Etiket: sonuçlanıyor

  • Her 5 evlilikten birisi boşanmayla sonuçlanıyor

    Her 5 evlilikten birisi boşanmayla sonuçlanıyor

    Son yıllarda çiftlerin boşanma sebeplerini inceleyen Dr. Öğr. Üyesi Sait Yıldırım, boşanmalardaki en dikkat çekici hususun aile müdahaleleri olduğunu söyledi. Yıldırım, boşanmaların yarıdan fazlasını uyumsuz burçların etkilediğini ve son dönemdeki her 5 evlilikten birisinin boşanmayla sonuçlandığını da belirtti.

    Iğdır Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Sait Yıldırım, Türkiye’deki boşanma sebepleri üzerine akademik bir inceleme yaptı. Yıldırım, incelemesinde Türkiye’nin farklı illerinden eşinden boşanan 50 kadın ile mülakat yaptı. Mülakata katılan kadınlara boşanma sebepleri konusunda sorular soran Yıldırım, kadınların yaşam biçimleri, aile yapısı, evlenme şekli ve süreci üzerinde yoğunlaştı. Ayrıca Yıldırım, kişiler arası uyumun boşanma üzerine etkisini irdelemek için katılımcılar ile eşlerinin kişilik yapıları ve burçlarının niteliklerinin karşılaştırmasını yaptı.

    “Her 5 evlilikten bir tanesi boşanmayla sonuçlanıyor”

    Akademik çalışmasında çıkardığı sonuçlar bağlamında Türkiye’de son dönemde her 5 evlilikten birinin boşanmayla sonuçlandığını ifade eden Yıldırım, “Temel olarak baktığımız zaman son yıllarda her 5 evlilikten bir tanesi boşanmayla sonuçlanıyor. Boşanma sürecinde boşanmaların yüzde 60’ı evliliğin ilk 5 yılında gerçekleşiyor. Bu bağlamda boşanma sebeplerine genel olarak baktığımız zaman ilk olarak eşlerin birbirlerine karşı ilgisiz ve sorumsuzluğu, daha sonrasında ise kişinin aile bağlarına karşı sorumsuzlukları ve son olarak aile müdahalesi geliyor. Yani kadın ve erkeğe anne ve babalarının, kayınvalidesi ve kayınpederinin müdahalesi. Bu gibi durumların ardından şiddet, aldatma ve boşanmalar peş peşe geliyor” dedi.

    “Boşanmalarda en dikkat çekici husus aile müdahaleleri”

    Yıldırım, boşanmalarda aile müdahalelerinin dikkat çekici düzeyde fazla olduğunu belirterek, “Bizim için en dikkat çekici hususun aile müdahaleleri olduğunu gördük. Aileler iki farklı şekilde çiftlere müdahale ediyorlar. Bunlardan ilki ekonomik rekabet, ikincisi ise kültürel rekabet olarak karşımıza çıkıyor. Ekonomik olarak şuanda evliliklerde bir tüketim algısı olarak gençlerin evliliği bir rekabet olarak görmesini karşı karşıya getirdiğini görüyoruz. Evlilik ve aile kurumundan bizim anladığımız şey aslında çiftlerin bir yuva kurması ve ailelerin de buna destek olması olarak görünüyor. Ancak şuanda gördüğümüz süreçte kadın ve erkeğin ailelerinin bir rekabet unsuru olarak gerek evlenme ritüelleri, gerek evlenme biçimi olarak değişik şekilde bir ciddi baskı oluşturduklarını görüyoruz. Diğer taraftan ataerkil ilişkiler bakımından bir rekabet görünüyor. Bu bağlamda da çiftlerin üzerinde ailelerin bir iktidar sürecini devam ettirmeleri bulunuyor. Örnek verecek olursak kayınvalide oğlunun iktidarını sürdürebilmesi için bir baskı uyguluyor. Bu baskıda aslında ataerkil iktidar ilişkilerinin bir yansıması olarak ilişkilerin sonlanmasına sebep oluyor” ifadelerini kullandı.

