Etiket: Sisteminin

  • Türkiye enerji sisteminin en önemli sorunu; ithal enerjiye bağımlılık

    ’Türkiye Toplumunun Enerji Tercihleri Araştırması’nın sonuçlarına göre, Türkiye enerji sisteminin en önemli sorununun ’ithal enerjiye bağımlılık’ olduğu saptandı.

    Kadir Has Üniversitesi Enerji ve Sürdürülebilir Kalkınma Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin gerçekleştirdiği ’Türkiye Toplumunun Enerji Tercihleri Araştırması’nın sonuçları düzenlenen basın toplantısında açıklandı. Kadir Has Üniversitesi Enerji ve Sürdürülebilir Kalkınma Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Volkan Ediger, araştırmayı 12-27 Kasım 2016 tarihleri arasında Türkiye nüfusunun genel temsiliyetine sahip 16 kent merkezinde ikamet eden, 18 yaş ve üzeri bin 204 kişi ile yüz yüze olarak enerji tüketimine ilişkin soruları içeren anket ile gerçekleştirdiklerini bildirdi.

    Araştırma sonuçlarına göre; ’Türkiye enerji sisteminin en önemli sorunu nedir?’ sorusuna ankete katılanların yüzde 38,6’sı ithal enerjiye bağımlılık olarak cevap verdi. Ankete katılanların yüzde 30,8’i enerjinin pahalı olmasını Türkiye enerji sisteminin ikinci en önemli sorunu olarak belirledi.

    Enerjiden kaynaklanan en önemli çevre sorununun yüzde 41’lik oranla hava kirliliği olduğu kaydedilirken, insan sağlığı yüzde 20 ile ikinci, iklim değişikliği yüzde 17 ile enerjiden kaynaklanan en önemli üçüncü çevre sorunu oldu. Ayrıca, ankete katılanların yüzde 78’i küresel iklim değişikliğine inandığı bildirildi.

    ‘Petrol ve Doğalgaz Boru Hatları’ en başarılı bulunan alan

    Anketin siyasete yönelik en önemli sonucu ise, seçimlerde oy verdikleri partilerin enerji politikaları hakkında genellikle ’hiç bilgisi olmaması’. Katılımcılar, seçimlerde oy verirken de partilerinin enerji politikalarını dikkate almadıkları belirtilirken hükümetin enerji politikalarında en başarılı buldukları alanlar ise ’petrol ve doğalgaz boru hatları’, ’doğalgaz temini’ ve ’elektrik üretimi-iletimi-dağıtımı’ olurken; ’enerji fiyatları’ açık ara başarısız bulunanların başında yer aldığı kaydedildi.

    Ankete katılanların yüzde 50’si parasal olarak en çok elektrik, yüzde 39’u ise en çok doğalgaz kullandığını belirtti. Enerji tüketiminde ısınma yüzde 65 ile ilk sırada yer alırken, aydınlatma yüzde 22 ile ikinci sırada yer aldı. Üçüncü sıra ise yüzde 5’lik oranla ulaşım olarak belirlendi. Arabalarda en çok tercih edilen yakıt sırasıyla; yüzde 41 oranında dizel, yüzde 30 oranında otogaz ve yüzde 29 oranında benzin oldu.

    Isınma ihtiyacını doğalgaz ile karşılayanların oranı yüzde 54, kömür ile karşılayanların oranı yüzde 25, odun ile karşılayanların oranı ise yüzde 12 oldu. Ankete katılanların yüzde 65’i evlerinde ısı yalıtımı olmadığını, yüzde 34’lük kesimi ise olduğunu belirtti.

    Enerji ithalatında en fazla Azerbaycan destekleniyor

    Rusya’dan başlayıp Karadeniz üzerinden Türkiye’ye aktarılması planlanan doğalgaz boru hattı projesi ‘Türk Akımı’nın bilinirliğinin de sorgulandığı ankette yüzde 86’lık bir kesim proje hakkında hiç bilgisi olmadığını söyledi. Türkiye’nin enerjiyi en fazla Azerbaycan’dan almasını isteyenlerin oranı yüzde 42 ile birinci olurken, Rusya’dan alınmasını isteyenlerin oranı yüzde 20 ile ikinci sırada yer aldı. Ankete katılanların yüzde 40’ı ‘Güneş’i geleceğin enerji kaynağı olarak nitelendirirken, yüzde 22’si ise doğalgazı geleceğin enerji kaynağı olarak gösterdi.

