Etiket: Sorunun

  • Koç, “Çocuklarda bu üç sorunun cevabı çok önemli”

    Koç, “Çocuklarda bu üç sorunun cevabı çok önemli”

    DÜZCE(İHA) – Prof. Dr. Mustafa Koç, Okul öncesi ve ilkokul birinci sınıfların okula başladığı düşünüldüğünde, her bir velinin çocuğunun bulunduğu eğitim kademesine göre bir özeleştiri yapmasının faydalı olacağını söyledi.

    Düzce Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı, Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Koç, Covid-19 salgını gölgesinde çocukların okul öncesi eğitimi ve ilkokul süreciyle ilgili önemli açıklamalarda bulundu.

    “Güvende miyim? Sevilesi biri miyim? Başarabilir miyim?” Prof. Dr. Mustafa Koç, ilkokul dönemi başlayıncaya kadar çocuğun; “Güvende miyim? Sevilesi biri miyim? Başarabilir miyim?” olmak üzere bu üç soruyu kendine sorduğunu ve bu üç soruya verdiği cevaplara göre akademik ve sosyal yaşamının şekillendiğini belitti.

    “Hayır, diyerek başlamanın sonuçları”

    Çocukların ilkokula bu üç soruya “hayır” diyerek başlamalarının sonuçlarını değerlendiren Prof. Dr. Mustafa Koç, “Çocuk ilkokula bu tablo ile başlarsa, çalışkanlık yerine aşağılık duygusu gelişir. Aşağılık duygusu, çocuğun kendini diğerleri ile kıyaslayıp yetersizlik duygusu yaşaması olarak tanımlanabilir. Çocuğu sistem içinde tutma, motivasyonunu artırma, istendik davranışları kazandırma ve daha uyumlu hale getirmek için kıyaslamanın temel yöntem olarak kullanılması, çocuğun sahip olduğu içsel aşağılık duygusunu daha da olumsuz hale getirmektedir. Okul devamsızlığı, ders devamsızlığı ve okul terkinin en yüksek olduğu Avrupa ülkesi olmanın bir nedeni de gelişimsel süreçte okula başlayıncaya kadar çocuğun kazanması gereken gelişimsel özellikleri kazanmaya katkı sağlayacak doğru deneyimlere sahip olamamadır denilebilir” ifadelerini kullandı.

    “Velilerin özeleştiri yapması faydalı olur”

    Okul öncesi ve ilkokul birinci sınıfların okula başladığı düşünüldüğünde, her bir velinin çocuğunun bulunduğu eğitim kademesine göre yukarıda yapılan açıklamalar bağlamında bir özeleştiri yapmasının faydalı olacağını dile getiren Prof. Dr. Koç, sürecin çocuklar için daha olumlu ve işlevsel olması için kendini yeniden düzenlemeye ihtiyaç olduğunu söyleyerek konuyla ilgili önerilerde bulundu.

    Çocuğun sorduğu sorulara cevap vermeden önce, sorduğu soruya ne cevap vereceğini öğrenmenin önemli olduğunu söyleyen Koç, “Unutmayalım ki hangi yaşta olursa olsun insan, soruyu öncelikle kendine soruyor. Ya bulduğu cevaba onay almak için ki genellikle bunun için başkasına sorar, bazen de bilmediği için sorar. Çocuğun sorduğu sorular, hangi düşünce tarzına sahip olduğunu da göstereceği için sorulan sorular ve bu sorulara çocuğu da katarak cevap vermek önemlidir” şeklinde konuştu.

    Prof. Dr. Koç, “Çocuğun sorduğu soruya cevap vermeden önce bu soruyu daha önce başkasına sorup sormadığını öğrenmek ve sorduysa nasıl cevap verdiğini bilmek önemlidir. Çünkü çocuk soru soruyorsa, ya yeni bir şema oluşturma gereğinin, ya da var olan şemada bir değişiklik yapma ihtiyacının göstergesidir. Verilecek cevapların doğru ve tutarlı olması, çocuğun bilişsel anlamda çelişki yaşamasını engeller. Cevaplardaki tutarsızlık şemalarda da karşılık bulur, böyle bir durumda aynı uyarıcıya karşı nasıl tepki vereceğine ilişkin bilişsel kararsızlık, psikolojik olarak kendine güvensizlik ile sonuçlanır.”

