Etiket: Sosyolog

  • Sosyolog İsmail Öz’den, İngiltere’de Çekilen Türkiye Karşıtı Videoya Tepki

    İngiltere’de göçmen ve AB karşıtı UKIP Partisi tarafından Türkiye aleyhine hazırlanan reklam filmine tepki gösteren Sosyolog İsmail Öz, “Osmanlı dönemlerine dayanan bu korku, tarihi bir refleksle İslamofobi kılıfı altında yeniden canlandırılmaya çalışılıyor” dedi.

    İngiltere’de kısa adı UKIP olan Aşırı sağcı Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesi halinde İngiltere’nin karşılaşacağı zorlukları anlatan bir kısa film hazırladı. Yaklaşık dört dakika süren video İngiliz televizyon kanalı BBC’de de gösterildi. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Sosyolog İsmail Öz, “Batı’nın bize bakışı ve coğrafyamıza dönük olan korkuları yeni değil. Bugün içinde bulunduğumuz İslam coğrafyasından dolayı islamofobik bir yaklaşım gibi gündeme gelse de aslında bunun kökeni Osmanlı İmparatorluğu’nun Viyana Kuşatmalarına kadar dayanır. O dönemlerde Avrupa’da bir Osmanlı korkusu hakimdi. Hatta tarih kitaplarında Avrupalıların çocuklarını yıllarca ‘Türkler geliyor’ diye korkuttuklarına dair beyanatlar var. Ancak 2. Viyana Kuşatması’nda Osmanlı başarısız olduktan sonra bu korku yerini bir anlamda ‘Türkomanyaklık’ olarak tabir edilebilecek Osmanlı coğrafyasına ve kültürüne karşı duyulan aşırı özentiye bırakmıştır” açıklamalarında bulundu.

    “O KORKU BUGÜN TEKRAR ‘İSLAMOFOBİ’ KILIFI İLE CANLANDIRILMAYA ÇALIŞILIYOR”

    Osmanlı dönemlerine dayanan korkunun bugün tekrar tarihi bir refleksle ‘islamofobi’ kılıfı altında canlandırılmaya çalışıldığını vurgulayan İsmail Öz, “Kendi ortaya koydukları bu ırkçı durumu akredite etmek için kendilerine çeşitli referanslar bulmaya çalışıyorlar. Akılla izah edilemeyecek bu tutumu haklı çıkarmak adına değişik noktalardan davranışlarına anlam kazandırmaya çalışıyorlar ama bu izahlar da ancak yine kendilerinin inanabileceği türden izahlardır. Diğer insanları buna inandırmaları mümkün değildir” dedi.

    “KIŞKIRTICI DİL AVRUPA’DA YAŞAYAN TÜRKLERİN GÜVENLİĞİNİ TEHDİT EDİYOR”

    “Bu kışkırtıcı dil Avrupa’daki Türklerin güvenliğini tehdit ediyor. Mutlaka İngiliz Hükümeti bununla ilgili çeşitli tedbirler almalıdır” diye konuşan Öz, açıklamalarına şöyle devam etti: “Düşüncesi iyi niyetli olan ve gerçeği görenlerin ortaya koyacağı çabalar bu akıl tutulmalarının önüne geçebilecek durumdadır ve bu mücadeleyi verilmelidir. Amerikan Başkanı Obama geçtiğimiz günlerde bir camiye giderek İslam coğrafyasına selam gönderdi. Ve İslam’ın asla şiddet ve kanla yan yana getirilemeyeceğini, İslam’ın bir hoşgörü dini olduğunu ifade etti. Dolayısıyla İngiltere başta olmak üzere Avrupa Hükümetlerinin bu anlamda yapacağı açıklamalar ve sükunete dair çabaları son derece önemlidir.”

  • SAÜ’de “Sosyolog Perspektifiyle Tarih – Sosyoloji İlişkisi” Adlı Bir Konferans Düzenlendi

    Sakarya Üniversitesi (SAÜ) Tarih Öğrenci Topluluğu tarafından “Sosyolog Perspektifiyle Tarih-Sosyoloji İlişkisi” adlı bir konferans düzenlendi.

    “Tarih Bölümü Konferansları” kapsamında SAÜ Fen-Edebiyat Fakültesi’nde (FEF) gerçekleşen konferansa konuşmacı olarak SAÜ FEF Sosyoloji Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Tayfun Amman katıldı. Konuşmasında sosyolojinin bir bilim olabilmesi için tarihe ihtiyaç duyduğunu ifade eden Prof. Dr. Tayfun Amman, “Sosyolojinin zengin bir sosyoloji olması isteniyorsa, özellikle sosyal tarih, sosyal antropoloji ve sosyal psikoloji alanlarında beslenmesi gerekiyor. Eğer sosyolojinizin güçlü olmasını istiyorsanız o zaman onu felsefeyle besleyeceksiniz” dedi. Sosyolojinin, tasvir, açıklama, anlama, anlamlandırma ve yorumlama olmak üzere beş aşamalı olduğunu anlatan Prof. Dr. Amman, tarihin olanları, sosyolojinin ise bunların nasıl olduğunu ele aldığını söyledi.

