Etiket: ‘Siyaset

  • Siyaset bilimci Prof. Dr. Tosun, OHAL’i anlattı

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 3 ay süreyle ülke genelinde Olağanüstü Hal (OHAL) uygulamasına geçileceğini açıklamasının ardından vatandaşların endişeye kapılmaması gerektiğini belirten Prof. Dr. Tanju Tosun, OHAL’in ne demek olduğunu ve Türkiye’ye ne gibi yansımalarının olacağını anlattı.

    Ege Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde görevli Siyaset Bilimci Prof. Dr. Tanju Tosun, OHAL döneminde vatandaşların gündelik hayatlarında değişiklik olacağını zannetmediğini kaydetti. Tosun, “Kamu bürokrasisi işleyişinde devlet içinde örgütlenmiş olan illegal yapının tamamen tasfiye edilmesi anlamında OHAL devletin elini çok daha güçlendirecek. 15 Temmuz’da emniyet teşkilatı çok iyi bir sınav verdi. Emniyet teşkilatının, valilerin emrinde sadece vatandaşın hak ve hürriyetleri aleyhine bu uygulamaları kullanması günümüzde mümkün değil. Hiçbir endişeye mahal olmadığını düşünüyorum. Türkiye yoluna devam edecek” diye konuştu.

    “İdare bu yetkiyi keyfi olarak kullanmaz”

    OHAL hakkında detaylı bilgi veren Prof. Dr. Tanju Tosun, “OHAL, her şeyden önce demokratik ve sivil bir rejim içinde ülkede tabii afet, doğal afet ya da şiddet olayları karşısında devlet yönetiminde alınması gereken tedbirlerin daha etkin ve daha verimli şekilde alınmasını amaçlayan demokratik rejimlerdeki bir uygulamadır. Anayasanın 119. ve 120. maddelerinde ve 1983’te çıkan OHAL Kanununda yetki valilere verilmektedir. Sivil rejim içinde valiye yetki veriliyorsa, askeri rejim döneminde bu yetki sıkıyönetim komutanlarına ait olur. Bu bir Anayasal yetkidir. Temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulması idareye tanınmış yetkidir ama idare de bu yetkiyi keyfi olarak kullanmaz. Türkiye gibi yönünü, rejimini demokratikleştirme adına hedefleyen bir ülkede bunu kötüye kullanma olasılığının olmadığını düşünüyorum” dedi.

    “OHAL’i demokratik rejime aykırı şeklinde yorumlamak doğru değil”

    OHAL uygulamasının kanun hükümde kararname yetkisi ile kamu yönetiminde etkinliği sağlamaya yönelik bir uygulama olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tanju Tosun, sözlerini şöyle sürdürdü: “OHAL’i baştan demokratik rejime aykırı, temel hak ve özgürlüklerin durdurulması şeklinde yorumlamak doğru değil. Önemli olan sınırlarının özellikle temel ve hak özgürlükleri tahrip etmeyecek şekilde belirlenmesi gerekiyor. Amaç kamu yönetimini daha etkin hale getirmek. Demokratiklik açısından özüne sadık kalındığı takdirde sıkıntıların olacağını tahmin etmiyorum.”

    “Fransa sağladı, biz niye sağlayamayalım”

    Fransa’da uygulanan OHAL’e de değinen Tosun, “Dünyanın çeşitli demokratik rejimlerinde OHAL uygulamaları demokratik anayasalar tarafından hükümetlere ya da devlet başkanına, çeşitli yürütme organına tanınmış olan bir yetkidir. Baştan reddetmek yerine amaçlananın ne olduğunu ve amaçlanan ile OHAL dönemindeki işlemler arasındaki dengeyi görmek gerekir. Fransa sağladı, biz niye sağlayamayalım” yorumunda bulundu.

    “Sokağa çıkma yasağı olacak yaklaşımı ön yargılı olur”

    Vatandaşların en çok sorduğu “Temel hak ve özgürlüklerde kısıtlama olacak mı?” sorusunu da yanıtlayan Tosun, “Temel ve hak özgürlüklerin durdurulması söz konusu olabilir. Seyahat hürriyeti açısında kısıtlamalar getirilebiliyor, kimlik bildirimi açısından çok daha sıkı bir kimlik kontrol söz konusu olabilir ama ‘Türkiye’de sokağa çıkma yasağına yol açacaktır’ şeklinde bir yaklaşım ön yargılı olur. Bizzat siyasal iktidar 15 Temmuz akşamı halkı demokrasi adına nöbete davet ediyor. Böyle bir yaklaşım varken yasağın bu rejimi hayata geçireceğini düşünmek çelişki olur. Ancak idarenin elinde yetkiyi gerekli olduğu takdirde sınırlı şekilde kullanma imkanı var” cevabını verdi.