    Koç, “Çocuk yapması gerekenleri sürekli erteliyor ve sonrasında da kolayca vazgeçiyor, bu sürece ilişkin hissettikleri durumla örtüşmüyor ise, çocuğun sürekli yaptığı fakat fark edilmeyen durum kendini suçlamasıdır. Böyle bir durumda çocuğa sürekli ne yapacağını hatırlatmanın ya da söylemenin bir faydası yoktur. Bunun yerine çocuğu ilgi ve yeteneklerine uygun, başarabileceğimizden emin olduğumuz sorumluluklar vererek başarma ve yeterlik duygusu yaşamasını sağlamaktır. Unutmayalım ki bizim için küçük, hatta gereksiz diye düşündüğümüz her görev onun için büyük bir adımdır” diye konuştu.

    “Çocuklarımızı beklenti zengini fakirlere dönüştürmeyelim”

    Okul öncesi ve ilkokula başlayan çocukların, öğrenme stillerini, bağlanma tarzlarını, dikkat ve eylem kontrol düzeylerini, duygu düzenleme becerilerini ve temel yetenek düzeylerini belirlemenin önemli bir unsur olduğuna işaret eden Prof. Dr. Mustafa Koç, “Nasıl öğrendiğini, nasıl bağlandığını, dikkat ve yelme kontrol düzeyini, algılama, hatırlama ve ayırt etme beceri düzeylerini bilmediğimiz çocuklara ilişkin beklentilerimiz, onların önündeki en büyük engel ve stres kaynağı haline gelebilmektedir. Çocuklarımızı beklenti zengini fakirlere dönüştürmeyelim” şeklinde görüşlerini iletti.

    Prof. Dr. Koç, “Okula başlayacak çocuklara ilişkin, özellikle okulun varsa psikolojik danışmanına ve öğretmenine çocuğun; fiziksel sağlığı, gelişimi, uyumsuz davranışları, bu uyumsuz davranışlara karşı aldığınız önlemler, ilgi ve varsa gözlenen ya da ölçülen özel yetenekleri, okula başlamaya hazırlanma süreci, aile ilişkileri, ebeveyn tutumları vb. konularda mutlaka bilgi verilmelidir” dedi.

    Okula başlamayla birlikte çocuğun yaptığı veya yapmadığı davranışlarla ilgili açıklamalarına devam eden Koç, “Daha yaptığı artık yapmadığı, artık yapmadığı ya da daha yapmadığı artık yapmaya başladığı benlik bütünlüğünü bozucu ve kişilik gelişimini engelleyici davranışların olup olmadığı gözlenmeli, nedenine ve çözümüne ilişkin süreci ilgili tarafları da bilgilendirerek başlatmalıdır. Bu bağlamda evde yapılan ve iyi sonuçlar veren uygulamaların okulla paylaşılması, okulda uygulanan ve iyi sonuçlar veren yöntemlerin ebeveyn ile paylaşılması gerekir” dedi.

    “Neden” ve “Niye” kelimelerini kullanmadan çocuklarla konuşmak

    Ailelere faydalı tavsiyelerine devam eden Düzce Üniversitesi Öğretim Üyesi Koç, “Okul öncesi ve ilkokul döneminde çocuğu olan ailelere ve her bir gelişim döneminde yapılacak en işlevsel tavsiyelerden biri de; çocuğun yapması gerektiği halde yapmadığı ya da yapmaması gerektiği halde yaptığı davranışları konuşmaya başlarken ‘neden’ ve ‘niye’ kelimelerini kullanmadan yapmaktır. ‘Neden’ ve ‘niye’ ile başlayan konuşmalarda çocuğun önceliği ne yaptığını ve yaptığının sonuçlarını düşünmeden, saldırı altında olan benlik yapısını korumaktır. Bu dönemde en iyi yöntem, davranışı yapanı konuşmak yerine, davranışı ve davranışın sonuçlarını konuşmanın yanında alternatif davranışları konuşmak gerekir” ifadelerinde bulundu.

