Etiket: su

  • ’Su içsem yarıyor’ diyorsanız insülin hormonuna baktırın

    Diyabetin en büyük nedenlerinden olan insülin direnci, kalp-damar yolu hastalıkları, obezite ve hipertansiyon hastalıklarının temelini oluştururken, İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ziya Ömer, “İnsülinin görevi kan şekerini düşürmektir. Böylece kandaki şeker miktarı yükselerek diyabet ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle kişi kendini sürekli aç hisseder” dedi.

    Medical Park İzmir Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ziya Ömer, diyabet ile ilgili önemli bir açıklama yaptı. Hastalık hakkında bilgi veren Ömer, “İnsülin, midenin alt kısmında bulunan pankreas bezinin ürettiği bir hormondur. İnsülinin görevi kan şekerini düşürmektir. Kilo alımı arttıkça vücut kan şekerini dengede tutmak için çok fazla insülin salgılamaya başlar. Bu duruma insülin direnci denir. Böylece kandaki şeker miktarı yükselerek diyabet ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle kişi kendini sürekli aç hisseder” dedi.

    Kalbe zarar veriyor

    Pankreastan salgılanan fazla insülinin kalp hastalıklarına neden olabildiğini anlatan Uzman Dr. Ziya Ömer, “İnsülin direnci olan kişilerin kalp hastalığına yakalanma riski artmaktadır. Dünyada en fazla ölümün kalp hastalıklarından olduğu düşünülürse bu hastalığa daha ciddi yaklaşmalıyız. Özellikle bayanlarda daha sık görülen bu hastalık 40-60 yaş arasında ortaya çıkıyor. Hazır gıdaları fazla tüketen gençlerde insülin direncine rastlanabiliyor” diye konuştu.

    Kişi tatlıya yöneliyor

    İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ziya Ömer, şöyle konuştu:

    “Yüksek insülin kişiyi acıktırır, karbonhidratlı ve şekerli gıda yeme hissi yaratır. Bunun sonucunda kilo sorunları ve çözülmemesi halinde obezite ortaya çıkar. Hastaların sağlığına kavuşabilmesi için düzenli bir diyet uygulaması ve düzenli beslenme alışkanlığı edinmeleri gerekiyor. Bu kişiler düzenli spor yapmayı alışkanlık haline getirmelidir. Kilo vererek insülin direnci ortadan kaldırılabilir. Bunun dışında insülin direncini yenebilmek için ilaç tedavisi de uygulanabilmektedir.”

  • Özbekler’in ilk 787 Dreamliner uçağına ‘Su Takı’ ile karşılama

    Özbekistan Hava Yolları’nın bünyesine kattığı ilk Boeing 787 Dreamliner uçağı ilk seferini İstanbul’a gerçekleştirdi. Atatürk Havalimanı’na inen uçak ‘Su Takı’ ve Özbek yolcuların alkışlarıyla karşılandı.

    ABD’li uçak üreticisi Boeing’in ‘Dünya sivil havacılığında yeni bir dönem başlattık’ sloganıyla kompozit malzemeden ürettiği ilk uçak olma özelliği taşıyan 787 Dreamliner uçağını bünyesine katan Özbekistan Hava Yolları, yeni uçağıyla ilk seferini İstanbul’a gerçekleştirdi. Özbekistan’ın başkenti Taşkent’ten havalanan uçak, Atatürk Havalimanı’nda ‘Su Takı’ ile karşılandı. Bir sonraki sefer için terminal binasında bekleyen Özbekistanlı yolcular, körüğe yanaşan uçağı alkışlarla karşıladı.

    7 seferin 4’ü yeni 787 Dreamliner ile gerçekleştirilecek

    Boeing 787 Dreamliner uçağı ile İstanbul’a gerçekleştirilen ilk sefere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Özbekistan Hava Yolları’nın Türkiye Genel Müdürü Gayrat Nematov, “Filomuza katılan Boeing 787 uçağımız ilk defa İstanbul’a geldi. Hayırlı uğurlu olsun. Yolcularımızın memnuniyetini daha da arttırmak için uçağımızı buraya getirdik. Bu uçağımız geniş gövdeli uçaklarımızdan bir tanesi. Uçağımız dolu olarak geldi. İnşallah bundan sonra da dolu olarak gelemeye devam eder. Bu uçağımızla devamlı buraya yolcu taşıyacağız” şeklinde konuştu.