  • TBMM Başkanı İsmail Kahraman’a ’Siyaset Onur Ödülü’ Verildi

    Ekovitrin dergisi, “15’inci Yılın Starları Ödülleri” Wow İstanbul Otel’de düzenlenen törenle sahiplerini buldu. Törende TBMM Başkanı İsmail Kahraman’a ’Siyaset Onur Ödülü’ verildi.

    Uluslararası aylık ekonomi ve iş dünyası dergisi Ekovitrin’in bu yıl 15’incisini düzenlediği “Yılın Starları Ödülleri” sahiplerini buldu. Törene; TBMM Başkanı İsmail Kahraman başta olmak üzere yurt içinden ve yurt dışından 500’e yakın davetli katıldı. Wow İstanbul Otel’in ev sahipliğinde düzenlenen törende TBMM Başkanı İsmail Kahraman’a ’Siyaset Onur Ödülü’ takdim edilirken, ’Yılın Holdingi’ ödülüne NATA Holding sahip oldu.

    İş dünyasından çeşitli kişi ve kuruluşların ödüllerini aldığı gecede konuşma yapan İsmail Kahraman, “Etkisi dikkate alındığında medyanın fiilen kimi zaman yasama, yürütme, yargı kadar önemli bir kuvvet haline geldiği görülmektedir. Çünkü yasamayı da, yürütmeyi de, yargıyı da etkileyebilmektedir. Hepimizin şahit olduğu gibi bazen medya bir bardak suda fırtına kopartabiliyor. Pireyi deve, deveyi pire yapabiliyor. Algı operasyonu, manipülasyon aracı olabiliyor. Kara ve gri propagandanın bir parçası yapılabiliyor. Bu yüzden hem basın özgürlüğünün korunması hem de ahlaki ilkelere uygun bir şekilde kullanılması kurumlar arasında denge sağlanması gereklidir” dedi.

    “EKONOMİK KALKINMA, İSTİHDAM VE YATIRIM MESELELERİ DEVLET GÜÇLERİNCE ÖNEMLİ VE ÇOK CİDDİ ÖNCELİKLİ BİR DURUM HALİNE GELMİŞTİR”

    Ekonominin günümüzde geçmiş çağlarla kıyaslandığında toplumların ve fertlerin hayatında çok daha önemli bir hale geldiğine değinen Meclis Başkanı Kahraman, “Buna bağlı olarak ekonomik kalkınma, istihdam ve yatırım meseleleri devlet güçlerince önemli ve çok ciddi öncelikli bir durum haline gelmiştir. Gelir dağılımdaki adaletsizliklerin giderilmesi konusu bütün devletlerin en önemli gündem maddelerinden birisini oluşturmaya başlamıştır. Ayrıca küreselleşme diye bir olgu ortaya çıkmış iktisadi emperyalizm denilen yeni bir sömürü düzeninden söz etmekle mümkün hale gelmiştir. Dünya aşırı bir üretim ve tüketim durumuna gelmiş, buna bağlı olarak çevre sorunları tüm dünyanın ortak meselesi haline gelmiştir. Böylesi bir dünyada ekonomi haberlerinin ne kadar büyük önem taşıdığını anlamak zor değildir. Aynı şekilde dürüst ve doğru bir ekonomi haberciliğinin de ne kadar ehemmiyetli hale gelmiş olduğunu artık herkes takdir etmektedir. Bu arada gelişmemizi, kalkınmamızı önlemek isteyen dış ve iç mihrakların oyunlarına gelmeden, tuzaklarına düşmeden, ülkemizi tarihin üslubuna ulaştırmada başarılı olacağımıza yürekten inandığımı belirtmek isterim” diye konuştu.

    NATA HOLDİNG’E YILIN EN İYİ HOLDİNGİ ÖDÜLÜ

    Heyecan dolu dakikalar yaşanan gecede alanında uzman birçok kuruluş ödülle buluştu. Her yıl anket çalışması yaparak ödül sahiplerini belirleyen Ekovitrin’in bu yılki anket çalışmasında, ’Yılın Holdingi’ kategorisinde ödül almaya hak kazanan kuruluş NATA Holding oldu. Ödüller, TBMM Başkanı İsmail Kahraman tarafından takdim edildi.