    “Kaçarak evlenenlerin boşanma oranı çok yüksek”

    Kaçarak evlenen çiftlerde boşanma oranının yüksek olduğunu kaydeden Yıldırım, “Boşanmalarda özellikle kaçarak evlenmeler de dikkat çekiyor. Kaçarak evlenmelerde boşanmaların çok yaygın olduğunu görüyoruz. Bunun yanında kaçarak evlenen çiftlerde daha çok şiddet ve cinayet ön plana çıkıyor. Kaçarak evlenildikten sonra aileler çocuklarına herhangi bir şekilde destek olmadıkları, onların sorunlarında yanlarında olmadıkları için gençler de herhangi bir durumda onların yanına dönemiyorlar. Bu bağlamda şiddet kaçınılmaz oluyor ve boşanmalara sebep oluyor” şeklinde konuştu.

    “Son dönemde boşanmalarda sosyal medya çok etkili”

    Çiftlerin evlilikten ziyade evliliğin sunumuna dikkat ettiğini, bunun da boşanmalara yol açtığını aktaran Yıldırım, “Modern toplumda evlilikler bir sunuma ve gösterişe dönüşmekte. Eskiden gelinlik kızlar evlendikleri zaman çeyizini arkadaşlarına gösteriyorlardı. Bu aslında kadınların bir gösteriş şekliydi. Ama günümüzde internet aracılığıyla artık çevresindeki insanlara bu sunumu gösteriyor. Bu kez sadece arkadaşları değil, neredeyse tüm Türkiye’ye sergiliyor. Bu bağlamda evlilik bir aile kurumu olmaktan ziyade artık bir sunum göstergesi haline geliyor. Bu gösterişte yetersiz olmak veya kendini yeterince iyi ifade edemediğinde uyumsuzluklara ve çarpıtmalara yol açılabiliyor. Yani diyebiliriz ki boşanmalara son dönemde sosyal medyanın ciddi bir etkisi var” açıklamalarında bulundu.

    “Boşanmaların yarıdan fazlasını uyumsuz burçlar etkiliyor”

    Boşanmalarda burçların çok büyük önem taşıdığını ifade eden Yıldırım, “Burçların etkisine bakacak olursak magazinsel boyutundan ziyade daha çok insanlar arasındaki uyumu açısından çok önemli. Çiftlerin arasındaki uyum ve ilişkinin boşanmalardaki etkisine bakacak olursak boşanan kadınların yarıdan fazlası uyumsuz burçlardan oluşuyor. Örnek verecek olursak bir karakter düşünün daha hareketli, risk almayı seven, daha rahat yaşamayı seven bir insan ve karşısındaki ise daha temkinli, dikkatli ve çok planlı yaşayan bir insan düşünürsek ikisi arasında bir anlaşmazlık çıkacağı çok belli. Aldığı kararlar noktasında, ortak zevkleri, çalışması bakımından farklılıklar göz önüne çıkıyor. Bu farklılıklar da ortaya çıkan sorunlara direnme noktasında çiftleri yetersiz kılıyor. Bu da boşanmalara sebep olan bir diğer husus” dedi.

  • Her 5-6 gebelikten biri düşükle sonuçlanıyor

    İleri yaş gebeliklerin düşük ihtimalini arttırdığını belirten Prof. Dr. Faruk Buyru, “Her 5-6 gebelikten biri düşükle sonuçlanıyor. Yanlış bir inanış var. Koşmak, zıplamak, uzanmak, kısaca fiziksel egzersiz düşüğe neden olmaz’’ dedi.

