Etiket: sırrı

  • Güney Amerika Yerlilerinin Uzun Yaşam Sırrı: “Chia Tohumu”

    Güney Amerikalı yerlilerin sağlıklı beslenmesi ve genç görünmesini sağlayan bitkilerin başında gelen chia tohumu hakkında bilinmeyenler, genç ve dinç kalarak sağlıklı uzun bir ömür arzulayanların öğrenmesi gereken birçok konuyu Diyetisyen Merve Yılmaz Savur, meraklıları için anlattı.

    Tek bir chia tohumunun yüzde 20 oranında protein, yüzde 34 oranında yağ ve yüzde 25 oranında diyet lifi içerdiğini belirten diyetisyen Savur, yüzde 25’lik yağ oranının büyük bir kısmının ise omega-3 yağ asitleri oluşturmakta olduğunu söyledi.

    Chia tohumunun glutensiz olması ise çölyak hastaları için sağlıklı bir alternatif olduğunu vurgulayan Savur, “1 yemek kaşığı chia tohumunu 1 bardak su ile karıştırıp yarım saat beklettiğinizde tohumun içeriğindeki çözünür lifler sayesinde sıvı, jelatini andıran bir form oluştuğunu göreceksiniz. Yapılan araştırmalar chia tohumunun sindirildiğinde midede de aynı formu aldığını ortaya çıkarmıştır. Midede oluşan jel karbonhidratlar ile onları parçalayan sindirim enzimleri arasında bir bariyer oluşturuyor, dolayısıyla karbonhidratların şekere dönüşme süreci yavaşlamış oluyor. Chia tohumu bu sayede kan şekeri seviyesini normalleştirirken aldığı form sayesinde acıkmayı önlüyor, uzun süre tok tutuyor” dedi.

    Chia tohumlarının bir diğer önemli özelliği içeriklerindeki yüksek yağ seviyesi olduğunu hatırlatan Savur, “Bu tohum kaliteli bir yağ olan omega-3 yağ asitlerinden zengindir. Doymamış yağ asitleri vücudun A, D, E, K gibi yağda çözünen vitaminlerin emilmesine yardım eder. Ayrıca et, balık gibi diğer omega-3 kaynaklarının tersine chia da kolesterol olmaması da bu tohumu daha avantajlı bir hale getirmektedir. ‘Plant Foods for Human Nutrition’ dergisinde yayımlanan bir araştırmada, 7 gün boyunca günde 25 gram chia tüketen kişilerin vücutlarındaki omega-3 yağ asidi seviyesinin önemli miktarda arttığı gözlenmiştir” ifadelerini kullandı.

    CHİA TOHUMU NASIL TÜKETİLMELİ?

    Chia tohumunun nasıl tüketilebileceği yönünde de bilgiler veren Savur, “Chia tohumları belirgin bir tada sahip değiller. Kahvaltıdan sonra 1 bardak suda yarım saat bekleterek içebilirsiniz. Ayrıca kahvaltılık gevreklere, meyve-sebze sularına, çeşitli yemeklere, süt veya yoğurta ekleyerek de tüketebilirsiniz. Günlük önerilen miktarı 1-2 yemek kaşığıdır. 28 gram chia tohumunda 11 gram diyet lifi bulunmaktadır. Bu miktar yetişkinler için önerilen günlük miktarın üçte biri kadardır” şeklinde konuştu.

    GÜÇLÜ DİŞLER VE KEMİKLER İÇİN CHİA TOHUMU

    1 avuç chia tavsiye edilen günlük kalsiyum miktarının yüzde 18’ini içermekte olduğunu belirten Savur, “Sağlıklı diş ve kemiklere sahip olmak ve osteoporozdan korunmak için güzel bir alternatiftir. Vejetaryenler için ideal besinlerden biri olan chianın 28 gramı 4.4 gram protein içermektedir. Bu miktar ise günlük tavsiye edilen miktarın yaklaşık yüzde 10’unu içermektedir. 100 g chia tohumu besin değeri, protein 20,7 g, yağ 32,8 g, karbonhidrat 41,8 g, kalsiyum 714 mg ve demir 16,4 mg” diye konuştu.

