Etiket: siyasi

  • Bakan Özlü: “Mevcut sistemde siyasi istikrarın sağlanması zor”

    Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü, “Bir sistem var Türkiye’de ve bizim hedefimiz 16 Nisan’da bunu yenilemektir. Mevcut sistemde siyasi istikrarın sağlanması zor ve insanların önünü görebileceği bir siyasi yapıya ihtiyaç var” dedi.

    Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü, İzmir temasları kapsamında Aliağa ilçesine geldi. Aliağa Ticaret Odası’nı ziyaret eden Bakan Özlü, ardından Aliağa Ticaret Odası (ALTO) Toplantı Salonu’nda vatandaşlarla bir araya geldi. Bakan Özlü, Aliağa’nın İzmir ve Türkiye için önemine değinerek, iş dünyası, sanayici ve esnafı dinlemenin doğru karar alıp doğru işler yapmak için gerekli olduğunu vurguladı Bakan Özlü, “Sizler sahada olan insanlarsınız. Sahanın sıkıntılarını, aksayan taraflarını ve bunların muhtemel çözüm önerilerini biz sizlerden alacağız. Sizlerden aldığımız verilerle formülasyon geliştirerek çözümler üreteceğiz. Yılın son çeyreğinden itibaren ekonomiyi canlandırmak için bir çok tedbiri hayata geçirdik. Sizler finansman sıkıntısı var dediniz, biz de KOSGEB aracılığıyla sıfır faizli kredi uygulamasını başlattık. Bu kredilerde bize zaman zaman bankaların yavaş çalıştığı gibi şikayetler geliyor. Bunların hepsinin tedbirini aldık. 462 bin 167 KOBİ bu krediden istifade edecek, kimsenin şüphesi olmasın. Bu güne kadar 100 bine yakın KOBİ bu krediden istifade etti. Kredileri onaylandı, 30 bini parasını aldı, diğerleri de alacak. İlk defa 11 milyar lira değerinde bir krediyi 460 bin KOBİ’ye veriyoruz. Bankalar da KOSGEB de bu konuda yeni. KOSGEB’in bu güne kadar verdiği kredilerin toplamı 3.5 milyar liradır. Son iki ayda ise 11 milyar lira kredi veriyoruz. Bunu KOBİ ile buluşturmak biraz zaman alıyor ama herkes müsterih olsun. Şartları sağlayan herkes bu krediden istifade edecek. 10 Nisan tarihine kadar kredi kullanacak olan KOBİ’lerin hepsinin işlemlerini tamamlamayı hedefliyoruz. Sizler piyasada durgunluk var dediniz, bizler hemen konutta, mobilyada ve beyaz eşyada vergi indirimi getirdik. Bunun neticesinde Şubat ayında beyaz eşya satışları % 30 artış gösterdi. İş dünyamızla aramızdaki uyum ve işbirliğini sürdürme noktasında tam bir kararlılık içerisindeyiz” dedi.

    İş dünyası ile hükümet arasındaki uyumlu çalışmaya da vurgu yapan Bakan Özlü, “2002’den sonra elde edilen başarının sırrı, iş dünyası ile aramızdaki uyumdan kaynaklanmakta. Hükümet yatırımı, ticareti artırmak için gerekli adımları atıyor, esnafımız da bu fırsatları hakkıyla değerlendiriyor. Bundan sonra da böyle olacak. Bizim temel görevimiz işimizi ve aşımızı büyütmek, üretmek olacak. Ancak üretime teknoloji katacağız. Her bir ekonomi yazarı diyor ki ‘bizler katma değeri yüksek ürünler üretmeliyiz’. Bu ürünlerin temelinde teknoloji var. ABD ihraç ettiği her bir cep telefonda kg. başına 750 dolar kazanç sağlıyor. Bizim ihraç ürünlerinin katma değeri kg. başına 1.5 dolar. Yükte hafif pahada ağır ürünler yaparsak katma değeri yüksek ürünler yapmış olacağız. İşin özü budur” dedi.