    Anne baba adaylarının bebek sevinci bazen düşükle yarım kalabiliyor. Günümüzde 35 yaş üstü gebeliklerin artması ve buna bağlı kromozom bozuklukları, obezite, tiroid ve şeker hastalığı, sigara içme alışkanlığının fazla olması, rahimle ilgili sorunlar, polip, miyom gibi pek çok nedenden dolayı düşük yaşanabiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Faruk Buyru, günümüzde her 5-6 gebelikten birinin düşükle sonuçlandığını vurguladı. Buyru, ‘‘Bu anne yaşına bağlı olarak da artıyor. İleri yaşlarda düşükle karşılaşma ihtimalimiz daha fazla. 40 yaş üzeri her 4 gebelikten birinde düşük oluyor. Bu düşüklerin altında yatan neden büyük çoğunlukla kromozom bozuklukları, yani oluşan embriyonun normal kromozom yapısına sahip olmamasıdır. Bu gebeliklerin çoğu gebeliğin ilk sekiz haftasında; ilk iki ayda düşükle sonuçlanıyor. Yapılacak araştırmalarda bunu ortaya koymak mümkün. Çok da umutsuzluğa kapılmamak gerekiyor, ’bu düşük beni nerden buldu’ diye düşünülmemesi gerekir. Çünkü sonraki gebelik yüzde 80’in üzerinde bir ihtimalle sağlıklı bir doğumla, canlı bir bebeğin eve gitmesi ile sonuçlanacaktır” dedi.

    Düşüklerin birçoğunun nedeninin de bilinmediğini kaydeden Prof. Dr. Faruk Buyru, ‘‘Çevresel faktörler de etkileyebilir ama düşüklerin birçoğunun nedenini bulamıyoruz. Tek düşük durumunda herhangi bir araştırmaya gerek yok. Çünkü bu durum rastlantısal olarak ortaya çıkan, sperm ile yumurtanın normal birleşmemesinden kaynaklanabiliyor. Fakat bir sonraki gebelikte sağlıklı bir embriyo oluşup normal bir süreçte devam edecektir’’ diye konuştu.

    “Enfeksiyonlar zannedildiği gibi düşüğe neden olmuyor”

    Tekrarlayan düşüklerde araştırma yapılmasının şart olduğunu belirten Prof. Dr. Buyru, ‘‘Her beş altı gebelikten biri düşükle sonuçlanıyor ama gebelik kaybı deyince yüzde 2-3’lük bir orandan söz etmek gerekiyor. Yani 20 kadından birinde tekrarlayan gebelik kaybı ortaya çıkıyor. Tekrarlayan gebelik kaybı demek üst üste iki ya da daha fazla düşükle karşılaşmak demek. Bu durumda nedeni araştırmaya yönelik bir takım tetkikler yapmak gerekir. Bunlar annenin, babanın kromozom yapısı, rahimle ilgili doğuştan ya da sonradan ortaya çıkan şekil bozuklukları, tiroid, diyabet gibi bir takım hormonal bozukluklar olabiliyor. Halk arasında çok yaygın olarak enfeksiyonların düşüğe neden olduğu zannedilse de bu çok doğru değil, enfeksiyonlar daha az oranda düşüğe neden oluyorlar’’ ifadelerini kullandı.

    “Gebelik öncesi tiroid ve şekere bakılmalı”

    Gebelik öncesinde tiroid hastalığı, yüksek seyreden şekerin var olup olmadığına bakılması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Buyru, “Tiroid ve şeker düşüğe neden olabilir, ama bunların oranı çok fazla değil. Rahimle ilgili sorunlar, doğuştan gelen şekil bozuklukları, rahim içinde bölme olması gibi problemleri gebelik öncesi kontrollerde ortaya koymak ve gebe kalmadan düzeltmek mümkün. Sonradan ortaya çıkan yine rahimle ilgili polip, miyom gibi rahim şeklini, gebeliğin yerleştiği yeri bozan bir takım problemleri de gebelik öncesinde tespit edip düzeltme şansına sahibiz. Anne adayları şunu da unutmamalı, nedenlerin çoğu gebelikle birlikte ortaya çıkıyor. Yani kromozom bozukluğunu önceden çok fazla araştırma durumu söz konusu değil, buna gerek de yok, üst üste düşük olunca bazı araştırma yöntemlerine başvurmak gerekiyor. Tek gebelik kaybından sonra çoğunlukla araştırma yapmaya gerek yoktur’’ dedi.