  • YÖK üyesi Prof. Dr. Rahmi Er: “YÖK sisteminin çökeceğini düşünenlerin beklentisi boşa çıktı”

    Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) Üyesi Prof. Dr. Rahmi Er, FETÖ soruşturmaları sonrası görevden ihraç edilen akademisyenlere dikkat çekerek, YÖK sisteminin çökeceğini düşünenlerin beklentisinin boşa çıktığını kaydetti.

    YÖK Üyesi Prof. Dr. Rahmi Er, Kastamonu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Seyit Aydın’ı makamında ziyaret etti. Ziyarette basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Prof. Dr. Er, Türk yüksek öğretim siteminin FETÖ soruşturmaları kapsamında ihraç edilen öğretim üyeleri nedeniyle hiçbir sıkıntı yaşamadığını söyledi. FETÖ/PDY yapılanması soruşturmaları kapsamında akademisyenlerin üniversitelerden tasfiye edildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Er, “Bu FETÖ/PDY ilişkisi, iktisadı ya da mensubiyeti dolayısıyla. Ancak Türk yüksek öğretim sisteminin herkesin de yakından tanık olduğu üzere bunun olumsuz etkilerini pek hissettirmedi. Bu durum Türk yüksek öğretim siteminin gerçekten güçlü ve sağlam olduğunu da testi olmuş oldu. Bu olaylardan sonra tabii ki de Türk yüksek öğretim sisteminin çökeceği veya büyük bir darbe alacağı şeklinde bir takım çevrelerde beklenti oluşturuluyordu ancak bunlar boşa çıkmış oldu. Veyahutta uluslararası öğrenci sayısında azalma olacağı, Türk yüksek öğretim sistemine diğer ülkelerden öğrenci akışının kesileceği biçiminde bir söylenti de çıkarılıyordu. Ne var ki bugünkü veriler hiç de öyle değildir. Bu yıl geçen yıla oranla uluslararası öğrenci sayısında yüzde 10’a yakın bir artış meydana geldi. Bu durumdan memnuniyet duyuyoruz. Yüksek öğretim sistemi bu ihraçlar sonrasında programlarında herhangi bir aksama yaşamamıştır” dedi.

    Gereken her türlü tedbirlerin alındığını ifade eden Prof. Dr. Er, “Biz, Türk yüksek öğretim sistemi içerisinde daha çok öğretim üyesi yetiştirebilmek amacıyla gereken tedbirleri alıyoruz. Son olarak da Türkiye’nin öncelikli alanlarında olmak üzere 102 bin projesini başlattık. 100 alanda 2 bin öğretim üyesi yetiştirme projesidir bu. 2 bin kişiye burs veriyoruz. Bu programı geçtiğimiz günlerde başlatmış olduk ve ilanına da çıktık. Bizim akademik personel sayımız 160 bin civarındadır. Soruşturmalar kapsamında 4 bin 900 civarında bir akademisyenin üniversitelerimiz ile olan ilişkileri kesilmiştir. Sayı ciddi görünebilir fakat Yüksek Öğretim Kurulu olarak bizleri sarsacak bir rakam değildi” diye konuştu.

  • Açıköğretim Sisteminin Eskişehirli öğrencilerine başarı belgeleri

    Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesinin şimdiye kadar yaklaşık 30 ilde başarılı öğrencileriyle bir araya geldiği başarı belgesi takdim törenlerinde bu seferki durak Eskişehir oldu.

    Bu kapsamda düzenlenen “Açıköğretim Sistemi Eskişehir İli Başarı Belgesi Takdim Töreni” Anadolu Üniversitesi Öğrenci Merkezi Salon 2016’da gerçekleştirildi. 210 öğrencinin başarı belgesi aldığı törene, Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Naci Gündoğan’ın yanı sıra Açıköğretim Sisteminden Sorumlu Rektör Yardımcısı ve Açıköğretim Fakültesi Dekan Vekili Prof. Dr. Yücel Güney ile Açıköğretim Sistemi öğretim elemanları, öğrencileri ve yakınları katıldı. Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunması ile başlayan törende, Anadolu Üniversitesi Senfoni Orkestrası “Yaylı Quartet Konseri” verilirken Anadolu Üniversitesi’nin tanıtım filmlerinin gösterimi de gerçekleştirildi.