    “İzmir İçin Özel Çalışmalar Yapıyoruz “

    İzmir için yakın gelecekteki plan ve projelere de değinen Özlü, “İzmir için özel çalışmalar yapıyoruz. İzmir’i Türkiye’nin teknoloji üssü yapmak istiyoruz. İnşallah bunları sizlerle de yakın zamanda paylaşacağız. Teknoloji üretmeyen bir Türkiye’nin geleceği olamaz. Bizim petrol kuyumuz yok, doğal gaz yataklarımız, altın madenlerimiz yok. Sattığımız belli aldığımız belli. İthalatımız ile ihracatımız arasında 60 küsur milyar dolar fark var. Bu farkı kapatmanın tek yolu teknoloji üretmektir. Bunun için de İzmir büyük bir potansiyel taşıyor. İklimi, insan yapısı ve dünyaya açıklığını değerlendirmek istiyoruz” şeklinde konuştu.

    “Mevcut sistemde siyasi istikrar sağlanmaz”

    16 Nisan’da yapılacak anayasa değişikliği halk oylamasına da değinen Bakan Özlü, “Yenilenmeden büyüme olmaz, gelişme olmaz. Bir sistem var Türkiye’de ve bizim hedefimiz 16 Nisan’da bunu yenilemektir. Mevcut sistemde siyasi istikrarın sağlanması zor ve insanların önünü görebileceği bir siyasi yapıya ihtiyaç var. Siyasi istikrarın ekonomik istikrara dönebileceği bir sistemin 16 Nisan’dan sonra hayata geçeceğini ifade etmek istiyorum. İstikrarı kişiler değil, sistemin bizatihi kendisi sağlamalı. Sistem kriz üretmemeli. Sistem ülkenin kalkınmasının ve üretmesinin önünde bir engel olmamalı” dedi.

    İzmir Valisi Erol Ayyıldız ise İzmir’in Türkiye’nin en güzel ve önemli illerinden biri olduğuna değinerek, “Bu ana kadar yapılan ve bundan sonra yapılacak yatırımlarla birlikte İzmir’in en güzel ilçelerinden biri olan Aliağa, ekonomi ve ticaret merkezi olarak çok daha iyi yerlere gelecek inşallah” dedi.

    AK Parti İzmir Milletvekili Necip Kalkan da, “Türkiye sınırları içinde 50 milyon ton yük kapasiteli başka liman yok. Bir tek Aliağa var. Tek başına 3500 mw enerji üreten bir ilçedeyiz. Çeşitli bakanlar görmüşsünüzdür ama, ben de sayın bakanımızla birlikte çok sıkı çalışma içindeyim. Burada Aliağa’nın sorunlarının çözümü için anahtar noktasında sayın bakanımız duruyor” şeklinde konuştu.

    ALTO Başkanı Adnan Saka da, Aliağa’nın çok özel bir yer olduğunu dile getirerek, bölgedeki yatırımlara ve sıkıntılarına belirtti.

    Programın ardından Bakan Özlü, İzmir Caddesi’ndeki esnafı ziyaret etti. Sorunlarını dinleyen Özlü, Merkez Camii’nde kılınan bir cenaze namazına da katılarak ziyaretini sonlandırdı.

  • Yalçın: “Referandum siyasi partilerin yarış alanı değildir”

    Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, referandum konusunun siyasi partilerin yarış alanı değil, bu ülkenin en önemli ihtiyacı olduğunu söyledi.

    Samsun’da Memur-Sen tarafından “Hedef 1.111.111 üye, Memur-Sen’e davet tercih evet buluşması” düzenlendi.

    Samsun Büyükşehir Belediyesi Ömer Halisdemir Salonunda gerçekleşen buluşmaya Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, Memur-Sen Samsun Şube Başkanı Nejdet Güneysu, Samsun İl Milli Eğitim Müdürü Coşkun Esen ve sendika üyeleri katıldı.

    Toplantıda konuşma yapan Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, referandumla ilgili mesajlar verdi. Ülkenin 15 Temmuz’da işgal hareketiyle karşı karşıya kaldığını dile getiren Yalçın, Biz siyaseti uzlaştıralım. 62 maddeyi çıkarsınlar diye zorlayacakken siyaset doğal olarak uzlaştı. Şimdiye kadar olan anayasa değişiklikleri içerisindeki en kapsamlı ve en sistemli anayasa değişikliği getirildi. İlk defa köklü, cerrahi müdahale yapabilecek bir değişiklik geldi. Memur-Sen ailesi daha Cumhurbaşkanlığından anayasaya ilişkin değişiklik onaylanmadan eylem planını açıklayarak, ’Memur-Sen’e davet tercih evet’ diyerek, 81 il ve 100 büyük ilçeden başlamak şartıyla bütün şehirlerde, bütün ilçe ve köylerde bu ülkenin bu süreci taşıyacağını en üst perdeden ifade etmiş, besmele çekerek yoluna devam etmiştir. Çünkü bunun kıymetini biz anlıyoruz. Bütün kamu görevlileri bu sendikaya üye. Bu ülkede nelerin olduğunu hangi tuzakların kurulduğunu anlayacak kitle burası. Bu nedenle referandum konusu siyasi partilerin yarış alanı değildir. Referandum konusu, mevcut hükümetle ana muhalefetin çekişme alanı da değildir. Referandum konusu bütün vatandaşların sahip çıkması gereken, bundan sonraki yılları ilgilendirecek olan bir değişiklik ve bu ülkenin en önemli ihtiyacıdır” dedi.