    “Tüp bebek düşük riskini azaltmaz”

    Bazı hastaların ‘‘acaba tüp bebek yapsak, yardımcı üreme tekniklerine başvursak düşük riskimiz azalır mı’’ diye sorduklarını söyleyen Buyru, ‘‘Sadece tüp bebek yöntemine başvurulması düşük riskini azaltmaz , yani kendi kendine gebe kalan bir kadınla tüp bebek yöntemi ile gebe kalan bir kadının düşük riski arasında aslında çok fazla bir fark yok. Hatta yardımcı üreme tekniklerinde düşük riski daha fazla diyebiliriz. Ama genetik inceleme işin içine girerse yani tüp bebekle elde edilen embriyoyu genetik incelemeye tabi tutup, sağlıklı kromozom yapısına sahip embriyoyu rahim içine yerleştirirseniz düşük ihtimali azalır, sağlıklı bebekle eve dönme şansı artar’’ şeklinde konuştu.

    Düşükle ilgili yanlış bilinenler

    Yaşanan düşüklerde bazı yanlış inanışlar olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Buyru şunları söyledi:

    ‘‘Hareket etmek, koşmak, zıplamak, uzanmak bunlar düşüğe neden olmaz. Fiziksel egzersiz, cinsel ilişki, aşırı hareket bunların hiçbirinin düşükle ilgisi yok. Nadiren gebeliğin ikinci üç aylık döneminde rahim ağzı ile ilgili problem varsa anne adaylarının aşırı hareketten kaçınmasını, istirahat etmesini öneriyoruz. Ama bu çok sık karşılaştığımız problem değil. Çevresel faktörlerin, stresin ve beslenme biçiminin düşükle ilişkisi tartışmalıdır. Aşırı kahve tüketimi, alkol bağımlılığı, bazı ilaçlar düşüğe neden olabilir. Gebelikte ve hatta öncesinde sigara kullanmamak gerekir. Stres düşüğe neden olmaz. Yine aynı şekilde maydanoz gibi, sakatat gibi besinlerin de düşüğe yol açtığı gerçeği yansıtmamaktadır.’’

  • Riskli ameliyatlar başarıyla sonuçlanıyor

    Geçirdiği trafik kazası sonrasında boyun omurunda kırık meydana gelen 24 yaşındaki Semih Akar Düzce Üniversitesi Sağlık, Uygulama ve Araştırma Hastanesi’nde yapılan zorlu bir ameliyattan sonra hayata tutundu.

    24 yaşındaki Semih Akar’ın 2 Ekim 2017 günü geçirdiği trafik kazası sonrasına kaldırıldığı Düzce Atatürk Devlet Hastanesinde 2. boyun omurunda kırık tespit edildi. Şans eseri bu ciddi kırığa karşın felç gelişmeyen hasta, ameliyat edilmek üzere Düzce Üniversitesi Hastanesi’ne sevk edildi. Yapılan tetkiklerin ardından hasta Akar, tekrar ayağa kalkabilmek için Doç. Dr. Cem Dinç tarafından ameliyata alındı. Türkiye’de sınırlı merkezde yapılabilen bu yüksek riskli ameliyatın başarıyla sonuçlanmasının ardından Akar, kısa sürede ayağa kalktı.

    “Her merkezde yapılamayan ciddi bir ameliyat”

    Ameliyatı gerçekleştiren Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Cem Dinç, “Hastamız bir trafik kazası sonrasında boyun ikinci omurunda kırık nedeniyle öncelikle Düzce Atatürk Devlet Hastanesi’ne acil olarak kaldırılıyor. Oradan ameliyat edilmek üzere Hastanemize sevki sağlanıyor. Hastamızın 2. boyun omurunda ciddi bir kırığı vardı. Bu kırıklar ölüm ya da hastalarımızda ileri düzeyde felç ile sonuçlanabilen tablolara neden olabiliyor. Hastamız, bu açıdan çok şanslı gruptaydı. Bu noktadan sonra bizim devreye girerek, mevcut kırığı vidalarla sabitleyip kırıkların kaynamasına ve kemikleşmeye olanak sağlamamız gerekiyordu. Türkiye’de sınırlı sayıdaki merkezlerde yapılabilen, ciddi ve yüksek riskli ameliyat ile boyun ikinci omurunda yer alan kırık vidalarla sabitlendi. Hasta şimdi yürüyebiliyor. Kendisini kısa süre içerisinde de taburcu edeceğiz. Semih Akar kazadan bir gün sonra nikah masasına oturacaktı. İnşallah kendisini kısa süre içinde tekrar nikah masasına göndereceğiz” ifadelerini kullandı.