    Sosyoloji ile tarih ilişkisinin ‘sosyal tarih’ alanını ortaya çıkardığını aktaran Prof. Dr. Amman, şöyle devam etti: “Tarihi insanın hafızasına benzetelim, sosyolojiyi de haline benzetelim. Peki, o zaman soru şu, hafızamız her şeyi kaydediyor mu? Hafızamız her şeyi kaydetmiyor. Geçmişle tarih aynı şey değildir. Tarih, geçmişten bizim kayıt altına alabildiğimiz, değerlendirip yorum yapabildiğimiz şeylerdir. Yani geçmişin bir kısmıdır. Tarih ve sosyoloji birbiriyle son derece iç içe olan bilimler. İncelemelerim bana iyi tarihçilerin sosyolog tarihçiler olduğunu, aynı şekilde iyi sosyologların da tarihçi sosyologlar olduğunu gösterdi. Bende oluşan kanaat budur. Tabi bu sözümdeki iyi kelimesi mecazidir. Yani işi iyi yapmak kaliteli yapmak anlamında. Peki bu iki bilim birbirine nasıl destek olacak? Sosyal bilimlerdeki en büyük sıkıntılarımızdan birisi, tekildeki çoğulu görememek ve çoğulda tekil olana ulaşamamaktır.”

  • İlahiyatçı, Sosyolog Erdoğan: “Camilerdeki Reklam Unsurları Kaldırılmalı”

    İlahiyatçı ve Sosyolog Erol Erdoğan, huşu ve estetik için cami içleri ve bahçelerin reklam alanı olmaktan kurtarılması gerektiğini söyledi.

    Erol Erdoğan, CF dergisindeki yazısında, büyük şehirlerdeki selâtin camilerinden köy camilerine hatta yollardaki mola mescitlerine kadar irili ufaklı her ibadet mekânının reklam alanı olarak kullanılmasının üzücü olduğunu belirterek, “Camilerdeki en masum reklam aracı saat ve takvimler. Minber ve mihrabın yanına veya dış cemaat yerine asılan saat ve takvimler estetik olmadığı gibi kasap dükkânından AVM’ye, otobüs firmasından kuyumcu esnafına kadar çeşit çeşit reklamlar içeriyor. Bazen küçücük bir camide 2-3 takvim yan yana asıldığı oluyor. Camilerdeki reklam araçları takvim, imsakiye, saatle sınırlı değil. Mesela namaz vakitlerini gösteren çizelgeler var. Bakıyorsun altında bir bilgisayar firması reklamı var. Bir köşede 32 farz tablosu var; altında bir manav veya elektrikçi reklamı. 54 farz kâğıdının altında da bir yayınevi logosu. Başka bir yerde bir hilye tablosu var. Onun da altında bir çiğköfteci ya da esnaf lokantası adresi” dedi.

    Camilerde klimanın cemaati rahatlattığını belirten Erdoğan, “Fakat altındaki ‘Bu klimayı filan bağışladı’ ibaresi olmasa daha güzel olacak. Başka bir duvarda, altında bir tur şirketinin adresi olan Kâbe fotoğrafı. Peygamber aleyhisselam “Dünyaya veda eden kişinin namazı gibi namaz kıl” buyurmuş. Biz ise bazı dünyalıkların namaz mekânına ‘bir şekilde’ iliştirilmesi ile karşı karşıyayız. Bir de her yerde ‘görünür’ olmayı prensip edinmiş belediyelerimizin camileri reklam alanı gibi kullanma alışkanlıkları var. Mesela tarihi camiler. Belki Mimar Sinan’ın, belki Sedefkâr Mehmet Ağa’nın ya da Atik Sinan’ın eseri bir cami düşünün. Yaptıranı bir padişah veya ona eş bir tarihi şahsiyet. Her birine emek verilmiş kocaman kocaman eserler. Her biri sanat eseri, her biri asırlardır koruna koruna bugüne kadar gelmiş. Bazısı iki minareli, bazısı dört minareli. Milyonlarca insan asırlardır o camilerde saf tutmuş, namaz kılmış. Bu camilerin çoğunda mimarının veya yaptıranının kim olduğuna dair avuç içi kadar bile tabela yer almazken, caminin avlusuna kondurulmuş tente güneşliğin üzerine büyük harflerle “filan belediye” yazılmış. Hem de tentenin her yerine; sağına, soluna, direğine, cıvatasına” dedi.