    Nematov, Özbekistan Hava Yolları’nın İstanbul’a düzenledikleri haftada 7 seferin 4’ünü yeni 787 Dreamliner uçağıyla gerçekleştirmeyi planladıklarını da ifade etti.

    Özbekistan Hava Yolları’nın Taşkent İstanbul’a seferini yapan HY-273 sefer sayılı 246 yolcusuyla gelen Boeing 787 Dreamliner’ı İstanbul’daki yolcularını aldıktan sonra tekrar Taşkent’te gidecek.

  • Su, savaşlardan çok daha önemli bir krizi oluşturuyor

    Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yusuf Demir, küresel ısınma ve iklim değişikliği sebebiyle dünyadaki su kaynaklarının her geçen gün azaldığını, bugüne bakıldığında suyun savaşlardan çok daha önemli bir krizi oluşturduğunu söyledi. UNESCO’nun araştırmasına göre, her gün 6 bin çocuğun su ve suyun oluşturduğu problemlerden öldüğünü ifade eden Demir, “Küresel ısınma nedeniyle ekvatordaki sıcak hava dalgası kutuplara doğru 500 kilometre yaklaştı. Türkiye, küresel ısınmadan etkilenen risk gurubundaki ülkelerin başında geliyor. Karadeniz Bölgesi 50 yıl sonra Türkiye’nin yaşanabilecek yegane bölgesi olacak. Karadeniz’de doğayı yok etmemeliyiz.” dedi.

    “Ekvatordaki sıcak hava kütlesi 500 kilometre kutuplara yaklaştı”

    Bursa’da Tarım Fuarı kapsamında Uluslararası Fuar ve Kongre Merkezi’nde düzenlenen konferansa katılan Prof. Dr. Yusuf Demir, küresel ısınma-iklim değişikliği ve ülkemize etkilerini anlattı. Suyun önemine dikkat çeken Demir, en ufak bireyden merkezi yönetime kadar herkesin geleceği düşünmek zorunda olduğunu vurguladı. İklim değişikliğiyle sıcak hava dalgasının 500 kilometre daha ekvatordan kutuplara uzaklaştığını söyleyen Demir “Türkiye, küresel ısınma ve iklim değişiminin etkilerinden etkilenme riski yüksek ülkelerin başında gelmektedir. Türkiye yakın bir gelecekte, küresel ısınma sonucunda, özellikle su kaynaklarının zayıflaması ve azalması, orman yangınlarının artması, kuraklık ve çölleşme olgusu ile bunlara bağlı eko sistemlerin bozulmalarından etkilenecek ve küresel ısınmanın etkileri açısından, risk grubu ülkeler arasında yer alacaktır” diye konuştu.

    “2030 yılında Türkiye’nin büyük kısmı çölleşecek”

    Türkiye’nin büyük kısmının 2030’lu yıllarda oldukça kuru ve sıcak bir iklimin etkisine gireceğine değinen Prof. Dr. Yusuf Demir, bunun sonucunda önümüzdeki 100 yıl içinde deniz seviyesinde 30-100 cm arasında yükselme olacağını tahmin ettiklerini söyledi. Bunun da tatlı su kaynaklarını ve deltalardaki tarım alanlarının önemli kısmını olumsuz etkileyeceğini kaydeden Prof Demir, “Önümüzdeki yarım yüzyılda iklim değişikliklerinin etkisiyle Türkiye’de sıcaklıkların artması, GAP bölgesi gibi önemli tarım ve su kaynaklarının bulunduğu alanlarda kaynakların olumsuz etkilenmesi, tarımsal üretimin kuzeye doğru hareketlenmesi beklenmekte. Her yıl Türkiye’de tarımda yapılan yanlış sulama yüzünden israf olan suyla 80 milyon kişinin su ihtiyacı karşılanıyor” dedi.