    “Bu tür ameliyatları uzun süredir yapıyoruz”

    Yüksek riskli ameliyat grubuna giren bir operasyonu başarıyla gerçekleştirdiklerinin altını çizen Doç. Dr. Dinç, Düzce Üniversitesi Hastanesi’nde uzun süredir bu tür riskli ameliyatların başarıyla yapıldığını belirtti. Ameliyattan sonrası hasta Akar’ı bir gün yoğun bakımda takip ettikten sonra servise aldıklarını söyleyen Doç. Dr. Dinç, hastayı günlük yaşantısına adapte etmek için gerekli tedavilerin devam ettiğini dile getirdi. Doç. Dr. Dinç, “Biz görevlerimizi tamamladıktan sonra önce hastamızın kendisine sonra da yakınlarına büyük görevler düşüyor” dedi.

    Sağlığına kavuştuğu için mutlu olduğunu söyleyen Semih Akar ise, ameliyatı gerçekleştiren Doç. Dr. Cem Dinç ve ekibine teşekkür ederek “Allah hepsinden binlerce kez razı olsun. Hayat bana ikinci bir şans daha verdi” dedi.

  • 40 yaş üstü gebeliklerin yüzde 40’ı düşükle sonuçlanıyor

    40 yaş üstü gebeliklerin hem anne, hem de bebek açısından riskli olduğunu belirten Prof. Dr. Faruk Buyru, “Bunun nedeni yaşlanma ile birlikte yumurtalarda kromozom problemi riskinin artmasıdır. Yine aynı nedenle bebeklerde de kromozom bozukluğu daha fazla görülür” dedi.

    Günümüzde çeşitli nedenlerle ileri yaşta hamile kalanların sayısı giderek artıyor. Kadınların çalışma hayatında daha çok yer almaları, kariyer yapmaları, daha az sayıda doğum yapmaları ileri yaş doğum yapma nedenleri arasında sayılabilir. Kentleşme de daha az sayıda ve daha geç doğum yapmada etkili. Sosyo-ekonomik düzey arttıkça ileri yaşta doğum oranı da artıyor.

    İdeal hamilelik yaşı 20-30 arası

    Özel bir hastanenin Tüp Bebek Bölüm Koordinatörü Prof. Dr. Faruk Buyru, günümüzde tüm doğumların yüzde 9’nun 40 yaş ve üzerinde gerçekleştiğini kaydetti. Buyru, “Ortalama doğum yaşı 30 yaş civarıdır. En çok doğum ise 30-39 yaş arasında olup, tüm doğumların yüzde 60’ını oluşturmaktadır. İdeal hamilelik yaşı 20-30 yaş arasıdır. Doğurganlık dönemi 15-45 yaş arası olarak kabul edilse de 20 yaş öncesi ve 40 yaş sonrası gebelikler çeşitli açılardan riskli gebelik olarak kabul edilmektedir. Bu riskler hem anne adayı, hem de doğacak bebek için söz konusudur” diye konuştu.

    40 yaş üstü gebeliklerin yüzde 40’ı düşükle sonuçlanıyor

    40 yaş üstü gebeliklerin hem anne, hem de bebek açısından riskli olduğunu belirten Prof. Dr. Buyru, “İleri yaşta gebe kalma şansı azaldığı gibi, gebe kalmak için de daha fazla beklemek gerekebilir. 35 yaş üstü gebeliklerde düşük riski daha fazladır. 40 yaş üstü gebeliklerin yüzde 40’dan fazlası düşük ile sonuçlanmaktadır. Bunun nedeni yaşlanma ile birlikte yumurtalarda kromozom problemi riskinin artmasıdır. Yine aynı nedenle bebeklerde de kromozom bozukluğu daha fazla görülür. Örneğin 40 yaş civarında down sendromu riski 40 gebelikte bir kadardır. Down sendromu ve diğer kromozom bozuklukları olasılığı yaşa paralel olarak artış gösterir” dedi.

