Etiket: siyasi

  • KKTC Cumhurbaşkanı Tatar: “Türkiye’nin garantörlüğü, Türk askerinin Kıbrıs’taki varlığı, egemenliğimiz ve siyasi eşitliğimiz kırmızı çizgilerimizdir”

    KKTC Cumhurbaşkanı Tatar: “Türkiye’nin garantörlüğü, Türk askerinin Kıbrıs’taki varlığı, egemenliğimiz ve siyasi eşitliğimiz kırmızı çizgilerimizdir”

    Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, gayriresmi 5+1 zirve öncesi Rum tarafının tahriklerinin de yoğunlaşarak devam ettiğini belirterek, “Türkiye’nin garantörlüğü, Türk askerinin Kıbrıs’taki varlığı, egemenliğimiz ve siyasi eşitliğimiz kırmızı çizgilerimizdir” dedi.

    Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, yaptığı yazılı açıklamada gayriresmi 5+1 zirvesinin gerçekleşmesine yönelik girişimler gündemdeki yerini korurken Rum tarafının tahriklerinin de yoğunlaşarak devam ettiğini belirtti. Tatar, Türkiye’nin garantörlüğünün kaldırılmasını ve Türk askerinin Kıbrıs’tan uzaklaştırılmasını talep eden Rum tarafının Kıbrıs Türkü’nün vazgeçilmez kırmızı çizgisi olan egemen eşitliğin kabul edilemeyeceğini bir kez daha açıkladığını ifade etti. Tatar, “Rum Müzakereci Andreas Mavroyannis bu açıklamayı yaparken ’Türk tarafının egemen eşitlik talebi memleketin sonu olacaktır’ ifadesini kullanıp, Rum zihniyetinin değişmediğini ve asla değişmeyeceğini bir kez daha gözler önüne sermiştir” dedi.

    “Irkçı ve hakimiyetçi Rum zihniyeti”

    Mavroyannis’in kullandığı “memleket” ifadesine göre Kıbrıs’ın tek sahibi ve efendisinin sadece Rumlar olduğunu ve Kıbrıs Türk halkının azınlık olduğunu kaydeden Tatar, “Rum Yönetimi lideri Nikos Anastasiadis de bugüne kadar yaptığı pek çok açıklamada ’Kıbrıs Türkleri azınlıktır, azınlıkların da egemenlik ve siyasi eşitlik hakları yoktur’ diyerek köhnemiş, ırkçı ve hakimiyetçi Rum zihniyetini gözler önüne sermiştir” ifadelerini kullandı.

    “Egemenliğimiz ve siyasi eşitliğimizden vazgeçmek, Rum boyunduruğu altına girmeyi kabul etmektir”

    Egemenlikten vazgeçilmeyeceğini vurgulayan Tatar, “Burada bir kez daha belirtmek gerekir ki Türkiye’nin garantörlüğü, Türk askerinin Kıbrıs’taki varlığı, egemenliğimiz ve siyasi eşitliğimiz bizim kırmızı çizgilerimizdir ve bunlardan asla vazgeçilemez. Çünkü bunlardan vazgeçmek demek, Rum boyunduruğu altına girmeyi kabul etmektir” dedi.

    “Federasyona dayalı çözüm modelinin tükendiği ortaya çıkmıştır”

    Cumhurbaşkanı Tatar, “Kıbrıs konusuyla ilgili olarak uzun yıllardan beri devam eden müzakere süreçleri ile Mont Pelerin ve Crans Montana görüşmeleri de Rum tarafının köhnemiş zihniyeti ve olumsuz tutumu nedeniyle sonuçsuz kalırken, federasyona dayalı çözüm modelinin tükendiği ortaya çıkmıştır” ifadelerini kullandı.

    “Bölgenin en güçlü ve en büyük ülkesi Türkiye”

    Tatar, “Kıbrıs ve bölgenin yararına yönelik olarak da yan yana yaşayan, eşit haklara sahip, egemen eşit iki devlete dayalı çözüm modeli tarafımızdan gündeme getirilmiştir. Bu çözüm modeli de bölgenin en güçlü ve en büyük ülkesi olan Türkiye tarafından da desteklenmektedir” dedi.

