Etiket: Sokuyor

  • Kaçak ekmekler fırıncıları zora sokuyor

    Çanakkale Kasaplar, Fırıncılar, Lokantacılar ve Gazinocular Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı Selahattin İş, köy ekmeği gibi isimler altında satılan ve kayıt dışı olarak üretilen ekmeklerin, fırıncıları zor durumda bıraktığını söyledi.

    Bu seneki ekmek fiyatlarıyla 2014 yılındaki ekmek fiyatlarının aynı olduğunu ifade eden Çanakkale Kasaplar, Fırıncılar, Lokantacılar ve Gazinocular Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı Selahattin İş, “250 gram ekmek fiyatı olarak 1 TL verildi. 37 aydan bu yana ekmeğe zam verilmiyor. 37 ay önce bir çuval unun 60 TL olduğunu tespit ettik. Bugünse bir çuval un 75 TL. 2014 yılında bir ton odun 250 liraydı bu sene bir ton odun 400 TL oldu. Asgari ücret 2014 yılında 860 liraydı 2017 yılında asgari ücret bin 400 lira oldu. Kiralar, vergiler, elektrik, telefon, su bunlar esnafımıza gerçekten çok yansıdı. 37 aydan beri ekmek fiyatları verilmedi” dedi.

    “Fırıncıların ekmeğine ortak oluyor”

    Fırıncıların, maliyetler artmasına rağmen fedakarlıkta bulunarak ekmeğe zam yapmadıklarını söyleyen İş, “Fakat sadece sorun bunlar değil. Esas sorun olan kayıt dışı ekmekleri önlemek gerekiyor. Kayıt dışı ekmekler nereden geliyor? Köylerden. Köylerde üretilen kayıt dışı olan hijyen ortamında olmadan üretilen ekmekler, Çanakkale’deki fırıncıların ekmeğine ortak oluyor. Burada devlete istihdam sağlayan fırıncılarımız, devletin işsizine iş veren, en az yanında 3-4 tane işçi çalıştıran bu iş yerlerimiz gerçekten çok zor durumda kaldı. Ama bunları önlememiz gerekiyor. Nasıl önleyeceğiz? Çanakkale merkeze en az 10 bin tane kayıt dışı ekmek geliyor. Balıkesir’den, köylerden, sağdan soldan nerede üretildiği belli olmayan ekmekler. Köydeki fırınlarda mı? Hijyen ortamında olmayan üretilen ekmeklerin, Çanakkale esnafının ekmeğine ortak oluyor. Ve Çanakkale’de kayıtlı olan 42 tane fırın burada zarar ediyor. Çünkü 37 aydan beri fiyat alınmıyor. Tabi talepleri var ama biz bu talepleri değerlendireceğiz. Biz burada esnaflarımızın mağdur olmasını istemiyoruz. Tabi burada fiyatları verirken ilimize yakın olan Balıkesir, Edirne, Tekirdağ, Kırklareli bunlarda fiyat veriyor. Bizde onları baz alarak esnafımıza yardımcı olmaya çalışacağız” diye konuştu.

    “Hijyen ortamı da kesinlikle olmuyor”

    Kaçak ekmeklere kendilerinin ceza olarak yetkilerinin olmadığını belirten İş, “Burada kayıt dışı çıkan ekmeklerin nerede üretildiği belli değil. Üretilen ekmek hijyenik değilse veya içinden bir şey çıktığı zaman bu iş yerine ceza yazılıyor. Neden? Yeri belli. Ama kayıt dışı olan ekmeklerin, bugün en az 4-5 bin ekmek satılıyor pazar yerinde, cami avlularının önünde, her kahvede ekmek satılıyor, sokakta da ekmek satılıyor. Bunları satmaları mümkün değil. Bu da Tarım İl Müdürlüğünün görevi. Esnaf işyeri açarken il müdürlüğüne kayıt yapıyor, oraya belli bir ücret ödüyor. Bu da Tarım İl Müdürlüğünün görevi, belediye zabıtanın görevidir. Çünkü belediye ruhsatı veriyor, esnafımız belediye işgaliye ücreti, reklam vergisi, su parası bir sürü vergiler ödüyor. Çevre temizlik vergisi, katı atık su parası ödüyor esnaflarımız. Burada hem Tarım İl Müdürlüğü hem belediye zabıtası oda olarak onlardan yardım bekliyoruz. Esnafımızı mağdur etmemek için bu konularda kayıt dışı ekmeklerin önünün kesilmesini istiyoruz. En az 10 bin tane ekmek geliyor Çanakkale’ye. Esnafımızı zor durumda bırakmamamız için bunların önünü kesmemiz gerekiyor. Çanakkale’de günlük 90 bin ekmek üretiliyor, 100 bine yakın ekmek üretiliyor. Bunların 10 bin tanesi dışarıdan geliyor ve kayıt dışı hijyen ortamı da kesinlikle olmuyor. Kayıt dışı ekmeklerin önlenmesi için elimizden gelen her şeyi yapmaya gayret edeceğiz. Ve bunların önünü kesinlikle keseceğiz. Ta Balıkesir’den Çanakkale’ye ekmek geliyor bunun önünü kesmemiz gerekiyor” şeklinde konuştu.