  • Melih Gökçek: “Son 10 yıldaki 12 siyasi cinayet FETÖ’nündür”

    TGRT Haber’in konuğu olan Gökçek, Türkiye’deki son 10 yılda işlenen 12 siyasi cinayetin sorumlusu olarak da ‘FETÖ cinayet şebekesini’ gösterdi.

    Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, Avrupa’daki artan ırkçı dalga için “Türkiye’deki kalkınma ve yatırımlar kabusları oldu” dedi. ‘Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan görevde kaldıkça, evvelden belirli bir ivme kaydederek zaten kalkınan Türkiye’nin çok daha büyük yatırımlar ile daha da kalkınacağını biliyorlar’ diyen başkan Gökçek, “Bu yüzden Batı, 16 Nisan Referandumu için hayır tarafında” değerlendirmesinde bulundu.

    “BATI’NIN KORKUSU, YATIRIMLAR VE KALKINMA”

    Batı’daki Türk düşmanlığına farklı bakış açısı getiren Gökçek, ekonomik kayıplarına, Türkiye’deki yatırımlara karşı tahammülsüzlük vurgusu yaparak, “3. Havalimanı yapıldığı zaman, ilk etapta İstanbul’a günde 500 bin yolcu, ek seferler ile de günde tam 1 milyon yolcu gelecek. Keşke Ankara’ya yılda 1 milyon turist gelse… Burada günlük 1 milyon yolcudan bahsediyorum. Yani; Avrupa’nın pabucu dama atılıyor. Dünyanın ortasında bir yere inerek bir başka noktaya kolay intikal etmek varken; daha uzak bir bölgede transit geçiş yaparak gereksiz akaryakıt ve vakit kaybetmek istesinler ki zaten. Ne ekonomik ne akıllıca… Türkiye öyle avantajlı bir konumda ki; Avrupa’dan, Asya’dan, Afrika’dan gel, tam orta noktadayız. İşte bu yüzden Hollanda Havayolları itiraf ediyor; yüzde 25 kaybımız olacak. Amsterdam – Schiphol, artık sıradan bir havaalanı olacak. Almanya da daha önce açıklamıştı. Frankfurt yüzde 55 zarar ediyor. Bu paralar Türkiye’de toplanacak. Buna tahammül edemiyorlar. Rotterdam’daki olayı böyle değerlendirebilirsiniz. Almanya, Türkiye’de Sünni-Alevi Çatışması’nı tahrik ediyor. Almanya’daki dernekler üzerinden buradakileri kışkırtıyor. Recep Tayyip Erdoğan olmasa, 3. Havalimanı yarım kalacak. Erdoğan’ı uzaklaştırmanın yollarını arıyorlar. Ama Erdoğan, ‘tek elden’ Türkiye’yi idare etmeye kalkarsa; evvelden kalkınan Türkiye çok daha kalkınacak. Bu yüzden Batı, 16 Nisan’da referandum tarafını ‘hayır’ kampanyası ile yürütüyor” dedi.

    “TÜRK DÜŞMANLIĞININ TEK SEBEBİ FETÖ’DÜR”

    Avrupa’daki ‘Türkofobi’ için Gökçek, FETÖ’yü işaret etti ve “Türkiye’de 3-4 yıldır tasfiye oluyorlar. Hele hele son darbe girişimi sonrası yaşam hakları kalmadı. Bunlar yurtdışına çöreklendiler. Özellikle ABD’de ve AB’de gerek milletvekili gerekse de gazeteciler üzerinde inanılmaz bir baskı oluşturdular. Parayla gazeteci ve politikacı satın aldılar. Cumhurbaşkanı’nın ve Türkiye’nin itibarını sıfırlamak istiyorlar. Nazist uygulamalar yapıyorlar; bizi sultanlıkla suçluyorlar. Demokrasi için çarpışıyoruz. Belçika, Kanada, Danimarka, Japonya, Lüksemburg, Hollanda, Yeni Zelanda, Norveç, Büyük Britanya, İspanya ve İsveç; dünya krallıkla yönetiliyor, bizi sultanlıkla eleştiriyorlar. Tam demokrasi Türkiye’de var. Avrupa, menfaati gereği Türkiye’ye karşı olabilir; ama düşmanlık FETÖ’den ileri geliyor” değerlendirmesinde bulundu.