    İleri yaş gebeliği hem anne hem de bebek için risklerle dolu

    Erken doğum ve düşük doğum tartılı bebek doğurma olasılığının da ileri yaş gebeliklerde daha fazla olduğunu ifade eden Prof. Dr. Buyru şunları söyledi:

    “Doğum esnasında vakum, forseps uygulanması gibi müdahaleler, sezaryen gereksinimi de daha fazladır. Yine dış gebelik riski de ileri yaşta daha fazladır. Diğer riskleri de şu şekilde sıralamak mümkündür: Bebeğin eşinin önde olması (plasenta previa), doğum sonrası kanama riskinde artış, doğumdan sonra hastanede daha fazla kalma, gebeliğe bağlı şeker hastalığı,gebeliğe bağlı tansiyon yükselmesi ve preeklampsi riskinde artış,su kesesinin erken açılması, bebeklerin yoğun bakım gereksinimi.’’

    İleri yaşta gebe kalmaya hazırlanan anne adaylarının daha ayrıntılı olarak değerlendirilmeleri gerektiğini belirten Prof. Dr. Faruk Buyru, “Bu yaşlarda rahimde miyom bulunması, tansiyon ve şeker hastalığı gibi hastalıklar daha fazla görülür ve gebelik esnasında probleme yol açabilir. Gebe kalmadan hem ayrıntılı jinekolojik muayene, hem de sistemik muayene yapılarak bunlar araştırılır, hem de kullanılan bir ilaç varsa buna devam edilip edilmeyeceğine karar verilir. Gebelik esnasında sorun yaratabilecek ilaçlar, daha az sakıncası olabilecek ilaçlarla değiştirilir. Gebe kalmadan 2 ay önce folik asit başlanarak doğacak bebekte sinir sistemi ile ilgili anomali riskinin azalması sağlanır. Aşırı kilo problemi olanlarda kilo verme önerilir” şeklinde konuştu.

    Hamile kalmayı erteleyecek olanlar yumurtalarını dondurmalı

    Prof. Dr. Faruk Buyru, gebeliğin ileri yaşlara ertelenmemesi gerektiğini vurguladı. Buyru, “Gebe kalma olasılığı yaşla birlikte azalır. Bu hem yumurta sayısının, hem de yumurta kalitesinin azalması ile ilişkilidir. Bu azalma 20’li yaşlardan itibaren başlasa da 37-38 yaşından sonra çok keskin bir düşüş söz konusudur. Bu hem kendi kendine olabilecek gebelik şansını, hem de tüp bebek gibi tedavilerdeki başarı şansını olumsuz etkiler. Tüp bebek için de sağlıklı ve yeterli yumurtalara gereksinim vardır. Yumurta gelişimi için kullanılan ilaçlar ancak gelişme olasılığı bulunan yumurta taslakları varsa etkili olacaktır. Yumurtaları tamamen tükenmiş birinde bu tedaviler de yarar sağlamaz. Bu durumda ancak başkasından alınacak yumurtalarla tüp bebek yapılması söz konusu olabilir” ifadelerini kullandı.

    Prof. Dr. Faruk Buyru gebe kalmadan önce ayrıntılı muayene ve jinekolojik değerlendirmenin şart olduğunu ifade ederek, “Kilo verme, beslenmenin düzenlenmesi, folik asit kullanımı, kullanılan ilaçların gözden geçirilmesi, sigara kullanımı varsa bırakılması akla ilk gelen düzenlemelerdir. Kan sayımı, tiroid araştırılması, bazı hastalıklara bağışıklık durumunun araştırılması tüm anne adaylarında önerilen testlerdir. Mümkün olduğunca gebe kalmayı ertelemeyin. Unutmayın ki 35 yaşından sonra gebe kalmak daha zordur, gebelik surecinde karşılaşabileceğiniz riskler de fazladır. Günümüz koşullarında bu mümkün olamıyorsa, yumurtalarınız tükenmeden mevcut yumurtalarınızı dondurmak da ileriye dönük bir sigorta olabilir” diye konuştu.