  • Şok diyetler metabolizmayı sıkıntıya sokuyor

    İzmir Üniversitesi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Baysal, hızlı kilo vermek için yapılan şok diyetlerin metabolizmada olumsuz etki yaptığını ifade ederek, “Sık ve az yiyerek, protein ağırlıklı beslenerek metabolizmanızı hızlandırabilirsiniz” önerisinde bulundu.

    İzmir Üniversitesi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Baysal, yapılan yanlış diyetlerle ilgili bilgi verdi. Sık ve az yiyerek protein ağırlıklı beslenmek gerektiğini ifade eden Baysal, “Yaşlandıkça metabolizma hızı yavaşlar. Büyüme ve gelişme döneminde en yükseğe ulaşan metabolizma hızı 30’lu yaşlardan sonra her on yılda bir, yüzde 2 ila 5 arasında düşmeye başlar. Özellikle kadınlarda menopoz döneminde metabolizma hızında belirgin bir azalma görülür” dedi.

    Egzersiz metabolizmayı hızlandırıyor

    Egzersizin metabolizma hızını önemli ölçüde arttırdığını kaydeden Fatma Baysal, “Gün içerisinde yapılacak düzenli egzersiz ile kalori yakımı fazlasıyla arttırılabilir. Egzersizin düzenli yapılması metabolizmanın aktif olarak sürekli çalışması anlamına gelir. Uzun süreli ve orta tempo ile yapılan egzersizler hızlı tempo ile daha kısa süre yapılan egzersizlere göre daha verimli sonuçlar sağlar. Özellikle nabzı arttıran aerobik egzersizler ve dayanıklılık çalışmaları, kas kütlesini arttırarak metabolizma hızını önemli ölçüde arttırır. Aynı zamanda kas ve yağ yüzdesi de metabolizma hızını etkileyen ögelerdendir. Kas dokusu yüksek olan bireylerin metabolik hızı artar” diye konuştu.

    Şok diyetler olumsuz etkiliyor

    İzmir Üniversitesi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Baysal, şöyle konuştu:

    “Vücudun gerek duyduğu besin ögelerini yeterince karşılayamaması metabolizma hızını etkiler. Özellikle D ve B vitaminleri ile kalsiyum, demir ve çinko gibi minerallerin eksikliği metabolizma hızını azaltır. Yetersiz beslenme ile birlikte sık yapılan diye uygulamaları, şok diyetler, fazla kilo alıp vermenin metabolizma üzerinde yıkıcı etkileri olduğu bilinmektedir. Bu nedenle güne mutlaka kahvaltı ile başlayın. Sık sık ama az yiyin. Yemeklerinizde baharat kullanın ve her gün yeşil yapraklı sebze grubunda olan roka, dereotu, tere, semizotu gibi besinleri tüketin. Düzenli su için ve et, süt, yoğurt gibi protein içeren besinleri tüketmeyi ihmal etmeyin.”

  • Beslenme Bozukluğu Depresyona Sokuyor

    İzmir Üniversitesi Hastanesi Diyetisyeni Fatma Baysal, beslenme bozukluğunun depresyona neden olabileceğini söyledi. Fatma Baysal, “Kalsiyum, magnezyum, demir, çinko mineralleri ile soğan, sarımsak, enginar, yumurta ve balık, depresyona karşı kalkan vazifesi görür” dedi.