    “AB / ABD İÇİN DEMOKRASİ DEĞİL, SÖMÜRMEK ÖNEMLİ”

    Batı’nın “diktatörlük” eleştirileri ve ‘Demokrasi için kaygılıyız’ sözlerini yorumlayan Gökçek, “Avrupa’nın demokrasinin yanında yer alması diye bir şey söz konusu değil. 15 Temmuz bastırıldığında, ABD ve AB’de ‘Mağlup olan subaylar, bizim dostumuzdur’ diye açıklamalar yapıldı. Onlar için demokrasi önemli değil; onlar için sadece sömürmek, bölmek, parçalamak, yutmak, ekonomileri yok etmek önemlidir. İster demokrasi olsun; ister 8 parçalı bir koalisyon olsun, başında da bir diktatör bulunsun ve ordu eliyle idare edilsin hiç önemli değildir. Yeter ki; amaçları gerçekleşsin, menfaatlerine hizmet edilsin” diyerek Avrupa’daki ‘hayır’ kampanyasını yorumladı.

    “DÜNYADAKİ FETÖ OKULLARI, CIA OKULLARIDIR”

    ‘FETÖ, CIA elemanıdır. Bundan kimse tereddüt etmesin’ diyen Gökçek, “CIA, dünyanın dört bir tarafında FETÖ’ye ileri karakollar kurdurdu. Yani; FETÖ okulları, CIA okullarıdır. Putin mesela, CIA bağlantısı nedeniyle Rusya’daki FETÖ okullarını hemen kapattı. Dolayısıyla CIA, FETÖ’yü neden iade etsin? Konuşması, sistem için iyi olmaz. FETÖ’yü iade edeceklerine şahsi olarak inanmıyorum. Eğer çok sıkışırlar ise FETÖ ya kalp krizi geçirir, ya kanser olur, ya acil büyük bir hastalık olur. Bir ay içinde temizlenir” şeklinde konuştu.

    “SON 10 YILDAKİ 12 SİYASİ CİNAYET FETÖ’NÜNDÜR”

    Başkan Gökçek, BBP’nin merhum başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun FETÖ tarafından suikast ile öldürüldüğünün ‘12 belge’ ile sabit olduğuna dikkat çekerek, “Onun partisini de ele geçirmeye çalıştı. Ancak Yazıcıoğlu büyük bir siyasetçiydi. Partisini çetelere teslim etmedi. Yazıcıoğlu’nun kendi ifadesidir ‘çete’ benzetmesi… Parti yönetimi içine gelmelerini engellemesi Yazıcıoğlu’nun suikast ile öldürülmesine yol açıyor. FETÖ’nün sesli kaydı da var; bir sohbetteki, ‘Bir perşembe akşamı ölür, bir cuma günü cenazenize ulaşırlar’ talimatı ile Muhsin başkan şehit ediliyor. Muhsin Yazıcıoğlu, helikopter düştükten sonra aslında ölmüyor, bacağının kırılmasıyla kurtuluyor. Dursun Özmen isimli bir emniyet müdürü, Yazıcıoğlu’nun durumu hakkında bütün illere telsiz anonsu geçiyor. Ancak güvenlik güçlerinin, yardımın ulaşmasını engellemeleri ve yer tespitine izin vermeyişleri ile adeta ölüme terk ediliyor. Köylüler patlamayı duyuyor, olay yerine gitmeleri engelleniyor. İstanbul’dan gelen yardım ekibi, Boztepe’ye çıkmak istiyor; durduruluyor. İHA Muhabiri İsmail Güneş, kaza yerinden 600 metre ileride bulunuyor mesela… Bacağı kırık olarak o soğukta bu kadar uzun mesafe gitmesi imkan dahilinde değil. Teknik cihazların hepsi sökülmüş. Nerede olduğu, neden söküldüğü sorulunca ‘yaktık’ diyorlar. Hangi gerekçe ile olduğunun cevabı yok. Türkiye’deki son 10 yılda gerçekleşmiş bütün siyasi cinayetlerin müsebbibi FETÖ’dür. Cinayet şebekesi FETÖ’nün bugün, bildiğimiz 12 suikast olayı var” dedi.