    “Dünya ölçeğinde en çok öğrencisi olan ikinci üniversiteyiz”

    Törene katılan öğrencilere ve yakınlarına “Hoş geldiniz” diyerek konuşmasına başlayan Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Naci Gündoğan, “Açıköğretim Sistemi, 1982 yılında ülkemizdeki öğrenci kapasitesine yetecek kadar üniversite olmaması sebebiyle çok önemli bir ihtiyaç doğrultusunda kurulmuştur. Kurulduğu ilk yıllarda 10 bin olan öğrenci sayısı, günümüze geldiğimizde artık milyonlarla ifade ediliyor. Şu anda dünya ölçeğinde en çok öğrencisi olan ikinci üniversite olmamızla beraber 1982’den bugüne kadar Açıköğretim Sistemine giren öğrenci sayısı bizim için gurur verici bir rakamla 7.8 milyondur” dedi.

    Başlangıçta yükseköğretime ulaşamayan genç nüfusa yönelik olarak kurulan Açıköğretim Sistemine günümüzde kayıtlı olan öğrencilerin ortalama yaşının 30 olduğunun da altını çizen Prof. Dr. Gündoğan “Bu durum Açıköğretim Sisteminin, hayat boyu öğrenme felsefesini yavaş yavaş bize öğrettiğini gösteriyor. Bir başka boyut ise öğrencilerimizin yaklaşık üçte biri, ikinci üniversitelerinin eğitimini Açıköğretim Sisteminde görüyor ve bu oran her geçen yıl artıyor” ifadelerini kullandı. Rektör Gündoğan konuşmasında ayrıca, Açıköğretim Sisteminin hayat boyu öğrenme temel hedefiyle sadece Türkiye sınırları içerisinde değil dünyanın her noktasında, fırsat eşitliği kapsamında eğitime ulaşma imkânı olamayan herkese ulaşabilmek için aralıksız şekilde çalışmalarını sürdürdüğünü söyledi.

    “Dezavantajlarınızı avantaja çeviriyoruz”

    Rektör Gündoğan, Açıköğretim Sistemin en önemli avantajının mekâna ve zamana bağlı olmayan bir eğitim sistemi olduğuna dikkat çekerek şunları aktardı:

    “Mutlaka bir yükseköğretim kurumuna gitmek ya da derslere girmek zorunda değilsiniz ama bunun avantajları olduğu gibi dezavantajları da var. Açıköğretim Sisteminde devamlı bir eğitim olmadığı için aidiyet duygusu diğer öğrencilere göre biraz daha zayıf olabiliyor. Biz, özellikle son yıllarda e-Öğrenme ve e-Kampüs sistemi aracılığıyla bu dezavantajlı durumu elimizden geldiğince ortadan kaldırmaya çalışıyoruz. Öğrencilerimizle daha fazla iletişim içinde olmayı, onlara daha fazla öğrenme materyali sunmayı, etkileşimi daha fazla artırmayı hedefliyoruz. Bunun yanında Eskişehir’de olan öğrencilerimizi kampüslerimizde, diğer öğrencilerimizi de bulundukları illerde ziyaret ederek özellikle başarılı öğrencilerimizi takdir edip onurlandırıyoruz.”

    “Normal yaşlarda üniversite okuyup bitirdikten sonra da öğrenmeye devam etmek gerekiyor.” diyen Prof. Dr. Naci Gündoğan son olarak, “Öğrenme süreci beşikten mezara kadar giden bir süreçtir. Dolayısıyla tüm mezunlarımıza ve öğrencilerimize ilgi duydukları Açıköğretim programlarına devam etmelerini öneriyorum. Eğer sistemde görmek istediğiniz yeni programlar varsa sizin talepleriniz doğrultusunda elimizden geldiğince araştırmalar yaparak yeni programlar da açmaya çalışacağız.” şeklinde konuştu.

