Etiket: Sonuçlanabilir

  • Arı sokması sonrası oluşan alerjik reaksiyonlar ölümle sonuçlanabilir

    Arı sokması sonrası oluşan alerjik reaksiyonlar ölümle sonuçlanabilir

    Karadeniz Bölgesi’nde fındık mevsimiyle birlikte arı sokması vakalarında da artış yaşanırken, İmmünoloji ve Alerji Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ali Kutlu, arı sokmasına bağlı ciddi alerjik reaksiyonların ölüme sebep olabileceğini söyledi.

    Karadeniz Bölgesi’nde fındık mevsimiyle birlikte arı sokması vakalarında da artış oldu. Bölgede geçen yıl arı sokmasına bağlı olarak ortaya çıkan alerjik reaksiyonlar sonucu 7 kişi hayatını kaybederken, erken teşhis ve tedavi hayat kurtarabiliyor. Uzmanlar, ciddi alerjik reaksiyonların, özellikle kalp, tansiyon hastalığı bulunan ve yüksek yaşlı kişilerde daha da tehlikeli olacağını belirtiyor.

    “Alerjik reaksiyonlar sonucu geçtiğimiz yıl bölgede 6-7 kişi vefat etti”

    Medical Park Ordu Hastanesi İmmünoloji ve Alerji Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ali Kutlu, her türlü alerjik hastalıkların görünme riskinde, bu çağda çok büyük artış olduğunu ancak özellikle Karadeniz’de yaz aylarında en sık etkenin arılar ile temas olduğunu söyledi. Arıcılık kenti Ordu’da fındık mevsiminin de gelmesiyle birlikte temas riskinin fazla olduğunu ifade eden Prof. Dr. Ali Kutlu, “Özellikle biz toplumun yüzde 2’sinin arıya alerjisi olduğunu biliyoruz. Arıcılık ile uğraşan ailelerde bu rakam yüzde 6’ya kadar varabiliyor. Çok şükür ölüm oranları çok yüksek değil ama klasik bilgilerde söylenen rakamların çok daha üstünde olduğunu düşünüyoruz. Bizim kitaplarımızda arı alerjisine bağlı olarak yılda 10 kişinin öldüğü söylenir ancak sadece bizim bölgemizde benim takip ettiğim 6-7 kişi vefat etti” dedi.

    “Arı alerjisinde duyarlaştırma yöntemi”

    “Özellikle kalp hastalığı, tansiyon hastalığı olanlarda arı alerjisini mutlaka dikkate almak lazım” diyen Prof. Dr. Ali Kutlu, “Arı alerjisi tedavisinde arıya karşı duyarlaştırma yöntemi çok etkilidir, hem yaban, hem de bal arılarında. Aynı zamanda bu hastaların yanında ciddi reaksiyonlarda kullanmak üzere erken müdahale için mutlaka adrenalin ilaçlarını bulundurmaları lazım. Arı ısırdığı zaman yaygın lokal reaksiyon dediğimiz, ısırılan yerde kabarıklık ve kabarıklık olabilir. Bu reaksiyonlardan çok fazla korkmamak lazım, riski azdır. Ancak ısırdığı zaman sistemik reaksiyon dediğimiz nefes darlığı, boğazda takılma hissi, tansiyon düşüklüğü, şuur kaybı bu tür reaksiyonları mutlaka ciddiye almak lazım. Hele bir de kalp hastalığı ve ileri yaş söz konusu ile çok ciddi bir risk altındadır. Bunların mutlaka alerji ünitelerinde değerlendirilmesi lazım” şeklinde konuştu.

    “Ağır reaksiyonların yarım saat içerisinde kendisini gösteriyor”

    İmmünoloji ve Alerji Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ali Kutlu, “Ciddi reaksiyon olduğu zaman en kötü şey panik yapmak ve hastanın hastaneye gitmeye çalışması. İlk yarım içerisinde genellikle ağır reaksiyonlar kendisini gösteriyor. Bu hastaların mutlaka adrenalin denilen ilaçlarını eğer yanında bulunuyorsa kısa sürede kendilerine uygulamaları gerekiyor” ifadelerini kullandı.