    “Bir ekmek için bin 200 litre su tüketiyoruz”

    Dünyanın ve insanın 4’te 3’ünün sudan oluştuğunu söyleyen Prof. Dr. Yusuf Demir, “Su olmadan hayatımızı devam ettirme şansımız yok. Dünyanın yüzde 75’i olan suyun sadece yüzde 3’ünü tatlı sular oluşturmakta. Biz aslında dünyada su varlığının 10 binde 3’ünden tatlı su olarak faydalanabiliyoruz. Bütün kavgalar bu kadar suyun üzerine yapılıyor. 2050 yılında 54 ülkede su krizi bekleniyor. Yine dünyanın yaklaşık yüzde 40’ının su kriziyle karşı karşıya olacağı ifade ediliyor. Bugüne baktığımızda su, savaşlardan çok daha önemli bir krizi oluşturuyor. UNESCO’nun geçen yıl yayınladığı rakamlara göre her gün 6 bin çocuk; su ve suyun oluşturduğu problemlerden ölüyor. Dünyada içme suyu tüketimi noktasında; 1 milyarın üzerinde sıkıntı yaşayan insan var. Bir litre tereyağı üretilebilmesi için 400 litre su tüketiyoruz. Bir ekmeğin üretilebilmesi için bin 200 litreye yakın su kullanılıyor. Bu nedenle biz suyun ne kadar önemli bir şey olduğunu ve suyun korunması gerektiğini söylüyoruz.” diye konuştu.

    “Uludağ’da kış sporu bitebilir”

    Önümüzdeki süreçte küresel ısınmaya bağlı olarak Türkiye’yi bir çok tehlikenin beklediğini hatırlatan Demir, “Küresel ısınmaya bağlı olarak Uludağ gibi kış sporları merkezlerinin etkilenmesi, kuş cenneti gibi sulak alanların ve göllerin kuruması, pamuğun Karadeniz’e kayması, fındık ve çayın Karadeniz’i terk etmesi, hamsinin Karadeniz’den uzaklaşması, tarım alanlarında çölleşme, üretim ve verimde düşüşler, hastalık ve zararlarında artışlar, su gibi doğal kaynaklarda azalma gibi tehditlerle karşılaşabilir” dedi.

    “Karadeniz Bölgesi’ni turizme açacaksak, doğayı yok etmeden açacağız”

    Küresel ısınmanın dünya için büyük bir sorun olduğunu vurgulayan Demir, “Dünyada küresel ısınma üzerine çalışan örgütlerin raporlarına göre; önümüzdeki 50 yıl içerisinde doğal olarak yeşil kalabilecek 200 tane bölgeden bir tanesi de Karadeniz Bölgesi. Karadeniz Bölgesi, dünyada önümüzdeki 50 yıl içerisinde yaşanabilecek Türkiye’nin yegâne bölgesi. Onun için Karadeniz Bölgesi’ni turizme hazırlama çalışmaları var. Karadeniz Bölgesi’ni turizme açarken Karadeniz Bölgesi’nin doğal güzelliğini yok etmemeyi tartışmalıyız. Burada ben Karadeniz Bölgesi’nde yapılan HES’lere (Hidroelektrik Santrali) dikkat çekmek istiyorum. Karadeniz Bölgesi’nde şu anda planlanmış 406 tane HES var. Şu anda aktif olarak kullanılan HES sayısı 152. Proje aşamasında 94 tane HES var. 108 tane proje iptal edildi. . Biz Karadeniz Bölgesi’ni turizme açacaksak doğayı yok etmeden açacağız. Karadeniz dağlarının tepesine siz 400 tane suni göl yaparsanız 10 sene sonra (meteorolojiden arkadaşlar söylesin) o bölgenin iklimi değişir mi değişmez mi? Çünkü o göllerin yüzeyindeki buharlaşma, o göldeki hidroloji ile bölgedeki hidrolojik döngüyü ve iklimi değiştirecek. Karadeniz Bölgesi’ndeki yağış rejimi değişecek, Karadeniz Bölgesi’nde ani selleri, ani kuraklıkları birlikte yaşayacağız. Bir de Karadeniz Bölgesi’ne gelecek turist ne için gelecek? Doğal güzelliği için gelecek. Siz o doğayı ve o güzelim yaylaları yok edecek HES’leri gerekli planlama olmadan yaparsanız o taşların arasına, o HES’lerin olduğu yere turist niye gelsin? HES’i doğru planlarsanız, doğayı yok etmeyecek, doğal güzelliği koruyacak, o bölgenin doğasına katkı yapacak şekilde planlarsanız HES faydalıdır. Karadeniz Bölgesi’nde 100-150’ye yakın HES olmalıdır. Ama siz doğayı tahrip ederseniz o zaman zararlıdır. Gelecekte bu bölge için en büyük problem; HES’lerin plansız yapılmasından kaynaklanan doğal değişimler, iklim değişimleridir. Bu Karadeniz Bölgesi’nin iklimini tehdit eden büyük bir sorun. Devletin son zamanlarda güzel adımları var. Ama bölgede zararlı işlerden vazgeçmemiz lazım. Ama yararlı ise hep beraber altına imza atalım. Bugünden bunun planlamasını yapamazsak yarın pişman olmamızın bir anlamı olmaz.” şeklinde konuştu.