    “ŞOFÖRÜN EVİNE SIĞINDIM, FETÖCÜLERİN BİNASIYMIŞ; TERK EDİLMİŞ BİR GECEKONDUDAN KRİZİ YÖNETTİK”

    15 Temmuz akşamı, krizi nasıl yönettiğini de anlatan Melih Gökçek, “Belediyeden ekseriyetle gece 1-2 gibi çıkarım. O akşam erken saatte, 10 gibi çıktım. Üzerimizden F-16’lar geçiyor. Ne olduğunu anlamadım. Hemen sağı solu aradım; en son Faruk Çelik’e ulaştım. ‘Faruk’ dedim, ‘Ne oluyor?’ O da ‘Melih’ dedi, ‘Darbe oluyor.’ Bir binaya gittim; benim şoförümün evi… Fakat altta ve üstte FETÖ’cüler oturuyormuş. ‘Beni buraya niye getirdiniz yahu’ diye kızdım. Oradan çıktık, terk edilmiş bir gecekondu bulduk. Eski, kocaman tüplü bir televizyondan gelişmeleri takip ederek, telefon trafiği ile halkımızı sokağa davet ettik, güvenlik personeline gerekli emirleri verdik. İlk talimatım, ‘Ulus’ta toplanın’ oldu. Bu arada Hasan Doğan aradı, ‘Ankara’ya geliyoruz; hazırlığınızı yapın’ diye… Havaalanına emniyet mensuplarını doldurduk. Daha sonra kentte 11 noktada çatışmalar olduğunu tespit ettik. Bunlara müdahale edildi. İki kulağımda iki telefon herkese yetişmeye çalışıyorum. O akşam 18 televizyon canlı yayınına bağlanmışım. Başbakanlık Müsteşarı aradı; ‘Twitter’ı kapattık’ dedi. ‘Olur mu yahu’ dedim, ‘İrtibat kurmalıyız, milleti sokağa çağırmalıyız’ diye rica ettim. Sadece 4 dakika sonra saat 23.07’de ilk tweet’i de ben attım. 8 milyon 800 bin kişiyle etkileşim kurdu bu tweet bir anda… Düşünebiliyor musunuz? İnsanları mücadeleye katılmaya davet ettik” diye konuştu.

  • MHP’li Akçay: “Yetki varsa bunun siyasi ve hukuki sorumluluğu da olacak”

    Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Grup Başkanvekili ve Manisa Milletvekili Erkan Akçay, yeni sistem ile çift başlılığın ortadan kalkacağını belirterek, “MHP’nin yapmak istediği kurumları, kuralları yerli yerine oturtmaktır. Eğer bunu yapamazsak önümüzdeki zamanlarda 15 Temmuz’dan bin beter belalara hazır olmamız gerekir” dedi.

    16 Nisan’da yapılacak olan anayasa değişikliği referandumu çalışmaları kapsamında Manisa’nın Selendi ve Kula ilçelerini ziyaret eden MHP Grup Başkanvekili ve Manisa Milletvekili Erkan Akçay, partilileriyle bir araya geldi. Akçay, Selendi ilçesinde parti teşkilatı ziyaretinin ardından Müftülük Sitesi Konferans Salonu’nda, anayasa değişikliği ve Cumhurbaşkanlığı Hükümeti Sistemi hakkında partili ve vatandaşlara bilgilendirmede bulundu. Yeni anayasanın ülke için gerekli olduğunu belirten Akçay, “Tartışmayı başkanlık kavramı üzerinden yapmak hatalıdır. ’Cumhurbaşkanı’ demek zaten ’Başkan’ demektir. Dünyada da tektir. Yani sen, cumhursuz başkanlık mı istiyorsun? Biz, cumhursuz başkanlığa geçit vermeyiz. Bizde cumhurbaşkanı unvanı yerli yerindedir” dedi.