  • Sosyolog İsmail Öz:”ak Parti 7 Haziran’ı Doğru Okudu”

    Sosyolog İsmail Öz seçim sonuçlarını değerlendirdi. 7 Haziran sonrası yaptığı değerlendirmesinde olası bir erken seçimde tüm muhalefet partilerinden AK Parti’ye oy kayacağını söylediğinde ’ütopik’ tepkileriyle karşılaştığını hatırlatan Öz, AK Parti 7 Haziran seçimlerinin tablosunu çok güçlü bir şekilde okuyarak kendisini yüksek bir oyla yeniden iktidara getirdi” dedi.

    AK Parti’nin aldığı oy potansiyelinin muhalefetin değerlendiremeyişi ve güçlü mesajlar veremeyişiyle ilgili bir tablo olduğunu dile getiren Sosyolog İsmail Öz, yaptığı seçim değerlendirmesinde şu açıklamalara yer verdi: “7 Haziran seçimleri AK Parti’ye bir hayat tokadıydı. Hayat tokadı, insana bazen ufak zihinsel şeyler yaşadığında kendine gelmesi için atılan tokattır. Öyle zannediyorum ki 7 Haziran seçimleri AK Parti seçmeni üzerinde ve AK Parti’nin kendisi üzerinde böyle güçlü bir etki yaptı. AK Parti de 7 Haziran seçimlerinin tablosunu çok güçlü bir şekilde okuyarak kendisini yüksek bir oyla yeniden iktidara getirdi. Dolayısıyla aldığı oyların önemli bir bölümünü kar hanesine değil borç hanesine yazması gerekiyor.” Bundan sonraki süreçte AK Parti’nin yapması gereken en temel şeyin sosyal bir devlet olma yolunda adımlar atmak, Türkiye’yi dünya standartlarına çıkaran bambaşka bir devlet algısı ortaya koymak olduğunu ifade eden İsmail Öz, “Artık AK Parti’nin yapması gereken en temel şey sosyal bir devlet olma yolunda adımlar atmaktır. İkinci sırada ise kültürel ögelerini, ilmi irfani altyapısını genişleten üniversiteleriyle, teknolojik yapılarıyla yani her türlü argümanıyla Türkiye’yi dünya standartlarına çıkaran bambaşka bir devlet algısı ortaya koyması geliyor. Çünkü Türkiye toplumu köprüyü, yolları, teknolojiyi çokça sıradanlaştırdı. Artık bunlar bu toplum için çok ulaşılamaz şeyler olarak algılanmıyor.”

    “CHP EMANET OYLARINI GERİ ALDI”

    Muhalefet partilerinin karşı karşıya kaldığı seçim tablosu hakkında da yorumlarda bulunan Öz, “Muhalefet çok güçlü bir tabloyu değerlendiremedi” dedi. “CHP emanet oylarını HDP’den geri almış görünüyor. Fakat aslında AK Parti’ye CHP’den de ciddi oy kaymaları var” diye konuşan Öz, açıklamalarına şöyle devam etti: “CHP Genel Başkanı’nın dün yaptığı açıklamalara baktığınız zaman hala seçmeni suçlayan bir tavır içerisinde. Hala buradan kendisine bir sonuç çıkaramamış. Seçmene küsemezsiniz, kırılamazsınız. Yarın tekrar onun karşısına gitmek zorundasınız. Onu aşağılayarak, onun doğru karar vermediğine vehmederek bu tabloyu yürütemezsiniz. Bir sonraki seçimde de bu kafa değişemezse tekrar kaybetmeye aday bir muhalefetle karşı karşıya kalırız. Bu da acı bir tablodur. Türkiye Batı standartlarında bir muhalefet anlayışına ne zaman gelecek hala bunun bekleyişi içerisindeyiz. Çünkü Türkiye güçlü muhalefetle de çok şey kazanacak bunu bilmemiz gerekiyor.”

    “BAHÇELİ GÜÇLÜ BİR KOALİSYONDAN HERKESİ MAHRUM ETTİ”

    MHP’nin yaşadığı yıkımın en büyük sebebinin ise Devlet Bahçeli’nin kendi tabanını duyamayan politikası olduğunu ifade eden Öz, “Bir siyasi partinin bütün amacı iktidara gelmektir. Siz iktidara gelmek istemeyecekseniz ne zaman bir şeyler başaracaksınız?” diye sordu. 7 Haziran sonrası gündeme gelen olası AK Parti MHP koalisyonunu anımsatan Öz, “Hem AK Parti seçmeninin hem MHP seçmeninin güçlü koalisyon isteğine rağmen, PKK ile HDP’nin bu ülkede kendilerine bir yol açamaması için bu iki partinin koalisyon kurması şart taleplerine rağmen Devlet Bahçeli sert tavrı ile herkesi bundan mahrum etti” dedi.