  • Demir: “Su, savaşlardan çok daha önemli bir kriz”

    Ondokuz Mayıs Üniversitesi(OMÜ) Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yusuf Demir, 2050 yılında 54 ülkede su krizi beklendiğini, dünyanın yaklaşık yüzde 40’ının su kriziyle karşı karşıya olacağını belirterek, “Bugüne baktığımızda su, savaşlardan çok daha önemli bir kriz” dedi.

    OMÜ Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yusuf Demir, Samsun 2. Tarım Fuarı’nın yapıldığı TÜYAP Fuar Merkezi Konferans Salonu’nda ’Su ve Kuraklık’ adlı bir konferansı verdi. Su alanında birçok çalışması olan Prof. Dr. Yusuf Demir, su ve kuraklık hakkında çok önemli açıklamalarda bulundu.

    “Bir ekmek için bin 200 litre su tüketiyoruz”

    Dünyanın ve insanın 4’te 3’ünün su olduğunu söyleyen Prof. Dr. Yusuf Demir, “Su olmadan hayatımızı devam ettirme şansımız yok. Dünyanın yüzde 75’i olan suyun sadece yüzde 3’ü tatlı su. Biz aslında dünyadaki 10 binde 3’ünden tatlı su olarak faydalanabiliyoruz. Bütün kavgalar bu kadar suyun üzerine yapılıyor. 1993 yılında Rio’da Janeiro’da suyun gelecekteki problemlerini tartışanlar; bu hızla dünyadaki suyun tüketimi bu hızla devam ederse 2050 yılında 54 ülkede su krizi bekleniyor. Yine dünyanın yaklaşık yüzde 40’ının su kriziyle karşı karşıya olacağı ifade ediliyor. Bugüne baktığımızda su, savaşlardan çok daha önemli bir kriz. UNESCO’nun geçen yıl yayınladığı rakamlara göre her gün 6 bin çocuk su ve suyun oluşturduğu problemlerden ölüyor. Dünyada yaklaşık içme suyu tüketimi noktasında; 1 milyarın üzerinde sıkıntı yaşayan insan var. Bir litre tereyağı üretilebilmesi için 400 litre su tüketiyoruz. Bir ekmeğin üretilebilmesi için bin 200 litreye yakın su tüketiyoruz. Bu nedenle biz suyun ne kadar önemli bir şey olduğunu ve suyun korunması gerektiğini söylüyoruz” diye konuştu.

    “Yılda 20 milyar metreküp suyu boşa akıtıyoruz”

    Türkiye’de toplam su varlığının 112 milyar metreküp olduğunu ifade eden Demir şöyle devam etti: “98 milyar metreküpü yerüstü, 14 milyar metreküpü yeraltı suyu. Biz bu suyun 45 milyar metreküpünü kullanabiliyoruz. 45 milyar metreküp suyun 33 milyar metreküpünü tarımda kullanıyoruz. Tarımda kullandığımız 33 milyar metreküp suyun doğru sulama yöntemlerin kullanmadığımız için, sulama mühendislerini devreye sokamadığımız için maalesef 20 milyar metreküpünü boşa akıtıyoruz. Yani 80 milyon insanın bir yılda evde ve sanayide kullandığı suyun yaklaşık iki katını boşa akıtıyoruz. Evsel ve sanayide israf var ama sanayideki sorunumuz çok büyük. Türkiye’deki suyun yaklaşık 40 milyar metreküpü Dicle ve Fırat. Dicle ve Fırat üzerinde oynanan oyunları konuşsak o bölgede kimlerin hayallerinin olduğunu görürüz.”