  • 1 Mayıs’ta Taraftarlardan “İşçi Bayramında Siyaset Olmaz” Tepkisi

    Zonguldak’ta 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nde Zonguldak Kömürsporlu taraftarların kutlamalarda siyaset yapıldığı sözleriyle gerginlik yaşandı. Kürsüyü yumruklayan bir taraftar, kutlama komitesine tepki gösterdi.

    1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nde İstasyon Caddesi’nde toplanan kalabalık, kutlama alanı olarak belirlenen Madenci Anıtı önüne yürüdü. İl Emniyet Müdürlüğü’nce geniş güvenlik önlemleri alınan alana yürüyen kalabalık işçi bayramını kutladı. Türk-İş’in 1 Mayıs’ı Çanakkale’de kutlama kararı almasının ardından madenin başkenti Zonguldak’ta kutlamalara sendikalar, kollektif üyeleri ve dernekler katıldı. TMMOB Maden Mühendisleri Odası Başkanı Erdoğan Kaymakçı, kutlama komitesi adına bir konuşma yaptı. Kaymakçı, “Her gün içimizden birilerinin evlerine ateş düşüyor. Dökülen her damla kan, yaşanan her ölüm yeni ölümlerin kapısını açıyor. Şiddet ortamını besleyen, ateşe benzin döken, savaş politikalarını dayatan her kim olursa olsun şiddetle reddediyoruz. Savaşa karşı barışı istiyoruz” dedi.

    Saygı duruşunun da yapıldığı programda, Kömürspor taraftarı olduğu öne sürülen bir kişi kürsünün önüne gelerek tepkisini dile getirdi. Kürsüyü yumruklayan kişi, “İşçi Milli Takımı’na sahip çıkın. Zonguldakspor’a sahip çıkın” diyerek 3. Lig’de mücadele veren Zonguldak Kömürspor’a sahip çıkılmasını istedi. Çevredekiler tarafından sakinleştirilmeye çalışan taraftar, polis ekiplerinin de araya girmesiyle alandan uzaklaştırıldı. Alanda bir süre daha gerginlik devam ederken, Kömürspor taraftarlarından Zeki Beybeyoğlu, “İşçi bayramında siyaset olmaz” diyerek eleştiride bulundu.

    Taraftarlar, “Kahrolsun PKK” sloganları atarak alanı terk etti. Yaklaşık 2 bin kişinin katıldığı kutlamalara CHP Kadın Kolları Genel Başkanı Fatma Köse de katıldı. Davullu zurnalı eğlencenin yanı sıra yerel sanatçıların da sahne aldığı konserlerin ardından kutlamalar sona erdi.

  • ’Yeni Türkiye Yolunda Kadın Ve Siyaset’ Konferansı

    Canik Belediyesi tarafından düzenlenen ’Yeni Türkiye Yolunda Kadın ve Siyaset’ konulu konferansa katılan AK Parti İstanbul Milletvekili Ravza Kavakçı Kan, “Türkiye Cumhuriyeti’nde eşit bir şekilde bütün kadınlara başörtülü, başörtüsüz ayrım yapmadan seçilme ve hizmet etme hakkı 23 Haziran 2015’te verilmiştir” dedi.

    Canik Belediyesi’nin Yeni Anayasa ve Başkanlık Sistemi sürecine katkı sağlamak amacıyla düzenlediği Yeni Türkiye Yolunda konferanslarının 7.sini Canik Kültür Merkezi’nde yapıldı. ’Yeni Türkiye Yolunda Kadın ve Siyaset’ konulu konferansın konuşmacısı ise AK Parti İstanbul Milletvekili Ravza Kavakçı Kan oldu. Konferansa Canik Belediye Başkanı Osman Genç’in yanı sıra, başkan yardımcıları, sivil toplum kuruluşu temsilcileri, öğretim üyeleri ve çok sayıda vatandaş katıldı.

    Konferansta açılış konuşması yapan Canik Belediye Başkanı Osman Genç, “Yeni bir sisteme geçene kadar, yeni bir anayasa yapana kadar, başkanlık sistemine geçene kadar bu konferanslara devam edeceğiz. Yeni anayasa demek milletin özne olduğu, devletin nesne olduğu yani milletin zapturapt altına alındığı değil devletin zapturapt altına alındığı bir sistem olacaktır” ifadelerini kullandı.