    “İstenmeyen çocuk değil, istenmeyen yaptığı davranışlarıdır”

    “Çocuklarla iletişimde duyguları temel iletişim aracı olarak kullanmayan ebeveynler, yetişkin yaşama bilişsel, fiziksel, duygusal, baş etme ve affetme esneklik berilerinden mahrum bir robot hazırlıyor denilebilir” tespitinde bulunan Prof. Dr. Koç, “Duyguların iletişim aracı olarak kullanılması, anlaşılmanın ve hatta var olmanın en işlevsel yoludur. Çocuklarda istenen davranışları artırmanın ve istenmeyen davranışları söndürmenin yolu, bu davranışların diğer insanlar üzerindeki duygusal etkilerini fark etmesine ve kabullenmesine bağlıdır. Çocuğa ne yaptığını hatırlatma yerine, yaptığı şeyin sizde oluşturduğu duyguyu söyleyin. Bu ayını zamanda çocuğun benliği ile davranışı arasında önemli bir koruyucu bariyer görevi de görür. Yani istenmeyen çocuk değil, istenmeyen yaptığı davranışlarıdır. Çocuk bu ayrımı fark edince kendisinin değil, davranışının değişmesi gerektiğini bilir. Sadece öğrenmesi gereken şey, istenmeyen davranış yerine, hangisinin öğrenileceğini ve nasıl öğrenileceğini bilmesidir. Burada en işlevsel öğretme yöntemi model olmaktır. Unutmayalım çocukların davranışlarında daha önemli olan bu davranışlara karşı ebeveynlerin nasıl tepki verdiğidir. Yani asıl sorun, çocuğu yaptığı davranıştan daha çok, bu davranışla baş etmek için kullanılan yöntemin kendisidir. Ağlayarak isteklerine ulaşmayı öğrenen bir çocuğu, bir isteğinin gerçekleşmesine ilişkin engellenme durumunda yapacağı şey daha önce yaptığı bu sonuca ulaştığı ağlamaktan başka bir şey değildir. Sorun burada ne çocuğun isteğidir, ne de isteğine ulaşmak için ağlamasıdır, sorun çocuğun isteğini ağlayınca karşılamaktır” şeklinde konuştu.

    “Psikolojik miras kendini yönetebilmenin anahtarıdır”

    Ebeveynlerin çocuklarına daha çok maddi miras bırakabilmenin kaygısını yaşadığına işaret eden Düzce Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Koç, “Bunun yanında çocuğa bırakılması gereken sosyal ve psikolojik miraslar da vardır. Maddi ve sosyal mirası koruyacak, geliştirecek, etkin ve işlevsel kılacak olan ise psikolojik mirastır. Psikolojik miras, çocuğun yerinde ve zamanında isteklerinden vazgeçebilmesi, yerinde ve zamanında ihtiyaçlarını erteleyebilme becerisidir. Bu beceri başarmanın, tahammül etmenin, psikolojik sağlamlığın, kendini toparlama gücünün, kendine yetmenin, kendini taşıyabilmenin kısacası kendini yönetebilmenin anahtarıdır” sözleriyle açıklamalarını sonlandırdı.

  • Ağız Kokusu, Hayati Bir Sorunun Habercisi Olabilir

    Ağız kokusu, sinüs ve akciğer kaynaklı enfeksiyonlar ile şeker hastalığı, böbrek yetmezliği, karaciğer yetmezliği, metabolizma bozuklukları, bademcik iltihabı ve diş eti rahatsızlıkları gibi bir dizi yaşamsal önemdeki hastalığın habercisi olabiliyor,

    İstanbul Aydın Üniversitesi (İAÜ) Diş Hekimliği Fakültesi Hastanesi Restoratif Diş Tedavisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Engin Fırat Cakan, “Ağız kokusu sakız çiğneyerek örtülebilecek bir problem değil, ciddiye alınması ve tedavi ettirilmesi gereken bir tablodur. Erken teşhis ile ileride tedavisi çok daha zor hale gelen birçok hastalığın tanısında anahtar rolü oynamaktadır” dedi.