    “Karadeniz Bölgesi’ni turizme açacaksak, doğayı yok etmeden açacağız”

    Küresel ısınmanın dünya için büyük bir sorun olduğunu vurgulayan Demir, “Dünyada küresel ısınma üzerine çalışan örgütlerin raporlarına göre; önümüzdeki 50 yıl içerisinde doğal olarak yeşil kalabilecek 200 tane bölgeden bir tanesi de Karadeniz Bölgesi. Karadeniz Bölgesi, dünyada önümüzdeki 50 yıl içerisinde yaşanabilecek Türkiye’nin yegane bölgesi. Onun için Karadeniz Bölgesi’ni turizme hazırlama çalışmaları var. Samsun’dan Artvin Hopa sınırına kadar yaylalardan geçen bir yeşil yol tartışması başladı. Bunların hepsi Karadeniz Bölgesi’ni turizme hazırlama çalışmasıdır. Yeşil yolu doğru tartışmak lazım. Karadeniz Bölgesi’ni turizme açarken Karadeniz Bölgesi’nin doğal güzelliğini yok etmemeyi tartışmalıyız. Burada ben Karadeniz Bölgesi’nde yapılan HES’lere dikkat çekmek istiyorum. Karadeniz Bölgesi’nde şuanda planlanmış 406 tane HES var. Şu anda aktif olarak kullanılan HES sayısı 152. Proje aşamasında 94 tane HES var. 108 tane proje iptal edildi. 45 tane de fizibilite çalışması var. Biz Karadeniz Bölgesi’ni turizme açacaksak doğayı yok etmeden açacağız. Karadeniz dağlarının tepesine siz 400 tane suni göl yaparsanız 10 sene sonra (meteorolojiden arkadaşlar söylesin) o bölgenin iklimi değişir mi değişmez mi? Çünkü o göllerin yüzeyindeki buharlaşma, o göldeki hidroloji o bölgedeki hidrolojik döngüyü değiştirecek, iklimi değiştirecek. Karadeniz Bölgesi’ndeki yağış rejimi değişecek, Karadeniz Bölgesi’nde ani selleri, ani kuraklıkları birlikte yaşayacağız. Bir de Karadeniz Bölgesi’ne gelecek turist ne için gelecek! Doğal güzelliği için gelecek. Siz o doğayı yok edecek, o güzelim yaylaları yok edecek HES’leri gerekli planlamayı yapmadan yaparsanız o taşların arasına, o HES’lerin olduğu yere turist niye gelsin. HES’i doğru planlarsanız, doğayı yok etmeyecek, doğal güzelliği koruyacak, o bölgenin doğasına katkı yapacak şekilde planlarsanız HES faydalıdır. Karadeniz Bölgesi’nde 100-150’ye yakın HES olmalıdır. Ama siz doğayı tahrip ederseniz o zaman zararlıdır. Gelecekte bu bölge için en büyük problemi HES’lerin plansız yapılmasından kaynaklanan doğal değişimler, iklim değişimleridir. Bu Karadeniz Bölgesi’nin iklimini tehdit eden büyük bir sorun. Devletin son zamanlarda güzel adımları var. Ama bölgeye zararlı işlerden vazgeçmemiz lazım. Ama yararlı ise hep beraber altına imza atalım. Bu günden bunun planlamasını yapamazsak yarın pişman olmamızın bir anlamı olmaz” şeklinde konuştu.

  • Cumhurbaşkanı Erdoğan: “ABD’ye şu ana kadar 85 koli dosya gönderdik”