    Bu zamana kadar çift başlılığın ülkeye zarar verdiğini belirten Akçay, yeni anayasa ile birlikte bunun ortadan kalkacağını söyledi. Akçay, konuşmasına şöyle devam etti: “Bütün milletimiz müsterih olsun. MHP ne diyorsa o olacaktır. Başbakanın da ifade ettiği gibi ’Devlet Bahçeli’nin lafının üzerine laf olmaz. Ne diyorsa odur.’ MHP’nin ne dediği çok aşikardır. Tek adam rejimine geçit yok, buna imkan vermeyeceğiz. Tek adam rejimi ülkeyi, kurumları çürüten bir yönetim anlayışıdır. Yeni anayasada MHP’nin hassasiyet gösterdiği ilk dört madde ve temel ilkeler yer alacaktır. Yasama, yargı yürütme ve yetkiyi kullanan makam sahiplerinin hukuki ve siyasi sorumluluklarının kalın harflerle altının çizildiği bir anayasa olacaktır. Yetki varsa bunun siyasi ve hukuki sorumluluğu da olacaktır. Türkiye’de şahsi ve keyfi yönetime son vermek ve kurallarla yönetilir hale getirmek zorundayız. Başka da bir çıkış noktamız kalmamıştır. MHP’nin yapmak istediği kurumları kuralları yerli yerine oturtmaktır. Eğer bunu yapamazsak önümüzdeki zamanlarda 15 Temmuz’dan bin beter belalara hazır olmamız gerekir. Onun için yeni nesiller için 16 Nisan’da Türkiye’de sorumluluk sahibi herkes ’evet’ oyu vermelidir”

    “Zihinler bulandırılmaya çalışıldı”

    Selendi ziyaretinin ardından Kula ilçesine geçen MHP’li Erkan Akçay, burada da partisinin ilçe teşkilatıyla buluştu. Partililere yeni anayasa değişikliğini anlatan Akçay, MHP’ye yönelik yapılan eleştirilere yanıt verdi. Referanduma konu anayasa değişikliklerinin, akıl almaz bir biçimde bağlamından kopartılıp, kamuoyuna yanlış ve çarpıtılarak sunulduğunu ifade eden Erkan Akçay, “’Dün başkanlık sistemine karşı olan Milliyetçi Hareket Partisi neden bugün destekliyor?’ diyerek zihinler bulandırılmaya çalışıldı. Milliyetçi Hareket Partisi dün çözüm süreci altında yapılmaya çalışılan başkanlık sistemini de içeren bir anayasa değişikliğine sonuna kadar karşı çıkmıştır. Aynı şeye bugün de karşıdır. Bizim bu konulardaki görüş ve düşüncelerimiz dün ne ise bugün de odur, zerre değişmemiştir. Bir defa, yapılan düzenlemede dünkü karşı çıktığımız anlamda bir başkanlık sistemi yoktur. Bu, cumhurbaşkanlığı hükümet sistemidir. Dün karşı çıktığımız; HDP, PKK ve FETÖ ile hazırlanan anayasa değişikliği tasarısıdır. Dün karşı çıktığımız altı federasyon üstü başkanlık olan sistemdir. Dün karşı çıktığımız, başkanlık adı altında anayasayı Türk ve Türklükten arındırma oyunudur. Herkesin çözümcü olduğu o dönemde Milliyetçi Hareket Partisi bütün bunlara tek başına bir bozkurt edasıyla direnmiştir. Bugün de aynı yerdedir, aynı görüştedir. O yüzden bilmeyen, duymayan kaldıysa bir daha söyleyelim. Bugün desteklediğimiz anayasa değişikliğinin altı da üstü de üniter yapıya dayanan ‘cumhurbaşkanlığı hükümet sistemidir” şeklinde konuştu.

    “Rejim değişikliği yoktur”

    Anayasa değişikliğinin bir rejim değişikliği olmadığını, hükümet sistemi düzenlemesi olduğunu vurgulayan Akçay, konuşmasını şu sözlerle sürdüdü: “Yapılmakta olan anayasa değişikliğinin hiçbir maddesinde ve yerinde rejim değişikliği yoktur. Bilakis, anayasa değişikliği hazırlıkları Milliyetçi Hareket Partisinin hassasiyetleri gözetilerek yapılmıştır. Yapılmakta olan değişiklik hükümet sistemi ile ilgilidir. İlla bir değişiklikten bahsedeceksek, bu, meclis hükümet sisteminden cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçiştir. Bunu bir ’rejim değişikliği yapılıyor’ şeklinde sunmak, bilgisizlik değilse çarpıtmadır. 24’üncü dönemde tüm partilerin katılımıyla oluşturulmuş Anayasa Değişiklik Komisyonunda kimlerin hangi maddeleri ne şekilde değiştirmek istedikleri ve bu maksatlarla verdikleri teklifler, halen TBMM arşivlerindedir. Hiç kimse Milliyetçi Hareket Partisini, cumhuriyetimizin temel niteliklerini ve üniter yapısını güvence altında tutan, anayasamızın ilk dört maddesi ile Türk ve Türklükle ilgili maddeleri konusundaki samimiyetini sorgulama hakkına da, haddine de sahip değildir”