    “HEPİMİZ İRTİCAYDIK”

    28 Şubat sürecinde yeni bir ayrıştırma başladığını söyleyen AK Parti İstanbul Milletvekili Ravza Kavakçı Kan, “O dönemde de terör devamlı mücadele ettiğimiz bir unsurken Milli Güvenlik toplantılarında bir numaralı tehdit irtica idi. İrtica kim idi? Hepimiz irticaydık. Bazımızın ki tescilliydi bazımızın ki tescilsiz. Sisteme karşı duran herkes irticacı diye etiketlenirdi. Sermaye de etiketlenirdi. Yeşil sermaye-yeşil olmayan sermaye. Sizin kimliğinize göre yaptığınız işte etiketleniyordu ve önü kesiliyordu. Bu dönemde ne oldu? Bir parti kapatıldı. Demokratik oylarla seçilmiş bir hükümet görevine devam edemedi” diye konuştu.

    “LÜTFEN BU KADINA HADDİNİ BİLDİRİN”

    28 Şubat’ın hemen akabinde bir hadisenin de mecliste yaşandığını söyleyen Ravza Kavakçı Kan, “Bu yasaklarla önü kapatılmaya çalışılan başörtülü kadınlardan bir tanesi hatta iki tanesi nasıl olmuştu da o seçimlerde seçilivermişti. İkisi de Yüksek Seçim Kurulu’na başörtülü başvurdular. İkisi de seçim çalışması yaptılar. İkisi de seçildiler. Bir tanesi Nesrin Ünal hanımdı bir tanesi de İstanbul 1. bölge milletvekili benim de kendisine oy verdiğim Merve Kavakçı. Sonra da bu olayı medya mercek altına aldı. Ne yapacaktı sistem bunun karşısında. Haftalar süren tartışmaların akabinde 2 Mayıs 1999 yemin günü geldi çattı. Meclis tüzüğünde başörtüsünü engelleyen hiçbir şey yok. İlk gelen milletvekili Nesrin Ünal hanım başı örtülü olmayan bir şekilde yemin etti ve milletvekilliğine devam etti. Ama diğer isim Merve Kavakçı yemin etmek için meclise geldiğinde birçoğumuzun hatırladığı bir sahne yaşandı. Türkiye’de kadınların kılık kıyafetine kimsenin karışmadığını, arzu ettiği şekilde giyinebileceğine ama bulunulan mekanın milletin değil de devletin en yüce makamı olduğu Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden bahsederken kullanılıyor buna dair bir konuşma oldu. Bu konuşmanın son kelimesi hepiniz için vurucu cümle, büyük bir emir, büyük bir cesaret; ‘lütfen bu kadına haddini bildirin!’. Bir başbakan ‘lütfen bu kadına haddini bildirin’ dedi. Bir kadına haddi nasıl bildirilir ki acaba? Dönemin medyası ‘aldık emri komutanım’ dediler. Anında o milletvekili hakkında yalan haberler uydurmaya başladılar. Bir insana haddi nasıl bildirilirdi. Dönemin cumhurbaşkanı o milletvekili hakkında ‘ajan, provokatör’ dedi. Hükümetin ilk icraatı onu vatandaşlıktan çıkardılar. Ailesine baskı yaptılar. Köşe yazarları da bu işe katıldılar. Onlarda vazifelerini yaptılar. Had bildirdiler. Onu destekleyen onu sevenlere de iyi bir haddimizi bildirdiler. Kadınlara hadlerini bildirdiler. Başörtülü kadınlara hadlerini birkaç kere bildirdiler. Muhafazakar erkeklere de hadlerini bildirdiler. Demokratlara da hadleri bildirildi. Öyle bir had bildirildi ki 2 Mayıs 1999’dan, 16 sene 21 gün sonra ancak AK Parti iktidarında 23 Haziran 2015’te benim gibi 7 Haziran seçimlerinde seçilen başörtülü kadın milletvekilleri de, başı örtülü olmayan kıymetli vekillerimiz de, erkek milletvekillerimizle beraber biz de yemin edip Meclis genel kurulunda hizmet etmeye başlayabildik. Türkiye olarak biz çok övünürüz dimi ‘biz kadına seçme seçilme hakkını 1934’te verdik’ diye. Hayır, Türkiye Cumhuriyeti’nde eşit bir şekilde bütün kadınlara; başörtülü, başörtüsüz ayrım yapmadan seçilme ve hizmet etme hakkı 23 Haziran 2015’te verilmiştir. Türkiye nereden nereye geldi. Ama daha yeni oldu bunlar” şeklinde konuştu.