    GÜNEY AFRİKALILARIN SAVAŞ’TA VAZGEÇİLMEZİ CHİA TOHUMU

    Chia tohumunun tarihçesi hakkında da bilgiler veren Savur, “Chia tohumları Meksika ile Guatemala’ya özgü, nane ailesine ait çiçekli bir bitkiden elde ediliyor. Chia ilk kez M.Ö. 3500 yıllarında Aztekler tarafından kullanılmaya başlandı. Özellikle Meksika vadisinde yetişen bitki Aztek diyetinin temel taşlarından biridir. Güney Amerika yerlileri yüzlerce yıl bitkinin tohumlarını ayıklayarak kimi zaman ham haliyle kimi zaman suya ya da başka besinlere karıştırarak tüketmişlerdir. Yıllarda bozulmadan saklanabilen chia ununu uzun yolculuklar ve savaşlarda yanlarında taşıyarak enerji ihtiyaçlarını karşılamışlardır. Chia tohumları genellikle 1 milimetre çapında, ovaldir” dedi.

  • “Güzel Ve Kırışıksız Sağlıklı Bir Cildin Sırrı, E Vitamini”

    Softem Marka Müdürü Elçin Demir, cilde E vitamini uygulamanın çizgi, kırışıklık ve yaşlılık lekelerinin azalmasına, yağın antioksidan özelliği ile yeni kırışık oluşumunu engellemeye yardımcı olduğunu söyledi.

    Softem Marka Müdürü Elçin Demir, vücuda E vitamini uygulamanın, cildin doğal yapısında bulunan ve yaşla birlikte azalıp yaşlanmasına sebep olan elastin ve kalojen üretimini arttırarak derinin esnek kalmasını sağlamaya yardımcı olduğunu söyledi. E vitaminin ayrıca, ciltteki çizgi, kırışıklık ve yaşlılık lekelerinin azalmasına, yağın antioksidan özelliği ile yeni kırışık oluşumunu engellemeye yardımcı olduğunu kaydeden Demir, “Yaraların daha çabuk iyileşmesi, yaşlanmanın cilt üzerindeki belirtilerinin ötelenmesi, cildin daha parlak olması ve kırışıklıkların hafiflemesinin desteklenmesi gibi pek çok faydası bulunmaktadır” dedi.

    Güzel ve kırışıksız sağlıklı bir cildin sırrı, her şeyden önce doğru, dengeli bir beslenme ile belirlendiğini vurgulayan Demir, “Günlük vitamin ihtiyacını besinlerle karşıladığımız gibi, cildimize de ihtiyacı olan vitamin içerikli ürünleri vermemiz gerekiyor Vitaminlerin cilt yaşlanmasını yavaşlattığı, kırışık oluşumunu önlediği ve faydaları olduğu kanıtlanmıştır. Günümüzde, nemlendirici, bakım kremi ve serumların içeriğinde, cilt sağlığına faydalı kırışık oluşumunu önleyici, cilt yaşlanmasını yavaşlatan vitaminler kullanılıyor. E vitamini erken yaşlanmayı önleyen güçlü bir antioksidandır. Günlük beslenme içinde E vitamini tüketiminin yanı sıra E vitamini yağı cilde topikal olarak da uygulanabilir” ifadelerini kullandı.

    Yaşla birlikte, cildin elastikiyeti azalır ve kırışıklıklar oluşmaya başlar. Bu doğal süreç kötü cilt bakımı, yetersiz beslenme, sigara ve alkol nedeniyle hızlanabilir. E vitamini cilde esnekliğini veren kolajen üretimini arttırarak yaşlılığın cilt üzerindeki belirtilerini geciktirebilir. Kolajen üretimi arttıkça bağ dokusu güçlenir ve cilt sıkılaşır. Gıdalar yoluyla aldığınız E vitaminine ek olarak E vitamini içeren cilt bakım kapsülleriyle de cildinizi kırışıklıklara karşı daha uzun süre koruyabilirsiniz.