    “HDP’NİN BARAJI GEÇMESİNİN ÜLKE İÇİN HAYIRLI OLACAĞI KANAATİNDEYİM”

    HDP’nin yeniden barajı geçmesinin ise hayırlı olacağını düşündüğünü açıklayan Öz, “HDP’nin barajı geçmesinin bir yönüyle ülke için hayırlı olacağı kanaatindeyim. Eğer silahla ve değişik şiddet unsurlarıyla aralarına mesafe koymalarına vesile olacaksa Türkiye’de kendilerini bu anlamda temsil etmelerinde fayda vardır. Anlaşılması gereken şey burada sosyolojik bir vaka olduğudur. AK Parti’nin mutlaka bu sosyolojik gerçeği çok iyi tahlil etmesi gerekiyor” açıklamalarında bulundu.

  • Sosyolog Dr. Peyin Feymi:

    Bilgiye çok hızlı erişimin sağlandığı küresel bir dünyada yaşandığını söyleyen Sosyolog Dr. Pelin Feymi, “Sosyoloji bölümü öğrencilerine tavsiyem mutlaka ama mutlaka önce kendi kültürlerini tanısınlar. Kendi ülkesinin sorunlarını çözümlemeye çalışsınlar” dedi.

    Uludağ Üniversitesi Sosyoloji Topluluğu, bölüm öğrencilerini geleceğe hazırlamak amacıyla seminer ve söyleşiler düzenlemeye devam ediyor. Son olarak ‘Sosyolog Ne Yapar?’ isimli bir seminer gerçekleştiren topluluk, Feymi’yi konuşmacı olarak konuk etti. Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü öğrencilerinin yoğun ilgi gösterdiği seminerde Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hüsemettin Arslan da hazır bulundu. Dr. Pelin Feymi, seminerde yaptığı konuşmasında Türkiye’de sosyoloji bölümü mezunlarının iş bulma olasılığının düşük olduğunu belirtti. Gelişmiş ülkelerde sosyologlara daha fazla önem verildiğini vurgulayan Feymi, “Gelişmiş ülkeler sosyoloji ve sosyoloğun değerini bilen ülkeler. Umarım biz de buna doğru ilerleriz. Son 10 yıldır mezunlarımızın değeri biraz daha artıyor. Toplumun yapısı karmaşıklaştıkça ve sosyal sorunlar daha çoğaldıkça sosyoloğun çalışma alanı da genişliyor. İnsanın olduğu her alanda sosyoloji ve sosyolog vardır. Eğer Türkiye bu konuya biraz daha değer verirse daha planlı ve geleceğe daha iyi bakan, sosyal sorunlarını bütünleştirip daha akılcı ve kalıcı çözümler üreten sosyologlar yetiştirebilir” diye konuştu.

    “ÖNCE KENDİ KÜLTÜR YAPINIZI TANIYIN”

    Konuşmasında bölüm öğrencilerine tavsiyelerde bulunan Dr. Feymi, “Benim öğrencilere tavsiyem önce kendi kültürel yapılarını iyi tanısınlar. Küresel bir dünyada yaşıyoruz. Bilgiye de çok hızlı erişiyoruz. Bu yüzden sadece İngilizce değil, mutlaka diğer yabancı dilleri de öğrenmeleri gerekiyor. Ancak ilk önce kendi dilinde, kendi ülkesinin sorunlarını daha iyi analiz edebilecek, eleştirel bakabilecek, daha sonra diğer bilgiler ile karşılaştırma yapabilecek seviyeye ulaşmaları gerekiyor. Bunun için tüm bilgi alanlarını kullanabilirler. Dünyadaki tüm gelişmeleri, ülkelerindeki gelişmelerle birlikte takip etmeleri gerekiyor. Bu seviyede baktığınızda, bireysel diye düşündüğünüz sorunlardan tutun, siyasal düzeyde ya da uluslararası ilişkiler düzeyinde de sosyolog her türlü alanda her türlü işi yapabilir. İlla sosyolog olması da gerekiyor. İnsan odaklı çalışan tüm sosyal bilimcilerin mutlaka sosyolojik bir bakış açısı ile topluma bakabilme yeteneğine sahip olmaları gerekiyor” şeklinde konuştu.