    “Bu etkinlikler, heyecan ve motivasyonu artırıyor”

    Açıköğretim Sisteminden Sorumlu Rektör Yardımcısı ve Açıköğretim Fakültesi Dekan Vekili Prof. Dr. Yücel Güney ise, Açıköğretim Sistemi olarak 35 yıldır eğitim ve öğrenci sayısı konusunda başarılı bir noktaya geldiklerini ifade etti. Güney, “Bunun örneği, bugün bu salonda gördüğümüz başarılı öğrencilerden anlaşılıyor. Açıköğretim Sisteminde okuyan öğrencilerdeki öğrenme isteği ve arzusu bizi çok etkiliyor.” dedi. Başarı belgesi takdim törenini yaklaşık 3 yıldır farklı illerde yaptıklarını dile getiren Güney, “Bu etkinlikler hem bizdeki hem de öğrencilerdeki heyecan ve motivasyonu artırıyor. Sizleri göstermiş olduğunuz başarıdan dolayı tebrik ediyorum. Umarım hafta sonu yapılacak sınavlarda da aynı başarıyı gösterirsiniz” şeklinde konuştu.

    “Açıköğretim Sisteminin bugünlere gelmesinde başarılı öğrencilerin katkısı büyük”

    İşletme Fakültesi Dekan Vekili Prof. Dr. Hasan Durucasu konuşmasında Açıköğretim Sisteminin bugünlere gelmesinde başarılı öğrencilerin katkısının büyük olduğunu belirtti. Durucasu ayrıca, öğrencilerin kendilerine mücadele azmi sağladığını sözlerine kaydetti.

    “Öğrencilerimizin yanında olmaya özen gösteriyoruz”

    Açıköğretim Fakültesi Eskişehir Büro Yöneticisi Bülent Eren konuşmasında şunları aktardı: “Açıköğretim Fakültesinin bir parçası olarak bilim ve teknolojideki hızlı gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Öğrencilerimizle bilgi paylaşmak, onların sorunlarını gidermek ve daima yanlarında olmak için özen gösteriyoruz. Açıköğretim Sisteminin Eskişehir ailesi olarak kendini öğrenmeye adayan tüm öğrenci arkadaşlarımızı tebrik ediyorum.”

    “İkinci üniversiteye eşimle beraber başladık”

    Açıköğretim Sisteminde okuyan öğrenciler adına konuşma yapan Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Kamu Yönetimi 4. Sınıf öğrencisi Dr. Füsun Dede, “İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi mezunuyum. Çok uzun yıllar kamuda sağlık yöneticiliği yaptım. İkinci üniversiteye eşimle beraber başladıktan sonra ise çevremizden çok olumlu yorumlar aldık ve çok keyif alarak ders çalışmaya başladık.” sözleriyle Açıköğretim Sisteminin sağladığı olanaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

    “Dilediğiniz yerde dilediğiniz zaman eğitim almak çok büyük bir fırsattır”

    Açıköğretim Sistemi mezunları adına ise Eskişehir Ticaret Borsası Başkanı Ömer Zeydan bir konuşma gerçekleştirdi. Zeydan, “1984 yılında Eskişehir İktisadi ve Ticari İlimler Akademisinden mezun oldum. İlerleyen yıllarda arkadaşımın önerisiyle ikinci üniversite hakkım olduğunu öğrendim ve Adalet Önlisans Programında okumak istedim ve mezun oldum. Kısacası dilediğiniz yerde dilediğiniz zaman eğitim almak çok büyük bir fırsattır. Ben bu fırsatı yakaladığım ve Anadolu Üniversitesinde okuduğum için çok mutluyum.” ifadelerini kullandı.

    Açılış konuşmalarının ardından Radyo Televizyon Yayıncıları Meslek Birliği’nin (RATEM) düzenlediği “Aklıma Bir Fikir Geldi” yarışmasında televizyon kategorisinde ödül alan Açıköğretim Sistemi öğrencisi Muhammed Haznedar’a Rektör Prof. Dr. Naci Gündoğan tarafından da ödül takdim edildi. Açıköğretim Sisteminin e-öğrenme materyallerinden olan Soru-Küp uygulamasında dereceye giren öğrencilere ise Prof. Dr. Yücel Güney tarafından hediye verildi.

    Tören, Eskişehir’de Açıköğretim Sisteminde kayıtlı olan ve dereceye giren 210 öğrenciye başarı belgelerinin takdim edilmesinin ardından sona erdi.