  • İşte 150 Yıl Yaşamanın Sırrı

    İzmir’de “Sağlıkla 150 yıl yaşamanın yolları ve metabolomikler” konulu bir konferans veren Avrupa Metabolomik Tıp Enstitüsü Başkanı Dr. Dimitris Tsoukalas, zeki kadınlarla evli erkeklerin daha uzun yaşadığına dair bir araştırmanın olduğuna dikkat çekti.

    İzmir Üniversitesi Hastanesi, Avrupa Tıbbi Beslenme Enstitüsü Başkanı Dr. Dimitris Tsoukalas’ın, “Sağlıkla 150 yıl yaşamanın yolları ve metabolomikler” konulu konferansına ev sahipliği yaptı. Konferansın açılış konuşmasını yapan İzmir Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Melikşah Ertem, Dr. Tsoukalas ile ilgili verdiği kısa bilginin ardından çevresel faktörleri kontrol etmek için uğraş verirken devamlı araştırmalar da yaptıklarını ifade ederek, “Metabolomikler tam da bu ikisinin ortasında bir yerde” dedi.

    Otoimmün ve metabolik hastalıkların tanı ve tedavisinde 20 yıldır önemli çalışmalar yapan Araştırmacı, eğitimci ve yazar Dr. Dimitris Tsoukalas, İzmir Üniversitesi Hastanesi Ata Salonu’nda verdiği konferansta son 50-60 yılda bulaşıcı hastalıklardan ölümlerin azaldığını söyledi. 1900’lerde bulaşıcı hastalıkların ölümlere daha çok sebep olduğunu anlatan Dr. Tsoukalas, “Bugünlerde ise kronik hastalıklar bunun yerini aldı. Bulaşıcı hastalıklarda ölüm oranı sürekli azalıyor. Son 15 yılda kronik hastalıklardan ölüm hızla artıyor ve popülasyonun yüzde 50’si bununla mücadele ediyor” dedi.

    UZUN YAŞAMIN SIRLARI

    Avrupa Metabolomik Tıp Enstitüsü Başkanı Dr. Dimitris Tsoukalas, konferans sonunda yaptığı açıklamada, küçük molekülleri inceledikleri uzun süren çalışmalar sonunda sağlıklı görünen şeylerin gerçekten de sağlıklı olduğunu öğrendiklerini söyledi. Uzun yaşamın sırrını, “İyi uyumalıyız, bol su içmeliyiz, diyetimize dikkat etmeliyiz, egzersiz yapmalıyız” diye açıklayan Dr. Tsoukalas, “Bunlar kişiden kişiye göre değişebilir. Endüstriyel işlenmiş gıdaların tüketimini durdurmamız lazım. Şeker tüketimini azaltmamız lazım. Durağan olmamız lazım. Alkol ve sigara tüketmememiz lazım. En güzeli de çıkıp dolaşalım, hareket edelim” dedi.

    “D VİTAMİNİ SEVİYEMİZ DÜŞÜK”

    Yürüyüş yapmanın stres atmaya faydasının yanı sıra vücudun D vitamini sentezine de yardımcı olduğuna vurgu yapan Tsoukalas, “Çok güneşli bir ülke olduğumuz için güneşe çıkmaktan kaçınıyoruz. D vitamini seviyemiz çok düşük” diye konuştu.

    “ZEKİ KADINLAR ÖMÜR UZATIYOR”

    Bir araştırmanın sonucuna göre eşini kaybeden kadınların daha uzun yaşadığının sorulması üzerine, “Benim bildiğim eşini kaybetmek bir insan için en büyük streslerden birisidir. Bu da yaşam kalitesini azaltıyor” dedi. Zeki kadınlarla evli erkeklerin daha uzun yaşadığına dair bir araştırmanın olduğuna dikkat çeken Dr. Tsoukalas, “Zeki kadınlarla evli erkeklerin ömrü uzuyor. Çünkü bu kadınlar onun beslenmesinde önemli rol oynuyorlar ve onlara iyi bir ortam oluşturuyorlar. Eşiniz ne kadar zekiyse sizde o kadar uzun yaşarsınız” ifadelerini kullandı.