    “Geri adım atmayacağız”

    Egemen eşit iki devlete dayalı çözüm modelinin uluslararası alanda da destek bulduğunu bildiren Tatar, Rum tarafının bilinçli ve sistematik bir şekilde kabul edilemez taleplerde ve tahriklerde bulunarak gerginliği tırmandırdığını kaydetti. Tatar, “Temennimiz egemen eşit iki ayrı devlete dayalı çözüm modelinin hayata geçirilmesidir. Rum tarafının tüm tahriklerine rağmen, bu yolda uğraşlarının devam edeceğini ve geri adım atmayacağız” ifadelerini kullandı.

  • Aydemir, ‘Biz yüksek düşünen bir siyasi kadroyuz’

    Aydemir, ‘Biz yüksek düşünen bir siyasi kadroyuz’

    AK Parti Erzurum Milletvekili, TBMM Grup Yönetim Kurulu Üyesi Aydemir AK Parti’de istişare kültürünün hakim olduğunu, tek adam anlayışının ise CHP tarafından sergilendiğini belirterek, ‘Bunu biz söylemiyoruz, CHP’den ayrılanlar söylüyor. ‘ dedi.

    Aydemir TBMM’de Basın Toplantısı Düzenledi

    AK Parti Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, partilerin düzenlemiş olduğu grup toplantılarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    Düzenlediği basın toplantısında, muhalefet partisi liderlerinin Meclis grup toplantılarında iktdarı haksız yere suçladıklarını ifade eden AK Parti Erzurum Milletvekili Aydemir, “Muhalefeti ifade eden partilerin grup toplantılarında genel başkanları mütemadiyen dedikodu yaptılar. Asla ve kat’a Türkiye’nin herhangi bir mevzusuna çözüm teklifleri söz konusu olmadı. Sadece ve sadece sürekli yaptıkları hali tekrarladılar. Yalanla, iftirayla, dedikoduyla iktidara yönelmek, hükümetimize yönelmek oldu.” dedi

    ‘Biz söylemiyoruz, partilileri söylüyor’

    Tek adamın kim olduğunu yakın zamanda istifa eden milletvekillerinin, CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’nin söylediğini belirten Milletvekili Aydemir, “Tek adam, yani despotizmi ifade eden ismi Kemal Kılıçdaroğlu’dur. Bunu biz söylemiyoruz, partisinden ayrılanlar söylüyor.” değerlendirmesinde bulundu.

    Ak Parti Farkı

    Milletvekili Aydemir, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun her şeyi tek başına tanzim ettiğini, milletvekillerine, parti yöneticilerine söz hakkı tanımadığını ifade ederek, AK Parti’de ise istişare meclisi bulunduğunu, milletvekilleri, belediye başkanları ve yöneticilerin dışında partiye mensubiyet duyan ve siyasete sıcak bakanların fikrini Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a ulaştırma gibi bir kanal genişliğine sahip olduğunu kaydetti.

    Aydemir’den Büyük Düşünme Vurgusu

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Grup Toplantısında AK Parti’nin yaptıklarından ve yapacaklarından bahsettiğini vurgulayan Aydemir, “Biz yüksek düşünen bir siyasi kadroyuz.” dedi.

    Türkiye’nin uzaya konuşlanan bir ülke durumuna geldiğini vurgulayan Aydemir, büyük düşünmenin illere yayılan bir ayağı olduğunu da vurguladı.

    ‘Ak yatırımlar kıskanılıyor’

    Aydemir, AK Parti’nin yerel yönetimlerde hizmet imkanı bulduğu yerlerin zirveye geldiğini, ancak İzmir’in 35 yıldır hizmetsizliğe mahkum olduğunu söyledi. AK Partili belediyelerin yaptığı yatırımların kıskanıldığını dile getiren Aydemir, “CHP’nin lügatine hiçbir zaman yatırım, üretim, yol açmak girmemiştir. CHP’nin lügatinde olan tahdit, sınır engel…” dedi.

    ‘Muhalefetin projeleri yok’

    Muhalefetin bu ülkenin geleceğine, 2 yıl sonrasına dönük kırıntı misali projesi olmadığını ifade eden Aydemir, onların yaptıklarının yalan, iftira ve dedikodu siyaseti olduğunu bildirdi.

    Kılıçdaroğlu’nun dünyadan bihaber olduğunu, gözünün önündekini göremediğini ileri süren Aydemir, “Keşke ana muhalefetin lideri daha geniş ufuklu olsa, daha geniş bakabilse. Meclisteki çalışmalardan bile habersiz. Onu görünce duyunca üzüldüm.” ifadelerini kullandı.

