmenin klişeleştiği düşünülse de, Livescience araştırmasına göre kadınların yüzde 30’u Sevgililer Günü’nde çiçek verilmesini mutluluk verici bir hediye olarak görüldüğünü ifade eden Kurt, “Yüzde 19’luk kısmı ise 14 Şubat’ta mücevher, değerli taş, altın takı, aksesuar gibi değerli hediyeliklerin tatmin edici bir hediye olduğunu düşünüyor. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de 14 Şubat’ta kutlanan Sevgililer Günü, ülkemizde kutlanma yüzdesi bakımından yetişkin nüfusun oldukça büyük bir kısmının ilgi gösterdiği özel günlerin başında geliyor. Yetişkin nüfusun Sevgililer Günü kutlaması oranına göre ülke sıralamasında ise ABD’de başı çekiyor. Onu Hindistan, Güney Kore ve İngiltere izliyor” diye konuştu.

    “En fazla harcamayı Uzakdoğu ve Ortadoğu ülkeleri yapıyor”

    Enis Kurt sözlerini şöyle tamamladı: “ABD’de yetişkin nüfusun yüzde 62 gibi büyük bir oranı Sevgililer Günü kutlamalarına katılıyor ve ortalama 126 dolarlık harcama yapıyor. Türkiye’nin de dahil olduğu Ortadoğu ülkeleri için bu rakam ortalama 168 dolar civarında. Çin, Japonya, Singapur gibi Uzakdoğu ülkeleri kişi başına ortalama 274 dolarlık harcama ile en yüksek harcamayı yapıyor. İtalyanlar ve Almanlar ise beklenenin aksine listenin son sırasında yer alıyor”.

  • Eski Devlet Bakanı Tunç: “Bir Tane Sebebi Vardır 28 Şubat’ın, O Da Necmettin Erbakan’dır”

    28 Şubat döneminin Devlet Bakanı Ahmet Cemil Tunç, “Bir tane sebebi vardır 28 Şubat’ın, o da Necmettin Erbakan’dır” dedi.

    28 Şubat döneminde Devlet Bakanı olan Ahmet Cemil Tunç, Ankara’da İdareci ve Bürokratlar Derneği’nin düzenlediği “Tarihe Işık Tutanlar” programında o dönem yaşananları anlattı. “Türkiye 28 Şubat’ta çok ciddi, telafisi çok zor haksızlıklarla karşı karşıya kalmış ki unutulmuyor” diyen Tunç, şunları söyledi:

    ” Bir tane sebebi vardır 28 Şubat’ın, o da Necmettin Erbakan’dır. Necmettin Erbakan’ı siyasetin dışına atmak, adeta siyaset yapamayacak duruma getirmek, yapılmış bir hareketten başka hiçbir şey değildir. Türkiye’de her türlü zorbalığın, dayatmanın karşısında duran bir hocaydı.”

    28 Şubat döneminin üzerinden 20 yıl geçmesine rağmen hala tazeliğini koruduğunu ve Türkiye’nin artık bu tür müdahalelerle karşılaşamayacağını belirten Tunç, “Bazı şeyler unutulmuyor. Yani bu ülkeye zarar veren karar tarihte yerini alır ve unutulmaz. 28 Şubat’ta unutulmadı, çünkü bu ülkenin hem mali kaynaklarına hem insan kaynaklarına çok büyük zarar verdi. 28 Şubat’tan dolayı Türkiye’nin kaybettiği ekonomik değer 300 milyon dolardır. Post modern darbe unutulmadı. Temenni ediyoruz ki Türkiye artık bu tür müdahalelerle karşılaşmasın, inşallah karşılaşmayacakta” ifadelerini kullandı.

  • 29 Şubat’ın Şanslı Bebeği

    Rize’de bugün dünyaya gelen Sude Nur Gündoğdu bebek, dört yılda bir doğum gününü kutlayacak olsa da doğar doğmaz kendisini kameraların karşısında buldu.

    Dört yılda bir takvimlerde yer alan 29 Şubat tarihi kimileri için bir uğursuzluk kimileri için ayrıcalık olarak kabul edilse de bugün dünyaya gelenler dört yılda bir doğum günlerini kutlayacak, bugün evlenenler ise dört yılda bir evlilik yıl dönümlerini kutlayacaklar.

    Bugün Rize’de dünyaya gelen beş bebekten birisi olan Sude Nur Gündoğdu ise 29 Şubat’ın şans getirdiklerinden oldu. Sude Nur bebek doğum gününü dört yılda bir kutlayacak olsa da doğar doğmaz kameraların karşısına geçti. Minik bebek çevresinde olup bitenlerden habersiz biberonundan sütünü yudumlarken, annesi Zeynep Gündoğdu yaptığı açıklamada, “Doğumu beklerken bu hiç aklımıza gelmemişti. Doğumu bugün de beklemiyorduk. Yapacak bir şey yok. Doğum günü dört yılda bir olacak. Zannedersem buda herkese nasip olmaz. Buda bir ayrıcalıktır” dedi.