    Araştırmalara göre, her 20 kişiden 19’u hayatının bir döneminde dişeti hastalığına yakalanıyor ve her dört kişiden biri ağız kokusundan muzdarip. Ağız kokusunun ‘Fizyolojik ve Patolojik’ olmak üzere iki başlığa ayrıldığını belirten Yrd. Doç. Dr. Engin Fırat Cakan, şunları söyledi: “Ağız kokusu her açıdan ciddiyetle üzerine gidilmesi gereken bir konudur. Kişilerin ağız kokusunu saptaması kolay olmayabilir. Genellikle eş, dost ya da yakın çevreden geri bildirimler ile fark edilmektedir. Ancak en kesin ve sebebe ilişkin doğru teşhisi şüphesiz diş hekimleri koyabilir. Bu nedenle düzenli olarak 6 ayda bir diş hekimine muayene olmak, ağız kokusunun kaynağını belirlemek gerekmektedir. Halitometre adı verilen ağız kokusu ölçüm cihazı ile kötü kokunun kaynağı, kokuya yol açan faktör, bakteriler tarafından üretilen bileşikler ve bu bileşiklerin oranları çok kısa sürede ölçülebilmektedir. Hızlı bir şekilde, kolay bir ölçümle ağız kokusunun tanısı belirlenebilmektedir.

    Fizyolojik ağız kokusu tüketilen besinler ya da sindirim kanalında biriken gazlar nedeniyle ağız içerisinde hoş olmayan koku oluşumudur. Patolojik ağız kokusu ise mide bağırsak hastalıkları, solunum sistemi rahatsızlıkları, kronik rahatsızlıklar (diabet, böbrek yetmezliği, karaciğer yetmezliği) ya da metabolik bozuklukların habercisi olabilir. Yapılan araştırmalara göre ağız kokusunun yaklaşık yüzde 85 oranında sebebi ağız boşluğundan kaynaklanmaktadır. Periodontal dokularda bulunan ödem, kanama, dental plak oluşumu veya diş taşı varlığı; dil üzerine yerleşen ve diş yanak arasındaki boşluklarda biriken bakterilerin varlığı ağız kokusunun başlıca sebeplerindendir. Ek olarak ağız içinde bulunan ve hasta tarafından fark edilmeyen ara yüz çürükleri ve eski restorasyonların kontak yüzeylerindeki bozulmalar ağız kokusunun önemli sebepleri arasında yer almaktadır. Ağız boşluğu kapsamlı bir muayene ve radyografik inceleme ile detaylı olarak değerlendirilmeli; periodontal hastalıklar, çürük diş dokuları tedavi edilmeli, yüzeyi bozulmuş olan eski restorasyonlar tekrar edilmeli, dolayısıyla plak birikimine ve ağız kokusuna neden olacak ağız kaynaklı tüm faktörler elimine edilmelidir.

    Ağız kokusuna engel olmak ve mevcut ağız kokusunu ortadan kaldırmak için olmazsa olmaz çözüm diş hekiminize düzenli olarak muayene olmaktır.”

  • “Sorunun Değil, Çözümün Parçasıyız” Projesi Kabul Edildi

    Bilecik’in Söğüt İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne bağlı Söğüt Anadolu Lisesinin “Sorunun Değil, Çözümün Parçasıyız” İsimli Projesi Türk Ulusal Ajansı tarafından kabul edildi.

    Avrupa Birliği Bakanlığı tarafından yürütülmekte olan, Avrupa Birliği Katılım Öncesi Mali Yardım Aracı (IPA) İnsan Kaynaklarının Geliştirilmesi Operasyonel Programı Okul Eğitimi Personel Hareketliliği kapsamındaki “Sorunun Değil Çözümün Parçasıyız” başlıklı proje kabul edilerek sözleşme imzalandı

    İlçe Milli Eğitim Müdürü Mahmut Demir’i ziyaret ederek proje hakkında bilgilendirme yapan Proje Yürütücüsü ve Müdür Yardımcısı Zeynep Baydır, “Okulumuzun hazırladığı ve Türkiye’de sayılı projeler arasına giren projemiz; öğretmenlerimizin çatışmayı yönetme ve çözüm üretme noktasında çeşitli ülkelere seminer ve kurslara katılmasını sağlayacaktır. 4 ayrı ülkeye gidilecek olan proje, 31 Aralık 2015 – 31 Aralık 2016 tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Projenin maliyeti 29 bin 426 Euro” dedi.