  • Bakan Koca: “Sayın Cumhurbaşkanımızın başlattığı aşı olmayı teşvik programı kapsamında mecliste temsil edilen tüm siyasi parti genel başkanlarını, Anayasa Mahkemesi Başkanımızı ve Meclis Başkanımızı arayarak aşı olmaya davet ettim. Kendilerine gösterdikleri nezaket için teşekkür ediyorum.”

    Bakan Koca: “Sayın Cumhurbaşkanımızın başlattığı aşı olmayı teşvik programı kapsamında mecliste temsil edilen tüm siyasi parti genel başkanlarını, Anayasa Mahkemesi Başkanımızı ve Meclis Başkanımızı arayarak aşı olmaya davet ettim. Kendilerine gösterdikleri nezaket için teşekkür ediyorum.”

  • AK Parti Sözcüsü Çelik: “Bir insanın siyasi kimliği olması suç değildir”

    AK Parti Sözcüsü Çelik: “Bir insanın siyasi kimliği olması suç değildir”

    AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Melih Bulu’nun atanmasına yönelik yürütülen tartışmalara ilişkin, “Rektör olarak atanan hocamızın siyasi kimliği üzerinden bir tartışma yürütülüyor. Bir insanın siyasi kimliği olması suç değildir. Demokrasilerde siyasi kimlik sahibi olmak bir eksiklik değildir, gayet normal bir şeydir. İnsanı asıl siyasi kimliği üzerinden rektör hocamızı yargılayanlar, orada asıl başka bir siyasi yörünge içerisinde hareket ediyorlar” dedi.

    AK Parti Sözcüsü Çelik, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında gerçekleştirilen MYK toplantısının ardından gündeme ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Aşı konusunda gelinen noktada Türkiye’nin tedarik gücünün dünyanın pek çok ülkesinden önde olduğuna dikkat çeken Çelik, “Sağlık Bakanlığımız, uluslararası standartlarda ve uluslararası kurallara uygun bir şekilde bu süreci takip ediyor ve temin ettiğimiz aşı en kısa zamanda milletimizin hizmetine sunulacaktır. Dikkat edilmesi gereken nokta, aşı olanın hemen maskesini çıkartması veya tedbirlerden uzaklaşması gibi bir durum söz konusu olamaz. Antikor oluşana kadar bu tedbirlere devam edilmesi gerekiyor. Mutasyona uğrayan virüsten bahsediliyor. Burada spekülasyonlardan uzak durup Bilim Kurulu’nun tavsiyelerine göre bu sürecin takip edilmesinde fayda vardır” ifadelerini kullandı.

    Avrupa Birliği ile ilişkilere değinen Çelik, “Avrupa’nın güvenliği, Avrupa demokrasinin geleceği, Avrupa topraklarının güvenliği Türkiye sınırında başlar. Türkiye egemen bir ülke olarak kendi sınırlarını koruduğu gibi aynı zamanda Avrupa demokrasilerinin ve NATO’nun sınırını da korumaktadır. Avrupalı dostlarımızın bunun farkında olması gerekir. İngiltere’nin ayrılmasından sonra ise daha eksik ama Türkiye ile ilişkilerini daha iyi tutması gereken bir Avrupa vardır. Kim Avrupa Birliği içerisinde bir Türkiye karşıtlığından bahsediyorsa Avrupa’nın geleceğini yok etmek istiyordur” açıklamasını yaptı.

    “2020 yılının en aptalca şakası”

    Çelik, Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın Türk ürünlerinin ülkeye girişini 6 ay yasaklama kararının 2020 yılının en aptalca şakası olduğunu söyledi. Çelik, konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede şunları kaydetti:

    “Bu yılın en aptalca şakası, en düşük zekalı şakası nedir diye sorarsanız, Türkiye’nin Azerbaycan’a verdiği destekten dolayı Paşinyan şöyle bir açıklama yapmış: ‘Biz Türkiye’ye ambargo uyguladık Azerbaycan’a verdiği destek yüzünden, o yüzden Türk ekonomisini felce soktuk. Eğer Türkiye bu destekten vazgeçerse biz Türk ekonomisinin düzelmesine yeniden katkı sağlarız’ diye. Bunu da 2020 yılının en aptalca şakası olarak değerlendirmek mümkündür. Hiçbir zeka özelliği barındırmayan, hiçbir yetenek barındırmayan bir yaklaşım olarak gündeme gelmiştir.”

    Gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtlayan Çelik, kongre takvimine ilişkin bir soruya şu yanıtı verdi:

    “Büyük kongrenin takvimini teşkilat başkanlığımız çalışacaktır. İl kongrelerinin takviminin herhangi bir şekilde Covid süreci sebebiyle takvim sık sık akamete uğruyor. Bu bir MYK’da Genel Başkanımıza sunulur, bu kesinleştiği zaman onu sizinle paylaşırız. Çok uzun bir demokrasi yürüyüşünün sonunda büyük kongremizi gerçekleştireceğiz. Gerçek bir demokrasi şöleni olacak, gerçek bir demokrasi kongresi, gerçek bir reform kongresi olacak. AK Parti’nin yürüdüğü bu büyük ve zorlu yol, Cumhurbaşkanımızın liderliğinde aşılan bu engellerin bir şekilde siyaseten demlenmiş bir hali olacak bu kongre.”

    “Avrupa’daki Neonazilerin konuşacağı üslupla Türkiye’deki başörtülü kadınlara karşı konuşuyorlar”

    CHP eski Milletvekili Fikri Sağlar’ın “Türbanlı hakim karşısına gittiğimde adaleti savunacağı konusunda kuşkum var” açıklamalarını değerlendiren Çelik, bu açıklamayı 2020 yılının son faşist saldırısı olarak nitelendirdi. Çelik, yaptığı açıklamada şunları dedi:

    “’Türbanlı bir hakimin adaleti sağlayacağına inanmıyorum’ diyor. Sosyal medyada demokrat arkadaşlar gerçekten farklı görüşlerden olsa bile buna tepki gösterdiler. Örneğin Amerika’da birisi çıksa ‘siyah bir hakimin ben adaleti sağlayamayacağına inanıyorum’ dese o demokraside bu nasıl karşılanır. Çok üzücüdür. Bu kadar acı yaşanıyor, genç kızlar geçmişte hayatlarının en önemli yıllarını kaybettiler, bu kadar büyük bedeller ödendi ve halen çıkıyorlar dünyada şu anda ancak Avrupa’daki Neonazilerin konuşacağı üslupla Türkiye’deki başörtülü kadınlara karşı konuşuyorlar. Bir insan birincilikle, ikincilikle veya belli bir dereceyle ya da netice olarak bir üniversiteden başörtülü olarak mezun olacak ve siz o kamuda görev yapamaz diyeceksiniz. Böylesine faşist bir kamusal alan düzenlemesi olur mu? Eğer siz kamusal alanı bu şekilde zehirlerseniz, bu şekilde enfekte ederseniz ülkeyi felç edersiniz. Bunlar kes kopyala yapıştır yaklaşımlarıdır ama gerçekten ürkütücüdür. Bir kere kadınlar konusunda saygılı bir dil konuşmayan, nezaketi elden bırakan, hele kadınları hedef gösteren birisinin ne demokrat olması ne de medeni olması mümkündür. Bir kere bu saldırgan dilin bırakılması gerekir. Bu alenen kadın haklarına bir saldırıdır.”

    “Darbe bir millete yapılacak en büyük kötülüktür”

    “Tayyip Erdoğan’ın gitmesi için çok büyük bir halk öfkesinin olması lazım” açıklamasında bulunan Can Ataklı’nın bu sözlerine ilişkin de bir değerlendirmede bulunan Çelik, “Bunlar ruh sağlığı yerinde olan insanlar değil. Bunlar bu ülkenin iyiliğini isteyen insanlar değil. Darbe bir millete yapılacak en büyük kötülüktür. Darbe bir millete düşmanın yapamadığı düşmanlığı yapma mekanizmasıdır. Darbe bir milletin namusuna saldırıdır, milli egemenliğe saldırıdır. Bunu ağzına alan kişinin bu milletle hiçbir gönül bağının olmadığı, vatanseverlikle hiçbir ilgisinin olmadığı açıktır. Orada şöyle bir cümle kullanıyor, diyor ki, zaten ordunun da darbe yapma kabiliyeti kalmamış. Yani bu darbe meselesini bir kabiliyet olarak görüyor. Daha önce de Anayasa hukukçusu da olan bir CHP milletvekili, ‘Ordu darbe yapamıyor, kağıttan bir kaplanmış’ demişti. Yani demokrasiye bağlı bir ordu, milletine bağlı bir ordu, seçilmiş siyasetin emrinde bir ordu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne saygılı bir ordu bunların gözünde bir ordu değil. Bu ordu bunların gözünde ancak darbe yapan bir mekanizma. Bu aslında Türk Silahlı Kuvvetlerine de bir hakarettir” ifadelerini kullandı.