  • Dr. Sağra: “Verem hastalığı ölümle sonuçlanabilir”

    Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Sağra, verem hastalığının tedavi edilmediği takdirde ölümle sonuçlanabileceğini söyledi.

    Medical Park Ordu Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Sağra her yol ocak ayının ilk haftası olarak belirlenen ‘Veremle Savaş Eğitimi Haftası’ dolayısıyla bir açıklama yaptı. Açıklamasında, toplumda ince hastalık olarak bilinen veremin çoğunlukla akciğerleri tutan bulaşıcı bir enfeksiyon hastalığı olduğuna dikkat çeken Sağra, hastaların öksürmesi ve aksırması ile yeni hastaların otaya çıkabileceğine dikkat çekti. Dr. Sağra, “Verem, tedavi edilmezse ölümle sonuçlanabilen ciddi bir hastalıktır. Bu bakteri vücuda girdikten sonra hemen hastalık oluşturmayabilir. Vücut direncinin düşmesi gibi çeşitli sebeplerden dolayı bu bakteri daha sonra vereme neden olabilir” dedi.

    Verem mikrobunun bulunmasından sonra geliştirilen verem aşısının uygulanması sonucu hastalıktan meydana gelen ölümlerin azaldığına da dikkat çeken Sağra, bu hastalığın en çok tanı konulmamış ve ilaç kullanmayan kişilerin yakın çevrelerine bulaştığını hatırlattı. Uzm. Dr. Mehmet Sağra, verem hastalığının solunum ve benzeri yollarla bulaşabileceğine dikkat çekerek, “Verem hastalığının tedavisinde kullanılan yöntem ilaç tedavisidir. Fakat hastanın da dikkat etmesi gereken bazı hususlar vardır. Hasta beslenmesine dikkat etmeli, bağışıklık sistemini güçlü tutmalı (C vitamini bunun için çok önemlidir), kendini yormamalı, dinlenmeye özen göstermelidir. Verem tedavisi uzun sürelidir ve doktor gözetiminde olması gerekir. Hastalığın tedavi süresi ise en az 6-9 aydır. Doktor tarafından verilen tedaviye uyulmadığı takdirde hastalık ölüm ile sonuçlanabilir” ifadelerine yer verdi.

    Veremden korunmak için günümüzdeki en yaygın tedavinin aşı olduğuna da dikkat çeken Uzm. Dr. Sağra, açıklamasını şu şekilde tamamladı:

    “2 aylıkken ve 7 yaşında verem aşısı uygulanır. Çevresinde veya ailesinde verem hastası olanlar kontrol altında olmalı, gerekli tetkikler yapılmalıdır. Düzenli yaşam, sigara, alkol, madde bağımlılığının bırakılması, temizliğe önem vermek, yeterli beslenme hastalığın kontrol altına alınması ya da yakalanılmaması için önemlidir. Verem hastalığı geçirmiş birinin tekrar olmaması diye bir durum söz konusu değildir. Uzun süredir nedensiz beliren ateş, kilo kaybı, iştah kesilmesi, yorgunluk hissi, gece terlemeleri ve bitmek bilmeyen öksürük varsa hiç vakit kaybetmeden mutlaka göğüs hastalıkları uzmanına başvurmalıdır.”

  • (Özel Haber) Bu virüs ihmal edildiği takdirde ölümle sonuçlanabilir

    Hayvandan insana bulaşan hastalık gruplarından biri olan kuduz virüsü, dikkat edilmediği takdirde ölüme varan sonuçlar doğurabilir. Özellikle evcil kedi ve köpek gibi türlerin çevresel faktörlerden dolayı risk grubunda olduğu hastalık için hayvan sahiplerinin önlemlerini önceden alması gerekiyor.

    Kuduz, genellikle memeli ve kuş gibi sıcakkanlı hayvanların hücrelerinde yaşayabilen bir hastalıktır. Bu virüs hayvanın salyasında bulunurken, hayvandan insana ısırık yoluyla bulaşmaktadır. Merkezi sinir sistemini etkilediği için kuduz virüsü, önlem alınmadığı takdirde ölüme varan sonuçlar meydana getirebilir.