  • Rektör Gündoğan, Konya’da Açıköğretim Sisteminin başarılı öğrencileriyle bir araya geldi

    Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Naci Gündoğan, Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Sisteminin farklı illerde yaşayan başarılı öğrencileriyle bir araya gelmeye devam ediyor.

    21 Aralık Çarşamba günü Konya’da düzenlenen törende dereceye giren öğrenciler, başarı belgelerini Rektör Gündoğan’ın elinden aldı. Meram Uluslararası Gençlik Akademisi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen törene, Rektör Gündoğan’ın yanı sıra Açıköğretim Sisteminden Sorumlu Rektör Yardımcısı ve Açıköğretim Fakültesi Dekan Vekili Prof. Dr. Yücel Güney ile Açıköğretim Sistemi öğretim elemanları ve öğrencileri katıldı. Açıköğretim Sisteminin 35 yıllık bir geçmişe sahip olduğuna dikkat çeken Rektör Prof. Dr. Naci Gündoğan, “Açıköğretim, şu anda hem yurt içinde hem de yurt dışında çok geniş kitlelere eğitim olanağı sunan bir sistem. Bugün itibariyle yaklaşık 8 milyon vatandaş, Açıköğretim Sisteminin öğrencisi olmuş ya da halen öğrencisi olmaya devam ediyor. Bu durum, hem bizi mutlu ediyor hem de beraberinde ciddi sorumluluklar yüklüyor” dedi.

    Açıköğretim Sisteminde başarı sağlamanın kolay olmadığına değinen Prof. Dr. Gündoğan, uzaktan eğitim sistemine yönelik bu algıyı en kısa zamanda değiştireceklerini söyledi. Bugün Açıköğretim Siteminde örgün sisteme kayıtlı öğrencilerden çok daha başarılı ve nitelikli öğrencilerin var olduğunu belirten Gündoğan, bunun örneklerini gördüklerini ve önümüzdeki dönemlerde de görmeye devam edeceklerini ifade etti.

    “İkinci üniversite fırsatı Türk yükseköğretiminde önemli bir çığır açtı”

    “Açıköğretim, artık herhangi bir üniversite okuyamayan değil, daha önce bir üniversitede okumuş fakat kendini farklı alanlarda geliştirmek isteyen, hayat boyu öğrenmenin de aracı olmuş bir sistem haline geldi” diyen Rektör Gündoğan, sözlerini şu şekilde sürdürdü:

    “Şu an Açıköğretim Sistemi, yüzde 20’si 18-25 yaş, yüzde 80’i ise 25 yaş üzeri öğrencilerden oluşuyor. Açıköğretim Sisteminin bundan sonraki hedefi sadece üniversite okuma şansı bulamayanlar değil. Bu durumda olan kişiler de önemli bir kitle bizim için fakat ekonomik olarak ya da başka nedenlerle üniversite okuma şansından mahrum olan öğrencilerimiz var. O öğrencilerimize de eğitim sunmak hem üniversite, hem de bireysel olarak görevimiz ve ödevimiz. Zaten Anadolu Üniversitesi olarak insanların hayatlarının her döneminde ihtiyaç duydukları eğitim-öğretim ihtiyacını sunma olanağına sahibiz. Dolayısıyla özellikle ‘ikinci üniversite’ fırsatının, Türk yükseköğretiminde önemli bir çığır açtığını düşünüyorum. Bundan sonra da inşallah bu programları zenginleştirmeye devam ederek daha geniş kitlelere ulaştırmak istiyoruz.”

    “Başarılı öğrencilerle bir şekilde buluşmamız gerekiyor”

    Örgün öğretimde bu tarz toplantıları aralıklarla yaptıklarını kaydeden Prof. Dr. Yücel Güney ise, “Düşündük ki Açıköğretim Sistemine kayıtlı öğrencilerimizin de bu tür buluşmalara hakkı var. Bu bağlamda başarılı öğrencilerle buluşmamız ve bu öğrencilerimize temas etmemiz gerektiğini fark ettik. Onların Anadolu Üniversiteli olduklarını bir şekilde hatırlatmamız ve hatırlamamamız gerekiyor. Bu konuda bize ciddi geri dönüşler oldu ve biz de çok mutlu olduk. Bu durum aynı zamanda bize büyük bir motivasyon kaynağı oldu” dedi.