    “Darbe milletine silah çekmektir, darbe alçaklıktır, bunun daha ötesi yok”

    İlker Başbuğ’un yaptığı açıklamaların hatırlatılması üzerine Çelik, “Zoraki demokratlık bir yere kadar. Kafanızın bir tarafında vesayet, bir tarafında demokratlık olduğunda bunun melezleşmesinden bir şey çıkmıyor, kokteyl demokratlık olmuyor. Ya demokrat olursun ya olmazsın. Ama ben kafamın bir tarafına vesayet koyayım, diğer tarafına da biraz demokrasi sosu ekleyim, buradan da bir kokteyl üreteyim dediğinizde ömrü iki cümle oluyor. Daha da vahim olanı, Türkiye’de Genelkurmay Başkanlığı yapmış birisinin ne kadar yanlış bir zihin yapısına sahip olduğunu göstermesi bakımından yani erken seçim olsaydı darbe olmazdı, sanki Menderes hükümeti erken seçime gitmeyerek darbeyi hak etmiş gibisinden bir tablo ortaya çıkarıyor. Bir de darbe girişimleri arasında mukayese yapıyor. Talat Aydemir’in içinde olduğu darbe girişimi ile Fetullahçı Terör Örgütü’nün darbe girişimi aynı şey değilmiş. Darbenin aması, mazereti olmaz. Her türlü darbeyi kınamıyorsanız darbenin birine kötü, öbürüne daha az kötü, darbeler arasında bu işte kırmızı, bu sarı, yeşil gibi etiketleme yapıyorsanız buradan demokratlık çıkmaz. Burada bir takım örnekler de var. Darbe milletine silah çekmektir. Darbe alçaklıktır. Bunun daha ötesi yok. En son Fetullahçı Terör Örgütü’ne verilen cevap aslında her darbeye yapılması gereken muameleyi göstermiştir” açıklamasında bulundu.

    “Yargı ve ekonomi alanındaki reform çalışmaları devam ediyor”

    Yargı ve ekonomi alanındaki reform çalışmalarının devam ettiğini kaydeden Çelik, “Hem kabine kanadında hem parti kanadında devam ediyor. Bunlar tamamlandığı anda kendilerine arz edecekler, uygun görülen bir takvim içerisinde Meclis’e gelmesi için gerekli çalışma yapılacak” dedi.

    “En önemlisi Türkiye’nin bağışıklık sistemini kuvvetli tutmaktır”

    Çelik, Almanya merkezli olarak Alevi vatandaşları Türkiye’den koparmak yönündeki faaliyetleri de yakından takip ettiklerini söyledi. Bunun yakın zamanda ortaya çıkan bir şey olmadığını söyleyen Çelik, “En bilinen deyimiyle bir ‘Ali’siz Alevilik’ üretmek şeklinde çeşitli örgütlerin ortaya koyduğu faaliyetler var. Bunlar daha önceden Aleviliği İslam’ın dışında ayrı bir din olarak göstermeye çalışıyorlardı kendilerine Almanya içerisinde bir müstakil alan oluşturmak için. Bahsettiğiniz bu eyalet kararı bunun bir neticesidir. Türkiye Cumhuriyeti içerisinde Sünni-Alevi vatandaşı, Alevi-Sünni Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ya da Alevi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı gibi bir ayrımı asla kabul etmeyiz. Böyle bir şey asla söz konusu olamaz. Vatandaşlarımızın kendi mezhep tercihleri, dinsel tercihleri o kendilerine aittir. Aleviliği İslam’dan, Türklükten koparmaya çalışan gayretlerin esasında Alevi vatandaşlarımızın faydasına değil, bir takım yabancı istihbarat örgütlerinin projeleri çerçevesinde ortaya çıkmış faaliyetler olduğunu da biliyoruz. En önemlisi Türkiye’nin bağışıklık sistemini kuvvetli tutmaktır. Aramızda Sünnilik, Alevilik üzerinden herhangi bir şekilde bir takım süslü kelimelerle, hatta bir takım meşru kelimelerle ayrım oluşturmaya çalışanlara karşı dikkatli olmalıyız” diye konuştu.