  • 38 Üniversiteden Akademisyenler İş, Ekonomi Ve Siyaset Bilimini Konuştu

    Turgut Özal Üniversitesi’nin düzenlediği ‘Uluslararası Turgut Özal İş Ekonomi ve Siyaset Bilimi Kongresi’nde 38 üniversiteden akademisyenler iş, ekonomi ve siyaset bilimini konuştu.

    Turgut Özal Üniversitesi, merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ölüm yıl dönümünde ‘Uluslararası Turgut Özal İş Ekonomi ve Siyaset Bilimi Kongresi’ düzenledi. Kongrenin ana konuşmacıları Harvard Üniversitesi’nden Prof. Dr. Jack Lewis Snyder ile Bilkent Üniversitesi’nden Prof. Dr. Sübidey Togan oldu. 2 gün süren kongrede 27’si İngilizce, 84’ü Türkçe olmak üzere yapılan 111 sunum akademisyenler ve öğrenciler tarafından büyük ilgiyle takip edildi.

    Turgut Özal Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve İİBF Dekanı Prof. Dr. Muhammet Kösecik, kongrede yaptığı konuşmada 1.’sini 2013 yılında düzenledikleri Turgut Özal Kongresi’nin ikincisinde düzenlemekten büyük mutluluk duyduklarını belirterek, “Turgut Özal’ın idealleri olan uluslararası barış, demokrasi ve insan hakları konularını öne çıkaran kongremizde açılış konuşmalarını yapmak için Columbia ve Harvard Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Snyder ile Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Togan’ı aramızda görmekten mutluluk duyuyorum” dedi.

    Rektör Prof. Dr. Abdulkadir Şengün ise, Turgut Özal’ın idealleri doğrultusunda kurulan üniversitede onun hamle ruhunun yaşamasında en önemli faktörlerden birinin İktisadi İdari Bilimler Fakültesi olduğunu belirtti. Şengün, “Turgut Özal’ın hem siyasi hem politik hem de iktisadi politikaları Türkiye’de bir çağ atlamaya, çığır açmaya vesile olmuştur. Bugünde ne kadar kendisinin politikalarına ihtiyaç duyduğumuz ortadadır. Türkiye’nin iktisadi, siyasi ve uluslararası ilişkilerine katkısı bulunacak bu kongrenin düzenlenmesinde emeği geçen bütün arkadaşlarıma teşekkür ediyorum” diye konuştu.

    Columbia Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü ve Arnold Saltzma War and Peace Instititute Profesörü Jack Snyder ise, “Moderniteye Giden Yollar Demokrasi ve Alternatifleri” başlıklı bir konuşma yaptı. Konuşmasında farklı devletlerin modernite tecrübelerini demokrasiyle karşılaştırarak analiz eden Prof. Dr. Snyder, “Moderniteye giden yolda başarının sırrı nedir?” sorusunu sorarak başladı. Snyder, akademide bu soruya verilen cevapların farklı başarılı modernite örneklerinin ortaya çıkmasıyla zamanla çeşitlendiğini belirterek, özellikle Çin’in yükselişi, Rusya’nın yeniden dirilişi ve BRICS ülkelerinin (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika Cumhuriyeti ) tecrübelerinin modernite ve demokrasi arasındaki ilişkinin sorgulanması için önemli temeller teşkil ettiğini ifade etti.

    Bilkent Üniversitesi’nden Prof. Dr. Sübidey Togan ise 1970 ile 2015 yılları arasında cari işlemlerde sürdürülebilirliği örnekleriyle anlattı. Togan, 70’li yıllardan bu yana ülkenin ekonomik krizlerle çok yara aldığını aktararak, Özal’ın dışa açılma politikalarıyla ülkenin kaderini değiştirdiğine değindi.

    İki gün süren kongrede uluslararası ilişkilerden iktisada, siyaset biliminden işletmeye kadar birçok konuda oturumlar yapıldı. Akademisyenler bu kavramlara ilişkin çalışmalarını diğer öğrenci ve akademisyenlerle paylaştığı kongrede sunumlar büyük ilgi gördü. Kongrenin kapanış konuşmasında kongre hakkında bilgi veren Doç. Dr. Yavuz Kahraman, “38 farklı üniversiteden gelen arkadaşlarımız 5 tanesi İngilizce, 17 tanesi Türkçe oturum olmak üzere 22 farklı oturum gerçekleştirdiler. 27 İngilizce, 84’ü Türkçe olmak üzere 111 sunum da gerçekleşmiş oldu” dedi.