    İnsan yaşamı boyunca yüzde 10 veya 20 görülme olasılığı olan bir duygu-durum bozukluğu olarak tanımlanan depresyon için birçok risk etmeni bulunuyor. Kalıtımsal faktörler, hormonal bozukluklar, cinsiyet, yaş, sosyokültürel etkenler ve stresin bunlardan sadece birkaçı olduğu belirtiliyor. Beslenme düzeni de yine depresyon için bir risk etmeni veya tedavide yardımcı etken olabiliyor.

    Diyetisyen Fatma Baysal, kişinin beslenmesindeki yetersizliklerin depresyon için bir risk etmeni oluşturduğunu dile getirdi. Birey depresyondayken hayatında, sosyal çevresinde ve alışkanlıklarında değişimlerin söz konusu olduğunu belirten Baysal, “Bu değişimler doğal olarak kişinin beslenme düzenini de etkilemektedir. Ayrıca vücutta hormonal olarak birtakım değişiklikler meydana gelerek bireyin iştah durumunu etkilemektedir. Depresyon döneminde ani kilo kaybı veya ani kilo alımı sık gözlenen durumlardır. Özellikle bu dönemlerde B grubu vitaminlerinden zengin olan et, balık, yumurta sarısı, süt, yağsız peynir, hububat, kuru baklagil, kuru kayısı, ıspanak, bezelye tercih edilmeli” dedi.

    FOLİK ASİT, B12 VİTAMİNİ

    Folik asit ve B12 vitamini eksikliğinin depresyon riskini arttırdığını kaydeden Baysal, “Folik asit yetersizliği antidepresanlara karşı yanıtı azaltmaktadır. Bu nedenle folik asit açısından zengin olanı kurubaklagiller, özellikle yeşil yapraklı sebzeler, meyveler, turunçgiller, yağlı tohumlar, ekmek ve tahıl ürünleri tüketilmelidir. Ayrıca B1 vitamininin yetersiz alınması durumunda zihinde bulanıklık, olaylar arasında koordinasyon kurmada güçlük, huzursuzluk, uyku bozukluğu, yorgunluk, depresyon görülmesine neden olur” ifadelerini kullandı.

    “EKSİK KALMASIN”

    İzmir Üniversitesi Hastanesi Diyetisyeni Fatma Baysal, şunları söyledi:

    “Çalışmalar sonucunda Omega 3 yağ asitlerinin depresyona karşı koruyucu etkiye sahip olduğu bulunmuştur. Zengin omega 3 kaynakları somon, tuna, uskumru, alabalık, kılıçbalığı, karides ve marina balığı, ceviz, keten tohumu ve kanola yağıdır. Yapılan bazı çalışmalarda çinko yetersizliğinin daha sık depresyon görülmesine neden olduğu ve antidepresanlara karşı yanıtı azalttığını ortaya koymaktadır. Magnezyum ve kalsiyum eksikliğinde psikiyatrik bozukluklar ve depresyon görülebilmektedir. Depresyondan korumak ve yaşamdan zevk almak için sağlıklı beslenmemiz gerektiğini unutmamalıyız.”

  • (Özel Haber) Göl Havzası’na Dökülen Molozlar Büyükçekmece Gölü’nü Tehlikeye Sokuyor

    Büyükçemece Göl Havzası’na bırakılan hafriyat atıklarından oluşan molozlar Büyükçemece Gölü’nü tehlikeye sokuyor. Durumdan rahatsız olduğunu belirterek tepkisini dile getiren Büyükçekmece Belediye Başkanı Dr. Hasan Akgün, sorunun İstanbul’un sorunu olduğunu ifade ederek, “Ben 40 yıllık belediyeciyim böyle rezillik, böyle bir ahlaksızlık görmedim” dedi.

    Büyükçemece Göl Havzası’na bırakılan hafriyat atıklarından oluşan molozlar, Büyükçemece Gölü’nü tehlikeye sokuyor. Durumdan rahatsızlık duyduğunu belirten Başkan Dr. Hasan Akgün, yetkililere seslenerek yardım çağrısında bulundu. Zabıta ekipleri ve teknik danışmanı ile birlikte alanda inceleme yapan Başkan Akgün, zabıta ekiplerine molozların kaldırılması yönünde talimat verdi.