    İlçe Milli Eğitim Müdürü Mahmut Demir ise yaptığı açıklamada, “İlçemizin eğitimdeki seviyesinin bir göstergesi olan bu projenin ilimizde alanında tek olması ve bunun ilçemizdeki bir okulumuz tarafından gerçekleştiriliyor olması memnuniyet verici. Proje kapsamında birçok ülkenin eğitimcilerimiz tarafından görülecek olması eğitimimize katkı sağlayacaktır, diye düşünüyorum. Proje sağlam ve ayakları yere basan bir proje. Başta okul Müdürümüz Musa Aydın olmak üzere, Proje Yürütücüsü Müdür Yardımcısı Zeynep Baydır hanıma, okulumuz öğretmen ve öğrencilerine teşekkür ediyor, başarılar diliyorum” dedi.

  • 25 Yıllık Sorunun Çözümüne Pankartlı Teşekkür

    Umurlu Sanayi Sitesi esnafı, çevre düzenlemesi ve site içerisinde taş döşeme işini yaptırarak 20 yıllık yol sorununu çözen Efeler Belediye Başkanı M. Mesut Özakcan ile ekibine, hazırladıkları pankartla teşekkür etti.

    Yaklaşık 25 yıldır Umurlu Mahallesi Sanayi Sitesi içerisindeki sokaklarda ve bağlantı yollarında taş döşemesi olmadığı için sıkıntı yaşayan esnaf, “Efeler Belediye Başkanı Mesut Özakcan’dan Allah razı olsun, bitmek bilmeyen derdimize derman oldu” dedi. Yeni kurulan bir ilçe belediyesi olması nedeniyle kısıtlı imkanlara rağmen yapılan çalışmaların yanı sıra halk arasında birlik ve beraberlik ortamını da sağlayarak ilçe halkının sevgisini kazanan Belediye Başkanı M. Mesut Özakcan’a, mahalle esnafı pankartlı teşekkür ederek sevgisini ve desteğini gösterdi.

    “SANAYİDE BAYRAM HAVASI VAR”

    Yıllardır çözülmeyen sorunun, 1,5 yıllık belediyenin çözmesinden dolayı duydukları memnuniyeti dile getiren sanayi esnaflarından Mahmut Yeni, Ali Bağdatlı, Mehmet Özçam, Hasan Topçu, Bilal Duman, Aytaç Gülcan, İsmail Savran, Nail ve Mustafa Katlıoğlu, “Eskiden bu yol yazın toz, kışın çamur içerisinde kalıyordu. Sanayi sitemizde oto kaportacısından motor tamircisine, elektrikçiden oto yıkamayacıya kadar her türlü iş yeri mevcut. Vatandaşlar araçlarını sanayiden çıkarken tekrar kirleneceği endişesiyle oto yıkamacıya getiremiyordu. Şimdi ise önce araçlarının arızalarını gönül rahatlı ile yaptırıyor, son olarak da araçlarını yıkatıp sanayiden ayrılıyorlar. Tüm esnafın işleri arttı, sanayide adeta bayram havası var. Belediye ekipleri kısa sürede yolumuzu tamamladılar, Başkanımızdan Allah razı olsun” ifadelerini kullandılar.

    “MEMNUNİYETİMİZİ PANKARTLA DİLE GETİRDİK”

    Umurlu Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı Erdoğan Üncül, “Çarşı içerisinde hizmet veren esnafların da sanayi sitesine taşınmasının ardından sanayi sitemizde esnaf sayısı arttı. Umurlu Belde Belediyesi dönemlerinde yapılan sanayi sitemizde sadece bir sokakta taş döşemesi yapıldı ve daha sonra değişen başkanlığın ardından yeni seçilen başkanımız da bir sokağımızı daha taş döşeme yaptı. Diğer sokaklar toprak olmasından dolayı özellikle kış aylarında esnafımız burada çok büyük sıkıntı yaşamaktaydı. Efeler Belediye Başkanı Mesut Özakcan’a yaşanan sıkıntıları daha önce iletmiştik. Başkanımız bu talebimize duyarsız kalmayıp, ekibiyle birlikte önce gerekli incelemeyi yaptı, daha sonrada taş döşeme olmayan sokaklarımızı ve sanayi sitemizin çevre düzenlemesini kısa sürede tamamlattı. Umurlu Esnaf ve Sanatkarlar Odası olarak biz de memnuniyetimizi hazırlatıp astığımız pankartla dile getirdik” dedi.