    “Kayyum diyenler Boğaziçi Üniversitesi’ne zarar vermek isteyenlerdir”

    Çelik, Boğaziçi Üniversitesi’ne yapılan rektör atamasına ilişkin bir soruya şu yanıtı verdi:

    “Cumhurbaşkanlığı makamının takdiri, yasalar çerçevesinde gerçekleyen bir takdir. Birilerinin ortaya koyduğu eleştiriler, yani akademik özgürlük yok ediliyor gibisinden hiçbir geçerliliği yok. Bu başka üniversiteler içinde söz konusu oldu. Ama işin geldiği noktada şu var; rektör olarak atanan hocamızın siyasi kimliği üzerinden bir tartışma yürütülüyor. Bir insanın siyasi kimliği olması suç değildir. Demokrasilerde siyasi kimlik sahibi olmak bir eksiklik değildir, gayet normal bir şeydir. İnsanı asıl siyasi kimliği üzerinden rektör hocamızı yargılayanlar, orada asıl başka bir siyasi yörünge içerisinde hareket ediyorlar. Sanki kendileri çok apolitik bir yerde duruyormuş gibisinden söyleyenler var. Boğaziçi gözbebeğimizdir. Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri Türkiye’nin kıymetlileridir. Boğaziçi Üniversitesi’ndeki hocalarımızın akademik birikimine, hocalarımızın Türkiye’ye katkılarına çok büyük saygı duyuyoruz. Ama şimdi görüyorum ki, onları temsil etmeyecek bazıları öğrencileri eyleme çağırıyor. Cumhurbaşkanımız liyakat ve ehliyet kriterleri içerisinden kendisine arz edilen adaylar içerisinden bu hocamızı uygun görmüştür. Buna eylem yapalım, buna kayyum diyelim, buna karşı bir seferberlik geliştirelim diyenler Boğaziçi Üniversitesi’ne zarar vermek isteyenlerdir.”

    “SMA hastası çocuklar hepimizin evladı”

    SMA hastası çocuklar üzerinden başlatılan kampanyaya ilişkin bir soruyu yanıtlayan Çelik, şunları dedi:

    “SMA’lı çocuklar hepimizin evladı. MYK’de gündeme geldi. Keşke MYK’da o bölümü izleyebilseydiniz. Cumhurbaşkanımızın ve MYK’daki arkadaşlarımızın bu çocukları nasıl kendi evlatları gibi sahiplendiğini, onların meseleleri ile ilgili geçmişten bugüne neler yaptığımızı herkes görseydi. Türkiye’de, bin 500 kadar evladımızın her biri devletin tedavi masraflarını üstlendiği ve bilimsel olarak onaylanmış tedaiden yararlanan çocuklardır. Dünyada, Türkiye kadar bu konuda tutarlı, istikrarlı ve giderek kaynak aktaran başka bir ülke yoktur. O paranın yüzlerce katı bu çocuklar için harcanmıştır. Feda olsun, rakamdan bahsetmek bile ayıp. Varlık Fonu’na devredilsin dedikleri paranın yüzlerce katı bu çocuklar için harcanmıştır, feda olsun, daha da harcanacaktır. Ama biz tabi vatandaşlarımızın SMA’lı çocuklara sahip çıkalım mı gibisinden hassasiyetini takdirle karşılıyoruz. Vatandaşlarımızın vicdani bir yaklaşım olarak herkes bu rakamları bilmeyebilir, herkes hükümetlerimizin yaptıklarını bilmeyebilir. Tutup da bir takım siyasi parti liderlerinin, neredeyse karşımızda olan herkesin, neredeyse imla yanlışları bile birbirine benzer bir şekilde işte buradan artan para buraya devredilsin gibisinden böylesine sorumsuz bir yaklaşım içerisine girmesi doğru değil. Açıklama yapıldı, uygulanan tedavilerin hepsi bilimsel kurullarca onaylanmış tedaviler. Önerilen ve kaynak aktarılsın denilen tedavilerse bilimsel olarak onaylanmamış ve şimdiye kadar da çeşitli yan etkileri ve semptomları ortaya çıkmış tedavilerdir. Sağlık Bakanımız açıklama yaptığında, ’biz çocuklarımızı bir takım ilaç şirketlerinin faaliyetleri neticesinde kobay olarak kullandırmayız.’ dedi. Burada bir tane sahip çıkılmayan bir çocuk yoktur. Kullanılan tedavi tam olarak bu çocukların iyileşmesini sağlamıyor. Bununla ilgili olarak şu ana kadar bilimin bulduğu kesin bir tedavi yok. Bugün bir siyasi parti lideri çıkmış diyor ki, ’orada öyle bir imkan var, öyle bir tedaviden bahsediyorlar, bundan mahrum mu kalsınlar.’ Bu tedavi diye bahsedilen mekanizmanın bu çocukları tedavi edeceğine dair bilimsel bir kanıt yok, bu bir propaganda. Bir millet kendi çocuklarını göz göre göre kobay olarak kullandırır mı? Biz bu bahsedilen rakamların emin olun yüzlerce katını bu çocuklar için harcıyoruz, bunu söylerken bile utanıyorum, feda olsun. Bu devlet bu çocuklara sonuna kadar sahip çıkacak. Cumhurbaşkanımız tekrar tekrar bu konuyla ilgili ayrıntılı bilgi aldı. Bahsedilen bu tedaviyi bilimsel kurullar onaylarsa, Türkiye Cumhuriyeti Devleti o tedavinin de bu çocuklara ulaşmasını sağlayacaktır. Bu kadar.”

  • AK Partili Kurtulmuş: “2021 yılı ülkemiz için hem iktisadi hem de siyasi ve hukuki reformlar yılı olacaktır”

    AK Partili Kurtulmuş: “2021 yılı ülkemiz için hem iktisadi hem de siyasi ve hukuki reformlar yılı olacaktır”

    AK Parti Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş, “Yatırımcılarımızın, vatandaşlarımızın sıkıntılarının farkındayız. 2021 yılı ülkemiz için hem iktisadi hem de siyasi ve hukuki reformlar yılı olacaktır” dedi.

    TBMM Genel Kurulunda 2021 Merkezi Yönetim Bütçe Teklifi ve 2019 Kesin Hesap Kanun Teklifi görüşmeleri başladı. AK Parti Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş, Genel Kurulda yaptığı konuşmada CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘kurşun asker’ sözlerine ilişkin, “Ben hiçbir Cumhuriyet Halk Partili arkadaşımı ‘kurşun asker’ olarak itham etmem. AK Parti’deki hiçbir arkadaşımız da kurşun asker değildir. Akıl, insaf, izan sahibi vatansever insanlardır” dedi.

    Kılıçdaroğlu’nun sözlerine cevap veren Kurtulmuş, “AK Parti’nin devletin yapısıyla ilgili hiçbir sorunu yoktur. AK Parti, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yöneten siyasi kadronun merkezidir” diye konuştu.

    Kurtulmuş, Kılıçdaroğlu’nun ‘Demokrasiyi ilk seçimde getireceğiz’ sözlerine de şöyle cevap verdi:

    “Demokrasi Osmanlı’nın son döneminde o günün şartlarında, hatta tek partili dönemde o günün şartları içerisinde gelmiştir. 1950 seçimlerinden sonra Türkiye’ye gelmiş ve en hakiki demokrasidir. 1950 yılında halkın oylarıyla seçilen başbakan idam sehpasına götürülmesine rağmen şehit başbakanına arkasından ağlayan millet demokrasiye sahip çıkmıştır. 12 Eylül’de binlerce vatan evladı bir sağdan bir soldan diyerek ortadan kaldırılırken, 12 Eylül yönetimine rağmen bu millet demokrasiye sahip çıkmıştır. Demokrasi bu millete gelmiş, bu millet demokrasiyi içselleştirmiştir.”