    Tören, Açıköğretim Sisteminde dereceye giren öğrencilerine başarı belgelerinin takdim edilmesinin ardından sona erdi.

  • Bağışıklık Sisteminin Yanlış Çalışması Kısırlık Nedeni

    Bağışıklık sisteminin yanlış çalışması beraberinde sadece ciddi hastalıkları getirmekle kalmıyor. Son yıllarda yapılan araştırmalar bağışıklık sistem bozukluğunun kısırlığı da tetikleyebileceğini vurguluyor. Uzmanlar özellikle şeker hastalığı, tiroid hastalıkları ve vitamin eksikliklerinin buna zenim hazırladığına dikkat çekiyor.

    Şeker hastalığı riski, tiroid hastalıkları, vücutta meydana gelen vitamin eksiklikleri… Bunların hepsi bağışıklık sistemini de tehdit ediyor. Bozulan bağışıklık sistemi ise pek çok tehlikeli hastalığın yanında infertiliteyi de tetikliyor. Uzmanlar ise uyarıyor,”Kadın hastalıklarına bağlı anatomik bir sorununuz olmadığı halde hamile kalamıyorsanız, bağışıklık sisteminizi gözden geçirmeyi ihmal etmeyin. İmmunoterapi ile sorunu aşmak mümkün.” Konunun bağışıklık sistemi boyutu ile ilgili bilinmesi gerekenleri öğrenmek için İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ülkü Görmez’den bilgi aldık. Görmez şeker hastalığının önlenmesi ve dengede tutulması, tiroid hastalıklarının takibi; B12, D Vitamini ve C vitaminleri eksikliği gibi etkenlerin infertiliteyi tetiklediğinin altını çizdi.

    ŞEKER ERKEN MENOPOZU TETİKLİYOR, SPERM SAYISINI DÜŞÜRÜYOR Kısırlığın pek çok nedeni olduğunu ve kadın hastalıklarına bağlı anatomik nedenler dışındaki durumlarda da hamilelik gerçekleşemiyorsa, bağışıklık sisteminin de gözden geçirilmesi gerektiğini vurguladı. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ülkü Görmez,” Çok çeşitli kısırlık nedenleri vardır. Bunlardan kadın hastalıklarına bağlı anatomik nedenler konumuza girmemektedir. Bu Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanlarının ve Cerrahisini konusudur. Bizim ilgilendiğimiz asıl mesele metabolik infertilite ve hormonal infertilite nedenleridir. Bunların başında yumurtlama kalitesizliği diye de adlandırılan günümüz kadınlarının en sık yaşadığı sorun gelir.”dedi. Kısırlığa neden olan adet düzensizliği, erkeklerde sperm azlığı, erken menopoz riski gibi durumların metabolik ve hormonal sorunlarda çözülebilir olduğunu ifade eden Dr. Ülkü Görmez en ciddi nedenin şeker olduğunu ifade etti. Görmez,” Şeker hem kadınlarımızda hem de erkeklerde yumurta, sperm kalitesini belirleyen temel faktördür. Yumurtlama düzenimizdeki aksaklıkların, adet düzensizliğinin, erken menopoz tetiklenmesinin en önemli ve kayda değer nedenlerindendir. TURDEP-II çalışmasına göre Türkiye’ de iki kişiden biri bu risk altındadır. Yani insülin direnci ve/veya gizli şeker veya aşikar şeker hastalığının gelişmesi için yüzde 50 riskimiz var. Bu nedenle toplum olarak bilinçlenmek zorundayız. Şeker ve unlu mamul gibi şekere dönüşen gıdaları tüketmemeliyiz. Egzersiz yapmalıyız, kilomuzu dengede tutmalı ve bel çevremizi ölçmeliyiz. İnsülin direnci sorunu ne kadar düzeltilebilirse o kadar menopoz ve andropozdan uzaklaşırız ve yumurtlama kalitemiz düzene girer.”şeklinde konuştu.