    “Kuduz, kendiliğinden oluşan bir hastalık değildir”

    Eskişehir’de Veteriner Hekimi Tuğba Çine, hayvan sahiplerinin sıkça sorduğu kuduz hastalığına dikkat çekerek, önemli açıklamalar yaptı. Çine, insanların yasal olarak evcil hayvanlarına kuduz aşısını yaptırmasının zorunlu olduğunu belirterek, “Hayvan sahiplerinin genel olarak sorduğu sorular arasında, kuduz aşısının ne kadar gerekli olduğu konusunda çok fazla soru almaktayız. Kuduz aşısı yasal olarak da zorunlu ve kesinlikle yapılması gereken bir aşıdır. Evcil kedi veya köpek sahipleri kliniğimize, ’kedim beni tırmaladı ve ısırdı. Kuduz olur muyum’ şeklinde sorularla gelebiliyorlar. Kuduz, kendiliğinden oluşan bir hastalık değildir. Bu hastalık, oluşabilmesi için kuduz bir hayvan tarafından bulaştırılması gerekir. Kuduz virüsü hasta hayvanın salyasında bulunmaktadır, bu hastalığın bulaşması için salya teması olması gerekir” ifadelerini kullandı.

    “Bu hastalık daha çok yaban hayata yakın kırsal kesimlerde görülmektedir”

    Çine, kuduz hastalığının genellikle görüldüğü yerlerden bahsederek, “Kuduz hastalığı riske atılabilecek bir hastalık değildir ve geri dönüşümsüzdür. Yılda bir kez evcil hayvanlarımıza kuduz aşısı yapılmaktadır. Bu hastalık daha çok yaban hayata yakın kırsal kesimlerde görülmektedir. Çakal, tilki ve kurt gibi kuduz virüsü taşıyabilecek hayvanlar, kırsal kesimlerdeki yerleşim yerlerine gelerek buradaki büyükbaş ve küçükbaş hayvanlar başta olmak üzere ‘ısırık’ yoluyla hasta edebilmektedir. Ayrıca sürüyü koruma amaçlı çobanların yanında bulunan köpekler, bu hayvanlarla yaptıkları kavgalar sırasında ısırılarak kuduz olabilmektedir” şeklinde konuştu.

    “Kuduz zoonoz bir hastalık olmasından dolayı evcil hayvanlarımızda olduğu kadar kendi sağlımız açısından da hayati önem taşımaktadır”

    Ayrıca Veteriner Hekimi Tuğba Çine, dışarı çıkarılmayan evcil hayvanların bile avlanma içgüdüsünden dolayı kaçmayacağının bir garantisi olmadığını söyleyerek, “Şehir hayatında yaşayan evcil hayvan sahipleri, özellikle kedi sahipleri hayvanlarının çok fazla dışarıyla temasının olmadığını savunmasına rağmen, kedi ya da köpeğinin avlanma içgüdüsünden dolayı kaçmayacağının hiçbir garantisi yoktur. Kuduz zoonoz (hayvandan insana bulaşabilen) bir hastalık olmasından dolayı evcil hayvanlarımızda olduğu kadar kendi sağlımız açısından da hayati önem taşımaktadır. Bu hastalıkla ilgili yaban hayattaki aşılamalar bakanlıkların çalışmaları doğrultusunda yapılmakla birlikte şehir hayatındaki evcil hayvanlarımızın aşılamaları ise özel klinikler ve belediyeler tarafından yapılmaktadır. Kuduz aşısı hiçbir şekilde aksatılmamalı ve gözardı edilmemelidir” dedi.

  • Köpek Kisti Ölümle Sonuçlanabilir

    Denizli Devlet Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Avni Can Karaca, halk arasında köpek kisti olarak bilinen karaciğer kist hidatiğinin hayvandan insana geçen ve ölüme kadar götürebilen ciddi bir hastalık olduğunu söyledi.