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “15 Temmuz darbe girişimin arkasında FETÖ ve onun Pennsylvania’daki malum kişi var. Ama biz bunu Amerikalı dostlarımıza hala anlatamadık. Hala kabul ettiremedik. Hala yargı karar verecek, beklemek zorundayız. Şu ana kadar 85 koli dosya gönderdik ama diyorlar bu dosyalar size iadesini gerektirmiyor, buna yeterli değil” dedi.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 71. BM Genel Kurul görüşmelerine katılmak üzere geldiği New York’ta temaslarını sürdürüyor. Bugün Musevi Cemaati ile bir araya gelen Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha sonra ABD’de Türk Amerikan Toplumu’nun etkinliğine katıldı. Burada gerçekleştirdiği konuşmasında şehit evlerini ziyaret ettiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, o gece yaşananların kaleme alınacağını bildirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “O gece Türk milleti sadece ülkemiz içindeki vesait odaklarına değil tüm dünyada silahla, şiddetle güç devşirmeye çalışan herkese ders verdi. 15 Temmuz darbe girişimin arkasında FETÖ ve onun Pennsylvania’daki malum kişi var. Ama biz bunu Amerikalı dostlarımıza hala anlatamadık. Hala kabul ettiremedik. Hala yargı karar verecek, beklemek zorundayız. Şu ana kadar 85 koli dosya gönderdik ama diyorlar bu dosyalar size iadesini gerektirmiyor, buna yeterli değil. Bizden 10 teröristi yakalamamızı istediler, 9’unu yakaladık kendilerine teslim ettik. Ama kendileri hala bu teröristi hala burada saklıyorlar. Ne yaparlarsa yapsınlar. Bu şahsın iadesini, tutuklanmasını kendilerinden istedik. Aramızdaki Suçluların İadesi Sözleşmesinde de bunu tutuklamaları gerekir. Bunun medya ile görüşme, röportaj yapmamalarını temin etmemeleri gerekir. Bunlar bunu hala temin ediyorlar. Bu ilişkilerimize er veya geç zarar verecektir. Çünkü bir stratejik ortağız. NATO’da beraberiz. ikili bağlantılarımız var ve hala bu konuda gerekli adımların atılmasını sabırla bekliyoruz. ABD’deki FETÖ unsurları tarafından özellikle kongre nezdinde ülkemiz aleyhine yoğun bir karalama faaliyetine girişileceği anlaşılıyor. Orada FETÖ’cü birilerini birlerini konuşturabiliyorlar. Biz ABD düşmanını birisini parlamentomuzda konuştursak ABD yönetimi buna nasıl bakacak? Pek memnun olamayacaktır. Türkiye’de Anti Amerikancılık yaygın diye söylüyorlar. O milletimizin kararıdır. Böyle bir teröristi Pennsylvania’da misafir ettiğiniz takdirde benim milletimle referanduma gidecek olsanız milletimiz en az yüzde 90’ıyla ABD bunu burada sakladığına göre bizim ABD’ye olan muhabbetimiz azalmıştır” açıklamasını yaptı.

    “Teröristlerden, demokrasiye darbeyi yapan gece dinlenir mi?”

    Geçen hafta Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesinin bir toplantısında FETÖ mensubu bir kişinin 15 Temmuz’u anlattığını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “15 Temmuzu darbeye maruz kalan milletimizden değil bizzat darbeyi yapanlardan dinleyecek kadar siyasi iradeyi kaybetmişler. Teröristlerden, demokrasiye darbeyi yapan gece dinlenir mi? Bunlar teröristlerden bunu dinlediler. Üstelik bu komite yapılan toplantının ardından Türkiye ile ilgili kanaat edinip belki de ilişkilerimizi ilgilendirecek adım atacaklar. Ama kusura bakmasınlar ne yaparsanız yapın bir kulağımızdan girer öbüründen çıkar” ifadelerini kullandı.

    STK temsilcilerinin terör örgütü elebaşının Türkiye karşıtı çabalarına engel olunmasını beklediğini belirten Erdoğan, açıklamasını şu şekilde sürdürdü:

    “Dik duracağız, eğilmeyeceğiz. Bu bizim şanımızdandır, milletimizin şanındandır. 15 Temmuz gecesi gördüğünüz o millet neyse siz de osunuz. Yapmanız gereken her yerde, her pozisyonda doğruyu anlatmanızdır. Yalan yanlışı anlatmanıza gerek yok, olanları anlatın yere. Türkiye’de yaşanan hadisenin demokrasi ve hukuk dışı bir darbe girişimi daha da ötesi bir terör eylemi olduğu konusunda Amerikan kamuoyunu ikna etmek mecburiyetindeyiz. Bu yapının sivil toplum kuruluşu, dini kuruluşu, ekonomik kuruluş veya yardım kuruluşu olmadığını muhataplarınıza gösterebilirsiniz”