    İnsülin direncini tetikleyen denenlere de değinen Dr. Ülkü Görmez,” Gluten tolerans bozukluğu toplumda yaygın bulunmaktadır. Her ne kadar yapılan çalışmalar yüzde 4 civarı diye öngörülse de ben bu sorunun toplumumuzda çok daha yaygın olduğu inancındayım. Light, şekersiz, yapay tatlandırıcılı ürünlerin kullanılmasının gluten intoleransını tetiklediği Mayo Klinik’in yaptığı çok geniş bir çalışmada da gösterilmiştir. Bugün Amerika’ da 28 milyon kişi bu sorunla uğraşmaktadır. Gıda intolerans testleri maalesef yurdumuzda yaygınlaşmadığı için bizim toplumumuzla ilgili net veri bulunmamaktadır. Gluten intoleransı, Laktoz intoleransı, D vitamin eksikliği, Genetik yatkınlık, Hareketsizlik, Obezite (bel çevresi artışı) insülin direncini tetikleyen başlıca nedenlerdir. Organik ve GDO’suz besinler, hareketli yaşam, kilo kontrolü, stres kontrolü ve düzenli yaşam biçimi ile ise genetiğimiz ve sağlığımız korunabiliyor.”ifadelerini kullandı.

    TİROİD HASTALIKLARI, OTOİMMÜN TİROİDİTLER ÖNEMLİ ETKEN

    Tiroid hastalıklarının da kısırlıpun başlıca nedenleri arasında yer aldığını ifade eden Uzman Dr. Ülkü Görmez,”En önemli metabolik hatta immunolojik kısırlık nedenlerinin başında Tiroid hastalıkları gelir. Erkeklerde sperm gelişimini, sayısını ve kadınlarda yumurtlama kalitesini etkileyebilmektedir. Böyle bir sorunla karşı karşıyaysak yani çocuk sahibi olamıyorsak veya erken menopoz tehdidi altında isek mutlaka Tiroid fonksiyon testlerimizin yanı sıra anti TPO, Anti TG gibi otoantikor seviyelerimizi de ölçtürmeli ve hatta mümkünse Tiroid USG testini yaptırmalıyız.Çünkü bilinmektedir ki, Türkiye’de her 3-4 kişiden birinde tiroid hastalığı bulunmaktadır. Türkiye endemiktir. İyot eksikliği, otoimmün tiroid hastalıkları oldukça sık görülmektedir.”dedi.

    VİTAMİN EKSİKLİĞİ DEYİP GEÇMEYİN

    Vitamin eksikliği konusu toplum olarak aslında hiç de üstüne düşmediğimiz bir konu ancak. Vitamin eksikliğinin pek çok ciddi hastalığa neden olduğu gibi infertiliteyi de tetiklediğini ifade eden Dr. Ülkü Görmez,” Özellikle Çinko eksikliği, Koenzim Q10, B12 ve folik asit eksikliği, Demir eksikliği, Selenyum eksikliği, C vitamini gibi vitamin eksikliklerine karşı her zaman doktor tavsiyesi ile önlem almalıyız. Tüm bu vitaminler hem spermatogenez yani sperm yapımının kalitesinde hem de oogenez yani yumurtlamanın kalitesinde rol oynamaktadır. D vitamini ile birlikte eksik olduklarında vücutta birçok bağışıklık mekanizmasında dengesizlikler ortaya çıkmaktadır. Tabii ki bu vitaminler doktor gözetiminde ve önerileriyle kişinin eksikliği testlerle tespit edilerek, en etkin dozda, kişiye özel replasmanlar yani yerine koyma tedavileri şeklinde yapılmak zorundadır. Bu eksiklikleri düzeltirken veya düzeltmeden önce hekimlerin dikkat etmesi gereken en önemli nokta ise bu eksikliklerin neden geliştiğinin tespit edilmesidir. Eğer tespit edilmeden sadece yerine koyma tedavileri uygulanacak olursa hayat boyu vitamin tedavileri kullanmak zorunda kalırız; veya hangi ilaçtan, vitaminden ne kadar miktarda, ne kadar süreyle kullanacağımız hep bir muamma olur. Örneğin en basit olarak demir eksikliğinin genç bir bayanda neden oluştuğunun tam olarak tanısının konmamış olması tedavide eksik kalınmakla sonuçlanır. Her zaman neden-sonuç ilişkisi immunoterapinin temelini teşkil eder. Hiç bir şey psikolojik değildir. Onun da altında immunolojik nedenler vardır.”dedi.