    GÜVENLİK KAMERASI’NA BİLE ALDIRMADILAR

    Durumdan rahatsız olan Büyükçekmece Belediye Başkanı Dr. Hasan Akgün’ün talimatı üzerine molozun döküldüğü tespit edilen alanlara güvenlik kameraları yerleştirildi. Büyükçekmece Belediyesi zabıta ekipleri tarafından 24 saat izlenen kameraları fark eden sürücüler plakalarını kapatarak, alanda yaptıkları keşif sonrası, gecenin geç saatlerinde kameralara aldırış etmeden moloz dökümünü gerçekleştirdi. Başkan Akgün tarafından yeni bir talimat ile alana giriş demir kapı ile kapatılarak, Büyükçekmece Göl Havzası korunacak.

    “40 YILLIK BELEDİYECİYİM BÖYLE REZİLLİK, BÖYLE BİR AHLAKSIZLIK GÖRMEDİM”

    Büyükçekmece Göl Havzası İstanbul halkının alanıdır diyen Büyükçekmece Belediye Başkanı Hasan Akgün, “Büyükçekmece’nin çok güzel bir alanındayız. Bu alan sadece Büyükçekmece halkının alanı değil, burası bütün İstanbul halkının alanıdır. Bu alan Büyükçekmece Barajının su toplama havzasıdır. Burada toplanan sular baraja dökülüyor o suları da bizler içiyoruz. Zaman zaman Büyükçekmece’nin içinden, bazen de Büyükçekmece’nin dışından çok dürüst vatandaşlar, bunlara başka bir anlam yükleyemiyorum, ne kadar zararlı madde varsa, inşaat atıkları gibi malzemeleri getirip buraya döküyorlar. Biz bu vatandaşlara desek ki, ‘Hey vatandaşlar bizler bu suyu içiyoruz ama buraya her türlü atığı dökebilirsiniz desek, yüzde 99 buraya dökmeye devam eder. Yüzde biri derki buraya dökmeyelim’ der. Ben 40 yıllık belediyeciyim böyle rezillik, böyle bir ahlaksızlık görmedim. Burası İstanbul’a hizmet ediyor. Bizim zabıta sayımız belli, biz her kamyonun peşine bir zabıta takamayız” dedi.

    “BÜYÜKÇEKMECE GÖL HAVZASINA BÜYÜK BİR SALDIRI VAR BASINDAN DESTEK İSTİYORUM”

    İlkbahar ayıyla birlikte başlayan inşaat sektörü yüzünden bu alana saldırı olduğunu söyleyen Başkan Akgün, “En büyük sorunumuz, ilkbaharla beraber inşaat sektörünün patlaması sonucu Büyükçekmece Göl Havzasına büyük bir saldırı var. Bütün basın mensuplarından destek istiyorum. Saldırı gördüğünüz gibi Büyükçekmece Göl Havzasına moloz dökmek. Bunu engellemek için bir hafta önce ekibimle beraber yoğun bir masa başı çalışması yaptık. Daha sonra birçok farklı noktaya koyduğumuz kamera sistemleriyle bu rezilliği yapanları takibe aldık. Dün akşam buraya gelip baktığımız zaman burada bir tane atık yoktu. Bu organize bir iş, ben buradan emniyetten de destek istiyorum” diye konuştu.

    “MOLOZ DÖKÜMÜNDEN KAZANDIKLARI PARAYI BEN VEREYİM, BU AHLAKSIZLIĞI BİR DAHA YAPMASINLAR”

    Moloz dökülmesini ahlaksızlık olarak nitelendirerek konuşmasına devam eden Başkan Akgün, “Organize olduklarını tespit ettik. Eskort önce geliyor, ekipler kontrol yapıyor mu yapmıyor mu diye kontrol ediyor daha sonra ise galiba telsizle kamyonlara gelebilirsiniz diyor, o kamyonda üç dakikada döküp buradan ayrılıyor. Buraya döktüğü molozdan aldığı para 500-600 liradır, hadi 2 bin lira olsun. 2 bin lira için 15 milyon insanı zehirliyor bu çok namuslu ve şerefli vatandaşlar. Bu ahlaksızlar 2 bin lira için bu milleti zehirliyorlar, gelsin bu insanlar ben kendi maaşımdan 4 bin lira vereyim ama bu ahlaksızlığı, bu şerefsizliği yapmasınlar. Çünkü, bu gölün suyunu kendisi dahil herkes içiyor” şeklinde konuştu.