    Karaciğer kistlerinin, doğuştan olabileceği gibi kanserden, iyi huylu parazit kistlerine kadar çeşitli hastalıklar nedeniyle oluşabileceğini belirten Denizli Devlet Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Avni Can Karaca, karaciğer kistleri ile ilgili bilinmesi gereken en temel şeyin, mutlaka sebebinin belirlenmesi ve adının konulması gerekliliği olduğunu ifade etti.

    Op. Dr. Karaca, “Bu çok çeşitli kistler arasında ülkemizde hayvancılığın yaygın ve hijyen koşullarının yeterli olmaması nedeniyle oldukça sık rastlanan hidatik kist hastalığına yani yaygın olarak bilinen adıyla köpek kisti hastalığına özellikle vurgu yapılması gerekir. Hidatik kist hastalığı, aslında parazite bağlı bir hastalık olup, tamamen iyi huylu bir hastalıktır. Kansere zemin oluşturmaz ve kanserleşmez. Hastalık esas olarak köpek gibi etçil hayvanların barsaklarından dökülen yumurtalar ile kirlenmiş sebze ve meyvelerin iyi temizlenmeden tüketilmesi ile ağız yolunda vücuda girer ve barsaklardan emilerek ilk durağı olan karaciğere ulaşır. Zaman içerisinde kistin büyümesi ile vücutta kiste karşı oluşan alerjiye bağlı kaşıntılar, karın ağrısı, karında dolgunluk hissi, erken doyma gibi aslında herhangi bir hastalığa özgü olmayan ve bu sebeple de çoğunlukla gözden kaçan bulgular olabilir” dedi.

    “TEDAVİ OLUNMAZSA CİDDİ SONUÇLAR DOĞURABİLİR”

    Hidatik kist hastalığının, tedavi edilmezse ciddi sorunlara yol açabildiğine vurgu yapan Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Avni Can Karaca, “Kistin herhangi bir darbe ile yırtılması halinde solunum durmasına kadar gidebilecek şiddetli alerjik reaksiyonlar oluşabilir. Yine kistin yırtılması ile parazit tüm karın zarına yayılıp, bazen tam tedavisi mümkün olmayan abdominal hidatitoz durumuna yol açabilir. Kist içeriği enfeksiyon kaparak abseleşebilir ve acil ameliyat gerekliliği doğurabilir. Bu durum özellikle yaşlı hastalarda ölümcül olabilir. Kist ana safra yollarından birine açılarak genç ve sağlıklı bireylerde dahi ölümcül olabilecek safra yolu enfeksiyonlarında veya safra yollarını tıkayarak sarılığa neden olabilir. Son olarak kist, karaciğerin girişindeki ana damarsal yapılara baskı yaparak hayatı tehdit edici sorunlar doğurabilir” dedi.

    “TEDAVİNİN BAŞARISI İLAÇ KULLANMA SÜRESİ İLE ARTAR”

    Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Avni Can Karaca, hidatik kist hastalığının tedavisinin, hastalığın yerleşimine, boyutuna, radyolojik görüntüsüne ve tipine göre oldukça fazla değişiklik gösterdiğini kaydederek sözlerini şöyle tamamladı: “Tedavinin başarısı ilacı kullanma süresi ile artar. Bu nedenle ilaç tedavisi seçilecekse en az 6 ay süre ile uygulanmalıdır. Ancak tedavide kullanılan ilaçlar karaciğer için zararlı ilaçlar olduklarından ve bunun dışında da başka ciddi yan etkileri olduğundan mutlaka doktor denetiminde ve 3-4 haftada bir kan tahlili kontrolleri ile kullanılmalıdır. Boyutu 2 ila 4 santimetre arasında olan kistler için de ilaç tedavisi denenebilir ancak etkinliği 2 santimetreden küçük kistlerde olduğu gibi yüksek değildir. Bu nedenle birçok cerrah, kistin tamamını çıkarmaktan kaçınıp sadece içini boşaltmakla yetinmektedir. Bu yöntem daha güvenli olsa da hastalığın bu şekilde tekrar etmesi olasılığı çok yüksektir. Bu nedenle bu hastalığın tedavisinde bu konuda deneyimli bir cerraha danışmak ameliyat güvenliği ve tedavi başarısı açısından çok önemlidir.”