    Toplantı, soru cevap bölümünün ardından sona erdi.

  • Bulgaristan’da siyasi partiler Türkleri dışlıyor

    Bulgaristan’da 26 Mart günü gerçekleştirilecek genel seçimler için partilerin oluşturduğu milletvekili adayı listelerinde Türklerin kurduğu partiler dışındaki siyasi oluşumlar, Türk ve Müslümanlara yer vermiyor.

    Nüfusu 7.3 milyon olan Bulgaristan’da yaklaşık 1 milyon Türk olmasına rağmen, Türklerin kurduğu iki siyasi parti dışında diğer partiler Türk asıllıları milletvekili adayı göstermedi.

    Ülkedeki siyasi gözlemciler bu durumun her seçimde tekrarlandığını kaydederken, aday listelerine Türk isimleri dahil edilse bile sadece göstermelik olduğunu ve asla seçilebilecek yerlere Türklerin konulmadığını belirtti.

    Bulgaristan’daki siyasi partilerin Türkleri “kenara ittiğini” savunan gözlemciler, diğer Bulgar partilerin sürekli Türklerin bir parti etrafında toplandığı yönünde şikayet ettiklerini ancak Türkleri kendi listelerine seçilebilecek yerlere asla aday göstermediklerini ifade etti.

    Aynı şekilde söz konusu siyasi partilerin yönetici kademesinde de Türklere görev verilmiyor. Örneğin üyelerinin çoğunluğu Bulgar asıllı vatandaşlardan oluşan siyasi partilerin ülkede Türklerin en yoğun ikamet ettiği Kırcaali’de il başkanı olarak görev yapan tek bir Türk yok.

    Uzun yıllar Bulgaristan’ın Avrupa Geleceği İçin Yurttaşlar Partisinde (GERB) görev alan Mümin İsmail, Bulgar siyasi partilerin kapıları Türkler için kapalı olduğunu, bu nedenle de bir süre önce partisinden istifa ettiğini söyledi.

    Mümin İsmail şunları söyledi:

    “1990 yılında ülke demokratik düzene geçeli bu durum değişmedi. Demokratik sürecin başlangıcında siyasi partiler kapılarını Türklere açmadı. Zaman içerisinde tüm partiler bu konuya çok kompleksli davrandılar. Halbuki kapılar Türklere açık olsaydı ülke bundan fayda görecekti. Türklere açılmak istemiyorlar ama Türk toplumunun kendi partileri etrafında odaklanmalarından da endişe duyuyorlar. Her seçimde olduğu gibi önümüzdeki seçimler için de seçilebilecek sıralarda Türk aday yok”.

    Bulgaristan’daki güncel gelişmeleri yakından takip eden Trakya Üniversitesi Balkan Araştırma Enstitüsünden Yrd.Doç.Dr. Kader Özlem, Bulgar partilerin Türkleri dışlamasını söz konusu partilerin sağ-sol ayrımı yapmaksızın temelde milliyetçi eğilimli olmasına bağladı.

    Bu durumun Bulgar partilerinin kimlik tanımlamasındaki öteki kurgusuyla doğrudan ilgili olduğunu öne süren Özlem sözlerini şöyle sürdürdü; “Öteki olarak tanımlananların başında ise Türkler gelmektedir. Bulgaristan’da siyasi arenada kendisini gösteren milliyetçilik, Türkleri dönüştürme işlevi de görmektedir. Yakın zamana kadar Türk partisi olduğu düşünülen Hak ve Özgürlükler Hareketi’nin bugün Bulgar milliyetçisi bir parti haline gelmesi bunun en somut göstergesidir. Zira artık bünyesinde eski ATAKA’lı milletvekillerini seçim listelerinde aday olarak gösterebilmektedir” dedi.