  • Sınav Çocukları Depresyona Sokuyor

    Çocuk ve Genç Psikiyatri Uzmanı Dr. Özlem Özcan, ailesi tarafından sınav odaklı yetiştirilip, hobi edinmeye, oyun oynamaya vakit bulamayan çocuklar arasında psikolojik rahatsızlık ve depresyona rastladıklarını söyledi.

    Çocuk ve Genç Psikiyatri Uzmanı Dr. Özlem Özcan, çocuklardaki psikolojik rahatsızlık ve deprasyonla ilgili önemli bir ayrıntıya vurgu yaptı. Ailelerin ve çevrenin şartlandırmasıyla çocukların sınava şartlandırarak yetiştirildiğini ifade eden Dr. Özlem Özcan, “Sınav baskısıyla yetiştirilen bir öğrenci örneğin TEOG’da bir yer edinirse öyle onaylanacağını, ona göre bir saygınlık kazanacağını, önemseneceğini ve diğer çocuklardan ayrışacağını düşünüyor. Böyle bir psikoloji içindeler. Ne spora, ne kitap okumaya zaman kalmıyor. Başka hobi edinmeye, sosyalleşmeye ve arkadaşlarıyla vakit geçirmeye zamanları olmuyor. Çoğu zaman çocuklara, ’Keman çalıyordum, yüzmeye gidiyordun, niye bıraktın’ diye sorduğumuzda ’TEOG’a hazırlanacağım, onun için keman çalamıyorum, yüzemiyorum’ yanıtını veriyor. Üniversite sınavına hazırlanan öğrencilerin bir çoğu için de bu geçerli” diye konuştu.

    Türkiye’de spor başarısından çok daha fazla akademik başarının önemli olduğunu kaydeden Dr. Özcan, şunları söyledi: “Akademik başarı daha çok notla örtüşen bir şeydir. Çocuğun becerisiyle ilgili değildir. Sanat ise, çok sonra geliyor. Çocuk, başarılı oldukça aile de daha çok önemsendiğini, prestij kazandığını düşünüyor. Anne ve babalar belki zamanında başarılı olamadığı için çocuğun başarısıyla onaylanmak onlara çok hoş geliyor” dedi.

    ÇOCUKLAR ERGENLİĞİNİ YAŞAYAMIYOR

    Sınava hazırlanan çocukların ergenlik döneminde spor, hobiyle uğraşmaları gerekirken, sürekli ders çalıştığının altını çizen Dr. Özcan, “Bir ergen daha fazla başka şeylerle meşgul olmak durumundayken, sürekli ders çalışmak zorunda kalıyor. Mesela; ergen sporla çok meşgul olmak durumundadır. Çok kitap okuması lazım. Ancak sınav kaygısı ve temposu nedeniyle o dönemi yaşayamamış oluyor. Çocuğun da ergenin de kendine özgü fikirleri olur. Kendine göre istekleri olur. Bu dönemde çocuklar biraz özgür bırakılmalı. Ancak tek odaklı yaşam onların düşünebilmesine hiç fırsat vermiyor. Özgürce düşüncesini ifade etmesi, hakkını daha çok araması, canının yapmak istemediği şeyi daha rahat söyleyebilmesi lazım” dedi.

    SINAVI KAZANMAZSAN SENİ BAŞKA OKULA VERİRİZ

    Bazı ailelerin çocukların sınavda başarılı olmaları için ’tehdit’ yolunu seçtiğini kaydeden Dr. Özcan, ailelerin ’Sınavı kazanamazsan seni şu okula veririm’ diyerek çocuklarını başarılı olmaya zorladıklarını söyledi. Sınavda sürekli başarılı olmaya zorlanan çocukların hayatı bir rekabet gibi gördüğünü, “Ben arkadaşımın önüne geçmeliyim, ondan daha başarılı olmalıyım” şeklinde düşünmeye başladığını vurgulayan Dr. Özcan, sözlerine şöyle devam etti:

    “Sınav gözde büyütülünce kaygı yüksek oluyor. Ve bu da çocuğa hata yaptırabiliyor. Sınavın birincisi çok iyi geçmediyse okul ve aileler daha çok çocukların üstüne gidiyor. Burada onlara destek oluyoruz. Çocuğa, ’Yapabilirsin, başka şeyleri de becerebilirsin, yapabileceklerinin farkına var’ diyoruz. Bir grupta ergenlikle beraber bu durumu kaldıramayıp ilaç tedavisine başladığımız çocuklar bile var.”