    “VATANDAŞIMIZIN SORUNU BİZİM İÇİN EMİR NİTELİĞİNDEDİR”

    Efeler’in yaşam kalitesini arttırmak için gece gündüz çalışmalarına devam ettiklerini ifade eden Efeler Belediye Başkanı M. Mesut Özakcan, “Zamanımız elverdiğince vatandaşlarımızın arasında olarak, sorunları yerinde tespit ediyor ve gerekenin en kısa sürede yapılması için tüm ekiplerimizi seferber ediyoruz. Umurlu esnafımızın sorununu öğrenir öğrenmez duruma el koyarak gerekli incelemeleri yaptık ve sorunlarını giderdik. Vatandaşlarımızın belediyemiz sorumluluk alanına giren tüm sorunları bizim için bir emir niteliğindedir” diye konuştu.

  • Kılıçdaroğlu: “Terör Sorunun Ancak CHP Bitirir”

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Eskiden PKK belası vardı şimdi ise IŞİD belası var. Türkiye ateş çemberinin içerisinde. Türkiye’yi bu çemberden bir parti çıkarabilir o partinin adı Cumhuriyet Halk Partisidir. Terör sorunun ancak CHP bitirir” dedi.

    Kadıköy Belediyesi’nin Cumhuriyet Bayramı nedeniyle organize ettiği Cumhuriyet Yürüyüşüne binlerce vatandaş katıldı. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramının 92. yılı dolayısıyla Kadıköy Belediyesi de Bağdat Caddesi’nde Cumhuriyet Yürüyüşü düzenledi. İlçede bu yıl 22.’si yapılan Cumhuriyet Yürüyüşü saat 19.00’da Suadiye’den başladı. İskele Sokak’ta sona eren yürüyüşe binlerce vatandaş, Türk bayrakları ve Atatürk posterleriyle katıldı.

    Yürüyüşün ardından CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu vatandaşlara seslendi. Vatandaşların 29 Ekim Cumhuriyet Bayramını kutlayan Kılıçdaroğlu, vatandaşlardan 1 Kasım seçimleri için oy istedi. Vatandaşlara sandığa gitme çağrısı yapan Kılçdaroğlu, “1 Kasım’da kesinlikle sandığa gideceğiz. 7 Haziran’da CHP’ye oy vermeyen bir vatandaşımız mutlaka ikna edeceksiniz CHP’ye oy vermesi için. Kendi kaderimizi kendimiz belirleyeceğiz. Mustafa Kemal’de Amasya’da aynı şeyi söylemişti, milletin kararlılığı milleti kurtarabilir diye. Görev düşüyor görevi yapacağız” dedi.

    Gençlere “Onlar sizi olağan şüpheli olarak görüyorlar ben sizi bu ülkenin geleceği onuru gurur olarak görüyorum” diyen Kılıçdaroğlu, kadınlara da, “Türkiye’nin aydınlık bir geleceğe taşınması sizin omuzlarınızda. Gelecekte çocuklarınız daha güzel bir Türkiye’de yaşayacaksa kadınların biraz daha aktif olması gerekir. Size seçme ve seçilme hakkını uygar dünyadan önce Mustafa Kemal Atatürk verdi. Onun ilkelerine sahip çıkmak benim boynumun borcudur. Ama bana destek vereceksiniz güç vereceksiniz” dedi.

    İktidarı dış politika üzerinden eleştiren Kılıçdaroğlu, “Türkiye ateş çemberinin içerisinde. PKK belası vardı şimdi ise IŞİD belası var. Defalarca uyardık. Yanlış politika izliyorsunuz diye. Suriye’de Mısır’da Irak’ta Libya’da yanlış yaptılar, şimdi ağlıyorlar Türkiye’ye turist gelmiyor diye. Türkiye’yi bu çemberden bir parti çıkarabilir o partinin adı Cumhuriyet Halk Partisidir. Terör sorunun ancak Cumhuriyet Halk Partisi bitirir” dedi.

    Kılıçdaroğlu daha sonra Anadolu’nun bir kasabasından bulunduğu makama kadar geldiğini aktararak, “Eğer saltanat olsaydı Anadolu’daki kasabadan kimse buralara gelemeyecekti. Bugünkü konumumu Mustafa Kemal Atatürk’e ve Cumhuriyet’e borçluyum” şeklinde konuştu.