    Kurtulmuş, erken seçim söylemlerine yönelik olarak, “Erken seçimin rasyonel ve siyasi şartları yoktur. AK Parti ve Milliyetçi Hareket Partisi’nin oluşturduğu Cumhur İttifakı milli konularda kararlılıkla yoluna devam ediyor. 2023’te yapılacak seçimlerde de Recep Tayyip Erdoğan milletin oylarıyla yeniden cumhurbaşkanı seçilecektir. Sayın Kılıçdaroğlu 2023 seçimlerinde aday olabileceği sinyalini verdi. 2023 seçimlerinde aday olur ya da Cumhuriyet Halk Partisi’nden bir arkadaş aday olursa, dostlarıyla birlikte iktidar olursa ağzımızı açıp bir şey söylemeyiz” ifadelerini kullandı.

    Kurtulmuş, 2021 bütçesine ilişkin de, “Türkiye’deki yatırımları sürdürmeye devam edeceğiz. Özellikle ekonomide güveni arttıracak tedbirlerin alınması, ekonomi yönetimimizin önemli kaldıraçlardan bir tanesi olacaktır. Yatırımcılarımızın, vatandaşlarımızın sıkıntılarının farkındayız. 2021 yılı ülkemiz için hem iktisadi hem de siyasi ve hukuki reformlar yılı olacaktır. 2021 yılı AK Parti’nin reformcu yılının bir kez daha müşahede edileceği yıl olacaktır” dedi.

    “Faizlerin aşağı çekilmesiyle 766 milyarlık rakam milletimizin kasasında kalmıştır ve hizmet olarak millete gitmiştir”

    AK Parti Grup Başkanvekili Mehmet Muş da şöyle konuştu:

    “AK Parti iktidarından önce 100 liralık bir bütçenin 43 lirasını sadece faize veriyorduk, yani böyle bir Türkiye devralmıştık. 43 lirası faize gidiyordu ve bu rakam bu dönemlerde yüzde 9-10’lara kadar düşmüş vaziyette. Yani 100 liralık gelirin 10 lirası faize ayrılıyor. Peki, aradaki 35 lira nereye gitti? Sağlığa, eğitime, milli savunmaya, sosyal yardımlara veya sayamayacağımız bilumum hizmetlere gitti.”

    Muş, Kılıçdaroğlu’nun “Londra’daki tefecilere şu kadar faiz ödediler” sözlerine yönelik, “Burada bir faiz hesaplaması da kendisi yapmıştır. Şimdi, sizlere bir rakam vereyim: Sayın Kılıçdaroğlu’nun özlediği tablo olsaydı eğer, yani 100 liralık gelirin 43 lirası faize gitmiş olsaydı nasıl bir tablo olurdu? Sonra takdiri sizlere bırakmak istiyorum. Eğer 2021 yılının bütçesinde bahsettiğim gibi faiz giderlerinin oranı yüzde 43’te kalsaydı bugün planlanandan 400 milyar daha fazla biz faiz ödüyor olacaktık. Bu, faizleri düşürmeyle beraber milletimizin kasasında kalmıştır. Burada döviz noktasında bir hesaplama yaptı Kemal Bey. Eğer bu faiz oranları düşmemiş olsaydı 766 milyar dolar daha fazla faiz ödüyor olacaktık. Dolayısıyla, faizlerin aşağı çekilmesiyle beraber bu 766 milyarlık rakam milletimizin kasasında kalmıştır ve hizmet olarak millete gitmiştir” ifadelerini kullandı.

    Borsa İstanbul’la ilgili iddialara ilişkin Muş, “2019 kârı 1 milyar. Bakın, 2019 kârı 1 milyar. 200 milyon dolara satılmış, yüzde 10’u 1,6 milyar liraya satılmış yani kârından hesapladığınız zaman bunun geri dönüşü 15, 16 yıla tekabül ediyor” diye konuştu. Muş’a konuşması esnasında CHP milletvekilleri müdahale etti.

    Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı ve Eskişehir Milletvekili Mustafa Destici ise muhalefete yönelik, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti, İçişleri Bakanlığı, kahraman ordumuz, güvenlik güçlerimiz nasıl terörü yok edecekse, sizi de kurtaracak. Çünkü sizler özgür değilsiniz. Sizlerin vicdanları kelepçelenmiş vaziyette. İnşallah Türkiye’de terör bittiğinde sizler de özgürleşeceksiniz, hem Türkiye’nin partisi olacaksınız hem de milletin değerlerini sahipleneceksiniz” diye konuştu.