  • Kadın Ve Erkek Kemiklerinin Sırrı Çözülemedi

    Osmaniye’de bulunan, bir kadın ve erkeğe ait olduğu sanılan kemiklerin sırrı hala çözülemedi.

    Edinilen bilgiye göre, 11 Nisan 2016 tarihinde Osmaniye’nin Şekerdere köyü, Şekerdere viyadüğünde insan kemikleri gören vatandaşlar, durumu jandarmaya haber verdi. Olay yerine gelen jandarma ekipleri kemikleri toplayarak incelenmek üzere Adana Adli Tıp Kurumu Morgu’na götürdü. Burada yapılan ilk incelemede kemiklerin bir kadın ve erkeğe ait olduğu tahmin ediliyor. Ayrıca kemikler üzerinde yapılan incelemede bir kafatasında 2 mermi girişi belirlendi. Ayrıca jandarmanın yaptığı olay yeri incelemede kemiklerin yanında boş kovan ve bıçak bulundu. Kemiklerin kime ait olduğunun belirlenmesi için yapılan çalışmadan şu ana kadar bir sonuç elde edilemedi.

    Jandarma, Şekerdere ve yakınındaki köylerde son 2 yıl içerisinde kayıp olan şahısların yakınlarıyla görüşüp DNA örnekleri aldırıyor. 15 gün içerisinde kimlik belirlenemezse kemikler bir mezarlığın kimsesizler bölümüne defnedilecek. Ayrıca jandarma kadın ve erkeğin büyük olasılıkla cinayete kurban gitmiş olabileceği üzerinde duruyor.

  • İyileşmenin Sırrı: “Doğum Anını Şifalandırmak”

    Uzman Psikolog Özge Genlik, “Anne karnında geçirilen dokuz aylık süreç tüm yaşamımızı biçimlendiriyor” dedi.

    “Rahim; dünyadaki hikayemizin başladığı zemindir. Bu zeminde meydana gelen her türlü hissiyat dünyayı algılama biçimimizi şekillendirmektedir” diyen Genlik, “Rahimde geçirdiğimiz süreçte anne adayının deneyimlediği herşeyi karnındaki bebek de birebir deneyimlemektedir. Dolayısıyla anne adayının doğum süreci boyunca doğum psikoloğu ile birebir çalışması ve travmatik deneyimlerini şifalandırması sağlıklı bir bebeğin dünyaya gelmesine vesile olur” diye konuştu.

    DOĞUM HİKAYENİZİ BİLİYOR MUSUNUZ?

    Doğum anının; rahimden ayrışma ve yeni bir zemine, dış dünyaya “merhaba” dediğimiz ilk an olduğunu anlatan Uzman Psikolog Özge Genlik, şunları söyledi:

    “Doğal bir doğum ile kendi istediğiniz zaman ve kendi istediğiniz gibi mi dünyaya geldiniz, yoksa başka insanların (ebeveynleriniz ve doktorlar) seçtiği, belirlediği bir zaman diliminde hiç de istemediğiniz bir şekilde mi dünyaya geldiniz? Doğum anınıza hangi duygular eşlik etti? Sevgi, kabul, güven, sevecenlik mi, yoksa travmatik korku ve kaygı duygularının eşlik ettiği bir doğum anınız mı var? İlk yaşam deneyimleri rahimden özgürleşme anındaki ve sizi dünyaya getirmeye vesile olan kişi ile olan ilk temas/buluşma bütünüyle hafızanızda canlı. Sadece bilinç dışı mekanizmanız da kayıtlı, yaşam deneyimlerinizle birlikte kendisini fobiler, depresif ve kaygı bozuklukları, güven problemleri, suçluluk duyguları ile yaşamınıza karabasan gibi çöküyor olabilir. Şifalanmak ve iyileşmek için hiçbir zaman geç değildir. Doğum anınızı tekrar şimdi ve burada psikodönüşüm (bireyleri öğrenilmiş sınırlamalardan özgürleştirmeye yönelik psikoterapi uygulaması) seansları ile yeniden canlandırabilir ve anlamlandıramadığınız hiç de işlevsel olmayan duygu ve düşüncelerinizden özgürleşmek sizin elinizde.”